OBAMA NE DEMEK İSTİYOR?
×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 116



OBAMA NE DEMEK İSTİYOR?

Yazan  09 Haziran 2009
Yrd.Doç.Dr.Sait YILMAZ- ABD Başkanı Barack Obama, Ankara’dan sonra 04 Haziran 2009 günü Mısır’da yaptığı konuşmada Orta Doğu’ya ilişkin geniş mesajlar verdi .

Dünyadaki tek küresel hegemonik güç merkezini temsil eden ABD'nin sadece çıkarlarımızın yoğun olarak çakıştığı Orta Doğu için değil tüm dünya için ne düşündüğü ve yapmak istedikleri Türkiye için çok önemli. Bir kamuoyu diplomasi sanatı içinde çok iyi hazırlanmış, kurgulanmış ve servis edilmiş bu konuşma esasında bizlere ABD ile birlikte nasıl düşünmemiz ve hareket etmemiz gerektiğini tavsiye ediyor. Yeni idealizm'in savunucusu Obama, gerekli tüm içtenliği gösterebilmek adına sık sık ortak dini hoşgörü ifadelerine yer veriyor ve herkesi bu samimiyete davet ediyor. Obama'nın Orta Doğu'ya hakim olan korku ve güvensizlik sendromunu yenmeyi hedefliyor ve ideal bir dünya vaat ediyor. Bu yazıdaki amacımız Obama'yı kötü niyetli göstermek değil, hem iyimser hem de kuşkucu yaklaşım ile Obama'nın dediklerinin ne anlama geldiğini ve Türkiye'nin payına düşenleri analiz edebilmektir.

Obama ne dedi?

Türkiye'de bazı yorumcular Obama'nın konuşmasına hayran kalmış, hatta 'bundan daha iyisi olamazdı' demektedirler. Bir bütün olarak bakıldığında Obama'nın konuşması Orta Doğu ülkelerinin sindirmesi istenen çok katmanlı bir sandviçi andırıyor; aşırıcılık ve nükleer silahlar ile ilgili endişelerin arasına İsrail-Filistin çatışması, demokrasi, din özgürlüğü ve kadın hakları gibi Arap ve İslamcıların ilgisini çekecek bol malzeme konulmuş. Obama'nın konuşmasında yer alanları özetleyecek olursak;

- Amerika'nın İslam ile savaşmadığını ve asla savaşmayacağı, ancak şiddete başvuran aşırı uçlara amansızca karşı duracağı.

- ABD Ordusunun Afganistan ve Irak'tan çekileceği.

- Filistin ve İsrailliler için iki ayrı devlet çözümünün desteklenmesi; Hamas'ın şiddeti bırakarak, İsrail'i tanıması; İsrail'in yol haritasına uyması.

- İran ile sorunların çözümünde diyaloga açık olunduğu, nükleer enerjinin barışçıl amaçlar için kullanılması.

- Dinini seçmek ve ona uygun yaşamak özgürlüğü; kadınları nasıl giyindiğine engel olunmaması.

- Kızların okur-yazarlığına katkıda bulunulması.

- Eğitim alanında değişim programları, teknolojik kalkınma için fon oluşturulması, bilimsel mükemmeliyet merkezleri kurulması,

Obama'nın söylemleri içinde en çok ilgimi demokrasilerin geliştirilmesi ile ilgili idi. Obama'nın demokratik ülkeden ne anladığını ironik olarak bugün Türkiye'de ne kadar olduğu ile kıyaslayarak düşünün; "Düşüncelerinizi söyleme olanağı; yönetiminizle ilgili söz sahibi olma; hukukun üstünlüğüne güven duyma; adaletin eşit uygulanması; şeffaf ve halkından çalmayan bir hükümet; istediğin gibi yaşama özgürlüğü. (s.10)" Obama hiçbir ülkeye başka hiçbir ülke tarafından yönetim sistemi empoze edilemez demekte. Peki, Amerika adına demokrasi pazarlama işine soyunmuş Ulusal Demokrasi Vakfı (NED[1]), USAID, AID ya da bu işe soyunmuş üniversite, vakıf ve Soros gibi özel fonların işlevlerine son mu verilecek? Sanmıyoruz. Yukarıda söylenen nitelikler uzun bir zaman daha bir temenni olmaktan öteye geçmeyecek, ABD'nin demokrasi oyunu kendi işine geldiği gibi devam edecektir. Özellikle de askeri gücüne daha az başvuracağı bir dönemde demokrasi, kalkınma ve insan hakları ABD yumuşak güç uygulamalarının ana teması olmaya devam edecektir.

Obama ne yapmak istiyor?

Daha önceki yazımızda da ifade ettiğim gibi ABD tarihin bu döneminde ekonomisi ve savunması için zaman kazanmak, bu esnada da imaj düzeltmek istiyor. Bunun içinde ABD'nin sadece Orta Doğu'da değil, Avrupa, Rusya, İran, Çin ve Kuzey Kore ile sorunlarını ikna ederek çözmek ya da ertelemek zorunda. Obama idealizmi yani onun tanımladığı ideal dünya bu düşüncemizi doğruluyor; "Aşırı uçtakiler insanlarımızı tehdit etmeyecek ve Amerikan birlikleri evlerine dönmüş olacak; bu dünyada İsraillilerin ve Filistinlilerin kendilerine ait güvenli vatanları olacak, nükleer enerji barışçıl amaçlar için kullanılacak; hükümetler kendi vatandaşları için hizmet edecek ve Tanrı'nın tüm çocuklarına saygı gösterilecek. (s.13)" Obama'nın bu idealinde başarılı olması ABD çıkarlarını küresel ve bölgesel çıkarlar içinde ilgili ülkeler ile ne kadar bağdaştırabileceğine ve kurgulayabileceğine bağlı olacaktır. Obama, bu iş için vizyonu ve söylemleri ile en uygun zamanda ortaya çıkmış, doğru bir lider. Bununla beraber ne ABD'nin hegemonik beklentileri ne de bu gücün arkasındaki iç dinamikler değişmiş durumda.

Obama'nın Orta Doğu için söylediklerinin esasını ABD'nin 'aşırıcılık' diye adlandırdığı dini kaynaklı (İslami) terör ve nükleer silahların yayılması (İran) ile mücadele oluşturuyor. Çünkü karşısında konvansiyonel tehdit kalmayan ABD'ye gerçek tehdit sadece bu iki kaynaktan geliyor; terör ve nükleer silahlar. Dersini çalışmaya devam eden Obama, ABD'nin yumuşak gücüne, dış politikanın psikolojik boyutunda ikna ve örtülü yollara, özellikle bu amaçla kamu diplomasisine çok daha ağırlık vereceğini bir kez daha gösterdi. Bununla beraber, Obama politikaları henüz söylemlerden ibarettir, pratiğe geçmesi için zamana ihtiyaç vardır. Bu politikalar, bizlerin değil ABD'nin çıkarları ve daha da önemlisi ABD içindeki devlet kurumları, merkez bankası, başta savunma olmak üzere sanayi kompleksi, danışmanları ve think-tank merkezleri gibi pek çok kurumun görüş ve baskılarına göre şekil alacaktır. Bu politikaları bizler Obama kendi ulusal güvenlik stratejisini oluşturduktan, buna uygun olarak bütçesini belli ettikten ve özellikle devlet içinde hangi kurumlara ne görevler verdiği belirginleştiğinde anlayacağız.

Türkiye'nin Görmesi Gerekenler

Obama, İslam dünyası olarak adlandırdığı coğrafyanın ortasında olan Türkiye'yi en önemli müttefiklerinden biri olarak görmektedir. Ancak, bu müttefiklik tek taraflı işlediği sürece Türkiye'nin hayal edebileceğinin de ötesinde derin ve ölümcül sonuçları olabilecek bir oyundur. Eğer Türkiye, kendi çıkarlarına göre hareket etmeyip, ABD'nin derin oyununa hazırlıksız katılırsa bugüne kadar olduğu gibi yarında Orta Doğu'dan Orta Asya'ya Amerikan çıkarlarının olduğu her yerde jandarma görevine devam edecek ve Rusya'yı Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya'da dengeleyecektir. Türkiye'nin ulusal çıkarları ise bölgeden bölgeye değişmekte, 'sıvı güvenlik' kavramına yakın bir güvenlik ortamına içinde şekillenmektedir. Örneğin Kuzey Irak, PKK ve Ermenistan gibi konularda ABD ile çıkarlarımız ortak değildir ve burada ABD ile işbirliği yapmak, onun dümen suyunda iken gerçeklerden ve ulusal çıkarlardan uzaklaşmak demektir.

Nitekim Obama'nın, Türkiye'yi maceraya sürüklerken verecek doğru dürüst bir şeyi de yoktur. "Afganistan'a asker gönderin, Kuzey Irak'a girmeyin ama Kürtleri destekleyin!" derken, Türkiye adına empati yapmamakta, salt Amerikan çıkarlarının gereğini istemektedir. Aynı tek taraflılık Ermenistan ile ilişkiler konusunda da görülmektedir. Bunda Türkiye'de ulusal çıkar endeksinden İslam dünyası odaklı bir dış politika anlayışına kaymış hükümetin bulunması da etkili olmaktadır. Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi üzerinden görüşmeye ikna edilen Türkiye, buradaki Kürt devletinin resmen hayata geçmesini kabullenmiştir. ABD, Irak'tan çıkarken Kuzeyin Kürtler ve kendisi için güvenli hale getirilmesini ve Türkiye'nin buraya destek olmasını istemektedir. Buradaki kanserli bölgenin yakın gelecekte tüm Türkiye'yi saracak olması, Türkiye'nin bir federasyona gidiyor olması ABD çıkarları ile uyumludur. Sözde PKK'nın silah bırakması karşılığı terör örgütüne siyasi af ve Türkiye'de azınlık diye nitelendirdikleri Kürtlere kimlik ve diğer hakların verilmesi Türkiye için acı ve ölümcül bir reçetedir. Peki, karşılığında ne alıyoruz? AB'ye mi giriyoruz? Kürtler ve PKK niyetlerinden vaz mı geçiyor? Ermenistan ve Rumlar yola mı gelecek? Tabii ki hayır.

Sonuç Yerine

İdealizm'in babası olan Woodrow Wilson'unda meşhur 14 prensibini açıkladığında dünyada çok yankı uyandırmıştı ama bu Osmanlı İmparatorluğu'nun daha da parçalanması anlamına geliyordu. Yani başkalarının ideali her zaman sizin idealiniz olamaz ya da çıkarınıza gelemez. ABD oyunu ve bir bütün olarak dış politikayı konjonktüre ve kuralına göre oynamaktadır ama Türkiye için bu geçerli değildir. Oyunun adı "ulusal çıkarların maksimize edilmesi"dir. ABD bölgede istediklerini almaktadır, geride Türkiye'ye boş vaatler kalmaktadır. Türkiye, Kuzey Irak'ı tamamen kaybederken, Türkiye'deki Kürtler için yeni bir dönem başlayacaktır. Türkiye'nin Kuzey Irak'taki çıkarları PKK'nın yok edilmesine indirgenmiş, bu iş de ABD'ye ve Kürt gruplara havale edilmiştir. ABD'nin bulduğu "gerçek zamanlı istihbarat" vererek Hava Kuvvetleri ile PKK'ya saldırı yapma konsepti aslında Türk Ordusunu Kuzey Irak'tan uzak tutmanın formülüdür. Özellikle terör ile mücadele konusunda Türkiye'nin acil bir hasar kontrolüne ve yeni bir stratejiye ihtiyacı vardır. Önümüzdeki dönem Türkiye için özelikle Kürtlerin yeni istekleri, Ermenistan ve Kıbrıs konusunda artacak baskılar nedeni ile daha zorlu olacaktır. ABD ve Kürtlere dayanarak terör ile mücadele edilemez. Türkiye'nin dış politikasının temeline ulusal çıkarlarını yerleştirmelidir.



[1] National Endowment For Democracy.

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Aziz Ergen   - 11-07-2020

Avrupa Birliği Ortaklık mı, Tehdit mi ?

Mustafa Kemal Atatürk, özdeğerlerden ödün vermeden kalkınıp güçlenmek ve ileri bir uygarlık düzeyine ulaşmak ile “ Avrupa’yı taklit etmek “ , “Avrupalılaşmak “ ya da “ Avrupalı olmak “ gibi teslimiyetçi davranışlar arasına, net ve ayırıcı bir çizgi çizmiştir. ...