Enerji Bunalımı

Yazan  17 Mart 2022

Enerji meselesini teknik ve tatbikattaki neticeleri açısından incelemeden önce Türkiye’nin dünya ekonomisindeki yerine çok kısa bir göz atalım.

Türkiye yıllardır süren bir ekonomik krizin içinde yoğunlaşan ciddi sorunlarla adeta boğuşmakta ve bu karmaşık yapı geniş halk yığınlarını hayatlarını idame ettirmek konusunda bunalıma itmekte ve giderek düşen satın alma gücü karşısında halk yoksullaşmakta ve de ülke ekonomisi zayıflamaktadır.

2000 yılında 273 milyar dolar GSYH ile dünyanın en büyük 17 nci ekonomisine sahip olan Türkiye 2018’de 784 milyar dolar ile 18 nci, 2020’de 720 milyar dolar ile 20 nci sıraya ve 2021’de 50 ülke arasında 796 milyar dolar GSYH ile 21 nci sıraya düşmüştür. Kişi başı milli gelir 2013 yılında 12395 dolar iken 2021’de 9500 dolara düşmüş, 161 ülke arasında 76 ncı sırada yer almıştır. Tablo bu iken Türkiye kısa bir zaman içinde dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına nasıl girebilir?

Türkiye’de 2020 yılında kişi başına düşen elektrik tüketimi 3645 kWh’tır. Hedeflen değerler ise 2020’de 4.800-5.000 kWh, 2023’de 5.500-6.000 kWh, 2030’da 7.000 kWh’tir. Şayet 2020 değerini 4.8000 kWh olarak alırsak hedeflenin 1155 kWh gerisinde kalmış görülmektedir. Bu değer bu kadar kurulu güce rağmen artmıyorsa üzerinde ciddi olarak düşünmek gerekmektedir.

Dünyanın 21 nci ekonomisi içinde yer alan ve 10 ncu sıraya yükselmeyi hedefleyen Türkiye’nin enerji kullanımındaki durumuna bakalım: Kişi başı birincil enerji tüketiminde 43 üncü, birincil enerji tüketiminde 15 nci, elektrik üretiminde 15 nci, petrol tüketiminde 24 ncü, doğalgaz tüketiminde 16 ncı, kömür tüketiminde 12 nci,  hidrolik enerji tüketiminde 10 ncu, yenilenebilir enerji tüketiminde 11 nci sıradaki Türkiye, hangi yollarla sıçrama yapacaktır ki ilk 10 ekonomi arasına girebilsin? Halkımızın refahı, mutluluğu, huzuru için arzumuz, isteğimiz ve talebimiz bu sıçramanın en kısa zamanda gerçekleşmesidir.

Enerji kaynakları insan hayatında temel bir hak olarak kabul edildiğine göre, bir ülkedeki tüm enerji kaynaklarının kullanımı o ülkede yaşayan insanların hakkıdır diye değerlendirilmelidir. Küreselleşen ekonomik göstergeler içinde su ve enerjiye emtia gibi bakılmamalıdır. Zira hayatın devamı için insanlığın bu iki kaynağa ihtiyacı bulunmaktadır. Şayet bu iki kaynağa bir emtia gibi bakılırsa her emtia gibi bunların da bugün olduğu gibi ticareti yapılır. Enerji kaynakları halk için ulaşılabilir, verimli, güvenilir, etkin ve çevreye zararı en aza indirecek şekilde sunulmalıdır. Peki, günümüz dünyasında durum böyle midir? Hayır… Dünyada yaklaşık bir milyar insan elektriğe ve bir buçuk milyar insan da temiz suya ulaşamamaktadır.

Birçok konuda olduğu gibi enerji kaynaklarının kullanımında ülkemizde kısa zamanda acil tedbirlere alınmaz ise Türk toplumu uzun yıllar sıkıntı yaşayacaktır. Çocuklarımız, torunlarımız, torunlarımızın çocukları kısacası gelecek nesillerimiz bu sıkıntıyı katbekat yaşayacaklardır… Kendi kaynaklarını göz ardı ederek % 70 oranında dış bağımlı olmanın sebebini birileri bu topluma açıklayabilir mi? Petrol ve doğalgaz rezervlerimiz yok denecek kadar azdır. Ama elektrik üretiminde kendi kaynaklarımızın oldukça zengin olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Sadece güneş enerjisi potansiyeli 380 milyar kWh’tir. Ne var ki, son 20 yılda özellikle elektrik kurulu güçte 100 bin MW’a ulaşıldığında kurulu güçte yabancı kaynakların oranının  % 36,1, üretimdeki payın da % 51,6 olması nasıl açıklanabilir?

Bu bunalımın sebeplerini veriler ışığında incelemeye geçmeden önce şu gerçekleri de aktarmanın faydalı olacağına inanıyorum. Türkiye yakın çevresinde bulunan Müslüman ülkelerle iyi geçinmek için her türlü fedakârlığı yapmasına rağmen onlardan güler bir yüz dahi görememektedir. Dünya petrol rezervlerinin % 48,3’ü, doğalgaz rezervlerinin % 40,3’ü Ortadoğu ülkelerinde, petrol rezervlerinin % 3,7’si, doğalgaz rezervlerinin % 3,1’i Kuzey Afrika ülkelerinde ve de petrol rezervinin % 12,2’si, doğalgaz rezervinin de %10,1’i Türk cumhuriyetlerinde bulunmaktadır. Türkiye acaba bu ülkelerden petrol ve doğalgazı ucuza almakta mıdır? Yine Türkiye toplamda yaklaşık 8000 km uzunluğundaki boru hattı ile doğalgaz ve petrol taşımacılığı yapmaktadır. Tehlikeli bir iş yapan Türkiye bu boru hatlarıyla da Avrupa’ya enerji taşımaktadır.  Bu risklerin bir bedeli olmalıdır değil mi? Ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yalnızlığa terk edilmiş durumdadır.

Türkiye’nin, 1990 yılında % 51,6 olan enerjide dışa bağımlılığı 2002’de % 67,2, 2020’de %70,1’e yükselmiştir.

Türkiye doğalgazda % 99,1, kömürde (taş kömür) % 97,4, petrolde % 92,1 oranında dışa bağımlı bir ülkedir. 2020 yılında 28, 8 milyar dolar olan enerji faturamızın 2021 yılında 51,0 milyar dolara yükselmiştir.

BP ve EPDK’nın verilerine göre Türkiye’nin enerji değerlerine göz atalım (2020 rakamları).

1. 71 ülke arasında birincil enerji tüketiminde 6.29 exajoule (yaklaşık 150,26 mtep) ile 15 inci sırada yer almaktadır. Birincil enerji tüketimde fosil kaynakların oranı % 81,9’u, % 18,1’i yenilenebilir kaynaklardır. Türkiye birincil enerji tüketiminde % 70 oranında yabancı kaynak kullanmaktadır.

2. Türkiye’nin petrol rezervi yok denecek kadar azdır. 2020 sonu itibariyle rezervimiz yaklaşık 48 milyon tondur. Dünya rezervi 244,4 milyar tondur. EPDK’nın bilgilerine göre 2020’de ithal edilen ham petrol ve petrol ürünleri toplam 40.502 790, 620 tondur. Bu miktarın % 29,09’u Irak’tan, % 21,18’i Rusya’dan, % 8.23’ü Kazakistan’dan, % 7.90’u S.Arabistan’dan, % 7.02’si Norveç’ten, % 6.08’i Nijerya’dan,  % %5.05’i Hindistan’dan, % 3.46’sı İsrail’den ve diğerleri % 11.99. Türkiye petrol tüketiminde 24.sırada yer almaktadır.

3. Doğalgaz rezervi de yok denecek kadar az olup, 2020 sonu itibariyle 3 milyar m3’tür. Dünya rezervi 188,1 trilyon m3’tür. 2020’deki ithalat yine EPDK’nın bilgilerine göre 48.126.000.000 m3’tür. Bu ithalatın % 33,59’u Rusya’dan, % 24’ü Azerbaycan’dan, % 11.58’i Cezayir’den, % 11.06’sı İran’dan ve diğerleri % 19.77. Bu gazın % 68.67’i boru gazı, % 31.33’ü de LNG’ dir. Doğalgaz tüketiminde ise 16.sıradadır.

4. 11.520 milyon ton kömür rezervi (BP) ile (MTA’ya göre 19.320 milyon ton) 10.sırada, üretimde 14.sırada yer almaktadır. Dünya kömür rezervi 1.074.108 milyon tondur. 2021 yılında taşkömürü ithalatının % 39’u Kolombiya, % 39’da Rusya’dan yapılmıştır. Yıllık kömür ithalatı 30-35 milyon ton arasındadır.

5. Elektrik üretiminde 305,4 TWh ile 14.sırada yer almaktadır (2021 üretimi 330 milyar kWh). Aslında 2023 yılında 100-110 bin MW elektrik kurulu gücü ve 450-500 milyar kWh elektrik üretimi sağlanacakken, 99.819,8 MW ile kurulu güce ulaşılmış ama elektrik üretimi 330 milyar kWh’te kalmıştır. Peki, buradaki sorunlar nelerdir?

5. a. Kurulu gücün ancak % 49,6’sı yani 49.556 MW’ı (2020 ani puant değeri) elektrik üretiminde kullanılmaktadır. 2002 yılında 31.845,8 MW olan kurulu güç 2021’de 99.819,6 MW’a yükselmiş, kurulu güç 19 yılda % 213,4 oranında artış gösterirken, üretim bu dönem içinde % 155,0 oranında artmıştır. Son yirmi yılda kurulu güce eklenen miktar 67.973,8 MW, enerji yatırımlarına harcanan para ise 95-100 milyar dolar arasındadır. Yılda yaklaşık 5 milyar dolar yatırım yapılmıştır. Basit bir hesapla sonuç şudur: Kullanılmayan güç miktarı 50.264 MW’tır. Bu miktarın % 30’u olan 15079 MW yedek olarak değerlendirildiğinde kurulu güce fazladan 34476 MW’lık bir yatırım yapılmıştır. Bunun maliyeti de 50-55 milyar dolar civarındadır. Peki, bu atıl kapasite niçin oluşmuştur? Hala kurulu gücün artırılması için yatırımlar yapılmaktadır. Niçin? Yeni fabrikalar mı yapılmaktadır? Sanayi tesisleri büyütülmekte midir? Meskenlerde kullanılan elektrik miktarı mı artış göstermektedir? Kişi başına düşen elektrik tüketim miktarı mı artmıştır?

5. b. Türkiye’de kişi başına düşen elektrik tüketimi 1995 yılında 1389 kWh, 2002’de 1938 kWh, 2010’da 2877 kWh ve 2020’de 3645 kWh’a (3464 kWh Statista.com) yükselmiş, 2002-2020 artış oranı % 88,0 olmuştur (kişi başı elektrik tüketimi ABD’de 12.235 kWh, G.Kore’de 10.458 kWh, Fransa’da 8.097 kWh, Almanya’da 6.771 kWh, İngiltere’de 4.500 kWh, statista.com/2020).  Kurulu güçte % 213,4, üretimde % 155,0, kişi başı elektrik tüketiminde % 88,0 artış tuhaf değil midir?

5. c. Sektörlere göre enerji tüketiminde çevrim ve enerji sektörünün payı % 25’ler civarındadır (2018’de %24.02). Çevrim sektörü birincil enerji kaynaklarının ikincil enerjiye dönüştürüldüğü elektrik üretim tesisleridir. Burada kullanılan kaynaklar doğalgaz ve kömürdür. Birincil enerji tüketiminde diğer önemli bir pay da ulaşım sektörüdür ve % 20’ler civarındadır (2018’de % 19,80).

5. d. 2021 yılında 99819,6 MW olan Kurulu Gücün % % 46.66’sı fosil kaynaklar, % 53,34’ü yenilenebilir kaynaklardır. Üretimin ise % 66,50’si fosil, % 33,50’si yenilenebilir kaynaklardır. Türkiye’de değerlendirilmesi gereken yerli ve yenilenebilir kaynakların potansiyeli oldukça yüksektir. Bu kaynaklara yatırım yapılmış ancak gerektiği kadar değerlendirilmemiştir. Hidrolik, rüzgâr, jeotermal, güneş, biyogaz ve linyit kaynakları toplamda 730 milyar kWh elektrik enerjisi üretecek potansiyele sahiptir.

Özelleştirme 1984 yılından itibaren ülkemizin gündemine girmiş ve özelleştirme ’’ Devletin mülkiyetindeki tesislerin, işletmelerin özel sektöre devredilmesi, daha açık bir ifadeyle; devletin ekonomik faaliyetlerinin azaltılması, devlete ait olan varlıkların özel şirketlere veya şahıslara satma işlemidir’’ şeklinde tanımlanmaktadır. Gerçekten de bu tanıma uygun olarak 1923-1983 arasında halkın birikimleriyle yapılmış olan tesisler, fabrikalar, işletmeler, madenler ve sanayi tesisleri 1984-2021 arasında devletin elinden çıkarılmıştır. Peki, sonuç nedir? Devletin sırtından beslenerek (dişini tırnağına takarak bu ülke için çalışan özel sektör hariç) büyümeye çalışan özel sektör acaba özelleştirmeler neticesinde:

  1. Ne kadar proje üretmiş ve yatırım yapmıştır?
  2. Üretimlerini hangi oranda artırmıştır?
  3. Eskiyen ekipmanların ne kadarını geliştirmiş ve yenilemiştir?
  4. Yaptığı yatırımları ucuz ve güvenilir bir şekilde mi hayata geçirmiştir?
  5. Yatırımların neticesinde ithalata bağımlılık azalmış mıdır? Yoksa artmış mıdır?
  6. Ülkemizin cari açığında önemli bir yer tutan enerji ihtiyacımız yerli ve yenilenebilir kaynaklardan karşılanmış mıdır? Karşılanmışsa yatırım oranları nedir?
  7. Rüzgâr, güneş, jeotermal ve biyokütle gibi kaynaklara yatırım yapan şirketlere devlet ne kadar destek vermiştir?

Yukarıda da ifade edildiği gibi enerjide dışa bağımlılık % 70,1 noktasına ulaştığına göre…

Ayrıca yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızın yaklaşık % 73,87’si enerjiye katılmayı beklemektedir. Sadece tabiatı yıkarak, dengesini bozarak, halkı devletle karşı karşıya getirerek akarsular üzerine kâra dayalı enerji santralleri kurmak pek insaflı olmamaktadır. 99819,6 MW elektrik kurulu gücüne rağmen elektrik kesintileri, bir ilin 4-5 gün elektriksiz kalması, kayıp ve kaçakların önlenememesi ve sonuçta fahiş fiyat artışları?

Görüldüğü gibi yanlış politikalar ve plansız uygulamalar ve de liyakatli mühendislerin, teknik kadroların yönetimde ve işin başında arazide olmamaları bu sonucu doğurmuştur. Zira bugünün yöneticileri devleti yönetenlere yanlış ve eksik bilgiler verdiği sonucu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Enerji enflasyonunun % 90’lara ulaştığı bilindiğine göre, şimdi gelelim elektriğini söndüren, kombiyi kapatan, aracını kullanamayan ve halkı bıktıran enerji zamlarının sebepleri ve önerilere:

1.Enerji tüketiminde takip edilen politikaların gözden geçirilmesi önem arz etmektedir. Çünkü elektrik üretiminin % 83’ü, dağıtımının % 100’ü özel sektörde, iletim ise devletin kontrolünde bulunmaktadır. Diğer taraftan doğalgazın çevrim santrallerinde elektrik üretiminde kullanılmasının azaltılması, ulaşımda akaryakıtın payının, demir ve deniz yollarına öncelik verilerek azaltılması yanı sıra yerli kömür ve yenilenebilir kaynaklara önem ve öncelik verilmesi verimliliğin ciddi bir anlayış haline getirilmesi enerjide dışa bağımlılığı oldukça aşağılara çekebilir. Kurulu güçte % 25,6 olan doğalgazın payının % 20’lerin altına çekilmesi, % 9,0 olan ithal kömürün payının % 5’lere indirilmesi ve verimliliğe önem verilmesi % 20 civarında daha az enerji tüketilmesini sağlayabilir, böylece yerli kaynaklara daha çok yatırım yapılması gerçekleştirilebilir.

2.2021 yılında elektrik üretiminin yaklaşık % 17’si kamunun, % 83’ü özel sektörün elindedir. Elektriğe yapılan 1 kuruşluk zammın özel sektöre kazandırdığı para 2,5 milyar TL’dir. Ayrıca faturalar % 30 civarında kayıp-kaçak, hizmet satışı ve sayaç okuma bedelleri yansımakta ancak bunlar faturalarda yer almamaktadır (EMO). Kayıp-kaçakların önlenememesi ki % 11 civarında bir değerdir bu değer, bunun halk tarafından ödenmesi nasıl açıklanabilir? Özel dağıtım şirketlerinin kasasına giden bu paralar halkın cebinden çıktığına göre, bu husus en kısa zamanda halkın lehine çevrilmelidir.

3.TL’nin çok değer kaybetmesi neticesinde enerji girdilerine yüksek miktarlarda döviz ödemeleri yapılması karşısında TL mutlaka değerli hale getirilmelidir ki, fahiş fiyat artışları engellenebilsin.

4.Yaklaşık 35.000 MW Kurulu Güç yedekte beklemektedir. Bunun maliyeti 50-55 milyar dolar civarındadır. Bu santralleri kuran özel sektör kaynağı bankalardan aldığına göre ödeme sıkıntısı çekildiği için mi bu zamlar yapılmıştır?

  1. Elektrik ve doğalgaza yapılan zamlar geri alınmalı, akaryakıt zamları ise halkın tamamı düşünülerek makul bir seviyeye çekilmelidir. KDV % 1’e indirilmelidir. Üreterek büyüme gayreti içinde olan Türkiye’yi yönetenlerin çiftçiyi, sanayiciyi dikkate alarak halkın umutlarını bitiren bu zamları mutlaka gözden geçirmelidir.

6.Petrol fiyatları dünyadaki siyasi, ekonomik ve askeri gidişe göre belirlenmekte ve bu da Türkiye gibi petrol, doğalgaz fakiri ülkeleri etkilemektedir. Son olarak Rus’ların Ukrayna’yı işgal girişimi, ekonomik değerlerini artıran ülkelerin enerji kaynaklarına olan taleplerinin artması, bunun karşısında bu kaynakları üreten ülkelerin üretimi kısmaları fiyatların artmasında önemli rol oynamaktadır.

7.Yaklaşık 730 milyar kWh’lik yerli ve yenilenebilir kaynakların elektrik enerjisinde devreye alınarak, doğalgaz, ithal kömür ithalatının en aza indirilmesi sağlanmalıdır.

8.Türkiye Akdeniz’de hakkı olan sahalarda enerji kaynaklarını arama faaliyetlerine uluslar arası hukuk çerçevesinde devam etmelidir. Bölgede Levant Havzası’nda, Kıbrıs Adası çevresinde, Girit Adası güneyinde ve Nil Deltası’nda 2010 yıl USGS’in raporuna göre 13 trilyon m3 doğalgaz, 6 trilyon m3 sıvı doğalgaz ve 1,7 milyar ton petrol bulunduğu açıklanmıştır. Doğu Akdeniz’deki bu kaynaklar kıyıdaş ülkeleri karşı karşıya getirmekle kalmıyor, ABD, Rusya, AB ülkelerinin bazıları hatta Çin bile bu bölgeye önemin üzerinde bir değer vermektedir. Peki, biz ne yapmaktayız? Günümüzde bu bölgede Total, ENI, BP ve Shell gibi enerji şirketlerinin çalışma yaptıkları bilinmektedir. Diğer taraftan İsrail Leviathan Havzası’dan doğalgaz çıkarmak için gerekli çalışmalara başlamıştır.

Akdeniz’in kaynakları vazgeçilecek, ihmal edilecek, unutulacak bir konu değildir.

9.Enerji Merkezi olma hayali ile birkaç yıl önce ortaya çıkan fikir aradan geçen zaman içinde unutulmuş gibi görülmektedir. Türkiye Karadeniz’de bulunan yaklaşık 540 milyar m3’lük doğalgazın (daha fazla da olabilir) çıkarılması için yabancılarla işbirliği yapması (Schlumberger, Wood Mckenzie, Subsea 7 ve deniz tabanına döşenecek boru hatları da bir İtalyan firmasına verilmiştir), sanırım uzun bir zaman sonra bu kaynaktan faydalanacağımız anlamına geliyor. Zira bu rezervi çıkaracak teknik potansiyele sahip olmadığımız bilinen bir gerçektir. Bu kaynak bulunduğunda herkesin o dönemde söylenenleri hatırlaması önemlidir. Bilime inanmak değerlidir ve her zaman doğru yolu gösterir.

Fatih, Yavuz, Kanuni, Oruç Reis, Barbaros Hayrettin nerelerdesiniz?

Türk Devletini yönetmeye çalışanlar bu ülkenin zenginliklerini halkın refahı için kullandıkları takdirde zenginleşir, güçlü ve mutlu olur. Ancak son 20 yılda takip edilen politikalar sonucu bugün halk yoksullukla adeta boğuşur haldedir. Bankalarda 1 milyon TL ve üzerinde parası olan 511.685 kişi (84 milyonun % 0,61) huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşarken kazandığı ile geçinmeye çalışan geniş halk topluluklarının içinde bulunduğu kötü hayat şartlarını unutmayınız olur mu? Kendi kaynaklarını kullanan, üreten, dışarıya bağımlı olmayan bir Türkiye için toplum mutlak şekilde kenetlenmelidir. Kenetlenen toplumlar kolay kolay yıkılamaz…

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya   - 22-09-2022

Kraliçenin Vefatı ve Londra'daki Kanlı Taç

Aile büyüklerimizden "Elizabet, denize bat" sözünü çok duymuştum. Bir dedemin babası, Gelibolu'ya gitmiş, dönüş yok.