SURİYE’NİN “KÜRT AÇMAZI”


SURİYE’NİN “KÜRT AÇMAZI”

Yazan  26 Eylül 2009
Son günlerde Türkiye’de en fazla konuşulan konu hiç şüphe yok ki pek çok değişik sıfatlar ve isimler ile tamlanabilen “açılımlar”.

Öyle ki siyaset dünyasından tutun da sanat dünyasına, akademik dünyaya, medyaya, hatta spor dünyasına kadar her alanda bir "açılım sevdasıdır" gidiyor. Asırlık sorunlar, derin ve kimi zaman da karanlık bağlantıları olan birçok mesele, dış politikadaki açmazlar ve daha niceleri "açılım" anahtarları ile çözülmeye çalışılıyor.

AKP hükümeti tarafından "Demokratik Açılım Süreci" olarak adlandırılan "Pandora'nın Kutusu"ndan ilk çıkan açılımlar, bilindiği üzere "Kürt Açılımı" ve "Ermeni Açılımı" oldu. İlan edildikleri günden bu yana -henüz içerikleri tam olarak belli olmasa da- birçok açıdan tartışılan söz konusu açılımlar, kapsamları itibarı ile sadece Türkiye ile sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Zira hem Kürt hem de Ermeni açılımlarının ucu her anlamda son derece açık. Nitekim açılımlara ilişkin yorumlar, özellikle de Kürt açılımına ilişkin ilk değerlendirmeler ABD, AB, Suriye ve Irak'tan peşi sıra geldi bile.

Bu değerlendirmeler içerisinde en dikkat çekici olanı şüphesiz ki Suriye'nin değerlendirmeleri oldu. Çok değil zaman biraz geriye sarıldığında Suriye'nin konuyla olan ilişkisinin oldukça çetrefilli ve hatta çelişkili olduğunu görmek işten bile değil. Geçmişte PKK'ya verdiği yoğun ve açık desteğe karşılık kendi sınırları içerisinde yaşayan Kürtlere yönelik izlediği yarım asırlık baskı politikasının yarattığı "yaman çelişki", sicili oldukça kabarık geçmişini "temize çekmeye" çalışan Suriye'nin tam da sistemle barışma politikasına hız verdiği bir dönemde ayağına takılmış gibi görünüyor. Öyle ki son dönemde ikili ilişkilerde normalin üzerinde seyreden bir ılımanlaşma görülen Türkiye-Suriye ilişkilerinin düzenleyicisi haline gelen karşılıklı ziyaretlerin oldukça sıklaştığı bir dönemde Türkiye tarafından açıklanan "Kürt Açılımı" konusunda Suriye'den gelen ilk yorum durumun ne denli bıçak sırtı olduğunu açıkça gözler önüne serdi.

Geçtiğimiz haftalarda Türk medyasının önde gelen isimlerini Suriye'nin başkenti Şam'daki başkanlık sarayında ağırlayan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Kürt açılımı ile ilgili kendisine yöneltilen sorulara oldukça düşündürücü cevaplar verdi. Her şeyden önce verdiği uzun mülakatlardan hiçbirinde "Kürt Açılımı" ifadesini net olarak kullanmayan hatta "Kürt" sözcüğünü kullanmaktan bile kaçınan Esad'ın en dikkat çeken ifadesi ise "Açılım, bana soracak olursanız bir hedef değil, bir araçtır. Her halükârda biz Türkiye'de yaşananlardan etkileneceğiz." oldu.[i] Açık bir şekilde anlaşılacağı üzere Suriye, Kürt açılımı konusunda yukarıda bahsi geçen "yaman çelişki" nedeniyle son derece tedirgin görünüyor. Nasıl olmasın ki? İstihbarat raporlarına göre hali hazırda dağdaki PKK'lı teröristlerin özellikle de yönetim kadrosunun önde gelen isimlerinin büyük bir çoğunluğu Suriyeli Kürtlerden oluşuyor. Ancak çelişki burada bitmiyor bilakis başlıyor. Zira söz konusu teröristlerin neredeyse tamamının Suriyeliliği sadece lafta. Daha açık bir ifade ile Suriyeli ama Suriye vatandaşı değil. Tıpkı Suriye toprakları içerisinde yarım yüz yıldan fazla bir süredir yaşamakta olan ama Suriye vatandaşlığı da dahil hiçbir ülkenin vatandaşı olmayan yani "vatansız" olan Kürtler gibi.

Söz konusu vatansız Kürtlerin sayısının ise resmi olmayan rakamlara göre 300 ile 500 bin arasında değiştiği söyleniyor. Genel olarak Suriye'nin Kuzeyi'nde yaşamakta olan "vatansız Kürtler", son dönemde, özellikle de Irak'ın işgali sonrasında, Irak'ın kuzeyinde olgunlaşmakta olan "Kürdistan" fikrinin giderek güçlen(diril)mesinin de verdiği cesaretle, çıkardıkları isyanlarla gündeme geliyorlar. Suriye'nin vatansız Kürtleri, şimdilerde de yine Türkiye'nin "Kürt Açılımı" konusunda Beşşar Esad'ın kendisine yöneltilen "Suriyeli PKK'lılar teslim olursa affedecek misiniz?" sorusu üzerine verdiği -kerhen bile olsa- "evet" cevabı ile gündemde. Beşşar Esad sorular karşısında "renk vermemeye" çalışmış olsa da işin ucu kendilerine yani "Suriye'nin Kürt Sorunu"na dokununca huzursuz olduklarını da gizleyemiyor. Bu huzursuzluk direk cümlelerle olmasa da satır aralarında kendini ciddi anlamda belli ediyor. Özellikle de Suriyeli yetkililerin yaptığı açıklamalardan Suriye yönetiminde açılımın zamanlamasının yanlış olduğu kanısının hakim olduğu açıkça okunabiliyor.

Şam yönetimi, ABD bölgeden çekilmeden önce açılımın yapılmaması gerektiğini düşünüyor. Çünkü Suriye'ye göre bölgedeki Kürtler, özellikle de Irak'ın kuzeyindeki Kürtler, ABD Irak'ta varlığını koruduğu sürece konjonktürel olarak "güçlü" olacaklar. Bu konjonktürel güç sayesinde de kırmızı çizgileri aşan isteklerde bulunacaklar. Söz konusu çizgi ötesi isteklerin bir kısmı da hiç şüphe yok ki Irak'tan cesaretlenen Suriyeli Kürtlerden gelecek ve "hem rejimimi koruyayım hem de sisteme entegre olayım" diyen Suriye'nin planları, programları sekteye uğramış olacak. Çünkü Türkiye "açıldıkça" aynı istekler hatta belki daha da fazlası Suriyeli Kürtlerden de yükselecek. Şam, bu bağlamda en çok kendi kuzeyinin de Irak'ın Kuzeyi'ne benzemesinden korkuyor olmalı ki sürekli olarak ABD vurgusu yapıyor. Daha doğrusu ABD ve Iraklı Kürtler arasındaki yüksek düzeyli ilişkilere atıfta bulunma gereği hissediyor. Tüm bunların üzerine Suriye'nin bir diğer çekincesi de olası baskılar. Suriye'ye yakın geçmişte Lübnan, Hizbullah, Hamas gibi birçok konuda olduğu üzere Batı cenahından gelen yoğun baskıların bu defa da Kürtler için gelecek olması Şam'ı rahatsız ediyor. Zira hatırlanacağı gibi Hariri suikastı sonrasında gelen yoğun baskılar sonucunda 40 yıldır Lübnan'da bulunan ve adeta Suriye'nin bölgedeki gücünün aynası konumunda olan askeri varlığına son vermek zorunda kalan ve bu "havlu atış" ile hem içerde hem bölgede ciddi oranda kan kaybeden Soğuk Savaş'tan kalma "Suriye imajı", Kürt meselesinde de benzer bir şekilde derin bir yara alabilir. Yine böylesine bir duruma düşmek ise Suriye için.şüphesiz ki istenmeyen bir sürecin kapılarının açılmasından başka bir şey ifade etmez.

Sonuç itibarı ile Türkiye'ye yakınlaşarak Türkiye üzerinden "modern, demokratik dünyaya" açılmaya çalışan ama aynı zamanda da anti-demokratik uygulamalarını, alışkanlıklarını ve kemikleşmiş ve hatta çoğu alanda köhneleşmiş rejimini de koruyabildiği kadar, koruyabildiği yere kadar korumanın peşinde olan Suriye Türkiye'nin "Kürt Açılımına" söylem olarak destek veriyor vermesine ama kendi açmazları nedeniyle bölgesel açılımdan tehdit algıladığını da gizleyemiyor. Türkçesi Türkiye'nin "Kürt Açılımı", Suriye sınırlarından içeri girildikçe Şam için "Kürt Açmazı"na dönüşüyor.



[i] Röportajın tamamı için bknz: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=172893&cat=180&dt=2009/09/15

* Ortadoğu Masası Uzmanı

Miray VURMAY

1982 yılında Hatay'da doğmuştur. Lise eğitimini Ankara çankaya Lisesinde tamamlamıştır. 2003 yılında Selçuk üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun olmuştur.  2004 yılında Hacettepe üniversitesi Sos. Bil. Ens. Tarih Bölümünde  Yüksek lisans eğitimine başlayan Vurmay, buradaki eğitimini tamamladıktan sonra 2008 yılında Ankara üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü doktora çalışmalarına başlamıştır. 

 

Makale Ve Röportajlar

Cumhuriyet Strateji'de 192 adet olmak üzere, birçok yerli ve yabancı dergi, gazete, televizyon ve radyoda yayımlanmış makale, yorum, röportaj.

Cumhuriyet Strateji'de 21 adet kitap eleştirisi.

 

Kitaplar

Devrik Bir Cümlenin Sözde öznesi: Ortadoğu, MET-VAK Yayınları, Ankara, 2007,Yazar

Külebi, Ali, Yeni Dünya Stratejileri ve Kilit ülke Türkiye, MET-VAK Yay., Ankara, 2005,Editör

Külebi, Ali, Türkiye'nin Enerji Sorunları ve Nükleer Gereklilik, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2008, Editör

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Suinbay Suyundikov   - 25-09-2020

Rusya’nın Libya Politikası

Rusya başat bir aktör olarak Orta Doğu sahnesine geri dönmüştür. Bu çalışmada, Rusya’nın Orta Doğu’daki tarihsel varlığı kısaca ortaya konulacak, Arap Baharı sonrası dönemde Rusya’nın bu bölgede Libya’ya yönelik izlediği politikanın değerlendirilecek, hedeflerin ve çıkarları tespit edilecektir. ...