Avrupa Birliği de Suriyelilerin Türkiye’de Kalmasını İstiyor

Yazan  02 Aralık 2019

Suriye‘de patlak veren iç savaş sonrası oluşan göç dalgaları, Suriye’nin komşu ülkelerinden olan ve göç konusunda akademik alanda transit ülke olarak adlandırılan ülkemiz Türkiye’yi de derinden etkilemiş ve kayıtlı 3.5 milyon, kayıtsız 5 milyona yakın Suriyeli halen ülkemizde yaşamaktadır.

Geçici koruma statüsündeki Suriyeli göçmenlerin toplumda yarattığı kargaşa ve uyuşmazlık her geçen gün daha da tırmanırken, bazı siyasiler ve sivil toplum kuruluşları bu duruma sessiz kalmaktadır. Hatta bu durumdan bazı STK‘lar kendilerine pay da çıkartmaktadırlar. Bu konuda dikkat çeken en önemli nokta AB’nin mali yardımlarıdır. Kendi topraklarına mültecllerin girmesini engellemek ve onların transit ülkelerde kalmasını sağlamak için milyonlarca euroyu harcayan Avrupa Birliği, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine ve sivil toplum kuruluşlarına da hibe olarak sunduğu mali yardımla Suriyelilerin Türkiye’de kalmasını istemektedir. Ayrıca AB çıkarlarına göre işleyen Geri Kabul Anlaşması da tamamiyle yalnızca Suriyelilerin değil tüm göçmenlerin Türkiye’de kalmasını amaçlamaktadır. Fakat Türkiye’de yaşamak istemeyen onbinlerce göçmen de her yıl Akdeniz ve Ege’de AB tarafından ölüme terk edilmektedir.

İlk olarak tartışılması gereken önemli noktalardan biri ülkemiz ve AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması[1] kapsamında yaşanan geri göndermeler  ve Yunanistan tarafından defalarca tekrarlanan anlaşma ihlalleridir. Anlaşma, düzensiz yollardan AB topraklarına girmeye çalışıp yakalanan göçmenlerin önce Türkiye’ye oradan da ülkelerine sınır dışı edilmelerini amaçlamakta fakat anlaşmada bu durum Türkiye’ye geri gönderilen Suriyeliler akrabalarının yanına ya da talep etmeleri halinde kapasitesi mevcut olan kamplara gönderilecek, Suriyeli olmayan göçmenler ise geri kabul merkezlerinde kayıtları alındıktan sonra ülkelerine gönderilecek ya da geçici koruma altına alınacak diye belirtilmiştir. Plan metninde bu sayede insan kaçakçılarının önünün kesilebileceği, Avrupa’ya göçün düzenli hale sokulabileceği belirtilmektedir. Anlaşmada Suriyeli olmayan göçmenlerin durumu ise belirsizdir. Türkiye’nin AB‘den istedikleriyse üç başlık altında sınıflandırılabilir. Bu başlıklar vizesiz Avrupa, mali yardım ve AB üyelik sürecinin hızlandırılmasıdır. Türkiye anlaşma çerçevesinde üzerine düşeni yaparken, AB sadece mali yardım noktasında belirli birkaç adım atmıştır. AB vizesiz Avrupa konusunda ise Türkiye’den biyometrik pasaport gibi adımların atılması yanısıra, belge güvenliği, göç yönetimi, kamu düzeni, temel haklar ve düzensiz göçmenlerin geri kabulü olmak üzere beş ana başlıkta bulunan 72 kriteri daha ortaya atmıştır. Türkiye 2019 itibariyle bu kriterlerden şu ana kadar 66 tanesini yerine getirilmiştir. AB ve Erdoğan hükümeti her ne kadar anlaşmadan memnun gibi görünse de Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) planın uluslararası mevzuata uygun olup olmadığını sorgulamaktadır. AB çözümü anlaşmalarda aramak yerine mülteciler için kıtaya daha güvenli giriş güzergahları oluşturmalıdır. Üye ülkelerin belirlenen mülteci politikalarını hayata geçirme noktasındaki çelişkilerini gidermeli ve sorumlulukları daha eşit bir biçimde paylaştırmalıdır. Mültecilerin Yunan adalarından Ve Meriç nehri üzerinden toplu biçimde kanunsuz olarak Türkiye’ye geri gönderilmesi sırasında mültecilerin yasal haklarının korunması da gereklidir. Ayrıca  bu anlaşma sayesinde, AB ülkeleri Türkiye’den AB’ye geçenn yasadışı tüm kişileri Türkiye’ye geri gönderme hakkına sahip hale gelmektedir. Hatta bu kişiler Avrupa Birliği ülkelerinden birine gittiklerinde orada iltica talebinde bulunsalar bile AB üyesi devlet onları geldikleri ülke olan Türkiye’ye geri gönderecektir. Dolayısıyla iltica taleplerini kayda almayacaktır. İltica taleplerini kayda almadığı için de bu kişilerin AB üyesi ülkelerde mülteci olarak bulunmalarının önüne geçilecektir.