Her Yol Kerkük’e Çıkar

Yazan  10 Nisan 2013

 

2003 yılındaki Amerikan işgalinden sonra bölgede yaşanan güç boşluğunu Kürdistan Yerel Yönetimi (KYY) ve Barzani liderliğindeki Peşmerge güçleri doldurmuştur. Ardından ise 2005 yılında kabul edilen anayasa ile Kerkük’te yapılacak bir referandum ile Kerkük’ün geleceğini tayin etmesi öngörülmüştür. Fakat gerek Türkiye’nin referandum konusundaki itirazı gerekse uluslararası örgütlerin yaptığı çalışmalar neticesinde Kerkük’te yaşanan nüfus hareketlerinin gerginliğe yol açması nedeniyle bölge bir türlü referandum aşamasına gelememiştir. Günümüzde ise KYY referanduma gerek kalmadan Kerkük’ün kontrolünü resmi olarak ele geçirme adına politikalar izlemektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin dengelemeye çalıştığı Irak Merkezi Yönetimi ve KYY ile ilişkilerinde karşısına kaçınılmaz olarak Kerkük meselesi çıkmaktadır.

Öncelikle KYY’nin Merkezi hükümetle arasının açılmasına neden olan uluslararası enerji şirketleri ile anlaşmalar imzalaması ve ardından KYY içerisinde petrol üretimi yapan bir özel şirketin petrolünü Bağdat yönetiminin idaresi dışında direkt olarak Türkiye üzerinden göndermeye başlaması Erbil-Bağdat ve Ankara-Bağdat gerginliğini ortaya çıkarmıştır. Ardından daha büyük bir şirket olan ExxonMobil şirketinin Erbil yönetimi ile enerji anlaşması imzalanması durumu daha çok gerginleşmiştir. Buna ilave olarak Barzani yönetimi Bağdat ile arasının açılmasına neden olan bağımsız enerji anlaşmaları ile aynı zamanda Kerkük üzerindeki yetki iddialarını da arttırmıştır. Şehrin kontrolü Peşmerge güçleri tarafından sağlanırken, Bağdat Yönetimi ise Kerkük üzerindeki iddiasını devam ettirmek adına Kerkük’ün petrol üretiminin arttırılması için BP ile anlaşmaya çalışmaktadır. KYY açısından Kerkük kadar bir diğer önemli mesele ise KYY topraklarından Türkiye’ye ulaşacak bir petrol boru hattının inşasıdır. Bunun için sıklıkla Türkiye ile anlaştıklarını belirten Erbil Yönetimi daha önce boru hatlarının açılış günü için tarihler vermiştir. Son olarak da KYY Doğal Kaynakları Bakanı Ashti Hawrami, bölgelerindeki petrolün uluslar arası pazarlara ulaştırılması konusunda Türkiye’den daha elverişli bir güzergah bulunmadığını belirmiştir. Burada petrol boru hattı ile ilgili ince bir detay bulunmaktadır. Erbil Yönetimi’nin zaman zaman medyada yayınlanan boru hattı projesinin haritasında boru hattını Kerkük’ün çok yakınından geçtiği görülmektedir. KYY diğer bir tartışmalı alan olan Khurmala sahasındaki aslen Kerkük petrol sahasının KYY içerisine giren bölgesinde hakkı olduğunu iddia ederek petrol üretimine başlamıştır. Haritalara bakılacak olursa KYY petrol boru hattının Khurmala petrolünü de taşımak üzere planlandığı görülebilir. Bu durumda Erbil Yönetimi bizzat “Kerkük” petrolünü Türkiye üzerinden taşımayı planlamaktadır.

İkinci bir önemli gelişme ise Irak tarafının Türkiye ile ilişkisinin son bir yılda inişli çıkışlı seyrine rağmen Kerkük-Ceyhan boru hattının yanına üçüncü paralel bir boru hattı inşa ederek hattı Basra’ya kadar uzatmak istemektedir. Irak’ın bu teklifi ile Türkiye ile olan ilişkilerini onarmak fikrinin anlaşılacağı gibi, bu boru hattı ile Türkiye’nin de desteğini alarak Kerkük’ün KYY’nin eline geçmesini engellemek ve ayrıca KYY’nin direkt olarak Türkiye’ye bir petrol boru hattı projesini engellemek istediği de varsayılabilir. Böylelikle Türkiye’nin karşısında iki petrol boru hattı projesi bulunmaktadır: Kürdistan petrol boru hattı ve Basra-Kerkük-Ceyhan petrol boru hattı. Irak içerisindeki iki yapının da Kerkük’ten ve Kerkük petrollerinden vazgeçmek istemediği bir noktada Türkiye bu konuda üç farklı yol izleyebilir.

Birincisi KYY ile anlaşarak Kürt petrollerini tercih eden bir yol izleyebilir. İkincisi Bağdat Yönetimi ile anlaşarak Kürt petrol boru hattı projesinin önünü kesecek bir yol izleyebilir. Üçüncüsü ise düşük ihtimal olsa da iki boru hattının da aynı anda gerçekleşmesini sağlayabilir. Türkiye eğer birinci yolu tercih ederse muhtemel bir “Kürdistan” bağımsızlığının önü açılabilir ve Kerkük resmi olarak KYY’nin kontrolü altına girebilir. Buna ilave olarak Erbil ile Bağdat ve Ankara ile Bağdat arasında uzun sürecek bir gerginlik dönemi başlayabilir. Fakat bir yan dan da Kürt bölgesi enerji rezervlerinin Türkiye üzerinden güvenlikle çıkış sağlayabilmesi için terör olaylarında azalma gözlemlenebilir. Türkiye eğer ikinci yolu seçerse ki şu anda iç politikada “açılım” siyasetinin de götürülmeye başlandığı hesap edilirse KYY’nin mevcut sahip olduğu sıkışık coğrafyadan çıkışına izin verilmesi için terör olaylarının artışı ile karşılaşılabilir. Bu durumda Bağdat ile geliştirilecek enerji ilişkilerinin yanında kararlı bir “terörle mücadele” politikası da gerekmektedir. Şu açıktır ki, KYY’nin güvenli bir boru hattına ve çıkış yoluna ihtiyacı vardır. Bu nedenle PKK terör örgütünün varlığı ve geri çekilme pazarlıkları sırasında mutlak suretle pazarlık masalarında boru hattı meselesi ile aynı başlıkta tartışıldığı tahmin edilebilir. Türkiye’nin önünde bulunan üçüncü seçenek ise ancak Erbil ve Bağdat’ın kendi aralarında sağlayabilecekleri bir uzlaşma neticesinde olabilir ki her iki yapının da Kerkük’ten vazgeçmek niyeti olmadığına göre bu olasılığın ortaya çıkması zor gözükmektedir. Sonuç olarak Türkiye açısından her yolun Kerkük’e çıktığını görme vaktidir.

Dr. Tuğçe Varol

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Amerika Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-10-2019

ABD-Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye Mutabakatı Nedir, Ne Değildir?

ABD ve Türk yetkililerin açıklamalarında anlaşmaya varılmıştır denilse de kamuoyuna sunulan metnin başlığı ortak açıklama olarak geçmektedir. Bu haliyle metni bir anlaşmadan ziyade mutabakat metni olarak görmek gerekir.