Bugün Ne Krizi Var? Karar verin Lütfen!

Yazan  30 Kasım 2018

Bu yazıyı sadece eleştiri yapmak için yazmadım, sistem krizi fikri ile tanışmak için, bu yazıyı kaleme aldım, çözüm de sunacağım, hatta çözüm yöntemi de teklif edeceğim.

 

Ekonomik kriz?

Var  

Yok

Siyasi Rejim Kriz? 

Var

Yok

Yönetim Krizi?

Var

Yok

Eğitim Krizi?

Var

Yok

Güvenlik Krizi?

Var

Yok

Anayasa Krizi?       

Var

Yok

Sosyal Güvenlik Krizi?

Var

Yok

Sağlık Sistemi Krizi?

Var

Yok

Demokrasi Krizi?  

Var

Yok

Hukuk Krizi?

Var

Yok

Cemaat Krizi?         

Var

Yok

Uluslararası İlişkiler Krizi?    

Var

Yok

Mülteci-Sığınmacı Krizi?

Var

Yok

İnsan Hakları Krizi?

Var

Yok

Kadın ve Çocuğa Şiddet Krizi?

Var

Yok

Irkçılık Krizi?

Var

Yok

Sanayi ve Tarım Üretim Krizi?

Var

Yok

Medya Krizi?

Var

Yok


Bir düşünün bu kriz çeşitlerinin kaç tanesi şu anda mevcut?

Eğer cevabınız 10’un üzerinde “Var” seçeneği ise, maalesef bu kriz çeşitlerinin tümü de var anlamına geliyor.

Çünkü bu sefer kriz diye yazdığımız toplumsal problemler listesi birbirinden bağımsız değil kısacası bu bir büyük sistem krizi.

Kriz diye 1994, 1997, 2001 ve 2008’de yaşadıklarımızda yukarıdaki kriz tariflerinin değişik karışımlarıydı.

Bu yazıyı sadece eleştiri yapmak için yazmadım, sistem krizi fikri ile tanışmak için, bu yazıyı kaleme aldım, çözüm de sunacağım, hatta çözüm yöntemi de teklif edeceğim.

 

Bu kadar krizin varlığı aslında bu krizlerin alışılmış tedbirler ve yöntemler ile çözülemeyeceği anlamına geliyor.

Kırk yıldır deniyoruz ama bir türlü olmuyor, sürekli bir krizden diğerine koşturup duruyoruz.

Aşırı huzursuz, güvensiz, çalkantılı, düzensiz ve bir toplum hayatı söz konusu ve bu aşırı durumu, normalmiş gibi kabullendik.

Biz hepimiz içinde bulunduğumuz bu duruma birdenbire gelmediğimizi biliyoruz, kısaca bu noktaya uzun bir süreç de geldik ve bu sürecin başlangıcı 24 Ocak 1980 ekonomik tedbirleri olduğunu düşünüyorum.

12 Eylül 1980 darbesinden 9 ay önce alınan bu 24 Ocak kararları toplumun yeniden emperyalizm kucağına düşmesi sonucunu doğurdu.

Kırk yıl sonra yeniden yaşanan bu kriz ile Liberal Ekonomi Modeline geçiş, dışa açılma ve küreselleşme ile buna bağlı büyüme modeli ve devletin ekonomideki rolünü değiştiğinin işaretidir. Bu gelinen nokta milli ve yerli değerlerimizi da kaybettiğimizin işaretidir.

Bu kriz artık Türkiye’nin o günden bugüne kronikleşen ve giderek daha ağır bedeller ile çözülmeye çalışılan, sürdürülemez ekonomik modelin bir sonucudur.

Bu 40 yıllık süreç de gelinen nokta itibariyle, iyi veya kötü demeden yaşadığımız ortam da krizin varlığı konusunda bile anlaşamıyorsak, o zaman çözüm ararken, orayı düzelt, burayı düzelt şeklinde pansuman veya ayakta tedavi yapamayacağımız da çok açıktır.

Bu yaşanılan günleri ve ortamı bir bozulma, bir çürüme ve hatta bir sistem hastalığı olarak görüyorum, bu hasta hastaneye yatacak bence ve gerekirse yoğun bakıma da alınması gerekecek.

Bence iki yol var önümüzde, bu yoldan sırayla ilerlemek durumundayız.

  1. Krizin boyutuna, çeşitlerine, bozulan yerlerin ve detayına bakmak ve tespitini sağlamak (siyasi tartışmaları bir kenara şimdilik bırakmak), bunun için ülkenin kuruluşu sırasındaki devrimlere bakarak “doğrusu nedir? Sorusunun cevabını bulmak yani rahatsızlığa teşhis koyarken, Cumhuriyetçi bir tavır ile teşhis koymak gerekiyor.
  2. Devrim, reform, yapısal reform, düzenleme, yeni proje ne yapılacaksa ortak akıl ile yapmak. İdeal olan siyasi partilerimizin mutlaka ortak akıl teklif etmesidir.
    Siyasetin içinde kalarak, kanun ve toplumsal kurallara uyarak, bu sistemin çürüyen bozulan yerlerini ortak akıl ile düzeltmemiz gerekiyor.Kendi adıma konuşayım, bundan sonra “ben yaparım” diye ortaya çıkan siyasi hareketlere oy falan yok benden, biz yaparız, halk ile birlikte yaparız, Kadınlar, Gençler ve Çocuklar ile birlikte ve Halkın çıkarı için siyaset yaparız diyen siyasetçiye oy vereceğim, sadece oy vermeyeceğim, bu siyasetin içinde de yer alacağım.

Ben Finansal Risk Yöneticiyim bu sebeple yukarıda saydığım iki maddeyi öncelikli olarak Ekonomik Kriz durumunu çözmek için nasıl uygulayacağımı burada yazacağım.

Bu bir örnek teşkil etsin istiyorum, diğer kriz çeşitleri için de siz aynı şekilde çözüm üretebilirsiniz.

Hiçbir krizin birbirinden bağımsız olmadığını düşünüyorum yani Sistem Krizi yani sağlık açısından bakarsam, tüm vücudun sistemsel krizinden bahsediyorum, bu durumda tedavi olmadan yaşamaya çalışırsak, bağışıklık sisteminiz zamanla çökecek, herhangi bakteri ve virüse denk gelmeniz durumunda ise o an öleceğiz yani sistem çökecek demek istiyorum.

Ben ekonomik krize ve problemlere yukarıdaki gibi iki aşamalı yaklaşacağım ve çözmek için ilk adımları şimdi atacağım.

Herkes uzmanlığına, konumuna, yetkisine ve etkisine bakarak sorumluluk alsın, aramızda iş bölümü yapabilmek içinde her kriz başlığında gruplar oluşturup çalışabilirsiniz.

Mesela sağlık grubu “sağlık krizi” başlığında çalışabilir ve görüş oluşturabilir hep birlikte beyin fırtınası yapabilirler.

Özellikle partilerin, meslek örgütlerinin, STK’ların, üniversite kulüplerinin ve mahalli idarelerin bu tip fikir gruplarını oluşturmaları, toplum olarak sağlıklı düşünmemizi sağlayabilir.

Bir gün bu başlıkları tek bir yerde toplar toplumsal birlik ile kararlarda alabiliriz yani “Sivas Kongresi” ve “Erzurum Kongresi” ihtiyacımız olduğuna da kesinlikle unutmayalım. Çözüm fikirleri ve önerileri sadece aklımızda olmasın, yazılı olarak da ifade edilsin istiyorum.

Lütfen şimdi biraz düşünelim,

-yav erman geç bunları, ……
-bu olmaz, şu olmaz bu da bu ülkede olmaz,
-bu olmaz bu ülkede hiç olmaz çünkü….,
-ama, fakat …tarihinde söyle veya böyle olmuştu

benzeri bir tavrınız varsa size söyleyeceğim, ön yargıları bir kenara bırakın, şimdi çözüm üretemezsek emperyalizmin kucağına düşeceğiz artık bunu görün, bu bir yeniden kurtuluş mücadelesi görmek lazım.

…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..……… (bu bölümü yazdım ama paylaşmayacağım, zamanı gelecek siz de keşfedeceksiniz)


Ekonomik krizi yani hastayı, hastaneye yatmaya ikna ettim, tedaviye başlıyorum artık.

Ekonomik krize teşhis koymak için onlarca yol var, ben en klasik olan yöntemi seçiyorum, Makro Ekonomik Göstergelerin tümünü yayımlayacağım ve aralarından bazıları ile sınırlı bir yorum yapacağım. Bu konuda bir akademisyen hocamın görüşlerinden ilham aldığımı da söylemeliyim, çözüm yöntemi ise tamamen bana ait, yerli ve milli.

Teklif edilen yöntem;

Birinci Aşama: Siyasi ideolojiden uzak, ülkenin kuruluş değerlerini bilerek ekonomik krizin detaylarını ortaya koyacağım (teşhis)

İkinci Aşama: Ortak akıl ile yenilikçi çözümler bulacağım ve bu çözümleri bir süre yoğun bakımdaki hastaya(ülkeye) uygulayacağım, hasta bir süre de hastanede yatarak tedavi edilecek ve daha sonra hastaneden taburcu olacak. (tedavi)

Demek ki neymiş, kara kara düşünmek yerine, ayağa kalk kendini toparla, oku araştır, gör ve bundan sonra oy verirken duygusal olmaktan, takım tutar gibi parti tutmaktan vazgeç, oyunu tüm krizleri tedavi edeceğine inandığın bir partiye oy ver, bir belediye başkanına projelerine bakarak oy ver, siyaseti bırakın demiyorum, particiliği bırakın demekteyim. İşimize bakalım.

Ekonomik kriz var mı?, varsa nasıl var?

Ekonomi de kriz olduğunu uzmanlar farklı yöntemler kullanarak anlatabilirler, anlattılar da ama sanırım resmi olarak hükümet bir kabul veya açıklama yapmadı.

Resmi olarak krizi devletimiz kabul etmemesine rağmen bu zor durumdan çıkış için yapılan düzenlemelere bakarak krizin varlığını ve boyutunu anlamak mümkün.

Bu yazım kapsamında ben de bu yöntemlerden birisini kullanacağım ve bazı makro ekonomik göstergelerin değişimine bakacağım. Tablo-1 de makro ekonomik veri setini sizinle paylaşacağım. (Veri seti kendi bilgisayarımda oluşturduğum bir excell tablo ile piyasadan topladığım verilerden oluşuyor)

2018’in içinde kriz birkaç adımda kesinleşti (bu görüşü savunanlara ben de katılıyorum)

İlk adım, krizin hazırlık aşamasıydı, kısacası kriz gelmek için önce hazırlık yaptı, bavulunu topladı, biletini aldı ve gelmek için yola çıktı.  

2016 başında çıktığı bu yolu 2018’in Mart ayına sonuna kadar tamamladı.

2018 Nisan ayının son haftası erken seçim ilan edildi, seçime giden ülkede krizi hissettirmemek gerekiyordu, bu da gerçekleşti ve para muslukları sonuna kadar açıldı, vergi affı, SGK prim affı ve benzeri popülist uygulamanın sonuna kadar kullanıldı.

Ülke hayal dünyasında uçuşa geçti, 2023 hedefleri, 2071 hedefleri, yerli uçak sanayii derken, proje sunumları eşliğinde ver mehteri ver mehteri havası fonda çalıp durdu.

Reel ekonomi (üretim, istihdam, gelirler) büyüdü ve ekonomi ısındı.

Geçmişte oluşan yüksek miktarda sermaye girişleri dış kırılganlıkları ağırlaştırmıştı ve 2016 dan itibaren “finansal balon” oluştu, bazı sektörler özellikle inşaat sektöründe fiyatlar iyice şişti, şişen sadece o mu? Bu inşaatları yapan firmaların “borç balonu” da iyice şişti de şişti.

Mart ayının bitimi ile aslında İkinci aşama da başlamış oldu, dış kaynak hareketlerinde gerileme başladı. Bu ikinci aşama 13 Ağustos’a kadar sürmüştür.

Bu ikinci aşama ekonomi hızla döviz krizine girdiği, finansal piyasalardaki gerilimlerin (dalgalanmanın yani riskin) arttığı bir dönem olmuş ve kriz reel ekonomiye taşınmıştır.

Temmuz ayında acil eylem planı açıklandı ilk 100 gün için, eylem planının açıklanmasını takiben TCMB, BDDK ve SPK’nın bankacılık müdahaleleri, dış güçler söyleminin ortaya çıkışı ve yurtdışından borçlanma problemlerinin olduğunun ortaya çıkışı birbirini izledi.

Siyasilerin peş peşe yaptıkları yurtdışı seyahatleri, bu seyahatlerde yapılan görüşmeler, yorumlar ve yaklaşımların dış piyasalara güven vermemiş olmalı ki, yurtdışı yatırımcıların ekonomik beklentileri ile Türkiye’nin gerçekleri bir türlü uyuşamadığı anlaşıldı.

Türkiye istediği ölçekte borç bulamadı, var olan borcu çevirmeyi başardı ama fiyatı çok yüksek seviyelerden oldu. (Devletinki 10 yıllık tahvile %7,5, üç bankanın Sendikasyonu Libor+5,5 ve bir bankanın tahvili %12,75)

Acil önlemler planı da yurtdışının güven problemini çözemedi, çünkü problemin çözümünde sorumluluk alacak kimse bulunamıyor ve laf ile de problem çözülmüyordu.

Bir de baktık McKinsel var, yav denetçi falan filan diyenler oldu, sonuç olarak anladık ki denetçi değilmiş. Biz baştan söylemiştik.

Üçüncü aşamaya Ağustos’ta girildi. Ekonomide para çıkışı başladı, dış Dünyaya kaynak aktarmaya başladık, ciddi döviz çıkışı yaşandı, TL hızla değersizleşti ve reel sektörde küçülme geldi ve borç ödeyememe krizi ortaya çıktı.

TL iki yönde de değer kaybetti, birincisi faizler arttı, ikincisi döviz kuru arttı. Dolar 13 Ağustos gece 23’00 de 7’20 TL yi uzakdoğu da gördü ve oradan geri döndü.

Doların o gece nereden geri döndüğünü kimseyle tartışacak değilim.

Fiyatlar ekranlarda grafik olarak mevcut, doların TL karşısındaki fiyatı hiçbir zaman 8,5 da olmadı hani, sonradan bile olsa olanı biteni bilmemek, öğrenmemek, yanlış ifade etmek nasıl bir durum, hala anlamış değilim.

Ekonomik sistemin birçok problemi var ama ben sadece makro ekonomi açısından bakıyorum olaya, adeta diğer problem yokmuş gibi yapıyorum.

Kurtuluş savaşımızda da bildiğimiz, tek dişi kalmış emperyalist canavar, hortladı bence, “sen onlara bakma bize bak, madem bu sistemi kabul ettin bu sistemin kurallarına göre oyunu oynamak lazım” diye hatırlatanlar da vardı.

Emperyalizm affetmez, şikayetine bakmaz, bunun adı ekonomik kriz değil, ekonomik bunalım, ekonomik buhran, sistemsel kriz, insanları, kitleleri iflasa, batağa sürükler, dayanamayanlar batar, tek dişi kalmış canavar kanınızı son damlasına kadar emebilir.

Biz konumuza dönelim, kapitalist sistemin bir parçası olarak, büyük emperyalist amca borç verdiği gibi işini iyi yapmazsan, verdiği borcu veya sermayeyi geri almasını da bilir bir gün.

“Borç veren yabancı ülkelere, dış güçler denmez” kuralına uyalım ama borç veren büyük amca, ekonomiyi küçülterek parasını tahsil etmeye başladı bile, haber verelim.

Bu ne zaman biter, yeterince parasını geri aldıktan, yani topladıktan, kalanları da güvenceye aldıktan sonra bitecektir.

Daha sonra “muslukları” yeniden açacaktır, ekonominin yeniden büyümeye başlaması ise zaman alacaktır.

Büyük bir operasyon geçirdik, iyice dinlenmek lazım önümüzdeki dönemini iyi geçirmek gerekiyor.

Doların TL karşısında değerinin artması, birden “benim dolar ile ne işim olur” diyen saftirik vatandaş ve siyasetçilerin yanında, doların turşunu kuran STK yöneticileri, kriz yok diyen gazeteciler, hatta “hepsini dış güçler yaptı” söylemi sık sık ifade edilmeye başlandı.

Laf ebeliğini bırak, rakamla krizi açıkla diyenleri duyar gibiyim?

Hangi ekonomi verisini eline alsan elinde kalıyor durumu var, ben de piyasadan biraz veri topladım. (sana sarı laleler aldım çiçek pazarından)

Bu yazının devamında iki tablo bulacaksınız bu tablolardan birincisi yani tablo-1 “Makro Ekonomik Göstergeler” tablosu, tablo 2 ise “Kırılganlık Göstergeleri” tablosu.

Öncelikle belirtmeliyim ki ikinci tablo birinci tablonun içinden seçilmiş ve 2018 Mart ve 2018 Eylül sonuçları ile kriz başında ve kriz içinde yorum yapmak için hazırlanmıştır.

Tablo 2 yi yorumlayacağım, bu tablolara bakmak ve tablo 2 yorumu sizi sıkacak ise lütfen okumayın, bu bölümü atlayın.

Krizi yorumlamak için farklı ekonomik veriler, üretim ve verimlilik rakamları, farklı güven endeksleri ve grafikleri mutlaka bulunabilir.

Önemli olan hangi veri ile birlikte yorumlandığınızdır.

Geçmişten günümüze değişim nasıl?

Bu verinin gerçek detayı ile yorumu nasıl olmalı?

Bu veriye güvenelim mi?

Soruların cevabı çok kolay değil, bu sorular uzmanlık sorusu olmaktadır.

Tabloları aşağıda veriyorum ve hemen ikinci tablo üzerinde kısa bir yorum yazacağım. Tablo verileri gizli, saklı veya özel veriler değil, herkes internet ortamından temin edebilir, benim tercihim resmi kurumların rakamları oldu,  gazete haberi, rating kuruluşu veya yabancı araştırma raporlarını kullanmadım.

Tekrar hatırlatayım canınız sıkılacaksa okumayınız bu bölümü ve tabloları da incelemeyiniz.

 

* Dolar kuru ortalama kur oluyor olarak dış yatırımcıların araştırmalarda kullandıkları orandan aldım. Cari Denge YEP’e uygun kısaca sadece tahmin tabi ki Eylül 2018 başı 12 aylık hesaplama ile tahmin.

Kriz öncesinde ve krizin içinde kırılganlık göstergeleri nasıl okunmalı?

Yukarıdaki tablo 2 de 2016 sonu (sütun 1), dış kırılganlığın Türkiye için alışılagelmiş, bozuk halini göstermektedir.

Yani 2016 yılını standart yıl seçtim. Halbuki o yıl darbe olmuştu ve 2016 Aralık ayında rejim değiştiren anayasa maddeleri meclisten geçmişti.
Bu krizin birinci aşaması içinde oldu.

2017 ve Mart 2018 (sütun 2 ve 3) ekonominin ısınma dönemi ve ilk kriz sinyallerinin geldiği dönem ve ekonomik “Köpük”, “gaza gelme” veya “balon” dönemi olarak adlandıralım bu dönemi. Bu da krizin ikinci aşaması. (yukarıda anlattım)

2018 Eylül (sütun 4), döviz krizinin ekonomik krize geçişini ve ekonomik bunalıma dönüşmesini yansıtıyor.

Bu dönem aynı zamanda resesyondan stagflasyona geçiş dönemidir. 

Bu da krizin üçüncü aşaması yani içinde bulunduğumuz krizin şimdiye kadarki en derin aşamasıdır.

Bu üç aşamada göstergelerin gelişimini yorumlarsak.

Cari açığın / GSMH’a oranı (yüzdeler olarak): 3,8→ 5,5 → 7,8… Mart 2018’de 12 aylık cari işlem açığı 55,3 milyar dolardır.  “Yükselen piyasa ekonomileri” içinde maalesef Türkiye birinci sırada. (Tablo-1 de ilk 9 aylık tahmin var)

 

Dış borçlar / GSMH ’a oranı da (%46,9 → %53,5 → %65,4) sürekli artmış; Mart 2018’de kritik yüzde 50’lik eşiği çok geride bırakmıştır.

Kısa vadeli dış borçların toplam borçlarda ve GSMH’daki payları da kesintisiz yükselmektedir (satır 2, 3, 4).

Bir kriz varsa ve siz böyle bir ortamda yabancı sermaye olarak bulunuyorsanız, sizin için en önemli konu yani en önemli güvence, kısa vadeli dış borçların Merkez Bankası döviz rezervlerine oranıdır ve kritik eşik yüzde 100’dür.
Türkiye’de bu eşik 2016’da aşılmış; hızla yükselerek Mart 2018’de %145’e ulaşmıştır.

Merkez Bankasının kasasında para olacak ki zamanı geldiğinde yabancı yatırımcı parasını geri alabilsin ama o günden bugüne hep azalmış.

Dış borcun (457 milyar dolar), yaklaşık %70’i özel sektöre aittir.

Döviz geliri olmayan şirketlerin döviz borçları önemli riskler içerir.

Döviz krizlerimiz olan 1994 ve 2001’de bankaları zora sokan durum şimdi reel sektörde karşımıza çıkıyor ve altıncı satır da, Şirketlerin döviz varlıkları ile döviz borçları arasındaki fark dan işte buradan izleniyor.

Döviz yok şirketlerde, başka varlıklardan dövize geçmeleri gerekiyordu yani risk yönetimi yapacaklardı zamanında ama yapamadılar.

On beş ay boyunca bu açığın GSMH’a oranı da (yüzde olarak) kesintisiz yükselmiştir:  -23,8 → -25,1 → -31,1… 

Önümüzdeki on iki ayda vadesi gelen dış borçlara aynı dönem için öngörülen cari açığı da eklerseniz = Yakın gelecekte ekonominin dış finansman ihtiyacı (satır 7) elde edilir.

Bu toplamın GSMH’ a oranı ise bir başka dışsal kırılganlığı yansıtır ve Mart 2018’e kadar kesintisiz artış gözlenmektedir: %26,7 → %30,5 → %33,3... 

Kısacası aslında kriz geliyorum demiş, hatta 2016 da da bir kriz potansiyeli varmış.

Asıl acı gerçek ise 2016 bile ekonomi açısından kronik birçok hastalığın ve problemin yaşandığı yıldır.

24 Ocak 1980 ekonomik kararları ile başlanan küresel ve liberal ekonomi yolculuğumuz bir kez daha tıkanmış ve problem dağına çarpmıştır. (bence tosladık)

Biz neden bu tablolara göz atmıştık?

Ekonominin giderek bataklığa gömüldüğünü rakamlar ile sadece ifade etmek istedik, 16 yılda gelinen noktada, ülke sürekli borçlandı, aldığı borcu iyi değerlendiremediğini rakamlarda bulmaya çalıştık.

Alınan borç ve ülkenin 16 yılını halkın refahını, eğitim seviyesini ve sosyal imkanlarını kısaca yaşam kalitesini artırmak ve iyileştirmek yerine, yabancı sermayeye faiz, yerli sermaye (yandaş) rant olarak ödenmesi kötü bir tercihtir.

Sanayi ve tarıma yatırım yapılmaması ve doğal olarak sanayi ve tarım üretimi artamaması, dış piyasalar da rekabet de edeme ve sadece tüketici toplum haline dönüşmeye neden olmuştur.

Eğer bu ekonomik tablo bir gün düzelecekse yavaş yavaş neresinin düzeltilmesi gerektiği de ortaya çıkmaya başladı şimdi.

Çözümün adımları

Yukarıdaki iki tabloyu düzeltmeye çaba harcamamız gerekiyor ve birkaç düşünceyi birlikte not alalım ?

  • Sanayi ve tarım Üretimini artırmak gerekiyor
  • Finansal rakamlar düzelsin isteniyorsa, gerçekçi bütçe yapılması ve tasarrufa başlanması gerekiyor. İsrafın durdurulması şart.
  • Tüm bunların yapılması için yeni ve gerçekçi bütçe ile yeni ekonomi planı gerekiyor. (küçük ve iş bitirici ayarlamalar yetmez)
  • Liberal tercih olan, kamunun elindeki varlıkları satmak, bunları teminat göstererek yeniden den borçlanmak yerine, varolan borçları kapatmak için yeni ödeme planı yapmak gerekiyor.
  • Önümüzdeki 3 yıl içinde 30 milyar TL’ye harcanacak garantili projelerin finansman modelinin yeniden düzenlenmesi gerekiyor, bu projelerde önce TL’ye dönmek ve sonra kar marjını da düzeltmek gerekiyor.
  • Krizin sorumlusu olan bu sürdürülmesi imkansız olan ekonomi modelinden vazgeçilmesi, kaynakların, halk için kullanılması, yabancı ve yerli sermayeyi bir şey üretmeden beslememek, abuk sabuk borçlanıp borçlanıp kaynak aktarmaktan, yandaş zengin etmekten vaz geçilmesi gerekiyor.
  • Varlık fonunun kapatılması ve içindeki kurumların hazineye geri dönmesi gerekmektedir.
  • Bağımsız kurulların (BDDK ve SPK), TCMB ve Sayıştayın yeniden işlevlerine geri dönmesi ve özerk olması gerekiyor.
  • Devlet Bankalarının tüm yönetimlerinin değiştirilerek denetimden geçmeleri ve yeniden yapılandırılmaları gerekiyor.
  • Batık inşaat firmalarını kurtaracağım diye örtülü banka kurtarma operasyonundan vaz geçiniz. Çok tehlikeli proje bu enflasyonu ya da döviz kurunu patlatma riski var.

Bu adımların atılmaması durumunda borç verenler kapıya dayanacak ve alacaklı olarak ülkenin varlıklarına bir çeşit el koymaya kalkacak haberiniz olsun.

 

Ekonomik kriz henüz bitmedi, ekonomistlerin ortak tahmini Mart 2019 ile Eylül 2019 arasında böyle giderse krizin derinleşeceği yönünde.

Kriz de işsizliğin artması, büyümenin olmaması hatta negatif olması da bir sonuç olarak önümüze birkaç ay içinde gelecek.

Hükümetin alacağı tedbirler ve yönetim tercihleri bundan sonra krizin derinliğini belirleyecek. Krizin bundan önce olduğu gibi bundan sonra da sorumlusu önceki krizden bugüne ülkeyi yönetenlerdir.

Kısaca ekonomik krizi tanımlarken 5-10 tane de çözüm önerisi oluştura bildim.

Teklifim : Şimdi elinize bir kağıt kalem alıp tecrübenize göre bir kriz konusu seçmeniz ve bu krize önce teşhis koymanız, sonra 5-10 maddeyi geçmeyen çözüm paketleri oluşturmanızdır.

Çözüm paketlerimiz ve problem teşhisinde ülkenin kuruluş değerlerini hatırlayarak hareket edeceğiz, ideolojik davranmıyoruz, geçmiş takıntılarımıza göre de hareket etmiyoruz.

Çözüm üretiminde birleştirici ve kapsayıcıyız unutmayalım, ayrılma, ayrıştırma, parçalama, bölme, eyaletlere bölme, bölgeleri ayırma, özerklik, yeraltı ve yer üstü zenginliklerini yabancı ile paylaşma benzeri emperyalist tavırlara karşıyız unutmayınız.

Yöntem : (hatırlatma)

Krizi çözmek için, düşünmeye başlamamız gerekiyor, iki yol var önümüzde, bu yoldan sırayla ilerlemek durumundayız.

  1. Krizin boyutuna, çeşitlerine, bozulan yerlerin ve detayına bakmak ve tespitini sağlamak (siyasi tartışmaları bir kenara şimdilik bırakmak), bunun için ülkenin kuruluşu sırasındaki devrimlere bakarak “doğru nedir?”, “iyi olan nedir?” sorusunun cevabını bulmak yani rahatsızlığa teşhis koyarken, Cumhuriyetçi bir tavır ile teşhisi koymak.
  2. Devrim, reform, yapısal reform, düzenleme, yeni proje ne yapılacaksa ortak akıl ile yapmak. Siyasi partilerimiz mutlaka ortak akıl teklif etmesidir. Kısacası bu sistem yürümüyor, bu sistemin çürüyen bozulan yerlerini ortak akıl ile düzeltmemiz gerekiyor ve siyasi partiler çözüm de üretmeliler.

Liberal küresel piyasa mekanizması yerine yeni ideoloji teklifim;
Halkın tercihlerinin ve çıkarının ön planda olduğu, insan haklarının ve çevrenin ön planda olduğu, kadınların, gençlerin ve çocukların ön planda olduğu, eğitim ve sağlık hakkının yüksek kalitede olduğu sosyal bir devlettir. (adını ve sloganını siz belirleyin)                  

24 Ocak 1980’den başlayan liberal, küresel, piyasa ekonomisinin sonu geldi.

Kendimize özgü yeni ekonomi modelini düşünmenin oluşturmanın tam zamanı, önceliklerinizi belirleyiniz ve ifade ediniz.

Bundan sonra, biz yaparız, halk ile birlikte yaparız, kadınlar, gençler ve çocuklar ile birlikte ve halkın çıkarı için siyaset yaparız diyen siyasetçiye oy vereceğim?biliyorsunuz.

Bu hafta ekonomide iki-üç önemli gelişme var;
Birincisi işsizlik sigortası fonunun devletin ihtiyaçları için kullanılması konusu.
 
İkinci gelişe ise; konut sektörünü kurtarma adı altında batık banka kredilerini de aynı çatı altında toplayıp kurtarma programı.

Üçüncü bir gelişme ise; Özel Sektör Tahvili ihraç etmiş bulunan bir faktoring firmasının vadesi gelen tahvil borcunu ödememesi durumu. SPK’nın ve BDDK’nın olaya müdahale etmemesi, firmaya kayyum atamaması ayrı bir sorun. Bu firmanın ortaklarının hileli biçimde şirketi borçlandırıp için boşaltmaları ve mal varlıklarını kaçırmaları ayrı bir sorun.

Kalınız sağlıcakla, saygı ve sevgilerimle.


Son Düzenlenme Cuma, 30 Kasım 2018 07:56
Rifat Erman Dinçel

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Strateji Kurulu Üyesi

Yorum yapmak için oturum açın

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 14-12-2018

Türkiye’yi Yönetenler Bunlara Niye Sessiz?

Kendimi tekrar etme pahasına yazmaya ve uyarmaya devam edeceğim. Çünkü geri dönülemez bir noktaya çok yaklaştık. Nedir bu? Türkiye’nin dört bir tarafının farklı düzlemlerde değişik mekanizmalarla kuşatılması. ...