Enerji’ye Doymayan Dünya ve Beklentiler

Yazan  26 Eylül 2021

Küresel ekonominin çarkları salgın hız keserken yeniden dönmeye başladı. Kıyıda köşede çıkan birkaç arıza ve kronik jeopolitik ve ekonomik sorunlar hariç, yılın ikinci çeyreğinden itibaren hemen her ülkenin ekonomik göstergelerinde olumlu yönde gelişmeler var.

Bununla beraber, mevsim kuzey yarı kürede sonbahara girerken daha şimdiden enerji dar boğazları, ABD, AB ve İngiltere’nin gündemine hızla girmeye başladı. Son iki hafta içinde doğal gaz akışındaki azalma nedeniyle Fransa ve Almanya’da elektrik fiyatlarının yüzde 40 oranında artması, ekonomik artan girdi maliyetleri nedeni ile durgunluğa karşı iyi bir gelişme. Ama temel girdi fiyatlarındaki ani yükseliş, İngiltere ve İspanya’da hükumetlerin tüketiciyi korumak için acil durum önlemleri almaya başlamasına neden olmuş durumda. Net petrol ve doğal gaz ihracatçısı olduğu için ABD de ise doğal gaz ve petrol ihracatına sınır getirmesi talepleri gündemde.

Küresel Emtia Krizi,Jeopolitik Endişeler

Doğal gaz fiyatlarındaki artışın mal ticareti açısından küresel mali krize benzer bir sonuç yaratabileceği endişelerinin biraz abartılı bulmakla beraber, özellikle Rusya’nın Avrupa’daki elini güçlendireceğini, bununsa Ukrayna açısından pek çok istenmeyen sonuç yaratabileceğini düşünmek için her neden var. Rus doğal gazına muhtaç bir Batı Avrupa, Ukrayna’nın siyasi haykırışlarına kulaklarını iyice tıkayacak, Ukrayna’dan yana tavır koyan ABD baskılarını duymazdan gelerek kuzey akım gaz projesinin bir an önce tamamlanmasını isteyecek. Salgınla tıkanan ticaret kanallarının şimdi doğal gaz nedeni ile kapanmaması için Avrupa’nın ne gibi tavizler vereceği belli değil.Ancak AB ve İngiltere sondaj faaliyetleri başlamış veya henüz tasarım halinde olan projelerin hızlanması için düğmeye basmış görünüyor.Doğal gaz arzının bol, birim fiyatının makul olduğu 2019 yılından sonra salgınla kendi içine göçen dünya, hiç olmazsa bazı netameli bölgelerdeki jeopolitik sorunları bir süreliğine rafa kaldırmıştı. Buna karşılık depolama olanağı olan bazı Avrupa ve Asya ülkelerinin, bir gün rüzgârın tersine döneceği beklentisi ile doğal gaz stoklarını arttırması, 2020 boyunca ve hatta 2021 in üçüncü çeyreğine kadar küresel enerji fiyatlarının fazla yükselmesini engelledi. 2020 yılı boyunca 2021 in soğuk kış aylarında bu stoklar kullanıldı. Sıcak geçen yaz ayları da doğal gaz fiyatları üzerindeki baskıyı sürdürdü. Ama zaten soğuk geçmesi beklenen 2022 kışı jeopolitik endişelerin Ukrayna, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de yoğunlaşmasına neden oluyor. Bu bölgelerdeki siyasi ve askeri tansiyonun önümüzdeki aylarda yükselmesine kaçınılmaz gözle bakarken süreçler üzerinde biraz tahmin yürütmek iyi olur.Kış kapıdayken neler beklenebilir?

Ukrayna, Kuzey ve Kuzey batı Karadeniz Açısından Beklentiler

Enerjiye doymayan dünya Karadeniz’i çevreleyen ülkeler arasında doğal gaz arama, çıkarma ve daha da önemlisi kuyuların bulunduğu yerleri sahiplenme iştihasını yükseltebilir. Nitekim Başkan Zelensky, Ukrayna’nın güney batısında bulunan Besarabya’yı, Rusya’nın aynı Kırım’da olduğu gibi, Ukrayna’dan koparacağını, doğal gaz rezervleri zengin Kuzey Karadeniz’e hâkim olmak için işe Besarabya’nın Karadeniz kıyısına 30 km yakın olan Yılan adasını (Snake Island veya Zmiyiniy Ostriv) işgal ederek başlayacağını iddia ediyor. ABD yi, dünyayı ve AB yi uyarıyor. Caydırıcı önlem ve yardım istiyor. Ama özellikle Avrupa 2022 kışının zemheri soğuklarına hazırlanırken Rusya’yı ürkütmeden kesintisiz enerji temini peşinde.Öte yandan her ne kadar Karadeniz topografyası Akdeniz gibi olmadığı için yetki alanlarının belirlenmesi konusunda kıyıdaş ülkeler için büyük sorunlar olmasa bile, Romanya ve Ukrayna arasındaki bazı anlaşmazlıklar henüz çözüme kavuşmuş değil.Uzun yıllardan beri geniş bir dostluk ve işbirliği anlaşması peşinde beyhude koşan bu iki komşu ülke, özellikle yine Yılan adasının hangi ülkeye ait olduğu konusunda çekişmeye devam ediyor[1]. Şimdi bu ada civarındaki doğal gaz ve petrol rezervleri daha da kıymete bindiği için orada bir sorun alanı mevcut. Bu yüzden 1997yılından beri iki ülkenin gündemini işgal eden Yılan adası sorunu, 2009 yılında Uluslararası Adalet Divanında karara bağlanmış olsa bile tekrar su yüzüne çıkacak gibi gözüküyor. Üstelik şimdi bir de Rusya’nın gözü Yılan adası üzerinde.

Türkiye’nin Karadeniz’deki Doğal Gaz Aramaları Açısından Beklentiler

Türkiye'nin Karadeniz'deki son doğal gaz keşfiyle ulaştığı 540 milyar metreküp rezervin ülkenin 12 yıllık doğal gaz ihtiyacını karşılayacağı düşünülmekte[2].Petrolde yüzde 92, doğalgazda ise yüzde 99’a yakın ithal kaynaklara bağlı olan Türkiye için Karadeniz’den gelen her haber önemli.  Tuna-1 kuyusundan 320 milyar + 85milyar metreküplük ek doğalgaz bulunmuş olması, bu nedenle şimdi büyük bir umut. Ayrıca Tuna-1 in kuzeydoğusundaki Amasra-1 kuyusunda 135 milyar metreküplük yeni bir doğalgaz rezervi bulunduğu haberi ile birlikte Karadeniz’deki 2 kuyuda yapılacak yıllık toplam doğalgaz üretiminin 2030 yılı sonrasında 20 milyar metreküpe ulaşabileceği beklentisi Türkiye için sorunsuz bir alandan fışkıracak bir bağımsızlık umudu.  Ama bunun, Türkiye ve Rusya arasındaki Mavi Akım’ı nasıl etkileyeceği ve bulunacak gazın Türk Akımı ile Avrupa’ya akacak doğal gaza eklenip eklenmeyeceği konusunda henüz bir görüş yok.

Doğu Akdeniz Denklemi Açısından Beklentiler

Yükselen doğal gaz fiyatları, Doğu Akdeniz’deki kuyulardan halen çıkarılıp ticari hale gelmiş olan gaz fazlasının Avrupa’ya aktarılmasını yeterince cazip hale getirmekte. Arap Gaz Boru Hattının da(AGP) Körfez gazını Doğu Akdeniz gazına katması ihtimali artacaktır.  Türkiye’yi maalesef devre dışı bırakan Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İtalya ortak hedefe daha fazla kilitleneceğe benzer. Bu arada eğer Necip Mikati hükumeti, Lübnan ve İsrail arasındaki deniz yetki alanı anlaşmazlığını bir şekilde çözer ve mevcut Doğu Akdeniz ittifakına katılırsa, Lübnan’ın enerji açmazına kısmi bir çözüm getirebilir. Eğer teknik tasarımındaki ve mali portresindeki zorluklar aşılmışsa, uzun boru hattı ile Avrupa’ya ulaşacak Doğu Akdeniz doğal gazı, Rusya’nın eski kıta üzerindeki enerji sultasını kısmen hafifletebilir. İngiltere ve Hollanda’da son raporlara göre doğal gaz üretiminin düşmüş olması da, Doğu Akdeniz doğal gazının batıya kesintisiz ve ucuz aktarılması için yeni bir müşevvik olacaktır. Bunun Türkiye açısından yaratacağı sonuç ise kendi bölgesinde dışlanmışlıktan öte, ülkenin içine düşeceği ekonomik ve jeopolitik yeni riskler ve yeni çatışmalar olacağa benzer.

Yeni Arama Faaliyetleri Açısından Beklentiler

Önümüzdeki kışın soğuk geçecek olması, Kuzey Akım’ın henüz tamamen tamamlanıp devreye girmemesi, dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi Ege ve Akdeniz’de de yeni arama faaliyetlerini hızlandıracaktır. Bu açıdan Türkiye’nin Libya ile yapmış olduğu deniz yetki alanı anlaşmasının ne kadar geçerli olduğu ve bunun Türkiye’ye Akdeniz’in o bölgesinde, Libya veya her hangi bir ülke ile ortak doğal gaz araması imkânı yaratıp yaratmayacağının açık hale gelmiş olması daha da önemli hale gelecektir. Enerjiye doymayan küresel ekonominin çarklarının dönmesi için daha fazla doğal gaza ihtiyaç olacağı kesin. Kendi ihtiyacı da katlanarak büyüyen Türkiye’nin bu konuda sorunsuz Karadeniz arama faaliyetlerini kamuoyu ile paylaşması, Doğu Akdeniz’de de çatışmacı tutumdan sıyrılarak işbirliği imkânları araması daha önemli olacaktır.

 

[1] Ayrıca Ukrayna ve Romanya Tuna nehri ağzındaki Bistroye Kanalı inşaatı dolayısı ile sorunları olan iki komşu olduğu için, bunun derin su gemiciliği açısından Ukrayna’da yarattığı sorun şimdi Yılan adası anlaşmazlığına eklenmektedir.

[2] Murat Temizer (7 Haziran 2021)”Karadeniz'deki yeni keşifle ulaşılan rezerv Türkiye'nin 12 yıllık doğal gaz ihtiyacına eşdeğer”,  https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/karadenizdeki-yeni-kesifle-ulasilan-rezerv-turkiyenin-12-yillik-dogal-gaz-ihtiyacina-esdeger/2266290

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Deniz Berktay   - 13-10-2021

Fener Patrikhanesi ve Asimilasyon

Dünyanın pek çok yerinde, dinle siyaset, iç içe geçmiş durumda. Hıristiyanlığın Ortodoksluk mezhebi de, siyasetin yoğun müdahalesine maruz kalmakta.