Bölgesel Güvenliğin Sağlanmasında Atlantik Merkezli NATO ve Avrasya Merkezli AGİT

Yazan  06 Mayıs 2013

Giriş

Faaliyet gösterdikleri bölgelerde, üye ülkelerini uluslararası tehditlerden korumak için birer güvenlik şemsiyesi oluşturmaya çalışan Atlantik merkezli NATO ve Avrasya merkezli AGİT’in temelde güvenliği sağlama konusundaki misyonları birbiriyle paralellik gösterse de çalışma prensipleri ve güç kapasiteleri birbirinden farklılık arz etmektedir. NATO, bölgesel bir güvenlik örgütü olarak algıladığı tehditlere karşı askeri tedbirler ve çözümleri öncelerken AGİT, katılımcı devletlerin başından beri askeri çözümlerden uzak durduğu ve insan hakları mekanizmasının daha fazla öncelendiği bir güvenlik örgütü olmuştur.

Güvenlik, genel olarak tartışmalı bir kavram olsa da devletlerin kendilerini askeri imkânlarıyla korumaları bağlamında “ulusal güvenlik” tarihsel olarak literatüre hâkim olmuştur. Ancak bu durum daha sonraları Barry Buzan gibi uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından eleştirilmiş ve güvenlik daha geniş bir uluslararası çerçevede tanımlamıştır. Özellikle Buzan’ın bu konudaki çalışması, devletlerin sadece ulusal güvenliklerini temel alarak geliştirdikleri politikalardan vazgeçmeleri ve komşularının güvenlik çıkarlarını da önemsemelerini kapsamaktadır.[1] Buzan’a göre uluslararası sistem düzensiz ve kuralsızdır. Dolayısıyla uluslararası sistemin güvenliği güvenlik kompleksleriyle sağlanmalıdır.[2] Bu açıdan bölgesel güvenlik örgütleri, uluslararası sistemde kritik bir önem taşımakta, bu tür örgütler hem ulusal hem de uluslararası güvenliğin sağlanmasında başat roller üstlenmektedir. 1950’li yıllarda SSCB’nin gayretleriyle başlayarak 1990’da Paris Şartı’nın imzalanmasıyla kurumsallaşan AGİT ve Soğuk Savaş döneminde Sovyet yayılmacılığını önleyerek, üyelerinin güvenliğini sağlamayı amaçlayan NATO’nun kuruluş amaçları, uluslararası güvenliliğin sağlanması konusunda Buzan’ın görüşlerini desteklemesi açısından iki önemli örnektir.

Uluslararası sistem içerisinde birer bölgesel güvenlik çemberi oluşturmaları bakımından önemli roller üstlenen NATO ve AGİT kuruluş amaçları, görev ve sorumlulukları, yaptırım güçleri ve tarihsel değişimleri bağlamında incelenmeye değer bir portre çizmektedir. Bu bakımdan çalışmada Avrasya merkezli bir örgüt olan AGİT ile Atlantik merkezli bir örgüt olan NATO’nun amaçları, sorumlulukları, yaptırım güçleri ve tarihsel süreç içerisindeki değişimleri incelenecektir.

Soğuk Savaş’ın Güvenlik Örgütleri Neden Kuruldu?

II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan uluslararası sistem Avrupa’daki dengelerin Sovyetlerin lehine bozulmasıyla sonuçlanmıştır. Özellikle Stalin’in yayılmacı politikaları Avrupalı liderleri oldukça rahatsız etmiş, İngiltere Başbakanı Winston Churchill, SSCB’nin Avrupa’daki varlığını Demir Perde olarak nitelendirmiştir.[3] Dünyada iki ideolojik ve askeri kutbun doğuşu Soğuk Savaşı başlatmıştır. NATO işte bu süreçte, Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye yönelik batı stratejilerinin uygulanabilmesi ve temelde üye devletlerin güvenliklerinin sağlanması gayesiyle 1949’da kurulmuştur. NATO’yu bir güvenlik örgütü olarak işlevsel hale taşıyan ülke ise ABD kaynakları olmuştur.[4] Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu düzeninde ABD’nin başı çektiği blok, Sovyet yayılmacılığını durdurmak amacıyla NATO’nun güvenlik şemsiyesinde yer alarak, bu amaca hizmet edecek askeri ve siyasi tedbirleri benimsemiştir. Buna karşın uluslararası politika sahnesine askeri bloklar arasındaki anlaşmazlıkları diyalog yoluyla gidermeyi hedefleyen konferanslar diplomasisi olarak ortaya çıkan AGİT’in kuruluşu ise 1950’lere dayansa da kurumsallaşması 1995 yılını bulan bir sürecin sonucunda gerçekleşebilmiştir.

AGİT’in oluşturulması SSCB’nin Doğu Almanya ve diğer yerlerde elde ettiği sınırların pekiştirilmesini öngördüğü için 1950’lerde pek itibar görmese de 1970’lerde başlayan yumuşama süreci ile kısmen başarıya ulaşmıştır.[5] Bu süreçte SSCB, II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan sınırların Batı tarafından tanınmasını isterken, Batı bloğu ise bunun karşılığında Doğu bloğunda yer alan ülkelerdeki demokratikleşme ve insan hakları konularına müdahale etme arzusunu SSCB’ye kabul ettirmiştir. Bu dönemde her iki bloğun da ilişkileri geliştirme niyetinin ardında yumuşama sürecinden istifade ederek birbirlerini daha da zayıflatmak amacı güdülmüştür.[6] Bu bağlamda NATO’nun kuruluş amacı SSCB tehdidini ortadan kaldırmayı hedefleyen tek taraflı bir güvenlik şemsiyesi oluşturmak iken AGİT’in kuruluş amacı Doğu ve Batı bloğu arasında karşılıklı tavizler koparmayı hedefleyen çift taraflı bir süreci ifade etmektedir.

SSCB’nin Çözülmesi NATO ve AGİT’in Konseptini Nasıl Değiştirdi?

1991’de SSCB’nin dağılmasıyla Soğuk Savaş sona ermiş ve kendisini doğu-batı kutuplaşması olarak gösteren süreç yerini tek kutuplu bir düzene bırakmıştır. Bu kapsamda kuruluş amacı SSCB tehdidini ortadan kaldırmak olan NATO politikalarında iki temel alanda değişim görülmüştür. İlki NATO’nun daha fazla ülkeyi bünyesine alarak genişlemesi ve kıtasal güç formundan dünya gücü haline dönüşmesidir. İkincisi ise Sovyet tehdidine göre oluşturulan askeri ve siyasi yapının ortaya çıkan yeni yapıya göre yeniden yapılandırılmasıdır.[7] Bu bağlamda NATO yeni konseptini, Ortadoğu, Baklanlar, Kafkaslar ve Orta Asya’da ortaya çıkan istikrarsızlıklar, otorite boşlukları ve çeşitli çıkar beklentileri bağlamında yeniden yapılandırmıştır.[8] Yeni stratejide Sovyetlerin ardılı olan Rusya Federasyonu bir düşman olmaktan çıkarken, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahların yayılması yeni tehdit unsuru olarak kabul edilmiştir. Bu paralelde NATO yeni tehdit unsurlarıyla askeri güçten ziyade siyasal ve ekonomik araçlarla mücadeleye önem verecektir.[9] Ancak bu durum 11 Eylül saldırıları sonunda Irak ve Afganistan’a yönelik askeri müdahalelerle değişecektir.

AGİT ise ortaya atıldığı dönemden bu yana üç aşamalı bir değişim süreci yaşamıştır. Tarihsel dönüşümündeki ilk dönem1975 Helsinki Senedi’nden 1990 Paris Şartına kadar uzanan dönemi kapsamaktadır. AGİK’in bu dönemdeki amacı Doğu ve Batı bloğu arasındaki bölünmüşlük arasında köprü kurmak ve karşılıklı işbirliğini geliştirmek olmuştur. İkinci dönemi ise soğuk savaşın sona ermesinden AGİK’in kendisini AGİT’e dönüştürerek kurumsallaştırdığı 1995 yıllarını kapsamaktadır. AGİT bu süreçte Avrupa’da yeni istikrar bozucu unsurlarla mücadelesini sürdürmüş ve Avrupalı kurumlara daha fazla yakınlaşmıştır. Üçüncü dönem ise 2000’li yılların ortalarından itibaren bütünleşmeyi güçlendirme safhası oluşturmuştur. AGİT bu dönemde kendisini güvenlik ortamının geleneklerine uydurma ve varlığını sürdürme çabası göstermektedir.[10]

Tarihsel değişim süreçleri içerisinde NATO, geldiği konum itibariyle barış ortamının sağlanması yerine ABD çıkarlarına daha fazla fayda sağlar bir hale dönüşürken; AGİT, soğuk savaşın sona ermesi ve SSCB’nin dağılmasıyla batılı değerlere daha fazla yakınlaşmıştır. Ortaya çıkış fikri SSCB’nin II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan sınırlarının batıya kabul ettirilmesi iken geldiği nokta itibariyle insan haklarının geliştirilmesi, ekonomik, sosyal, hukuki konularda gelişmişliğin artırılması ve bölgedeki çatışmalarda diyalog misyonunun üstlenilmesi şeklinde değişim göstermiştir.

Hangi Örgütün Uluslararası Yaptırımı Daha Güçlü?

NATO Andlaşması’nın en önemli özelliği tüm üye ülkeler açısından geçerli bir ortak savunma ilkesine dayandırılmış olmasıdır. Bu ortak savunma ilkesi andlaşmanın 5. maddesiyle düzenlenmiştir. Bu maddeye göre “taraflar içlerinden birine ya da birkaçına karşı Avrupa’da veya Kuzey Amerika’da ortaya çıkacak silahlı bir saldırının bütün taraflara yöneltilmiş bir saldırı sayılması ve dolayısıyla taraflardan her birinin böyle bir saldırı durumunda, BM andlaşmasının 5. maddesi hükmü ile tanınan tek tek ya da ortak meşru savunma hakkını kullanarak Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği yeniden kurmak ve sürdürmek için, silahlı kuvvetler kullanımı da dahil olmak üzere gerekli göreceği harekete tek tek ve öteki taraflarla anlaşma haline hemen başvurmak yoluyla saldırıya uğrayan taraf ya da taraflara yardım etmesi konusunda anlaşmışlardır. Bu nitelikte olan her silahlı saldırı ve bunun sonucunda alınan her önlem hemen Güvenlik Konseyi’nin bilgisine sunulacaktır. Bu önlemler BM Güvenlik Konseyi’nin uluslararası barış ve güvenliği yeniden kurmak ve sürdürmek için gereken önlemleri almasıyla son bulacaktır.”[11] Buna karşın AGİT’te alınan kararların sadece politik bağlayıcılığı bulunurken hukuki bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu açıdan AGİT, NATO gibi Avrupa güvenlik mimarisinde yer alan güçlü bir aktöre karşı yetersiz kalmaktadır. Özellikle NATO andlaşmasının 5. Maddesinde yer alan “sert güvenlik olgusu” ülkeleri bu örgüte yakınlaştırırken AGİT’e olan ilgiyi azaltmaktadır.[12]

 

NATO ve AGİT’in Görev ve Sorumluluk Ekseni Nedir?

 

NATO ve AGİT’in görev ve sorumluluklarının güvenliği sağlama ana ekseninde benzeştiği görülse de bu sorumlulukların yerine getirilmesi konusundan önemli yöntem farklılıkları bulunmaktadır. NATO, 1999 yılında yayımladığı strateji dokümanında örgütün temel güvenlik görevlerini; Avrupa-Atlantik sahasında istikrarın temelini oluşturacak şekilde hareket etmek, güvenlik konularında danışmalar için forumlar oluşturmak, herhangi bir NATO üyesi ülkeye karşı yapılacak saldırı tehdidine karşı caydırıcılık ve savunma görevini üstlenmek, çatışmaları önlemeye katkıda bulunmak ve kriz yönetiminde faal olarak yer almak, Avrupa-Atlantik sahasındaki diğer ülkelerle geniş kapsamlı ortaklık, işbirliği ve diyalog geliştirmek olarak belirlemiştir.[13] NATO’nun, ortaya çıkan krizlere karşılık vermek için üç aşamalı bir stratejiyi benimsediği görülmektedir. Savunma, caydırıcılık ve tırmandırma olarak tanımlanan bu üç aşamada savunma NATO’nun kuruluş amacına; caydırıcılık tehlikelere karşı üyelerin ortak hareket etmesine; tırmandırma ise krize neden olan ülkeye siyasi ve ekonomik ambargo uygulanması ve yalnızlığa itilmesini olarak ifade etmektedir.[14]

Buna karşın ise AGİT’in temel görevi, üye devletler tarafından Helsinki nihai senediyle koruma altına alınan insan hakları, demokratikleşme, silahsızlanma, azınlık haklarının korunması gibi meselelerinin yapılan izleme toplantıları ile söz konusu hak, özgürlük ve gereksinimlerinin yerine getirilip getirilmediğinin kontrol edilmesidir.[15] AGİT’in uluslararası güvenlikle ilgili çalışmalarının özü ise izleme faaliyetlerine dayanmaktadır. Bu faaliyetler ise denetim mekanizmaları ve uyuşmazlık çözümü olarak iki grupta toplanmaktadır. Bununla birlikte AGİT’in bir kriz veya çatışma durumunda başvurduğu diğer yöntemlerde şunlardır; gerçeği bulma ve raportör görevlendirme, harekat alanı görevleri, dönem başkanı temsilci görevlendirmesi, geçici yürütme grupları oluşturulması, anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü için mekanizmalar teşkili ve barış koruma operasyonlarıdır.[16] NATO ve AGİT arasında görev ve sorumluluklarının güvenliğin sağlanmasında diyalog zemini oluşturma ve istikrarı sağlama konularında benzerlikler taşıdığı görülmektedir. Buna karşın NATO ve AGİT’in güvenlik ve istikrarın korunması hususunda yöntemlerinin farklılaştığı görülmektedir. Bu bağlamda NATO karşılaştığı krizlerde kurucu andlaşmasının 5. Maddesine dayanarak doğrudan fiili yaptırımda bulunabilirken; AGİT’in bu tür krizlerde izleme misyonları ve diyalog gruplarını ile sürece dahil olmaya çalışmaktadır.

Sonuç

Devletlerin yalnızca ulusal güvenliklerini temel alarak oluşturdukları güvenlik duvarları, bölgesel krizlerin önceden önlenmesi, ortaya çıkan krizlerin çözümü için diyalog platformunun oluşturulması ve ulusal güvenliğin daha etkin sağlanmasında yetersiz kalmaktadır. Uluslararası sistemde yer alan bölgesel güvenlik örgütlerinin bu sorunların ortadan kaldırılması konusunda daha işlevsel olduğu ve krizlerin önlenmesi ve istikrarın sağlanması konusunda daha etkili olduğu görülmektedir. Bu bakımdan NATO ve AGİT gibi biri Atlantik diğeri Avrasya merkezli faaliyet gösteren güvenlik örgütlerinin varlığı bölgesel güvenliğin sağlanmasında önemli görevler üstlenmektedir. Ancak istikrarın sağlanması konusunda her iki örgütün de aynı etkiye sahip olduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim kuruluş amaçları, değişim dinamikleri, güç kapasiteleri ve görevleri arasındaki farklılıklar NATO’yu daha işlevsel olarak etkin bir güvenlik örgütü yaparken, AGİT’i daha az etkin bir bölgesel güvenlik örgütü haline getirmektedir. Buna karşın özellikle NATO, bölgesel güvenliğin sağlanması konusunda etkili bir savunma şemsiyesi oluştursa da kuruluşunda ve işlevsel hale gelmesinde ABD’nin yadsınamaz etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle NATO özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından geliştirdiği “alan dışılık” kavramıyla ABD’nin hegomonik çıkarlarının daha yoğun hissedildiği bir güvenlik bloğu haline gelmiştir.

 

 


[1]John Baylis, “Uluslararası İlişkilerde Güvenlik Kavramı”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 5, Sayı 18 (Yaz 2008), s.73

[2]Björn Hettne, “Teori ve Pratikte Güvenliğin Bölgeselleşmesi”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 5, Sayı 18 (Yaz 2008), s.90-91

[3] Evren Barut, “11 Eylül saldırılarının sonrası yeni tehdit Küresel terörizmin önlenmesinde AGİT ve NATO'nun örgütsel yetenek ve kapasiteleri”, Polis Akademisi Başkanlığı, Güvenlik Bilimleri Enstitüsü, Erişim Tarihi: 28.04.2013, Kaynak: http://www.academia.edu/1993727/Kuresel_Terorizme_

Karsi_AGIT_ve_NATOnun_Orgutsel_Yetenek_ve_Kapasiteleri

[4]Haktan Birsel, Başlangıçtan Günümüze NATO Sorunsalı “Madalyonun İki Yüzü”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi Mayıs 2012, Sayı:25, s.110

[5]Mustafa Şahin, “Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı”, Amme İdaresi Dergisi, Sayı: 4, Aralık 1998, s. 97

[6]Şerif Demir, Dünden Bugüne Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Haziran 2010 Yıl: 6 Sayı: 11, s. 28

[7]Haktan Birsel, a.g.m., s.110

[8]Naci Doğan, Yeni Dünya Düzeni Bağlamında Uluslararası Sistem, Nato’nun Rolü Ve Türkiye’nin Stratejik Konumu, Erişim Tarihi, 30.04.2013, s. 32, Çevrimiçi: http://edergi.manas.edu.kg/index.php/sbd/article/viewFile/395/346

[9]Naci Doğan, a.g.m, s.34

[10]Şerif Demir, a.g.m., s. 31-32

[11]Naci Doğan, a.g.m, s.30

[12]Şerif Demir, a.g.m., s. 33

[13]Sait Yılmaz, NATO’nun Dönüşümü, USAM, s. 1-2, Erişim Tarihi: 01.05.2013, Çevrimiçi: http://usam.aydin.edu.tr/NATONUN_DONUSUMMU(4b4a).pdf

[14]Sait Yılmaz, a.g.m., s. 2

[15]Evren Barut, a.g.m., s.4

[16]Yılmaz Sait, 21. Yüzyılda Güvenlik ve İstihbarat, Milenyum, İstanbul, 2007, s.271  

Hakan Boz

bozhakanboz@hotmail.com

Uzmanlık Alanları

Azerbaycan, İran, Pakistan

Biyografi

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde Araştırmacısı olarak görev yapan Hakan BOZ, Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi'nde çalışmaktadır.

Bununla birlikte hakemli bir dergi olan 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi ile 21. Yüzyıl Dergi’lerinin sorumlu yazı işleri müdürüdür. Boz, enstitü çalışmalarının Radyo Karedeniz ve Pusula Gazete’siyle koordine edilmesi sürecini de yönetmektedir.

İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. Üniversite eğitimi için 2005 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. İlk senesinde gösterdiği başarı ile fakültesinde dereceye girerek, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne geçiş yaptı. Lisans eğitimini Gazetecilik Bölümü’nde “Türk Basını’nda Güneydoğu Sorunu” isimli bitirme projesiyle tamamlamıştır.Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Hakan Boz, Enstitü’deki görevine Eylül 2011’de başlamıştır.

Yabancı Diller

İngilizce

Eserleri

  • Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, Küçük Orta Doğu: Suriye, Ümit Özdağ (Ed.), Kripto Yayınları, Ankara, 2012; Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran

Makaleleri

  • Hakan BOZ, Şii Hilalinden Direniş Eksenine İran Dış Politikasında Şiilik, , 21. Yüzyıl Dergisi, Aralık 2012
  • Hakan BOZ, Turan Soylu Kavimlerin Kadim Yurdu: İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Kasım 2012
  • Hakan BOZ, Karabağ Sorununda Masadaki Seçenek Askeri Müdahale mi?, 21. Yüzyıl Dergisi, Ağustos 2012
  • Hakan BOZ, Ahmet Turan Esen-Turgay Düğen-Alper Özcan21. Yüzyıl Dergisi, Türkiye-Azerbaycan-KKTC Birleşik Devleri, Temmuz 2012
  • Hakan BOZ, Şeytan Üçgeninde Dans: İsrail-Azerbaycan-İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Haziran 2012
  • Hakan BOZ, ABD’nin Nükleer Kriz Sendromu: Pakistan, İran Olur mu? , 21. Yüzyıl Dergisi, Mayıs 2012
  • Hakan BOZ, Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, , 21. Yüzyıl Dergisi, Nisan 2012
  • Hakan BOZ, 2012, İran İçin Savaş Yılı mı?  21. Yüzyıl Dergisi, Mart 2012
  • Hakan BOZ, İran’ın Kuzey Irak Politikaları, 21. Yüzyıl Dergisi, Ocak 2012
  • Hakan BOZ, Belucistan, Orta Asya’nın Kürdistanı mı?, 21. Yüzyıl Dergisi, aralık 2011
  • Hakan BOZ, Azerbaycan Dış Politikasının Manevra Sahaları,2023 Dergisi, Mart 2012, Sayı: 131
  • Hakan BOZ, İran’ın Azerbaycan’daki Asimetrik Savaşı,Ekoavrasya, Kış 2012.        

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR