Ekonomik, Siyasi ve Stratejik Arayışlar: Türkiye ne yapmalı?

Yazan  14 Eylül 2020

Asimetrik savaşların özellikle stratejik bölgelerde tüm hızıyla devam ettiği ve önümüzdeki süreçte de devam edeceği öngörülmektedir.

Doğal kaynakların üretim ve paylaşım meselelerinin insanlık tarihinin insanlara sağladığı birikime rağmen aklı selimin bir kenara bırakılıp ortak paydada buluşma kültürüne insanlığın ulaşamaması meselenin esasını oluşturmaktadır.

Türkiye’nin bulunduğu Anadolu coğrafyası Avrasya coğrafyasının en kritik bölgesini teşkil ederek tarihi dönemlerdeki medeniyetlerin gelişip yeşerdiği alanı temsil eder. Tarih boyunca bu coğrafyanın hakimleri güçlü ve dinamik olmak zorunda kalmışlardır. Coğrafyanın özelliğinden olsa gerek buradakiler ekonomik, askeri ve siyasi güç oldukları sürece bölgenin sakinleri de kargaşadan uzak huzurlu bir hayat sürdürebilmişlerdir.

Tarih hafıza oluşturur, ondan ders çıkarmak ve yararlanmak gerekir. Bu coğrafyada yaşamak için coğrafyanın gerekli gördüğü ekonomik, askeri ve siyasi güce sahip olmak gerektiğini jeopolitik dengeler sürekli burada yaşayanlara hatırlatır.

Tarih tekerrür ediyor son dönemde yine körfezden itibaren Akdeniz’den Afrika’ya, Karadeniz’e oradan Kafkaslara kadar kendisine karşı bir çevirme hareketi uygulanmaya çalışılıyor. Bu çevrelemeye çalışan bloklaşmaya karşı tarihi tecrübeler kullanılarak objektif dış politika stratejisiyle proaktif karşılık verilmelidir. Tuzağa düşmeden vakur ve sakin şekilde, oyun dış politikanın incelikleri kullanılarak bozulmalıdır. Dış politikada hissi davranışın yeri olmaz. Ülkelerin menfaatleri neyi gerektiriyorsa o uygulanmaya konulur. Bu süreci Türkiye’nin hak ve menfaatlerini en iyi şekilde koruyup kollanarak ülkeye zarar vermeden dış politika ile ilgili ülkenin bugüne kadar yetiştirmiş olduğu tüm değerlerden de yararlanarak kendisine örülmeye çalışılan kapanı boşa çıkarabilir, çıkarmalıdır.

Dış politika bir bilim dalı olmakla birlikte bir sanattır. Onun için bu alanın bilgeleri kendi ortamında yetişir. Bunlardan yararlanılmalıdır. Türkiye köklü ve büyük bir devlettir. Bu süreçte duruşuyla, tavrıyla ve kararlılığıyla dış politika sanatını kullanarak çevirme stratejisini lehine döndürebilir. Türkiye bu bilgi, birikim, tecrübe ve güce sahip bulunmaktadır.

21’inci yüzyılın küreselleşen dünyasında her şey çok hızlı gelişip değişmektedir. Süper güç ABD dünyayı kasıp kavuran Koronavirüs sürecinde ülkede hem koronavirüsü hem de ülke içinde meydana gelen kargaşaları yönetemediği görülmektedir. Süper güç diye ifade edilen gücün gücü aşınmaya uğradığı gözlemlenmektedir. Kendisi de güç erozyonuna uğradığının farkındadır. Diğer taraftan bazı ülkelerin son dönemde ekonomik ve askeri olarak öne çıktığı gözleniyor. Dünyada dengeler sarsılırken başka dengelerinde kurulmaya çalışıldığı gözlerden kaçmıyor.

Doğa boşluğu kabul etmez. Türkiye bu yeni dönemde yerini almalıdır. Uluslararası ilişkilerde hislere yer yoktur. Zaman ve konjonktür iyi değerlendirilip ülkenin enerjisini boşa harcamayacak şekilde etkin stratejiler devreye sokulmalıdır. Türkiye ne yapması gerektiğini tarihi tecrübe ve hafızasından bu süreçte yol gösterici olarak yararlanırken, Ülkenin stratejik kararlarında bilgi, birikime sahip ortak akıl belirleyici olmalıdır.

ABD’nin kendisine karşı rakip olarak gelişmeye başlayan Çin’e karşı ekonomik, siyasi ve askeri tedbirleri artırmak amaçlı olarak bölgeye yöneldiği görülmektedir. Bu nedenle ABD Türkiye’nin bulunduğu bölgeden çekilerek enerjisini Doğu Asya’ya vermeye çalışması beklenir. ABD’nin bu çabasından beklentisi Çin’in küresel hegemon yayılmasını durdurmak eğer bu başarılamıyorsa en azından büyüyüp gelişmesini yavaşlatmak ve zaman kazanmak stratejisi olarak görülebilir.

Çin’in uzun zamandır uyguladığı sessiz ve derinden küresel yayılma politikası aslında sadece küresel gücü rahatsız emiyor aynı zamanda Rusya’nın Şanghay Beşlisi içerisinde olmasına rağmen Rusya’nın güney doğusundaki Çin sınırı ile ilgili kaygıları derinden onu endişelendiriyor olmalıdır. Hadiseler Rusya için önemli bir tehdit olarak gelişiyor. Söz konusu endişeleri olumlayan son dönemde Çin ile Hindistan arasında yapılan sınır çatışması sonrası Hindistan’a S 400’leri satmış olmasıdır. Doğu Asya’da önümüzdeki süreçte ABD ile Çin arasında herhangi bir sıcak çatışma olması halinde Rusya’nın Çin’in yanında yer almaması sürpriz olarak görülmeyecektir.

Küresel dünyada ülkeler arasında yeni konumlanmalar ve bloklaşmalar olurken Türkiye bölgesinde Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’den hegomonik gücün kuvvetlerini Doğu Asya’ya kaydırması ile üzerindeki baskının azalacağı beklenebilir. Diğer taraftan Türkiye ile ABD’nin NATO’nun iki önemli üyesi olması açısından bu iki ülkenin önümüzdeki süreçte bölgede işbirliği yapması stratejik çıkarlar açısından uygun düşecektir. Şaşırtıcı olmayacak bu işbirliği İki müttefik için siyasi, ticari ve askeri işbirlikteliklerinin önümüzdeki süreçte bölge içinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülmesi sürpriz olmayacaktır.

Konjöktürün getireceği bu yeni işbirliği ortamını kendisi için Türkiye fırsata dönüştürebilir. Bunun için ekonomisini yüksek teknolojiye dayalı verimliliği yüksek ürünler üretebiliyor olması önem taşımaktadır.

Bu coğrafyada huzurlu yaşamak için çağın en ileri teknolojilerini üretebilen rekabetçi bir ekonomiye sahip olmak önem taşımaktadır. Rekabetçi bir ekonomi ülkenin tüm kaynaklarının israf edilmeden etkin bir şekilde bilimi baz alarak araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile tasarımlanmış özgün ürünler üretilmesi ile sağlanabilir. Beşeri sermaye ise burada kilit rolü üslenecektir. Konunun başarılması ise; akıl, bilgi, irade ve deneyim  ister.

Bilim ve teknolojinin toplum hayatına aktarılması gelişmenin hızını ve motivasyonunu artıracaktır. Araştırma ve geliştirme faaliyetleri yeni ve ileri teknolojinin özgün bir şekilde tasarlanıp geliştirilmesi katma değerli ürünlerin üretilmesinin esasını oluşturmaktadır. Türkiye’nin kaynaklarını geri dönüşü olmayan alanlara yatırmadan reel ekonomiyi hedef alarak küresel rekabet amaçlı yatırımlara öncelik verilmesi bir gereklilik olarak görülmektedir. Bu da proje bazında planlı ve programlı olmayı gerekli kılar. Stratejik hedef koymadan nereye gideceğinizi bilemezsiniz. Günlük politikalarla büyük hedeflere ulaşılamaz.

Küresel boyutta rekabetçi bir ekonomi oluşturmak için bilgi çağının iyi okunması ve küresel dünyadaki gelişmeler, bölgedeki gelişmeler dikkate alınarak Türk ekonomisinin bilim ve teknolojinin baz alındığı bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.

Araştırma ve geliştirmeye dayalı özgün teknoloji üretimi Türkiye’yi küresel dünyanın rekabet gücü yüksek bir seviyesine taşırken ekonomik, siyasi ve stratejik rekabetin oyun kurucu aktörü haline dönüştürebilir.

Kürsel gelişmeleri iyi analiz edip buna göre araştırma ve geliştirme çalışmaları yaparak öncü ürünü tasarlayıp geliştiren ülkeler küresel pastanın büyük payını alacaklardır. Zenginlik, refah ve geleceği belirleyip şekillendirmek; ileri, yenilikçi teknolojiyi geliştiren ülkelere ait olacaktır. Beşeri sermayesi yeterli ve bu değeri iyi organize edip etkin kullanan ülkeler burada başat rol üstleneceklerdir.

Bir ülkenin en değerli varlığı yetişmiş insan gücüdür. Küresel rekabet gücü için bu insanlardan etkin bir şekilde yararlanılması gerekir. Yılların getirdiği bilgi birikim ve tecrübenin ülkenin bir üst noktaya taşınmasında donanımlı insanların iş başında olması gerekir. Ekonomi, sanayi ve ticarette olduğu gibi elde edilen birikimi uluslararası ilişkinin geliştirilmesinden de yararlanmak uluslararası iletişimin etkinliğini Türkiye lehine artıracaktır.

Dünyanın gelişmiş hiçbir ülkesi bilgisinden yararlandığı yetişmiş insan gücünü atıl halde tutmamaktadır. Bilgisinden yararlanılan insanların sağlıklı olduğu sürece zaman içinde daha da verimliliği ve etkinliği artmaktadır. Bu nedenle ülkenin dış politikada, ekonomide yetişmiş tecrübeli beşeri sermayesinden ülkenin içinde bulunduğu kritik durumdan bir üst noktaya taşınması için bu etkin varlığından yararlanılması gerekir. Ülkenin biriken problemlerinin kısa sürede çözülmesinde tecrübe bazlı ortak aklın devreye alınmasında ülkenin esenliği açısından yararlar vardır.

Yeni bir şey öğrenebilme parça parça olanları bir araya getirme yetkinliğidir. Bir insanın küresel boyutta donanımlı hale gelmesi yılları almaktadır. Yaşanmışlıkla gelişen tecrübe, birikim doğru sonuç çıkarmayı sağlar. Hayatı yeniden tecrübe edip öğrenmenin bedeli zaman kaybı ve başka maliyetlerdir. Ülke bazında bakıldığında da ülkenin enerjisinin boşa tüketilmesi anlamını taşır. Ülke olarak bu birikimi titizlikle korumak ve ondan yararlanmak gerekmektedir. Kritik dönemlerde söz konusu bu beşeri sermayenin değeri daha da artmaktadır.

Türkiye reel ekonomiye önem vermelidir. Üreten ekonomi küresel rekabet gücünü artıracaktır. Üreten ekonomi araştırma ve geliştirme olmadan dinamizmini koruyamaz, sürdürülebilirlik sağlanamaz. Teknoloji çok hızlı kendisini yenilemektedir. Yeni teknoloji yeni ürün anlamını taşır. Rekabet gücünü küresel boyutta sürdürülebilir kılmak firma için artan oranda her yıl araştırma ve geliştirmeye kaynak aktarmayı gerektirir.

Türkiye de sanayinin yapısı KOBİ mahiyetinde küçük işletmelerden oluşmaktadır. Çok geniş bir ürün yelpazesi altında üretim yapılmaktadır. Bu sanayi yapısı hem bir zafiyet hem de bir artı değer olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sanayinin küçük firmalardan oluşuyor olması teknoloji ve yenilikçilik açısından bir eksiklik gibi görünse de ürün üretiyor olma tecrübesi açışından bir artı değer olmaktadır. Bu alanlara kamu desteği sağlanarak araştırma ve geliştirme desteği sağlanması halinde ülkenin sıçrama yapma fırsatı elde edilebilir. Hiç bilmemekten bir şeyler biliyor olmak bir adım önde olma anlamını taşır. Her zaman öğrenmenin bir maliyeti vardır. Öğrenmeye bedel ödemeden bir adım önde başlamak hedefe erken ulaşma fırsatı sağlar.

Türkiye’nin her yıl istihdama katılan bir milyondan fazla iş gücü bulunmaktadır. Bunlara iş bulma mecburiyeti göz ardı edilemez. Ülkenin her yıl katma değeri yüksek ürün üretmek için yeni yatırımlar yapma yanında işe yeni katılanlara iş bulma mecburiyetinin olmasıyla birlikte toplumun refahını da artıracak yeni yapılanmalara girmek gerekliliği bulunmaktadır. Bunun için Türk ekonomisi büyümek zorundadır.

Diğer taraftan stratejik gereklilikler nedeniyle Türkiye’nin enerjisini boşa tüketmeden bir oyun kurucuya dönüşmesi için tüm kaynaklarını verimli kullanma mecburiyeti bulunaktadır. Bunu başarabilmenin yolu beşeri sermayenin etkin kullanılmasıdır.

Demokrasinin kalitesi, hukukun üstünlüğü, şeffaflık uzun vadeli ekonomik kararların alınmasında girişimci için yatırım kararını etkileyen hususlardır.

Ekonomi, beklenti yönetimini yönetebilme becerisini gerekli kılar. Yatırımcının ve girişimcinin gelecekle ilgili güven ortamını sağlamak yatırım kararının verilmesini sağlayan en önemli etkendir. Günlük kararlarla yönetilmeye çalışılan bir ekonomik ortamda uzun vadeli yatırımlar için yatırım kararı alınamayacağını ekonomik gelişmeler göstermektedir.

Günümüzde, araştırma ve geliştirme bazlı yüksek teknolojiye dayalı yatırımların miktarını artırmadan güvenli bir ekonomik gelecek öngörmek imkan dahilinde olmayacağı gibi küresel rekabet üstünlüğü ve ülkenin istihdam problemini çözmek de mümkün olmayacaktır.

Ekonominin içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan israfın önlenmesiyle ve kaynakların etkin ve iyi hazırlanmış plan ve programlarla kısa zamanda çıkılabilir. Bunun için iyi tasarlanmış stratejik plana ihtiyaç bulunmaktadır.

Türkiye küreselleşen dünyayı yakından takip etmelidir. Rakipler rekabeti daha da hızlandırmak ve acımasız bir yarışa girmek için rekabetin her boyutuyla ve her alanda stratejik çalışma yapmaktadırlar. Türkiye küresel dünyanın hazırlandığı küresel rekabetin dışında kalamaz. Rekabette etkin olmak için bilim bazlı yüksek teknolojiyi toplumun tüm hayatına katmak üzere uzun vadeli, planlı ve programlı stratejiyi ortaya koymalıdır.

AB 2021-2027 yıllarını kapsayan 750 milyar Avroluk ekonomiyi kurtarma paketini açıkladı. Bu ekonomi paketinin 390 milyar Avroluk kısmı hibe olarak onaylanmıştır. Çevreyi kirletmeyen teknolojilerin geliştirilmesi ve sanayinin dönüşümü hususu bu pakette öne çıkartılmıştır. Proje bazında verilecek olan hibenin AB ülkelerinin önümüzdeki süreçte küresel pazarlarda rekabet üstünlüğü sağlanması üzerine bir stratejinin geliştirildiği anlaşılmaktadır.

Türkiye ihracatının yarıya yakınını AB ülkelerine yapmaktadır. Bu ülkelere önümüzdeki süreçte pazar payı kaybetmeden ihracatı devam ettirebilmek için sanayinin dönüşümünü yüksek teknolojik ürün üretebilecek şekilde dönüştürmek gerekecektir.

Türk ekonomisi sıfır emisyona uygun sanayi ürünü üretemezse önümüzdeki süreçte AB’liği ülkeleri pazarını kaybedecek demektir. Bunu şimdiden görüp tedbirleri almak lazımdır. Eğer Türkiye oyun kurucu bir ülke olmak istiyorsa sanayinin ileri teknoloji dönüşümünü sağlamak zorundadır.

Türkiye’nin küresel rekabet gücünü yeni ekonomik gelişmelere uyarlaması için önümüzdeki süreci kamunun önderliğinde hazırlanacak tüm ayrıntıları tanımlanmış mali kaynağıyla, zamanlamasıyla ve beşeri sermayesiyle araştırma ve geliştirme projelerinden üretim hattına kadar süreçleri belirlenmiş teknolojik gelişme ve sanayi dönüşüm planını acilen hazırlayıp uygulamaya koyması gerekmektedir.

Reel ekonomi değişim ve dönüşüm sürecini başarıyla tamamlamak mecburiyetiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Türkiye bulunduğu bölgede stratejik zorlukların üstesinden gelebilmesi için reel ekonomisini araştırma ve geliştirme bazlı özgün yüksek teknolojiye dayalı ürünlerle bütünleştirmek gerektiğini görmelidir. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın stratejisi bu değişim ve dönüşümü başarmasını kendisi için bir mecburiyet olduğunu dikte etmektedir.

Sonuç olarak yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Bu süreçte Türkiye kendi değişim ve dönüşümünü küresel boyutta tarihi tecrübelerinden ve stratejik gerçeklikten de yararlanarak ekonomik, askeri ve siyasi bir oyun kurcu olma stratejisi üzerine kurmalıdır.

 

İsmail Hakkı Yücel

21. Yüzyıl Türkiye Enstitisü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-09-2020

“Alea iacta est”: Ok Yaydan Çıkmıştır

“Alea iacta est” sözünü, bildiğiniz gibi Jul Sezar’ın, Roma ile arasındaki anlaşmayı bozup orduları ile şehrin kuzeyindeki cılız Rubicon (bugünkü adı ile Fiumicino) nehrini geçer geçmez(MÖ 49), artık bir büyük savaşın kaçınılmaz olduğunu anlatmak için söylediği rivayet olunur. ...