TC’NİN 21 YIL ÖNCE YARATTIĞI RUHU BİZE PUTİN HATIRLATTI

Yazan  25 Ocak 2019

1989 yılında Van Bahçesaray güneyinde arazi aramasına PKK ile çatışmaya girmiştik. Onlar her zamanki gibi hakim yerde biz mahkûm arazi kesiminde bulunuyorduk.

Teröristlerin elebaşı durumunda olan şahıs bize bir mermi atıyor, bizim askerler yüz mermi atıyordu. Teröristin vurulma imkânı da yoktu. Yanımızda bulunan Geçici Köy Korucuları sürekli bana ”Komutanım sizin uçaklarınız niye gelip bu tepeyi bombalamaz. Kaç saattir buraya sıkışıp kalmışız” diyorlardı.

Üstelik bir Astsubayımız yaralı bir Astsubayımız şehit olmuştu. Korucuların sürekli sorduğu sorulara karşı her seferinde onları oyalamıştım. ”Merak etmeyin. Devletimiz isterse gelir burayı dümdüz eder” diyerekten sürekli onları avutuyordum. Oysa ne gelen nede giden vardı. Çatışmanın olduğu yer ve saati anında ilgili yerlere bildirmiştim. Niçin yetkili bir amir acilen Ankara Gn. Kur. Hrk. Mrk. ni arayarak yetki aldırtıp Diyarbakır 2’inci Tak. Hava Kuvvetlerinden hava desteği istemezdi. Kimler bağlıyordu yetkililerin elini kolunu? Bölgeden sürekli şehit ve yaralı gönderiliyordu. Yıllar böyle geldi geçti.

Türkiye’deki terör faaliyetlerini Suriye’nin himayesinde Bekaa vadisinden yöneten terörist başı Öcalan eğittirdiği teröristleri gruplar halinde Türkiye’ye göndertiyordu. Şam yönetimi yapılan bütün diplomatik ikazları nedense dikkate bile almıyordu.

Artık bu ihanetlere dur demenin zamanı gelmişti. Dönemin Gn. Kur. Başkanlığı 1998’de her ay yapılan Milli Güvenlik Kurulunda görüşülmek üzere bir rapor hazırlattırır. Raporda terörün ülkemize 100-150 milyar dolara mal olduğunu, 5300 askerin şehit olduğunu, 5500 civarında sivilin hayatını kaybettiğini, 16000 yaralın bulunduğu belirtilerek konunun önemi vurgulanır. Dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman DEMİREL konuya sahip çıkarak Suriye’ye yönelik direktifleri verir.

Suriye ile ilgili askeri planlar, Dönemin Gn. Kur. Başkanı Org. Hüseyin KIVRIKOĞLU nezaretinde Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Atilla ATEŞ ve ekibi ile birlikte yapılır. Planın içeriği;

“Suriye’nin bütün kuvvetleri Golan Tepeleri ile Lübnan sınırında bulunduğundan Türkiye sınırında sadece bir Tank Alayı(95-100 civarında Tank) kalmıştır. Suriye’de önceden tespit edilen hedefler top atışları ile vurulacak, tanklar ile Suriye ye girilecek, Türk dış politikasının arkasına Türk Silahlı Kuvvetlerin desteğini de koyarak Suriye’ye bir baskı politikası uygulanacaktı.

Bunun için KKK. Org. Atilla ATEŞ Hatay’a giderek terörist başı Öcalan’ı topraklarında barındıran Suriye’yi son kez uyaracak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin mesajını verecekti. Eğer Suriye bu uyarıyı da dikkate almazsa plan uygulamaya başlanacaktı. ”

Org. Atilla ATEŞ 16 Eylül 1998’de planlandığı gibi Hatay-Reyhanlı’ya giderek tarihe ışık tutan o konuşmasını yapar.

"Bazı komşularımız bizim iyi niyetimizi, gösterdiğimiz yakınlığı yanlış değerlendirmişlerdir. Apo denilen eşkıyayı kendi ülkelerinde barındırıp, onu destekleyerek Türkiye'yi terör belasına bulaştırmışlardır. Türk milleti artık bu konuda göstereceği iyi niyetin sonuna gelmiştir. Sabrımız tükenmek üzeredir. Sabrımızı taşırmasınlar" diyerek konuşmasını tamamlar.

Bu uyarı, 14 yıldır terör örgütü elebaşına ve PKK’ya kol kanat geren Suriye Devlet Başkanı Hafız ESAD’ı diz çöktürtmüş, Suriye yönetimi terörist başı Öcalan’ı apar topar sınır dışı etmişti.

Suriye sınırında verilen mesaj dünyada o kadar büyük yankı yaratmıştıki, Suriye’den sınır dışı edilen Öcalan’ın iltica talebi Yunanistan, Rusya ve İtalya tarafından ret edilmiş, daha sonra 15 Şubat’ta Türk Özel Kuvvetlerince Kenya‘da yakalanarak Türkiye ye getirilmişti.

Türkiye ile Suriye arasında oluşan bu gerginlik üzerine, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın devreye girmesiyle, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek arabulucu görevini üstlenmiş, sonuçta Suriye ile Türkiye arasında 20 Ekim 1998 tarihinde “Adana Mutabakatı” imzalanmıştır.

20 Ekim 1998 tarihinde imzalanan Adana Mutabakatı gereğince Türkiye PKK’ya destek vermekle suçladığı Suriye yönetimiyle Adana’da masaya oturarak; Suriye’nin teröre destek anlamına gelebilecek eylemlere son verilmesi talebini dile getirmiştir. Bunun sonucunda Adana mutabakatı imzalanmış, iki ülke arasında çıkabilecek bir krizin önüne geçilmiştir.

”Adana Mutabakatı” Misak-ı Milli sınırları düşüncesinde temelini, 1926 yılında yapılan Ankara Antlaşması’na dayandırıyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ”Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesiyle Türkiye’nin ve komşu ülkelerinde toprak bütünlüğünü esas alıyordu.

21 Aralık 2010 tarihinde Adana mutabakatı geliştirilerek “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasında Terör ve Terör Örgütlerine Karşı Ortak İşbirliği Anlaşması”imzalandı. Anlaşmaya göre, Türkiye ve Suriye, başta terör örgütü PKK olmak üzere iki ülkenin güvenliğini ve istikrarını tehdit eden terör ve terör örgütlerine karşı ortak mücadeleyi kapsıyordu.

Bu anlaşma ile Türk hükümetinin eli güçlenmesine rağmen Dış İşleri Bakanlığınca izlenen komşu ülkelerle “sıfır sorun” politikaları sonucunda Türkiye bölgede “sorunsuz kalmadığımız ülke”  konumuna düşmüştür.

ABD’nin bölgedeki BOP projesi kapsamında başlatılan Arap Baharı’nın Suriye’ye sıçraması sonucu, 15 Mart 2011’de başlayan rejim karşıtı gösterilerin ardından iç savaşın başlaması ve Suriye’nin ayaklanmaları bastırma operasyonlarıyla ülkedeki can kayıplarının artması üzerine çok sayıda Suriyelinin bölgeyi terk ederek Türkiye’ye yönelmesi sonucu krizden en etkilenen ülke Türkiye olmuş, Türkiye deki Suriyeli sığınmacı sayısı 3,5 milyonu aşmıştır. Türkiye’nin Suriye’ye karşı politikaları değişmeye başlamıştır.

2011 Yazından itibaren Esad karşıtlarına açıkça destek veren Türkiye, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) mensuplarının Türkiye’de yapılanmasına ön ayak olmuştur. ÖSO, ana üssünü Türkiye’nin Suriye sınırındaki kenti Hatay olarak ilan etti. Lojistik destek verilen ÖSO mensuplarının Türkiye sınırından Suriye’ye geçişine de izin verildi.

Esad,Türkiye’yi “teröristlere para ve silah yardımı yapmakla itham etti. Rusya da Türk hükümetini El Kaidenin eski Suriye kolu El Nusra ve IŞİD’e yardım etmekle suçladı.

Rusya’nın Esad rejimine destek olmak için başlattığı operasyonları sonucu bölgedeki nüfuzu artırması, Ankara’nın Suriye politikasında da belirleyici oldu. Türkiye’nin Rusya’ya yanaşmasında ABD’nin IŞİD’le mücadele kapsamında YPG’ye verdiği desteği artırması da etkili oldu.

Suriye’de Esad’ın ayrılması ve PYD’nin bir “terör koridoru” oluşturmaması gibi kırmızı çizgiler belirleyen Türkiye’nin sekiz yıldır süren kriz boyunca yaşanan kırılmalar nedeniyle Suriye politikası günümüzde çıkmaz sorunlarla karşı karşıya getirmiştir. Bölgede Türk toprağı olan Süleyman Şah türbesi taşıttırılmış, bu esnada Ege denizindeki 18 ada da Yunanistan tarafından işgal edilmiştir.

Türkiye, Fırat Kalkanı Harekâtında olduğu gibi ilgili BM Şartı’nın 51’nci maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkına dayanarak gerçekleştirdiği operasyonun “bölgedeki terör bağlantılı tehditler ortadan kaldırılana kadar” süreceğini duyursa da, ABDile Rusya arasında sıkışıp kalmıştır.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden bu yana 30 aylık süre içerisinde 18 kez yüz yüze, 38 kez de telefonda olmak üzere toplam 56 kez görüştüğü Rusya Devlet Başkanı Putin, bu kez Türkiye’nin 21 yıldır rafa kaldırmış olduğu “Adana Mutabakatı”nı hatırlatmıştır.

Putin ABD’nin çekilmesiyle ilgili olarak da” Biz Amerika’nın çekilmeyeceğini zaten biliyorduk. Daha öncede Afganistan’dan ve Irak’tan çekilme yolunda kararlar aldığını ama pratikte bunun yaşanmadığını, Suriye’nin kuzeyinden çekilirse de oraya Esad’ın ordusu gelecektir.” demiştir.

Putin Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin oluşturmak istediği “Tampon Bölge”için Türkiye’ye 21 yıl önce eline geçirdiği Jokerini (Adana Mutabakatı)  akıllıca kullandığı sürece tampon bölgenin kesinlikle oluşamayacağını da hatırlatmış oldu.

Şimdi bu Jokeri avantaja çevirmek siyasi iradeye düşecektir.

Son Düzenlenme Salı, 29 Ocak 2019 10:48
Aziz Ergen

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 24-04-2019

24 NİSAN 1915; “ERMENİ SORUNU, TEHCİR VE GERÇEKLER”

1878’e kadar Türkler ile Ermenilerin arasında dostluk hüküm sürmüştür. Osmanlıların sınırları içerisindeki Ermenilere adil bir yönetim sunması, sınırları dışındaki Ermenilerinde devlete sığınmalarına neden olmuştur.