Rusya'da Avrasya Birliği Dönemi

Yazan  03 Mayıs 2012

Nisan ayının ortasında Moskova Üniversitesi'nde katılımcı olduğum uluslararası bir konferans nedeniyle az da olsa Moskova'nın politik havasını yoklama ve genç akademisyenlere görüşme fırsatı buldum. Rus siyasi hayatını algılamak açısından Moskova Üniversitesi önemli ve etkili kuruluşlardan birisi olduğundan, konferansın içeriği ve genç akademisyenlerin tebliğlerinin yoğunlaştığı noktalar, Rus genç akademiyasının fikir çalışmalarının önümüzdeki üçüncü Putin döneminin adeta yol haritasını çizdi. Avrasya coğrafyasının pek çok yerinden Moskova'ya gelen genç akademisyenlerin Küreselleşme ve Jeopolitik başlığı altında hazırladıkları tebliğlerin büyük çoğunluğu Rusya'nın ekonomik olarak gelişmesi yönündeydi. Katılımcı olan gençler arasında Vladivostok'tan Krakov'a, Odesa'dan Astana'ya ve benim gibi İstanbul'dan Omsk'a kadar neredeyse dünyanın yarı coğrafyasını temsilen gençler bulunuyordu. Her yıl bir kere genç akademisyenleri veya akademisyen olmayı hedefleyen bu insanları Moskova'da buluşturan Moskova Üniversite'si adeta olimpiyatlar havasında bir yere dönüşüyor. Öncelikle Ukrayna'dan katılımcı olarak gelen genç akademisyenler Ukrayna'nın içinde bulunduğu ekonomik sorunları ve bu durumdan nasıl çıkabileceği şeklinde argümanlar sundular. Ardından sunum yapan Rus vatandaşı katılımcılar ise Rusya'nın nasıl daha fazla yabancı yatırımları çekebileceği ve Dünya Ticaret Örgütü ile ilgili yakın geleceğe yönelik saptamalarda bulundular. Diğer katılımcılar arasında bulunan Orta Asya'dan gelen genç akademisyenler ise yine Rusya ile ekonomik ilişkinin nasıl arttırılabileceğine yönelik tebliğlerini sundular. Küresel Süreç fakültesinin düzenlediği alt bölümde yapılan oturumlarda dikkatimi çeken önemli bir husus da oldukça fazla ekonomik ilerleme ve bölgesel ekonomik entegrasyon çalışmaları oldu. Oysa ki, ben bu kadar farklı bir kitleden gelen katılımcıların birbirlerinden farklılaşma noktaları, bağımsızlık alanlarının belirlenmesi gibi sunumları olmasını bekledim. Dinlediğim entegrasyon odaklı sunumlar bana gitmeden önce okuduğum Batı kaynaklı bir makalede ki ifadeyi hatırlattı; "Acaba Avrasya kavramı Batı demokrasisinin karşısına rakip olarak çıkabilir mi?" Avrasya" kavramının Batı demokrasisine rakip olması ne demek veya böyle bir rekabet çımasının Batı'ya ne gibi bir zararı olabilir diye insan otomatik olarak düşünüyor. Benim gözlemlediğim bu insanlar Rusya, Orta Asya, Ukrayna veya Moldova ülkeleri arasında entegrasyonun ne zaman başlayacağını değil adeta zaten başlamış olan bu sürecin nasıl gelişeceğini tartışıyorlardı. Sadece kendileri bu durumun çok farkında mıydı, ondan çok emin değilim. Çünkü onların yaptığı tebliğlerde kurum veya hedef olarak "Avrasya Birliği"nden çok bahsedilmemekle birlikte ekonomik entegrasyon ve bunun yararları hatta AB ile benzerliklerine sıkça yer değinildi. Gördüğüm tablo da aklıma şu soru geldi; İkinci Dünya Savaşı sonrasında birbirlerini kıyıma uğratmış ülkeler "Kömür ve Çelik" diye başlayarak bir ekonomik birliğin ilk adımlarını attıysa, bir tek kurşun dahi atmadan bir önceki siyasi oluşum olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nden kopan bu ülkeler, gönüllü olarak menfaatleri doğrultusunda yeni bir birlik oluşturabilirler mi? Bir örnekten yola çıkarak konunun tamamı hakkında bir yargıya veya sonuca varılmaz ama yaşadığım küçük bir örneği aktarmak istiyorum. Davetli olduğumuz Kültür Gezisi sırasında birkaç kelime Türkçe konuşmam sırasında gruptan bir genç kız bana Türkçe konuşarak "sen Türk müsün dedi. Bende karşımda İstanbul Türkçesi ile soru soran genç kıza, "Evet, sen nerelisin, sen nasıl bu kadar güzel Türkçe biliyorsun" dedim. Cevap şöyle oldu; "Benim ablam Türkiye'de evli, Denizli'de yaşıyor, ben sadece bir kez 2 hafta orada kaldım. Ben Özbeğim ama Kazakistan'da Astana Üniversitesi'nde okuyorum." Yanında bulunan mavi gözlü Kazak genç kıza da merhaba dedikten sonra gözlerini kime borçlu olduğunu sorduğumda Rus annesine olduğunu öğrendim. Özetle tanıştığım ve ana dilimde iletişim kurduğum bu insanlar ile aramızda bizi buluşturan nokta Moskova oldu. Bir anda üçgenin en zayıf noktasını oluşturan kendim olduğunu hissettim. Moskova, Astana ve İstanbul üçgeninde Kazakistan'a hiç gitmemiş olan bendim. Oysa ki ana dilimde anlaşabildiği bu insanlarla benim daha fazla iletişim halinde olmam hatta Kazakistan'ın Rusya yerine Türkiye ile entegrasyon sürecince olması gerekmez miydi? Batı'nın ayrımcı terminolojisinden konuşacak olursak "iki Müslüman" devlet olarak bizim daha yakın olmamız gerekmez miydi? Bağımsızlığının ilk gününden itibaren Kazak Devlet Başkanı olan Nursultan Nazarbayev Avrasya Birliği'ni Putin'den çok daha önce 1994 yılında henüz ABD askeri üsleri Orta Asya'ya konuşlanmaya başlamamışken teklif etmişti. Bugün baktığım da ise hala Avrasya Birliği bir devlet politikası mı yoksa sadece bu ülkelerin liderlerinin tek-adam politikası mı diye aklımın bir köşesinde düşünmeye devam etsem de, en azından gözlemlediğim gençler düzeyinde entegrasyon süreci çoktan başlamış ve hızla devam ediyor. Hiçbir şekilde telaffuz edilmese de Avrasya Birliği aslında hem Müslüman hem de Hıristiyan olan devletlerin birleşmesi şeklinde gerçekleşebilir. Hali hazırda oluşturulan Gümrük Birliği de iki Hıristiyan ve bir Müslüman devletten oluşuyor. Ama ben bunu telaffuz edene kadar kimsenin böyle bir şeyin farkında olmadığı ve kibarlıktan neden benim önemli bulduğumu söylemediklerini düşündüm. Anladım ki, Batı'nın "çok kültürlülük, farklı etnisite, azınlıklar" gibi kavramları bu birliğin oluşumunda belki de en son telaffuz edilecek konular olacak. Açık olan şu ki, yeni neslin gelecekten beklediği uzağa gitmeden bu coğrafya da en iyi şartlarda yaşamak. Bunun için de ekonomik gelişmenin ve entegrasyonun önemini anlamış durumdalar. "Avrasya Birliği" projesi siyasi anlamda uzun vadeli bir proje olsa da hatta belki hiçbir zaman gelişemese de, bu kavram bu coğrafyanın ekonomik entegrasyonunun itici bir gücü olacak gibi gözüküyor. Konferansın son gününde Küresel Süreç Fakültesinin Dekanı'nın kendi odasında düzenlediği tebrik ve teşekkür konuşmasında da bizzat önümüzdeki dönemde Rusya gündeminde Avrasya Birliği'nin önemli yer tutacağını belirtti. Sanırım Batı'nın "Avrasya veya Avrasyalılaşma" kavramından çekinmesinin esas sebebi ya bu koca coğrafya AB'nin oluşturmaya çalıştığı "Avrupalı" kavramından önce bir "Avrasyalı" kavramının oluşması ihtimali. Bu durumda Türkiye'nin de kendisini hazırlaması ona göre politikalar geliştirmesi gerekmektedir. Türkiye "mutant" bir şekilde üyesi olmadığı bir siyasi birliğin "Gümrük Birliği" yapılanmasında üye bulunmasına rağmen bir Türk profesörü bir AB ülkesine davet edildiği zaman halen o ülkenin konsolosluğundan vize almak zorundadır. Bununla beraber Türkiye ile arasında herhangi iki ülkenin sahip olabileceği ikili ilişkiler olmakla birlikte geçen yıl iki ülke arasında ki vizeler kaldırılmıştır. Çok değil, beş sene içerisinde Rusya, Belarus ve Kazakistan arasındaki Gümrük Birliği'ne Tacikistan ve Kırgızistan'da katılacak olursa Türkiye'nin karşısında ikinci bir dev Gümrük Birliği oluşacaktır. Türkiye'nin bu konudaki politikalarını bu günden kestirmek zor olsa da önümüzdeki dönemde Rusya'nın "Avrasya Birliği" dönemi yaşayacağını düşünmekteyim.

Dr. Tuğçe Varol

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Amerika Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-08-2019

Kıbrıs'ta Türk kimliğini silme operasyonu

2007 sonrasında başlayan açılım politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta, Ocak 2013'te başlayan sözde çözüm süreci gerçekte büyük bir yıkım süreci olan PKK terör örgütüyle müzakereler olmuştu.