Gündeme Dair

Yazan  15 Kasım 2007
Aslında bugün sizlere Dağlıca olayını yazıp, Silahlı Kuvvetler üzerinde oynanan büyük oyunun bir parçası olduğunu anlatacaktım. Ancak malum mahkeme kararı nedeniyle bu konuyu, yasak kararı kalktıktan sonra yazmak üzere bir kenara bıraktım.

Ancak gündem o kadar dolu ki, mesela Suudi Arabistan Kralının ziyaretinde yaşananlar ve sonrasında yapılan açıklama… Konu birçok yönden ele alınabilir. Anıtkabir'e gitmek istemediği bilinen birisinin 10 Kasım'da Ankara'ya davet edilmesinin anlamı nedir? Bu bilinerek planlandı ise, değişmeyen bir oyunun parçası mı? Bilinmeden böyle yapıldıysa bu ne gaflet?

Oteldeki resmi gözlerinizin önüne getirin. Kral Abdullah'ın sağında Cumhurbaşkanı sayın Gül, solunda da Başbakan Erdoğan. Ailede baba çocukları ile gurur duyar; birini sağına alır, diğerini soluna; hatta koruma içgüdüsü ile kollarını da omuzlarına atarak resim çektirir. Bu resmin aile için bir anlamı vardır. Ancak yukarıdaki anlattığım manzaranın anlamı nedir? Ben sizleri -askeri ve siyasi gücü olmayan ve Amerikan emirlerinden çıkamayan bir devlet- servetimle korumaya aldım demek mi istiyor?

Henüz Cumhurbaşkanlığınca verilen madalyanın anlamını çözememişken, aynı anda Cumhurbaşkanın ve Başbakanın Kralın ayağına gidip, o resmi vermelerinin de anlamını çözebilmiş değilim. Yoksa benim aklımda mı bir noksanlık var? O bizim kralımızda benim mi haberim yok?

Bütün bu yaşananların eleştirilmesinin arkasından Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklama beni daha da şok ettiğini itiraf edeyim. Neymiş açıklamanın özü? Dostluk basit protokol kurallarına feda edilemezmiş. Halbuki o basit protokol kuralları denilen şeyler devlet hayatında o kadar önemlidir ki, ancak onları uyguladığın zaman hür, bağımsız ve karşındaki ile eşit koşullarda bir devlet olduğun anlamı çıkar. O basit dediğin protokol kurallarını hiçe sayarsanız, unutmayın temsil ettiğiniz cumhuru ve o cumhurun devletini de hiçe sayıyorsunuz demektir ki, böyle bir hakka kimse sahip değildir. Başbakanlar ve Cumhurbaşkanları bile.

Görülen o ki bu tür acayiplikleri yöneticilerimiz devletle aşiretin farkını anlayıncaya kadar bir süre daha yaşamaya devam edeceğiz.

Gündemde çok fazla yer işgal eden bir başka konu da DTP'nin Diyarbakır ve Ankara'da yapmış olduğu kongrelerde aldığı kararlar ile yapılan konuşmalar ve açıklamalardır. Senelerdir bunların Demokratik Cumhuriyetle kastettiklerinin kongrede açıkladıkları olduğunu, bunun da bölücülük olduğunu, bunların savunduklarının terör örgütünün siyasi amaçları olduğunu anlatmaya çalıştıksa da anlatamadık. Anlatamadığımız gibi sayın Başbakanda Allah'tan sonradan vazgeçti aynı terminolojiyi kullandı.

Ancak demokrasi gibi bir erdemi bölücülükten ayıramayan borazanlar terör örgütüne yardım ve yataklık edenlerin milletvekili olup yüce meclise girmesine alkış tuttular. Şimdi de bilmem hangisi teröristle evliymiş, dağda eğitim yapmış vs. diye vaveyla koparıyorlar. Günaydın demek lazım… Siz bir terör örgütünün siyasi kanadının parlamentoya girmesine izin verirseniz, adaylarının kimler olacağını bekliyordunuz?

Saflık içinde bulunanlar ile gaflet içinde bulunanlar biri birinin elini tuttu veya mecliste yemin töreni olaysız geçti diye tam sayfa manşet atanlar ne yaptığınızı şu son günlerde yaşananlardan sonra anladınız mı? Anlayanlar beri gelsin. Anlamak istemeyenler ise ihanetlerine devam etsin. Keser döner, sap döner, bir gün gelir hesap döner ve herkes yaptığının hesabını bağımsız yargı önünde verir.

Alaettin Parmaksız

1951 yılında Karaman Ermenek kazasında doğdu. İlk ve orta öğrenimi orada tamamladıktan sonra o dönemde Ermenek kazasında lise olmadığı için Liseyi EDİRNE'de okudu. 1970 ylında Kara Harp Okulu'na girerek, 1973 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1974 yılında Piyade Okulu'ndan mezun oldu. 1975 yılında Komando İhtisas Kursu'nu bitirdikten sonra tayin olduğu Erzurum'da 1980 yılında Kara Harp Akademisi'ni kazanarak, 1982 yılında Kara Harp Akademisi'ni bitirdi. 1992–1993 yılında NATO Savunma Koleji'ni, 1996 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi'ni bitirdi.

Kara Harp Akademisini bitirdikten sonra1982–1984 yıllarında KIBRIS'ta, 1984–1990 yıllarında Genelkurmay Karargâhı Harekât Başkanlığı'nda görev yaptı 1990–1992 Yıllarında HAKKARİ'de Dağ ve Komando Tabur Komutanlığı, 1992–1993 Yıllarında Genelkurmay Karargâhı Anlaşmaları İzleme Şubesi'nde proje subaylığı, 1993–1995 yıllarında Güney Kore Askeri ataşeliği, 1995–1996 Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı Kurmay Başkanı ve AZERBAYCAN 887 Tugay Eğitim Komutanlığı, 1996–1997 Kara Kuvvetleri Psikolojik Harekat Şube Müdürlüğü, 1997–1999 Gökçeada 5. Komando Alay Komutanlığı görevlerinde bulundu.

1999'da Tuğgeneralliğe terfi ederek Dağ ve Komanda Tugay Komutanlığına atandı. Hakkâri'de iki yıl tugay komutanlığını müteakip, 2001 yılında Edremit'te bulunan 19. Piyade Tugay Komutanlığı'na atanarak, iki yıl bu görevi yaptı. 2003'te Tümgeneralliğe terfi eden ve Genelkurmay İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma Daire Başkanlığı görevine atanan Emekli Tümgeneral Parmaksız, 2004 yılında Tümgeneral rütbesindeyken istifa ederek emekli oldu. 

4 yıl boyunca görev yaptığı Hakkari anıları ile bitirilemeyen terörün nedenleri, çözüm için uygulama modelleri ve terörle mücadelenin analizinin yapıldığı “BURASI HAKKARİ ANKARADAN GöRüNDüĞü GİBİ DEĞİL” adlı kitabı yayınlanmıştır. Parmaksız, evli ve iki erkek çocuk babasıdır.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-08-2019

Kıbrıs'ta Türk kimliğini silme operasyonu

2007 sonrasında başlayan açılım politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta, Ocak 2013'te başlayan sözde çözüm süreci gerçekte büyük bir yıkım süreci olan PKK terör örgütüyle müzakereler olmuştu.