“İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇAR” 9 EYLÜL 1922 İZMİR’İN KURTULUŞU

Yazan  08 Eylül 2020

Bugün 9 Eylül 2020, İzmir’in 3 yıl 3 ay 24 gün emperyalist işgal karanlığından kurtuluşunun ve “Yeniden Vatan” yapıldığının 98. Yıldönümü kutlu olsun.

26 Ağustos 1922’de Türk Ordusu tarafından Afyon Kocatepe’de başlatılan“Büyük Taarruz”,9 Eylül’de “İzmir’in Kurtuluşu” ile sonuçlanmış, “Büyük Zafer”kazanılmış, Milli Mücadele sona ermiş, Türk milletinin kurtuluşu ve bağımsızlığını elde edişinin simgesi ve çok önemli bir tarihi gün olmuştur. 15 Mayıs 1919-9 Eylül 1922 sürecinin önemi ve anlamı İzmir ve Türk milleti için çok büyüktür.Emperyalist işgal, Yunanlıların 15 Mayıs’ta İzmir’in işgal edilmesiyle başlamıştır. İşgal, Anadolu'da Milli Mücadele'nin başlamasında önemli başlangıç teşkil etmiş, temel sembollerden biri haline gelmiş ve bir dönüm noktasını oluşturmuştur.Anadolu’da işgallere karşı dağınık olan düşünce ve örgütlenme biçimleri, İzmir’in işgali ile Anadolu insanın direniş ve karşı koyuş düşüncesini körüklemiş, örgütlenme ve protesto mitingleri ülkenin en ücra köşelerine kadar yaymıştır. 9 Eylül 1922’de Türk Ordusu, Anadolu’nun içlerine kadar girmiş olan Yunan ordusunu, kazandığı zaferlerle püskürtmüş ve geldikleri yer İzmir’den denize dökmüştür.15 Mayıs 1919 Yunanlıların anavatana saldırdığı kara günün yıl dönümü iken, 9 Eylül 1922 Türk Ordusunun ilk hedefe vardığı,tüm ülkenin kurtulduğu, aydınlığa kavuştuğu ve vatanın kurtulduğu günün yıl dönümünü olmuştur.

15 Mayıs 1919’da İzmir’e giren Yunanlılar bu bölgede yaklaşık üç buçuk yıl kalmışlar ve bu İzmir’in Kurtuluşu, Kurtuluş Savaşı'nın son safhası olmuştur. Ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün 1 Eylül’de TBMM ordularına verdiği“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!” tarihi emri ile beklemediği bir yenilgiye uğrayan Yunan ordusu, dağınık bir şekilde İzmir’e doğru çekilmeye başlamıştır. Bu harekâtı gerçekleştiren Tuğgeneral Fahrettin Altay Komutasındaki V. Süvari Kolordusu, 2 grup halinde tertiplenmiştir. 1’nci grubu oluşturan XIV. Süvari Tümeni Menemen’in kurtuluştan sonra ilerleyerek Karşıyaka’ya, 2’nci gruptaki I ve II. Süvari Tümenleri Sabuncubeli’nden Bornova ve Mersinli’ye girmeyi planlamıştır. Mürsel Bakü Paşa komutasındaki I. Süvari Tümeni birlikleri Bornova, Ahmet Zeki Soydemir komutasındaki II. Süvari Tümeni birlikleri Mersinli ve Albay Suphi Kula komutasındaki birlikler Bornova’ya üç ayrı kol halinde girmeyi hedeflemiştir. Birlikler, planladıkları şekilde 9 Eylül Cumartesi günü saat 09’00’da hızla ilerleyerek İzmir'e girmiş ve “İzmir’in dağlarında çiçekler açmıştır.” II. Süvari Tümeni'nin öncülüğünü yapmakla görevlendirilen Av.alar Komutan Yardımcısı Yüzbaşı Şerafettin Bey komutasında yaya olarak en önde giden 8 er, Bornova'dan Halkapınar'a ilerleyişi sırasında Punto’daki Tuzak oğlu fabrika pencerelerinden ve civarındaki binalardan ateş ve el bombası atılmıştır. Yüzbaşı Şerafettin boynundan yaralanmış ve 4 askerimiz Akşehirli Bekiroğlu Mehmet, Antalyalı Ömer oğlu Hakkı Sarıarslan, Nevşehirli Ahmet oğlu Seyit Mehmet, Nevşehirli Ahmet oğlu Ahmet şehit olmuş ve orada defnedilmiştir.Kurtuluş sonrası şehitlerimiz adına Halkapınar Şehitliğine dikilen anıtın üzerinde “Vatan ve Namus” yazılmıştır.

Yüzbaşı Şerafettin boynundaki yarayı sardırarak birliği ile Punto, Alsancak ve Kordonboyu’ndan Pasaport iskelesine gelmiştir. 9 Eylül saat 10.30’da göğsüne isabet eden mermiler ile yaralanmış olmasına rağmen Konak'a ulaşmayı başaran Yüzbaşı Şerafettin,Teğmen Ali Rıza Ekici ve Hamdi atlarından inip Hükümet Konağı’nın merdivenlerine doğru koşarak balkon direğine büyük onur ve gururla ay-yıldızlı Türk bayrağını çekmiştir.Yüzbaşı Zeki Doğan komutasındaki Süvari birliği, Hükûmet Konağı'nın hemen sağında yere alan ve günümüze ulaşmayan Sarıkışla'ya, Üsteğmen Arif,Takım Komutanı Celal Bey ve Yedek subay Besim Efendi'de Kadifekale'ye Türk bayrağı çekmesi ile İzmir'in işgalden kurtuluşu ilan edilmiştir.Nurettin Paşa’nın komuta ettiği birlikler 3 saat sonra, Fahrettin Altay Paşa’nın komuta ettiği Süvari birlikleri ise gece yarısı İzmir’e girmişlerdir.

I. Süvari Tümeni Komutanı Mürsel Bakü Paşa bir Fransız harp gemisi telsizi vasıtasıyla, İzmir’e girildiğini Ankara’ya bildirmiş ve Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü’ye yazdığı telgrafta; “Sefil Yunanlılar sevgili İzmir’imizi terk ederek kaçmaktadırlar. Direnenlerin bir kısmı yok edildi, bir kısmı da esir alındı. Saat 10.30’da İzmir’e girdik. Bütün halk ve yabancılar Ordumuzu alkışlarla karşıladılar. Askerimiz kıyıda, Kadifekale’de ve Yenikale doğrultusundadır. I ve II. Süvari Tümeni emrimdedir. Şimdilik İzmir Komutanlığını elime aldım”. Türk ordusu süvarilerinin 10.30 İzmir’e girişleri sırasında “Cardiff” savaş gemisinde bulunan İngiliz Başkonsolosu Sir H.Lamb., Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a çektiği telgrafta; “Yunanların İzmir’i boşaltmaları geceleyin fiilen tamamlanmıştı. Türk süvarisi saat 11 sularında kente girdi. Rumlar Ermeniler tarafından birkaç el ateş edildi, bomba atıldı, kısa bir panik oldu ama Türkler intizam içindeydi, yarım saat içinde her şey sakinleşti. Tam bir nizami ordu tümeni gelmektedir. Kumandan Selahaddin Bey, hiçbir aşırı harekete ve misillemeye izin verilmeyeceği güvencesini verdi” sözü ile anlatmıştır. İngiliz İzmir Konsolos Muavini Hole’de, Türk ordusunun İzmir’e girişini ettiği raporda; “9 Eylül günü saat 11.00’de hafif Türk süvarisi İzmir’e girdi ve konağı ele geçirdi. Giriş, tam disiplin içinde yapıldı, askerle o kadar intizam içerisindeydiler ki, bir Ermenin önlerine attığı bir bombayla bir subayı ve bazı askerleri yaraladığı zaman bile karşılık vermediler. Kumandan yurttaşlarına dokunulmayacağına dair Müttefik konsoloslarına güvence verdi.” İngiliz belgelerinde Türk ordusunun İzmir’e girişi bu şekilde belirtilmiştir.

İzmir’in kurtuluşu tüm ülkede bir bayram etkisi yaratmıştır. Kurtuluş Savaşı için bir simge haline gelen şehrin geri alınması, sanki bütün ülke kurtulmuşçasına bir coşkuya yol açmıştır. Başkomutan Atatürk İzmir’in alınışı dolayısıyla ordulara yayınladığı mesajda; “İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayret ve fedakârlığı hürmet ve takdirle anarım. Elde edilen büyük muzafferiyetin yapıcısı olan kıymetli arkadaşlarıma en içten teşekkür ve tebriklerimi bildiririm. Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin alınmasında da aynı fedakârlık yarışmasını göstereceklerine inancım tamdır” sözü ile orduya güvenini ve stratejik hedefe ulaşıldığını belirtmiştir. 

İzmir’in kurtuluşu basında büyük coşku ile yer almıştır. Basında; İzmirliler, 9 Eylül senin en mesut günündür. Sana bugünü gösterenleri unutma. 9 Eylül, kahraman Türk süvarileri mızraklarının ucunda yalınız İzmir’in değil, Türkiye’nin zafer ve halas beratlarını getirmişlerdir. 9 Eylül, İzmir’in düşman işgalinden kurtulduğu gündür diyorlar, hayır kurtulan İzmir değildi, bütün Türkiye idi. 9 Eylül’de yalnız İzmir kurtulmadı, bütün bir husumet dünyasının ölü zannettiği Türk milleti 9 Eylül günü var olduğunu ispat etti. 9 Eylül, bütün yurdu kurtaran, dünya tarihini değiştiren bir hadisedir.  9 Eylül, Türk’ün büyük günü, Anadolu’nun içinde sıkıştırılmak istenilen bir kitlenin, bir milletin her havaya, her denizlere yetiştiği gündür. 9 Eylül, sadece bir bayram mıdır? Bugün yalnız bir zafer günü müdür? Hayır. Bir kurtuluş günüdür. Atatürk’ün ve arkadaşlarının yarattığı Türk ulusunun hatırladığı, Türkoğlu Türk, Mehmetçiğin süngüsü ile parlattığı bugün bir bayram, bir düğündür. Mehmetçiğin sahillerinize yaslanıp Yunan askerinin kaçışını seyrettiği tarih 9 Eylül’dür. Onu unutmayın manşetler ile yansımıştır. İzmir, büyük sevinç gösterileri arasında özgürlüğüne yeniden kavuşmuştur.

TBMM Ordularının Başkomutanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü ve Kurmay Başkanı Asım Gündüz Paşa ile birlikte 9 Eylül 1922 Cumartesi günü saat 18.00 sıralarında Belkahve'ye gelmiştir. I.Ordu Komutanı Nurettin Paşa tarafından karşılanmış ve bir incir ağacının altında Kadifekale'de şanlı bayrağımızın onurla dalgalandığı Belkahve’den ilk defa gördüğü İzmir'i tarihi günü uzun uzun seyretmiş; “Bu güzel şehre bir şey olsaydı, çok üzülürdüm” sözü ile sevgisini belirtmiştir. Hava kararıncaya kadar burada kalmış ve geceyi geçirmek için Nif(Kemalpaşa)'e dönmüştür. Zaferin kazanılması için 15 gün yetmiş ve Ankara’ya döndüğünde bu duygularını arkadaşlarına; “Kusura bakmayın.İnsan bazen hesabında yanılabilir. Tahminimde bir günlük bir yanlış yapmışım” sözü ile mutluluğunu paylaşmıştır.

9 Eylül 1922'de Atatürk, Başbakan Rauf Orbay'a yazdığı telgrafta: "Birliklerimiz İzmir doğu sırtlarında düşmanın son direnişini kırdıktan sonra bugün mağlup düşmanla beraber İzmir'imize zaferle girdik. Ben yarın öğleden itibaren İzmir'de bulunacağım" sözü ile zaferi ilan etmiştir. Türk ordusu savaşın başından itibaren zafere inanmıştır. Bu süreçte İzmir’deki İtilaf devletleri konsoloslarıyla yaşadığı olayı şöyle anlatır. “Bizzat bana gönderilen telgrafta, İzmir’deki İtilaf Devletleri konsoloslarına benimle müzakerelerde bulunma yetkisi verildiği bildirilerek, onlarlar ile hangi gün ve nerede mülakat edebileceğim soruluyordu. Buna verdiğim cevapta, 9 Eylül 1922’de Nif’de görüşebileceğimizi bildirmiştim. Hakikaten dediğim günde bende Nif’de bulundum. Fakat mülakat isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız, İzmir rıhtımında, İlk verdiğim hedefe, Akdeniz’e ulaşmış bulunuyorlardı. Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve ondan sonra düşman ordusunu tamamıyla imha veya esir eden ve kılıç artıklarını Akdeniz’e, Marmara’ya döken harekâtımızı izah ve vasıflandırmak için söz söylemeye lüzum görmüyorum”. Zaferlerden sonra artık diplomasi sahasına geçilebileceğini, ancak İtilaf Devletlerinin zafere ulaşacağımızdan ümitsiz oldukları için bu meseleyi daha evvel diplomasi yoluyla çözme, anlayış ve iddiasında olanları biraz fazlaca beklettiğini, özellikle kendisinin diplomasi sahasında ciddi olarak çaba harcadığından memnun olmaları gerektiğini söylemiştir. Mareşal Fevzi Çakmak; “Orduyu, Mustafa Kemal ile beraber Afyon’dan İzmir’e kadar adım adım takip ettik. Bazen buğday, bazen de üzüm çuvalları üzerinde, ikişer saat kestirerek geçirdiğimiz geceleri hiç unutmuyorum. Hatta bunlardan birisinde, üzerine uzandığı çuvalın deliğinden aldığı bir avuç üzümü ağzına atmadan evvel, Mustafa Kemal’in gülerek; “Paşam, şu hayatın cilvesine bak. Aslanlık edelim derken, farelere döndük. Çuval deliğinde üzüm çalıyoruz” dediğini, yolculuğumuzun en güzel nüktelerden biri olarak hatırlarım. İnanın bana, ömrümde başka hiçbir yatağın rahatı, belki o üzüm çuvalları üzerinde çekilen muzaffer uyku kadar mutlu etmemiştir” yaşanan sıkıntılara rağmen kazanılan zaferin mutluluğunu belirtmiştir.

10 Eylül 1922’de Pazar sabahı Kemalpaşa’dan hareket eden Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Yaveri Salih Bozok ile birlikte Yeşildere üzerindeki Kemer köprüsünden Anafartalar yolu ile Kemeraltı çarşısından geçerek İzmir'e girmiş, burada Fahrettin Altayile buluşarak Konak’taki Hükümet Konağına gitmişlerdir. İzmirliler kurtarıcılarını büyük bir törenle, sevinç ve coşkunlukla karşılamışlardır. Atatürk, Hükümet Konağı balkonundan alanı hınca hınç dolduran halkı selamlayarak yaptığı konuşmada; "Başarı benim değil, sizin, milletindir. Artık savaş bitmiştir, yeni işlerimize bakacağız." sözü ile başarıyı millete mal etmiştir. 10 Eylül 1922’de Tevhid i Efkar gazetesi; “Cenab-ı Hakkhamd ve şükür olsun. Şanlı ordumuz dün İzmir’i kurtardı. Kahraman ordumuz dün kemali şan ve şerefle İzmir’e girdi” manşetten kurtuluşu duyurmuştur. Atatürk 12 Eylül’de “Millete Beyanname” ismi yayınladığı bildiride; “Büyük Türk Ulusu, Akdeniz askerlerimizin zafer sesleriyle dalgalanıyor. Ordularımızın güç ve yeteneği düşmanlarımıza dehşet, dostlarımıza güven verecek bir mükemmellikte kendini gösterdi.  Büyük ve soylu Türk Ulusu, bu büyük zafer özellikle senin eserindir. Anadolu’nun kurtuluş zaferini kutlarken, size İzmir’den, Bursa’dan, Akdeniz ufuklarından ordularımızın selamını sunuyorum.”19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan yolculuk, çetin, sorunlu ve sıkıntılı günler içerisinde 9 Eylül 1922’de İzmir’de sona ermiştir. Kurtuluş adını alan şerefli olan bu yolculuk, hedefe ulaşmış ve Türk Milleti’nin zaferi olmuştur. İzmir, Milli Mücadele’nin amacı ve hedefi olmuş, kurtulduğu gün vatan da kurtulmuş ve hürriyet havasını soluduğu gün vatan da nefes almıştır.

Ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, Hükümet konağındaki çalışmalarını tamamladıktan sonra Karşıyaka’ya geçmiş,10-11 Eylül’de Yalı’da İplikçizade köşkünde ve 12 Eylül’de Kordon’da bir ev de kalmıştır. 13 Eylül’de İzmir’de büyük yangın başlayınca o gece İplikçizade köşküne dönmüştür. 14 Eylül’de karargâhı, Latife Hanım’ın daveti üzerine Uşakizadelerin Göztepe’deki köşkünde taşımış ve bilahare karargâh faaliyetlerini Bornova’dan sürdürmüştür. İplikçizade köşküne girerken Yunan Kralı I. Kostantin’in 12 Haziran 1921’de Türk bayrağını çiğneyerek geçtiği yere Yunan bayrağını serildiğini görmüş ve Paşam ne olur siz de Yunan Bayrağını çiğneyerek öcümüzü alın sözlerine;“ Yunan bayrağı Paşam. Bu eve yerleşen Yunan Kralı Konstantin, buraya ilk girerken, bu taşlığa serilen Türk bayrağını çiğneyerek geçmişti.  Hata etmiş. Bayrak, milletin şerefidir. Ne olursa olsun, yerlere serilmez ve çiğnenmez. Kaldırınız”. Yunan Bayrağını kaldırtarak köşke girmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün ordulara 1 Eylül'de verdiği tarihi emirle başlayan ve 18 Eylül’e kadar yapılan Takip Harekâtı ile Trakya’yı işgalden kurtarmak için İstanbul ve Çanakkale istikametinde yürüyüşe devam etmiştir.Takip Harekâtının başarısı ile İzmit bölgesinden İstanbul Boğazı'na, Balıkesir bölgesinden Çanakkale Boğazı'na kadar bütün Batı Anadolu'daki Yunan askerleri Türk sınırları dışına çıkartılmış ve Türk ordusu için hayati önem taşıyan stratejik hedefler işgalden kurtarılmıştır. Osmanlı Türklerinin ilk başkenti olan Bursa, 10 Eylül saat 20.00’de tamamen boşaltılmış ve 11 Eylül saat 09.30’da Albay Nazif bey komutasındaki I. Tümen gelmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 8 Temmuz 1920’de Yunan işgali karşısında yas işareti olarak kürsüye örtülmüş olan siyah örtü memleket kurtulunca kaldırılmasına karar vermiştir.11-12 Eylül’de Yunan ordusu artıkları Marmara Denizi’ne dökülmüştür. Yunanistan’ın Anadolu macerası İzmir’de başlamış ve İzmir’de bitmiştir. 400-500 kilometrelik cephe üzerinde, düşmanın ülke topraklarından sökülüp atılmasıyla Büyük Zafer sonuçlanmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Zaferi; “Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle neticelendirilmiş olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evlâdı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, ilelebet mesut ve bahtiyarım.” sözü ile Büyük Taarruzun büyüklüğünü, önemini ve anlamını belirtmiştir.Kahramanlığı takdirle karşılanan İzmir’e ilk giren süvari birlik komutanı Yüzbaşı Şerafettin’e Buhara Cumhuriyeti’nden gönderilen “Üçüncü Kılıç”15 Eylül’de tören ile vermiş ve kendisine 1934’de İzmir soyadını uygun görmüştür.

İtilaf Devletlerinin Donanmasının İzmir körfezini terk etmesi için Latife Hanım’a; “İtilaf donanması 24 saat içinde İzmir körfezini terk etmeliydi” ültimatomu yazdırmıştır. İtilaf donanması, 24 saat içinde İzmir ve Başkomutanı selamlayarak Körfezden ayrılmıştır. Falih Rıfkı Atay; “24 saat bitmeden İngiliz donanmasının limandan çıkıp gidişini seyrettik” sözüile o gün yaşananları anlatmıştır. 13 Kasım 1918’de, İstanbul Boğazı’nı geçerken verdiği karar gerçekleşmiş ve emperyalist ülkeler, “Geldikleri gibi gitmişlerdir”. Türk Ordusunun kazandığı bu zafer, uluslararası ilişkilerde diplomasi zaferini kazanmasını sağlamıştır. 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması'na giden süreci başlatmış ve 24 Temmuz 1923'te Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi Lozan Barış Antlaşması'nı imzalayarak Türk devleti tam bağımsızlığını kazanmış ve Türk milleti, varlığını bütün dünyaya kabul ettirmiştir. İstanbul İleri gazetesi; “İzmir’in işgali ile başlayan felaket dolu senelerimiz artık bitti. Yunan’ın ayak basmasıyla başlayan felaket felaketli günlerimizde siyaha boyanan sevgili sancağımızdan matem ebediyen silindi”. Haberi ile kurtuluşu kutlamış ve şimdi sıra 6 Ekim 1923’de İstanbul’un kurtuluşuna gelmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın yaşandığı yerler, şehitlerimizin aziz hatıraları ile doludur, onları yaşatmak ve ölümsüzleştirmek bizlerin vatan borcudur. Büyük milletler, tarihlerini unutmayan, onları inkâr etmeyen milletlerdir. Çünkü tarih, bir milletin, sönüp gitmiş nesillerinin hayatını teşkil eder. O sayfaların şerefinde, en uzak neslin göğsünü kabartan bir hisse vardır. Tarih sayfaların karanlığında, yine gelecek nesilleri uyanışa davet eden bir ışık gizlidir. Tarihini unutan toplumların geleceği olamaz. Ne Mutlu Türk Milletine,Ne Mutlu Ebedi Başkomutan Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Silah arkadaşlarına,Ne Mutlu Şehit ve Gazilerimize. Büyük Önder Atatürk; 98 yıl önce İzmir’den, Akdeniz ufuklarından gönderdiğiniz selamınızı alıyoruz ve sizleri unutmadığımız haykırıyoruz. Afyon’u, İzmir’i, Bursa’yı, Edirne’yi, İstanbul’u ve Trakya’yı “Yeniden Vatan” yapan sizleri ve kahraman ordumuzu saygı, minnet ve rahmet ile anıyoruz ve selamlıyoruz, ışıklar içinde yatın.

 

KAYNAKÇA;

ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, NUTUK  (1919-1927), 2006.

AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam, C-II, III, (1919-1922), Remzi Kitapevi, 1987.

AYDOĞAN, Metin, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı, İnkılap Yayınevi, 2017.

ATAY, Falih Rıfkı, Çankaya, Pozitif Yayınları, 1968.

MUTLU Mustafa, İzmir’in Kurtuluş Yıl Dönümlerinin İzmir Basınına Yansımaları, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü, Bartın Üniversitesi, Bartın,

MÜTERİMCİMLER, Erol, Fikrimizin Rehberi Gazi Mustafa Kemal,Alfa Yayınları, 2008.

ŞİMŞİR, Bilal, İngiliz Belgeleriyle Sakarya’dan İzmir’e 1921-1923,  Bilgi Yayınevi, 2006.

 

 

 

 

Dr. Cengiz Tatar

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-11-2020

Sanal bir Zirvenin Reel Sonuçları

Bilindiği gibi G-20[1] toplantıları dünyanın GSYİH ları itibarı ile en büyük ülkelerinin her yıl bir araya gelip, diz dize, biz bize küresel sorunları değerlendirdiği, çözüm önerileri geliştirme çabası içinde girdiği (veya öyle göründüğü) platformlar. ...