2019 Işığında 2020 ve Sonrası

Yazan  29 Ocak 2020

2019 yılında birçok gündem maddesi olmakla birlikte dünya kamuoyunu en fazla yaşanan çevre felaketleri ve ABD-Çin arasında yaşanan siyasi, ticari ve ekonomik gerilimler meşgul etmiş bulunmaktadır.

Çevre faktörü Kaz dağları , Kanal İstanbul projesi ve muhtemel sonuçları ile Türkiye’de de gündeme oturmuş durumdadır. Dünya genelinde her yıl 12 milyon hektar toprağın kaybına neden olan kuraklığın yol açtığı çölleşme, ekilebilir alanları yok ederek açlık , kıtlık, sususluk sonrası insanları göç etmeye zorlamakta, 1,5 milyarlık nüfusu tehdit etmektedir. Dünyada süper güçlerin ve bölgesel güçlerin izdüşümünde yaşanan iç savaşlar zaten ağırlaşmış olan çevre sorunlarının üstüne tuz biber ekmiş durumdadır. Türkiye nüfusunun %6’sına tekabül eden 4,5 milyon göçmeni ağırlamak zorunda kalmıştır. Petrol telafi edilebilir ancak içilebilir tatlı suyun hiçbir şekilde telafisi yoktur..!! Türkiye’nin de dahil olduğu dünyamızda yeraltı ve yerüstü  tatlı su kaynakları hala kirletilmekte olup , tehdit altında bulunan Kaz dağları , Trakya gibi yer altı su kaynaklarıyla ilgili havzaların koruma altına alınması yaşamsal öneme sahip bulunmaktadır.

ABD ile Çin arasında ortaya çıkan ticari anlaşmazlıklar 15 ocakta iki ülke arasında birinci faz anlaşma yapılmış olsa da 2020 yılı ve sonrasına ilişkin ipuçları vermektedir.

Xi Jinping döneminde 3,2 trilyon dolarlık döviz rezervine ulaşan Çin “yeni normal” olarak adlandırılan dönemde Sun Tsu’nun  yumuşak güç kavramına dayalı olarak “Çin tipi” küresel yayılım ve hakimiyet stratejisini yürürlüğe koymuştur. Diğer taraftan Çin Rusya ile beraber Şanghay İşbirliği Örgütü’nü (ŞİÖ) kurmuş ve bu kuruluş Hindistan ve Pakistan’ın da katılımıyla iyice güçlenmiş durumdadır. Ayrıca Çin Güney Çin denizinden başlayarak pasifik üzerinde ABD’ye karşı denge kurma amacına yönelik olarak hava ve deniz kuvvetlerinde amansız bir silahlanma yarışı içerisine girmiş, uzayda uydu vurmuş bulunmaktadır. Bu durum  ABD’nin hammadde dışında üretim gücü sınırlı Rusya’yı büyük tehdit olarak algılamazken üretken Çin’i neden ilk sırada tehdit olarak algılamasına temel teşkil etmektedir. 

Çin’in Rusya ile işbirliği çerçevesinde 2030’lu yıllardan itibaren dünya hakimiyetini yeni baştan şekillendireceği varsayımı altında Wall-Street hakimiyeti ile sembolleşen ABD’nin bu hakimiyeti kolay kolay vermeyeceği anlaşılmaktadır. Hatta MUOS sistemi (Mobile User Objective System), 6.nesil savaş teknolojileri, lazer teknolojileri ve ABD uzay kuvvetleri komutanlığı ile şimdiden gündeme oturan ve uzayı da kapsamına alma potansiyeli taşıyan “3. dünya savaşını” bile göze alabileceği sonucunu çıkarmak mümkün görünmektedir.

Sonuç :

Bugün Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üyeliği artık tartışılır vaziyete gelen Türkiye’nin bankacılık ve finansal yapısı, ekonomisi ve borçlarının Batıya yönelik formatlanmış olması itibariyle Batıdan kopması çok zor ve son derece sancılı bir süreç gerektirmektedir. Batı üyeliğinden çıkması durumunda askeri açıdan İran gibi saldırıya açık alan konumuna gelebilecektir. Artık uzayı da kapsamına alan devasa gelişim gösteren uzay ve savaş teknolojileri karşısında S-400’lerin bile güvenlik sağlama olasılığı düşmüş görünmektedir. Ayrıca 2030-40 arası olası olarak görünen 3.dünya savaşında stratejik konumda yer alacak Türkiye’nin önünde halkının telef olmadığı 2.dünya savaşında izlediği denge politikaları ve stratejileri canlı örnek olarak durmaktadır.

Günümüz dünyasındaki gelişmeler ülkelerin pragmatist felsefi yaklaşımlarla çok yönlü bir strateji ve dış politika ortaya koyma zorunluluğunu ortaya koymaktadır. İngiltere’nin Brexit sonrası AB’den ayrılıp , her türlü ekonomik riskleri alarak bağımsız bir dış politika arayışına girme nedeni burada yatmaktadır.

Türkiye rant gibi kısa vadeli getiri sağlayan büyük projelere finansal kaynaklarını israf edip harcaması yerine;

- AR-GE , STEM, savunma, inovasyon gibi teknolojik gelişimlere ışık tutacak yatırımlara,

sanayi ve tarım üretimi gibi ihracat odaklı fizibil ekonomik yatırımlara,

-  metro ve tren gibi toplu taşıma temelli ve dolayısıyla enerji , para tasarrufu sağlayacak fizibil ulaşım sistemlerine,

- susuzluk , kuraklık , açlık , deprem , göç gibi yaklaşan çevre felaketlerini karşılayacak strateji , politika ve yatırımlara, harcamak zorunda olup, aksi bir durum gelecekte telafisi olmayacak sonuçlara yol açabilir görünmektedir. Liyakat ve eğitim sorunları Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında gelmekte olup,  ihtiyacı olduğu yapısal reformlarını başta yargı ve adalet olmak üzere gereksiz popülizm üretmeden gerçekleştirmek durumundadır. 

 

 

 

   

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bekir Kavruk

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

 

 
21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR