“En Büyük Düşman” Kim?

Yazan  25 Temmuz 2022

Dünya yeniden enflasyonist bir dalganın etkisi altında. Şiddetli bir dip dalga bu. Ama suyu yeniden keşfetmeye gerek yok.

Geçmiş deneyimlere bakmak, zamanın gerektirdiği uyarlamaları yapmak ve bilindik politika araçlarını kullanarak durgunluğa savrulmadan gidişi yavaşlatmak önemli. Daha da önemlisi ideolojik saplantılarla kurumların özerk kararlarına ambargo koymamak olmazsa olmaz.  1970 li yıllar Arap-İsrail savaşı ve petrol ambargosu ile dünyanın yeniden enflasyonla yüzleştiği bir dönemdi. İran devrimi ve ikinci petrol krizinin etkisi 1980'lerin ortasına kadar devam etti.  Ben de akademik hayata yeni intisap etmiştim. Bu nedenle atılan birçok adım, alınan birçok karar ve bu kararları alanların duruşları belleğimde hala canlı.

Maliyet Enflasyonu ve Thatcherism

O yıllarda salgın yoktu. Ama bir hatta birkaç savaş birden, enerji fiyatlarındaki artış yolu ile maliyet enflasyonu fırtınası estirmişti. Yükselen enflasyonun işsizliği azaltmadığı anlaşıldığı için teorinin ezberi bozulmuş, artan fiyatlar ve düşen gelirler el ele, durgunlukla yaşanan enflasyon anlamına gelen Stagflasyon terimini iktisat yazınına kazandırmıştı. Ortodoks ekonomi politikaları, patlayan lastiği onaramıyor, frenler tutmuyordu. İkinci petrol şoku öncesinde yeni yaklaşımlar dikkati çekmeye başladı.  1979 yılında Birleşik Krallık’a(BK) başbakan olan ve bu görevi 1990 yılına kadar sürdüren Margaret Thatcher, Thacherism olarak adlandırılan politika yaklaşımı ile enflasyonu dizginlemeyi bir proje olarak benimsediğini açıkladı. Demir Lady’nin ağzından çıkan proje, adeta bir savaş ilanı gibiydi. Gerek Thatcherism, gerekse aynı dönemde ABD de uygulanan Reaganizm, eş anlı olarak durgunlukla mücadeleyi öngördüğü için piyasa liberalizmini hedefleyip, özelleştirmeye, devletin küçültülmesine, kamu israfının ve harcamalarının azaltılmasına ve vergi indirimlerine gidilmişti.“Arz yanlısı” ekonomi, üretimi özel sektör eli ile arttırmayı vemali olarak etkin olmayan faaliyetleri azaltmayı hedeflemişti. Uygulamanın acı tarafı hem Thatcher, hem de Reagan’ın birçok sosyal desteği, sağlık ve eğitime ayrılan kaynak tahsislerini kesmesiydi. Enflasyon 1990 lı yıllarda hem ABD, hem BK, hem de birçok gelişmiş ülkede kontrol altına alındı. Ama ne pahasına? sorusu, her iki politikanın da tekrarlanacaksa özenle gözden geçirilmesini öneriyordu.Şimdi gelişmeler farklı nedenlerle bile olsa 1970 li yılların ikinci yarısından itibaren başlayıp 1980 li yılların sonuna kadar süren dönemi hatırlattığı için akıllara, “arz yanlısı” teşviklerin hangi hassas ölçülerle uygulanması ve talep kısıcı önlemlerin sosyal devlet ve çevre dostu ilkelere zarar vermesinin nasıl engellenebileceğini düşündürmekte.

Maliyet ve Talep Enflasyonu Slumpflasyon ile Yan yana Yürürken

Şimdi örneği yine BK ile sürdürecek olursak,Eylül 2022 de belki BK a başbakan olacak Rishi Sunak da Thactcher gibi,  son rakamlara göre BK da yüzde 9.4 olan enflasyonu “en büyük düşman” olarak ilan etti. Yine bir kararlılık ve bir ekonomik savaş ilanı var. Yakın zamana kadar BK da Maliye bakanı olarak görev yapan Sunak, zaten her zaman mali disiplin taraftarı bir siyasetçi. Enflasyonu dizginlemek için salgın nedeni ile verilen desteklerin azaltılması ve vergi indirimlerinin sonlandırılması gerektiğinin farkında.Bu kolay değil. Sunak Thatcher ve Reagan politikalarını yeniden yorumluyor.Bir başka kaynakla telafi edilemeyen vergi indirimlerinin teşvik olmaktan çok bir kısır döngü yaratacağını ve enflasyonu beslemeye devam edeceğini, Maliye Bakanlığı ve Hazinenin ancak birlikte aşamalandırılmış ve iyi planlanmış müdahalelerle enflasyonu yenebileceğini hesaplıyor.Önemli olan bu müdahalelerle, ayrıcalıklı sınıflar ve bireyler yaratıp toplumsal adaleti bozmamak. Sunak aynı zamanda Bank of England (BoE) yani İngiltere Merkez Bankasının, alışılmış para politikası araçlarını kullanmasını öngörüyor. Ama bu araçları kullanırken keyfi ve alışılmadık adımlar atmadan enflasyonu dizginleme hedefine kilitlenmesi gerektiğini açıklıyor.Tabii para arzını kısarken, BK'nın durgunluğa girmemesini sağlamak da BoE ın görevi.

Kıssadan Hisse ve Türkiye’nin Durumu

Açıkçası Para ve Maliye otoriteleri ekonomik krizlerde her yerde güvence olmaya devam ediyor.Dış kaynaklı maliyetler düşürülemiyorsa, talep kısılacak ki, daralan arz karşısında fiyat artış hızları yavaşlasın.  Tabii BK'nın dış kaynak ihtiyacı, Türkiye gibi rekor düzeyde enflasyon yaşayan ülkelerden daha az. Kaldı ki ufak bir faiz yükseltme ile dünyanın özellikle riskli ekonomik koşulları olan ülkelerinden sermaye akışını kendi yönüne çevirebilir. Türkiye’nin ise artık faiz aracını kullanma şansı kalmadı. TCMB'nin faizleri yüzde 85'e çıkaracak hali yok ya!Kaldı ki küresel piyasalardan koparken, güven telkin etmediği için sermaye çekmesi zor. Ulusal tasarruflar ve öz sermaye kullanımı da yetersiz olduğu için arz yanlısı teşviklerin nasıl çalıştırılacağı da toplumsal dengelerin korunmasını daha da açmaza sürükleyecektir. Oysa BK da veya başka bir ülkede güvenilir yönetimler zor kararlar da alabilir; ikna ederek halkı tüketimi azaltmaya da yönlendirebilir. Örneğin Almanya’da konutlarda haftada sadece iki gün sıcak su verilmeye başlanması, Rusya tarafından kesilen doğal gazın idareli kullanımı için alınan bir önlem. Zor zamanlar, zor kararları gerektirir. Ama alınan kararların herkese uygulanması gerekir. Bazı grup veya insanlar üvey evlat muamelesi görürken, ayrıcalıklı sınıfların israfa devam ettiği, yüksek faiz aldığı, kredi ve garantili ödemelerden mahrum edilmediği bilinirse toplumsal adalet yara alır. Aşınan güven ile “arz yanlısı” bir politika da izlenemez.Tarımı yıllarca ihmal ettikten sonra, uzak diyarlarda toprak kiralanarak 86 milyon insan beslenemez. Tercihli gruplara bol kamu bankası garantisi vererek dış kaynak bulunamaz. Özel bankaların çoğu yabancı ortaklı olduğu için, kredi notu düşük Türk şirketlerine onlar garantör olmaz. Para arzını sınırsız genişletmeye devam eden Türkiye, enflasyonla savaşamaz.

Bir Düşman Vardır Enflasyondan İçeri

 Hoş ben halen enflasyona karşı ilan edilmiş kararlı bir savaş da görmüyorum. Bu enflasyondan büyük çıkar sağlayanların hala çok sayıda olduğunun işareti. Öte yandan TCMB'nin eli kolu bağlandığı için alınan sıra dışı önlemler döviz kurunun yükselmesinin önüne geçemedi. Ancak bu önlemlerle harcama akımından çekilen para, üretime yönelmediği için “arz yanlısı” bir politika izlendiği de söylenemez. Açıkçası yazık ettiler o “dinamik, dinamik” diye övündüğümüz Türkiye ekonomisine.Gençler akın akın yurtdışına gidiyor. Şimdi Türkiye’de en büyük düşman enflasyon mu? Aldığı borca karşı elinde yeterince rezervi bulunmayan, borç faizi ödemesi, borcun anaparasını aşan, son 4 yıl içinde ulusal parasının değeri 3 haneli yüzdeden fazla oranda düşen Türkiye’ye yazık oldu. Biz krizin Ödemeler Dengesi boyutunu yine enflasyon üzerinde göreceğiz. Dış borcu, borç ile ödemek için kim bilir hangi kıymetli milli varlık, hangi ülke vatandaşlarına satılıyor kuşkusu var ya! Bizi kurt gibi kemiriyor. Kapalı kapılar ardında, kayıtlara geçmeyen ikili görüşmelerde hangi ülkelere ne sözler verildiğini düşünüp soğuk ter döküyoruz. Bunların hesabı mutlaka sorulmalı ve verilmeli. Enflasyondan öte düşmanın, bilerek veya bilmeyerek yapılan affedilmez hatalar olduğunu da iyi bilmeliyiz.

 

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-11-2022

Korku İkliminde İnsan Davranışı

Kafka’nın 20. Yüzyıl için “Korku Çağı” dediğini hatırlarsınız. Haksız değildi. Büyük yazar 1924 yılında öldüğünde zaten yaşamı boyunca bir dünya savaşı, bir büyük salgın görmüştü.