Olmasaydın Olmazdık! Ölümünün 82.Yılında Mustafa Kemal Atatürk’ü Tanımak, Anlamak ve Sonsuza Kadar Yaşatmak

Yazan  09 Kasım 2020

Bugün 10 Kasım 2020, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN 82 yıl önce saat 09.05’te aramızdan ayrılışının yıldönümünde Türk Milleti olarak onu minnetle, rahmetle, özlemle, sevgi ve saygıyla anıyoruz.  

Mustafa Kemal Atatürk’ü tanımak; 1881’de Selanik’te Ahmet Subaşı Mahallesi’nde, üç katlı orta halli pembe evde doğmuştur. Babası Ali Rıza Efendinin babası Hafız Ahmet Bey, Aydın-Söke’den göç edip Selanik’e yerleşmiştir. Annesi Zübeyde hanımın babası Feyzullah Hacı Sofular, Karaman-Konya’dan Makedonya’ya ve 1810’da Vodina-Sarıgöl’den Selânik yakınlarındaki Lankaza kasabasına göç etmiştir. Türkmen boylarından bir Türk ailesinin kızı olup, Kocacık Yörük-Türkmenlerindendir. Ali Rıza Efendi, gümrük idaresinde muhafaza memur iken 1871’de Zübeyde Hanım’la evlenmiş ve28 Kasım 1893’de vefat etmiştir. Kardeşleri; Fatma, Ömer, Ahmet ve Naciye küçük yaşta ölmüş, 18 Ocak 1956’e kadar yaşamış olan Makbule Atadan ailesini;“Babam, Ali Rıza Efendi yerli olarak Selaniklidir. Kendileri “Yörük” sülalesindendir.Annem her zaman “Yörük” olmak ile iftihar ederdi”. Sözleri ile anlatmıştır.

 

 

Mustafa Kemal Atatürk, Haziran 1887’de Hafız Mehmet Efendi mahalle mektebinde öğrenime başlamış ve babasının isteği ile ilkokulu Selanik’te Şemsi Efendi Mektebi’nde okumuştur. Babasının vefatı ile bir süre dayısı Hüseyin Ağanın çalıştığı Rapla Çiftliği'nde kalmıştır. Selânik'e dönmüş, okulunu bitirmiş ve 1893’de girdiği Selanik Askerî Rüştiye’de üstün zekâsıyla matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Sabri Bey,genç öğrencisinin yeteneklerinden oldukça etkilenmiştir. Onu benzersiz kılmak için adına “Bilgi ve erdem bakımından olgunluk ve eksiksizlik” anlamına gelen “Kemal” ismini eklemiştir.13 Mart 1895’de girdiği Manastır Askeri Lisesini, 1898’de sınıf 4’üncü olarak bitirip 13 Mart 1899’da, İstanbul-Pangaltı’da Harp Okulu’nda öğrenime başlamıştır. 10 Şubat 1902’de Teğmen rütbesiyle mezun olup, Harp Akademisi’ne girmiş ve 11 Ocak 1905’te Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuş ve 1905-1907’de ilk görev yeri Şam’da 5.Ordu emrine görevlendirilmiştir. 20 Haziran 1907’de Kıdemli Yüzbaşı olmuş ve 13 Ekim 1907’de Manastır’a 3.Ordu’ya atanmıştır. 19 Nisan 1909’da Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev yapmıştır. 1911’de İtalya-Trablusgarp savaşında gönderildiği Tobruk’ta,22 Aralık 1911'de savaşı kazanmış ve 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına görevlendirilmiştir. Balkan Savaşı’nda Binbaşı rütbesi ile Gelibolu ve Bolayır'da savaşa katılmış ve Dimetoka ve Edirne’yi Bulgaristan’dan geri alan Kolordu’da görev yapmıştır.

1913-1915’de Sofya’da Askeri Ateşe görevindeyken 1914’de Yarbaylığa yükselmiştir. 1915’te I. Dünya Savaşı’na 19.Tümen Komutanı olarak Tekirdağ'a görevlendirilmiş ve Çanakkale Savaşı’na katılmıştır. Çanakkale'de kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez" dedirtmiştir. 25 Nisan 1915’te, düşman kuvvetlerini Arıburnu-Conkbayırı’nda durdurmuştur. 1 Haziran 1915’te Albaylığa yükselmiş, Anafartalar Grubu Komutanı olarak 9-10 Ağustos’ta I. Anafartalar, 17 Ağustos'ta Kireçtepe ve 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferlerini kazanmıştır. Çanakkale Savaş’ında, “Anafartalar Kahramanı” olarak askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum" tarihe geçen emri ile cephenin kaderini değiştirmiştir.   

1916’da Edirne ve Diyarbakır’da Kolordu Komutanı olarak görev almış ve 1 Nisan 1916’da Tuğgeneralliğe yükselmiştir. Rus kuvvetleri ile girdiği savaşta 7-8 Ağustos 1916’da Bitlis ve Muş’u geri almıştır. Şam ve Halep’teki kısa süreli görev yapmış ve 1917’de İstanbul’a dönmüştür. 5 Temmuz 1917'de 7.Ordu Komutanı olarak Halep’te göreve başlamış ve cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşı yapmıştır. 17 Ekim başında görevinden istifa etmiş ve 7 Kasım 1917’de Genel Karargâhta görevlendirilmiştir. 15 Ağustos 1918’de 7.Ordu Komutanı Halep’e gelmiş ve31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirilmiştir. 13 Kasım 1918’de İstanbul’a dönüp Milli Savunma Bakanlığı’nda göreve başlamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’nun dört bir yanında işgaller başladığı süreçte,9.Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmıştır. 22 Haziran 1919'da Amasya Genelgesiyle Türk milletine, “Vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu, Milletin İstiklalini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını” ilan etmiştir. 23 Temmuz-7 Ağustos 1919’de Erzurum ve 4-11 Eylül 1919’da Sivas Kongresi'nde, vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağlamıştır.Kongrelerde, “Düşman işgaline karşı milletin vatanı savunacağı, bu amaçla geçici bir hükümetin kurulacağı ve bir millî meclisin toplanacağı, manda ve himayenin kabul edilmeyeceği” kararları alınmış ve tüm dünyaya açıklanmıştır.27 Aralık 1919'da rütbeleri ve unvanları elinden alınmış olarak Ankara'ya gelmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)23 Nisan 1920’de açılmış, Meclis ve Hükümet Başkanı seçilmiş ve tarihî görevine başlamıştır.Meclis başkanı olarak dünyanın en acımasız emperyalist işgaline karşı bağımsızlık ve özgürlük savaşını yönetmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli adımlar atmıştır. 23 Ağustos-13 Eylül 1921’de, Sakarya Meydan Savaşı’nın zaferle sonuçlanması ile TBMM tarafından “Mareşal” rütbesi ve “Gazi” unvanı verilmiştir. Türk Ordusu, vatanı düşman işgalinden kurtarmak için 26 Ağustos 1922’de “Büyük Taarruz” başlatmış, 30 Ağustos 1922’de Yunan Ordusu’nu bozguna uğratarak 9 Eylül 1922’de İzmir kurtarılmıştır. 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanması ile işgalci emperyalist devletler işgal ettikleri Türk topraklarından çekilmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması ile 13 Ekim 1923'te Ankara Başkent olmuş, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edilmiş ve ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta barış,Cihanda barış” temelleri üzerinde çağdaş bir toplumun inşası, adım adım yükselmeye başlamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, özel hayatında sadelik içinde yaşamış ve 29 Ocak 1923’de evlendiği Latife Hanımla ile 5 Ağustos 1925’te evliliği bitmiştir.24.11.1934’de kanunla “ATATÜRK” soyadı verilmiş ve soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklanmıştır. Afet İnan, Sabiha Gökçen, Fikrîye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edinmiş ve Abdürrahim ve İhsan’ı himayesine almıştır. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok sevmiştir. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi olmuştur. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif almıştır. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet etmiş ve ülkenin sorunlarını tartışmıştır. Temiz ve düzenli giyinmeye özen göstermiş, doğayı çok sevmiş, Atatürk Orman Çiftliği'ni yaratmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün sonsuzluğuna giden süreçte, hayat hikâyesinin dönülmez yolculuğu hastalık ile başlamıştır. Trablusgarp’ta göz ve böbrek hastalıkları yaşamıştır. Hastalık süreci ilk olarak akciğer iltihabı ile 1916’da başlamış ve 1918’de böbrek rahatsızlığı baş göstermiştir.30 Haziran 1918-28 Temmuz 1918’de böbrek rahatsızlığı nedeniyle Karlsbad'a giderek tedavi olmuştur.Hastalığının başlarında uzun bir süre teşhis konulamamış, teşhis konuluncaya kadar doktorların ve yanındaki kişilerin kafalarında şüpheler yaşanması nedeniyle sadece kaşıntıya karşı savaş verilerek adeta zaman kaybedilmiştir. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında beş altı saatte bir sıcak banyo ile rahat edebilecek kadar rahatsızlık yaşamıştır. Havza’da bir süre kaplıcalarda böbrek sancıları için tedavi olmuştur.Kasım 1924’de kalp krizi teşhisi konan bir göğüs ağrısı yaşamış ve 22-23 Mayıs 1927’de bir enfarktüs krizi geçirmiştir. Hastalığın başlangıcı 1936 Kasım ayında zatürre ile ortaya çıkmış ve Dr. Asım Arar;“Atatürk’ün ölümüne neden olan karaciğer hastalığının başlangıcının 1936 yılı sonları olduğunu” belirtmiştir. 1937 yılının sonlarına doğru sağlığı iyice bozulmaya başlamış ve öldürücü hastalığın ilk belirtisi; halsizlik, isteksizlik,çeşitli yerlerinde kaşıntılar ve sık sık burun kanamaları ile belirmiştir.Hastalığın teşhisi ancak 1938 başında konmuş, ağırlık devresi Mart ayında başlayarak son nefesine kadar sürmüştür. Atatürk, 20 Ocak 1938’de, Yalova’ya yeni açılan Termal Otelinin ilk konuğu olarak gelmiş ve bir tedavi kürü görmüştür. Rahatsızlığına ilk teşhisi koyan kaplıcanın yöneticisi Prof. Dr. Nihat Reşat Belger; “Atatürk’ü ilk kez 22 Haziran 1937’de Yalova’da muayene ettim. O tarihte kendisinde siroz hastalığına ait hiçbir bulgu göremedim. Fakat bu tarihten 8 ay sonra yine Yalova’da yaptığım muayenede karaciğerdeki rahatsızlığın bulgusunu tespit ettim”. Tıp, zalim teşhisini koymuş ve döküntünün karaciğerindeki rahatsızlığın “Siroz” olduğunu açıklamıştır. Reşat Belger, ilk izlenimi Ruşen Eşref Günaydın’a; ”Atatürk geceyi Teram Otel’deki apartmanında geçirdi. Ertesi sabah oteldeki kendine özel olarak yaptırılan banyo dairesine girdi ve beni çağırdı. Şikâyetlerini bildirdi. Kaşıntıya çare bulmasını istiyordu. Dedim ki: müsaade buyurursanız önce zat-ı devletinizi bir muayene edeyim, kaşıntının sebeplerini tespite çalışayım”.Atatürk;”Doktor, kaşıntıyı buldunuz mu? Nedir?” diye sordu. Bende; “Evet efendim. Bu teşhisimin isabetinde şüphenin gölgesi bile yoktur. Karaciğeriniz sertleşmiş ve biraz büyümüştür. İşte kaşıntının tek nedeni bu karaciğer rahatsızlığıdır”. dedim. Bu güne kadar kendisine karaciğer rahatsızlığından hiç söz edilmemiş olması büyük şok yaratmıştır. Özel doktoru Neşet Ömer İrdelp yaptığı muayenede teşhis hakkında; “Atatürk’ü istediğiniz gibi tedavi ediniz kardeşim”. sözü ile Reşat Belger’in teşhis ve tedavisini onaylamıştır.