Yeni ve Milli Tarıma “Proaktif” Dönüş ve Milli Tarım Seferberliği

Yazan  07 Haziran 2020

Uzun süredir siyasi gerekçeler, küreselleşmenin getirdiği baskılar ve yakınlaşan, iç içe geçen, uluslararası ticari ilişkiler sonucunda Cumhuriyet döneminde başlatılan “Ziraat ve Hayvancılık” programları milli olmaktan çıkarılarak küresel ticaretin bir parçası haline getirilmiş, son yirmi yıl içerisinde de “Milli tarım” hiç de arzu edilmeyen bir şekilde düşüşe geçmiştir.

Ülkemizin köylüsü fakirleşmiş, şehre göçlerle kırsal bölgeler boşalmış ve en önemlisi Cumhuriyet’in ilanından bu yana Atatürk’ün belirlediği istikamette büyük gayretlerle yetiştirilen köylü/çiftçi gücü yok olmaya yüz tutmuştur.

Dünyanın en stratejik noktasında ve bir zamanlar her çeşit ürünün yetiştiği bereketli topraklara sahip ülkemizde üretken çiftçi/köylü nüfusun zaman içinde ekip biçmekten hayvan yetiştirmekten vazgeçmesi, hem başlı başına bir sorun hem de yeni toplumsal sorunların nedenidir. Konuyu biraz daha açacak olursak on yıllardır içinden geçmekte olduğumuz sürecin sonunda bugün toprağından vazgeçen nüfusun çoğunluğu kasaba ve kentlere göç ederek kentlerde işsiz yığınlar, çarpık yapılaşmalar oluşturmuş; bu durum kentleri adeta psikolojik sosyal ve ekonomik sorunlar yumağına çevirmiş ve çevirmektedir. Öte yandan terk edilen köyler meralar tarlalar adeta sahipsiz kalmıştır. Bu nedenle çiftçimizin/köylümüzün yeniden toprağı işlemesi, bunun bir tarım seferberliğine dönüştürülmesi, ülkemizin tarımsal açıdan hızla kalkınması, hem ekonomik açıdan hem sosyal açıdan hem de güvenliğimiz açısından stratejik önem taşımaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti için ziraat/tarım/hayvancılık yapısının ısrarla her döneme entegre edilmesi ve milli olması gerekmektedir. Bu yapı Türk milletinin, milli politikalarına ve milli ekonomiye en büyük desteği verecek olan, bununla birlikte büyük sanayi dönüşümüne de lokomotif olacak bir yapıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarım konusunda engin bilimsel çalışmalara ve de arşive sahip olduğunu inkar etmek abesle iştigal olur. Bütün mesele, bu zenginlik, deneyim ve bilgi birikiminin üniversiteler, ilgili kurum ve kuruluşlar, yerel yönetimler ve de özel girişimciler nezdinde günümüz inovasyon ve teknolojisi ile entegrasyonunu hızlandırarak hayata geçirilmesini sağlayacak şekilde milli iradenin acilen karar vermesi ve icraata geçmesidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarım konusunda yeni bir yöntem keşfetmeye ihtiyacı yoktur. Bu tür acil durumlarda bünyesinde zaten var olan tarım deneyimini, buna ait bilgileri, mevcut toprak ve insan potansiyelini en kısa sürede “güncelleyerek” canlandırmaktan başka hiçbir eylem planı öncelikli olmamalıdır. Mesele “Milli tarımın” yenilenmesi ve tarıma dönüşteki kararlılıktır.

Atatürk döneminin tarım anlayışı bu dönüşümün esas temeli olmalıdır. Çünkü o dönemde belirlenen hususlar, anlaşıldığı kadarıyla Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları’ndaki tarım hayatının eksikliklerinin de bir analizi olarak ortaya çıkmış, Anadolu tarım karakteristiği belirlenerek bunun şartlarını oluşturmak amacıyla ilk aşamada dönemin imkânsızlıklarını fiilen yaşayan Türk köylüsü dikkate alınarak öğretim ve eğitim çalışmalarına süratle başlanmış, daha sonra Köy Enstitüleri de bu amaçla kurularak tarihi bir misyonu üstlenmişlerdir. İşte bu dönem milli ekonominin en önemli ayağını oluşturan milli tarımın hedeflerinin belirlendiği dönemdir ve milli tarımın temelini oluşturmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, “siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler kalıcı olamaz, az zamanda yok olur gider” tarihi deyişi ile bir milletin hayatında milli ekonominin ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu çok veciz bir şekilde ifade ederek duruşunu net olarak ortaya koymuş ve tarımı da milli ekonominin öncü gücü olarak kabul etmiştir. Bu nedenle tarımda yeniden milli bir seferberliğe  başlanacaksa; 

-Atatürk’ ün, Cumhuriyet’in ilanından önce kent kent dolaşıp bizzat halkla ve çiftçilerle yaptığı konuşmalarını,

-1921 yılında başlatılan tarım seferberliğine esas olan Tarım Yükümlülüğü Kanunu’nu,

-17 şubat-4 mart 1923 tarihler arasında milli bir iktisat politikası belirlemek amacına uygun olarak yapılan herhangi bir ekonomik doktrine saplanmadan, ülkenin ekonomik durumuna göre kendi kaynak ve çabalarımızla kalkınma hedefine yönelik kararların alındığı İzmir İktisat Kongresi’ni,

-Ve nihayet 1 Kasım 1937 tarihinde 5. Dönem Yasama Meclisi açılışında Atatürk’ün yaptığı, neredeyse bir vasiyet niteliğindeki, konuşmada yer alan tarıma dair görüşlerini hatırlamamız gerekir.

Milli ekonominin temeli tarımdır; bunun içindir ki tarımda kalkınmaya büyük önem vermeliyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar bu amaca yayılmayı kolaylaştıracaktır. Fakat bu çok önemli işi isabetle amacına ulaştırabilmek için ilk önce ciddi etütlere dayalı bir tarım politikası tespit etmek ve onun için de her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek tatbik edebileceği bir tarım rejimi kurmak lazımdır. Bu politika ve rejimde yer alabilecek başlıca önemli noktalar şunlar olabilir;

*Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın hiçbir sebep ve suretle bölünemez bir nitelikte olması, büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus yoğunluğuna ve toprağın verim derecesine göre sınırlandırılması lazımdır.

*Küçük, büyük bütün çiftçilerin iş makinelerini artırmak, yenileştirme ve koruma önlemleri vakit geçirmeden alınmalıdır.

*Memleketi; iklim, su ve toprak verimi bakımından, tarım bölgelerine ayırmak gerekir. Bu bölgelerin her birinde, köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalışmaları için örnek tutacakları verimli, modern pratik tarım merkezleri kurulmalıdır.

*Gerek mevcut olan ve gerekse de bütün memleket tarım bölgeleri için yeniden kurulacak tarım merkezlerinin kesintiye uğramadan tam verimli olarak faaliyetlerini, şimdiye kadar olduğu gibi devlet bütçesinden ağırlık vermeksizin kendi gelirleriyle kendi varlıklarının idaresini ve gelişmesini sağlayabilmeleri için, bütün bu kurumlar birleştirilerek geniş bir işletme kurumu oluşturulmalıdır.

*Başta buğday olmak üzere, bütün gıda ihtiyaçlarımızla sanayimizin dayandığı çeşitli hammaddeleri temin ve dış ticaretimizin esasını oluşturan çeşitli ürünlerimizin ayrı ayrı her birinde, miktarlarını artırmak, kalitesini yükseltmek, üretim masraflarını azaltmak, hastalık ve düşmanlarıyla uğraşmak için gereken teknik ve yasal her önlem zaman geçirilmeden alınmalıdır.

Burada dikkat çekilen hususları alt alta getirecek olursak o günün tarım politikasına ruhunu veren temel başlıkları görebiliriz. Bu başlıkların her biri, bugün de yeni bir milli tarımseferberliğinin başlangıç ilkeleri olarak kabul edilebilecek değerde ve içeriktedir.

Bu esaslar çerçevesinde, Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri son 15 yıl öncesine kadar bilimsel gelişmeler ışığında detaylı hazırlıklar yapmış ve yürütmüş, bilim adamlarımız, vatanperver bürokratlarımız çalışmış ve bu çalışmaların her türlü sonucu (bilgi ve deneyim birikimi)arşivlere girmiştir. Cumhuriyetin özellikle ilk on yılında milletlerarası toplumda Türkiye, itibarlı ve kendine yetebilen bir duruma gelmiştir. Bu muhteşem sıçrama zaman içinde yerini, değişen siyasi ve ekonomik hedefler doğrultusunda yavaşlamaya, duraklamaya ve hatta gerilemeye bırakmıştır. Özellikle uluslararası sermaye çevrelerinin ve bunların ekonomik tetikçilerinin de gayretleriyle günümüz Türkiyesi’nde tarımsal faaliyetler ve tarımsal üretim, toprağımızın sahip olduğu potansiyelin çok altına düşmüştür. Ayrıca günümüzde birçok temel nitelikteki tarım ve hayvancılık ürünü ithal edilmektedir. Yüzölçümü neredeyseTürkiye'nin bir kenti büyüklüğündeki ülkelerin tarımsal üretim ve ihracatı göz önüne alınacak olursa en değerli kaynaklarımızın adeta heba olduğu açık bir gerçektir. Yaşanan süreç içinde hepimizin bizzat veya basın organlarından izleyerek tanık olduğumuz gibi önce, Devlet Su İşleri'nin uzun yıllar boyunca türlü emeklerle inşa ettiği sulama kanalları yıkılmaya başlamış, çiftçilere yol gösteren üretim çiftlikleri zooteknik araştırma enstitüleri azalmıştır. Ziraat odalarının etkinliği zayıflamış ve birer siyaset yuvası haline dönüşmüştür. Yerli tohum ıslahı çalışmaları terk edilmiş, yabancı tohumların bir kısmı toprağımıza uygun ürün vermemiştir. Döllenmelerle ürünlerimizin kalitesi bozulmuş ve tarım ilaçlarının bilinçsizce kullanılması sonucunda toprağımızın verimi azalmıştır. Çiftçileri desteklemek amacıyla kurulmuş olan T.C.Ziraat Bankası’nın çiftçilere yeterli desteği vermemesi hasebiyle, girdi fiyatları artmış, çiftçiler ve köylüler fakirleşmiş, çiftçilik itibarını kaybetmiştir.

Bu arada; siyasi iktidar ve küresel desteğin kişisel egolarla birleşmesi, ülkede biat kültürünün yaratılması ile din tacirlerinin elinde esnaf zihniyetinin ekonomide rantı esas alması, şu anda içinde bulunulan ve bizzat yaşadığımız COVİD19 krizi ile artık görmemezlikten gelinemeyecek bir hale dönüşmüştür. Bugün yaşanan küresel salgın sürecinde ihtiyacı artan ve önümüzdeki yıllarda daha da artacağı öngörülen gıda maddeleri talebi neticesinde tarım tekrar gündeme gelmiş; yeniden ekonomik gelişmenin lokomotifi olarak görülmeye başlanmış, işsizliğe çare olarak yeniden keşfedilmek istenmiştir. Oysa bu imkân ve kabiliyet, ziyadesi ile Türk Milleti’nde vardır.

Akla hemen şu sorular geliyor: Hangi bölgede, hangi tarlada, hangi mevsim, hangi ürünler, yetiştirilmeli ki üreticiler ve tüketiciler kazançlı çıksın? Tarım Bakanlığı ile ziraat odaları her yıl böyle plan ve program yapıp çiftçileri yönlendiriyor mu? Sorunlarıyla ilgileniyor mu? Tarımsal kooperatifler teşvik ediliyor mu? Üreticiden tüketiciye ürün akışı için çalışmalar yapılıyor mu? İşte bu sorular neticesinde de; acilen gerekli önlemler alınmadığı takdirde 90 yıl önce eriştiğimiz kendini doyuran bir ülke durumundan karnını doyurmak için yabancılara muhtaç bir ülke durumuna düşebiliriz.  Üstelik, Mustafa Kemal Atatürk dikkat çektiğimiz konuşmalarında bizleri böylesine uyarmışken.

Çözüm Nedir?

Peki bu durumdan nasıl çıkacağız? Akılla, bilimle, araştırarak, planlayarak, programlayarak! Gelişmiş tarımsal modelleri inceleyip örnek alarak!  Buradan hareketle; en kısa zamanda yeni bir tarım politikası belirlenmeli ve tarım seferberliği başlatılmalıdır. Bu seferberlikteki amaç;  çiftçi ve köylünün toprağına dönmesi,  ayrıca yaşanmakta olan ekonomik kriz nedeniyle işsiz kalanların tarıma yönlendirilmesi, çiftçinin modern tarım araçlarına kavuşması, bilgilenmesi, ürününü değerlendirebilmesi olmalıdır.

Yaşadıkları ortamı iyileştirerek, ziraat odalarını canlandırarak, köylerde yenidençocukların gidebileceği kalitede okulları açarak, Ziraat Bankası’nı kuruluş amacına döndürüp çiftçilerle buluşturarak, küçük ölçekli tarımsal işletmelerden, büyük ölçekteki işletmelere kadar çiftçiliği hayvancılığı teşvik ederek, uzun vadeli düşük faizli krediler vererek, kooperatifçiliği yeniden özendirerek, çiftçi ve köylümüzün daha iyi şartlarda hayatını devam ettirmesi ve topraklarımızın da hayata dönmesi sağlanmalıdır. 100 yıl öncesinde yakalanan hedeflere günümüzde ulaşılmaması için hiçbir engel yoktur!

COVİD19 salgını sonrası neler olacağı henüz öngörülemezken, yaşanan sürede insanların Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde yer alan temel fizyolojik ihtiyaçlar düzeyinde etkilendiği, herkesin bu basamakta olduğu gözlenmektedir. Kısacası yaşamak için fizyolojik ihtiyaçlar birinci önceliktir. Bu nedenledir ki; salgın sonrası ve ülkemizin geleceği için tarım konusunda yapılacaklar. bu süreçte öncelikle ele alınmalı ve buna çözüm getirilmelidir. Bu amaçla yeniden ısrarla belirttiğimiz Cumhuriyetimizin kuruluşundaki gibi bir “Tarım Seferberliği” başlatılması, bu dönemde oluşturulacak kamu politikaları paketi içinde tarım ve gıda politikalarına öncelikli yer verilmesi gerekli ve önemlidir!

Bu amaçla ilk aşamada, küresel salgının öngöremediğimiz süreç ve sonuçlarının gıdaya ulaşımda en önemli belirleyici olan tarım ve hayvancılık konularının araştırılması ve gereken önlemlerin alınması için, “Tarım Bilim Kurulu” oluşturulmalı ( Tarım Bakanlığı bünyesinde, Ekonomi Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ile Siyasi Parti temsilcileri, Üniversiteler, Yerel Yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşları, Tarım Girişimcileri, Çiftçiler gibi farklı grupların katılımıyla) oluşturulan bu kurulun çalışmaları, salgın ağırlıklı ve ülkemizin tarım geleceği için yeniden yapılacaklara odaklı olmalıdır.

Bu sebeple,  önümüzdeki -en geç- altı ay içerisinde Türk Hükümeti “proaktif” olarak milli tarımsal ekonominin yenilenmesi için aşağıda sunulan ve detaylandırılması mümkün olan ana başlıkları hayata geçirerek, kuvvetle muhtemeldir ki milli ekonomiye yeniden hayat kazandırabilecektir. Öte yandan, hayvancılığı da çiftçiliğin içinde mütalaa edip birlikte değerlendirerek konuyu tarım ve hayvancılık olarak projelendirmek gerekmektedir. Takip edilmesi gereken yol şu şekildedir;

1. Son yirmi yıldır; esnaf politikaları ile tarımsal üretimin sekteye uğratılması, tarım bölgelerinin şehirleştirilmesi ve betonlaştırılması, özelleştirmelerle tarım sektöründe üretimin kotalaştırılması, küresel ortak pazar kuralları, üretime direkt etki eden tarım girdilerindeki enflasyona bağlı artışlar, menfi etkenlerle iş yapamaz hale gelen çiftçi ailelerin sosyal ve sağlık güvencelerindeki aksaklılık vb. konular nedeniyle, ekmek arayışına giren çiftçinin köyden kente göçü durdurulamaz hale gelmiştir. Dolayısıyla Türk çiftçisinin en kısa sürede şehirden köyüne dönüşünün özendirilmesi için önlemlerin alınması şarttır. Bu nedenle yapılacak ilk iş, köyüne/tarlasına dönmek isteyen çiftçi ailelerin varsa geriye dönük kredi borçlarının bir defaya mahsus olmak üzere silinmesi ve dönüşlerin özendirilmesi için gerekli uygun şartlarda kredi verilerek toprağını satarak şehre göç eden çiftçiye, yeni tarım alanlarını işletmek üzere dağıtımı yapılmalıdır. Kısa, orta ve uzun vadede yapılması gerekenler aşağıda sıralanmıştır.

Kısa Vadeli Önlemler (Acil-Yapılacaklar)

* “Tarım Bilim Kurulu” oluşturularak çalışmalar başlatılmalı, ülkenin potansiyelini değerlendirecek üretim politikaları belirlenmelidir.

*Risk analizi çalışması ile mevcut durum analiz edilerek tedarik zinciri bozulmadan, kriz yönetim çalışması başlatılmalıdır.

*Ekim ve hasat zincirinin sürekliliğinin sağlanması için, mevcut ekim arazileri mutlaka eksiksiz ekilmelidir.

*Yazlık ekilecek ürünlerin ekimine yerel yönetimlerin de desteği ile acilen başlanmalı, kent çevrelerinde tarım alanları oluşturulmalı, işsizlerin de buralarda çalışabilmeleri organize edilmeli, mevsimlik işçi devamlılığı sağlanmalıdır.

*Ekim, hasat çalışmalarının eksiksiz tamamlanması için üreticiye girdi desteği (tohum, fidan, fide, gübre, sulama, hasat işleme, depolama vs.) sağlanmalı,  çiftçinin kullandığı mazotun KDV ve ÖTV’si kaldırılmalıdır.

 *Üreticilerin bankalara ve tarım kredi kooperatiflerine borçları faizsiz ertelenmelidir.

*T.C.Ziraat Bankası yeniden çiftçi bankası haline getirilmelidir.

*Üreticiye borçlarından dolayı başlatılan takip veya haciz işlemleri durdurularak tüm borçlar yeniden sıfır faizle yapılandırılmalıdır.

*Üreticiye alım garantisi verilmelidir.

Orta Vadeli Önlemler(3-6 Ay içinde Yapılacaklar)

*Tarım arazilerinin amaç dışı kullanımının önüne geçilmeli, ekilecek araziler birleştirilmelidir.

*Toprak ve su kaynaklarının muhafazası ve sürdürülebilirliği ve yönetimine ilişkin mevzuat düzenlenmelidir.

*Çiftçi ve köylünün toprağına dönmesi için özendirici çalışmalar ısrarla sürdürülmelidir.

*Tarım alanında istihdam yaratacak, modern tarım desteği, eğitimi ve gerekirse hibe arazi verilmesi çalışmaları gerçekleştirilmelidir.  (Turizmde otel işletmeciliği için 49 yıllığına kiralanan arsalar tarım için de düşünülebilir.  Hibe edilebileceği gibi, belli bir yıl üretim koşuluyla araziler satılabilir.)

*Tarım çalışanı sigortasının yaygınlaştırılıp, çalışırken güvence arayan birçok işsiz gencin tarım çalışanı olarak kazanılması sağlanmalıdır.

Uzun Vadeli Önlemler(Tarım Seferberliğinin Tamamlanması)

*Ekilmemiş boş bir karış toprak kalmayana kadar yaygın tarım uygulanmalıdır.

*Tarım için toplumsal dayanışma sağlanmalıdır.

*Tarım yatırım aracına dönüştürülmelidir.

*Tarım; gıdaya ulaşım, istihdam, gelir ve iklim-çevre olarak düşünülmelidir.

*Tarım çeşitliliği sağlanmalı, tarım masaları, teknoloji ve tarımsal verimlilik eğitim merkezleri kurulmalıdır.

*Millî Eğitim Bakanlığı ile ortak çalışma yapılarak “Tarım Meslek Liseleri”  açılmalı ve çiftçinin/üreticinin gençleşmesi sağlanmalıdır.

*Modern tarım köyleriyle şehirlere yakın yerlerde tarım özendirilmeli, buralarda modern hayat devam ettirilmelidir.

*Tarımı sadece Tarım Bakanlığı’nın işi olarak düşünmeyip, diğer bakanlıklarla ortak çalışma planlamaları yapılmalıdır (Milli Eğitim Bakanlığı iletarım liseleri, Sanayi Bakanlığı ile modern tarım teknolojileri, endüstriyel üretim çalışmaları vb.)

Yukarıda üç aşamalı olarak belirtilen plan,“Tarım ve Hayvancılık” başlıkları altında detaylandırılacak olursa:

Tarım

Gıda sanayisindeki teknolojik gelişmeler ile imalat, dağıtım ve pazarlamanın yeni bir boyut kazanması, tarım-gıda ilişkisini yeniden yapılandırmaktadır. Bu yüzden artık tarım bildiğimiz tarım değildir; gıda ile birlikte anılmakta ve tarım politikalarının temeli bu yaklaşım ile oluşturulmaktadır.

Tarım sektörü, Türkiye'nin ekonomik ve sosyal gelişme sürecinde çok önemli görevler üstlenmiştir. Günümüzde de milli gelir, istihdam ve dış ticaretimize katkıları açısından, küçümsenemeyecek bir öneme sahiptir. Tarımı önemli kılan nedenlerin başında, insanların artan ve çeşitlenen gıda ihtiyacının karşılanması, istihdama olan katkısı, sanayiye hammadde sağlaması ile çevre ve biyolojik çeşitliğin korunması gelir. Bunun yanı sıra kırsal kalkınma, yoksulluğun azaltılması, gıda güvenilirliği ve gıda güvenliği ile çevresel sürdürülebilirlik açısından taşıdığı önem de büyüktür.

Tarım, topluma sağladığı ekonomik sosyal ve çevresel katkıları nedeniyle, çok işlevli bir sektördür. Geçim yönüyle kırsal alanda yaşayan insanları, ürettikleriyle ise toplumun tüm kesimlerini ilgilendirmektedir. Türkiye, sahip olduğu zengin biyoçeşitlilik ve barındırdığı farklı ekolojiler ile çok çeşitli ürün yetiştirme potansiyeline sahiptir. Ancak bu potansiyel yeteri kadar değerlendirilememektedir. Ekonomik yeterliliğin mutlak anlamda gerçekleştirilmesi mümkün olmayabilir. Ancak gıdada kendi kendine yeterlilik stratejik ulusal sürdürülebilir bir hedef olarak benimsenmeli ve tarım politikaları buna odaklanmalıdır.

*Öncelikle yetkili kamu otoritesinde yapılacak bir reorganizasyon ile tarımı, tarımı bilenlerin yönetmesi sağlanmalı, kamu bürokrasisinde liyakat esas kılınmalıdır.

*Ziraat, veteriner ve gıda fakülteleri müfredatı modern tarımının ihtiyaçlarına göre yenilenmelidir.

*Tarım hem iklim değişikliğine sebep olan hem de iklim değişikliğinden çok fazla etkilenen bir sektördür. Bu yüzden iklim değişikliğinin tarıma olumsuz etkilerine karşı sürdürülebilir doğal kaynak yönetimi projelerine öncelik verilmelidir. Bitkisel ve hayvansal üretimin su ayak izi ve karbon ayak izi belirlenmeli ve gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu konu MEB orta öğretim müfredatlarına da sokularak yurttaşlık bilincinin artması sağlanmalıdır.

*Türk çiftçisinin tarımsal girdilerde dışa bağımlılıktan kurtaracak adımlar hızla atılmalı, tohum, damızlık hayvan, zirai ve veteriner ilaçları, aşı, yem ve gübre gibi tüm girdilerin yurt içi kaynaklardan sağlanmasının yolları aranmalıdır.

*Tarım alanındaki uluslararası yükümlülüklerini (Dünya Ticaret Örgütü, AB ile Gümrük Birliği, ikili ticaret anlaşmaları vb.) dikkate alan ancak, çiftçisini bu hükümler altında ezdirmeyen bir tarım politikası izlenmelidir.

*Arazi kullanım planlaması yapılarak parçalı arazilerin toplumlaştırılmasına hız verilmeli, işletmelerinin optimum büyüklüğe ulaştırılması için, mülkiyeti sahiplerinde kalmak üzere ortak kullanım projeleri devreye sokulmalıdır.

*Tarımsal sulama yatırımları hızla tamamlanmalı, orta vadede sulanabilir özellikteki alanların, tamamının sulanması sağlanmalıdır.

*Yüksek teknolojinin tarımsal üretimde kullanılması sağlanmalı, hassas ve akıllı tarım uygulamaya sokulmalıdır.

*Her üreticinin yüksek verimli tohum ve fidan kullanması desteklenmeli yerli tohum ve fidan kullanılması teşvik edilmelidir.

*Tarımsal girdilerin maliyetinin düşürülmesine dönük etkin mali tedbirler alınmalı, fiyatların dünya fiyatlarının üzerinde seyretmesi önlenmelidir.

*Ürün desenlerinin, pazar tercihlerine göre oluşması sağlanmalı ve destekleme politikaları buna göre belirlenmelidir.

*Büyük bir potansiyele sahip tıbbi ve ıtri bitkilerin ekimi yaygınlaştırılarak, yağ bitkileri, çeltik ve mısır gibi açığımız olan ürünlere özel destek sağlanmalıdır.

*Bitki hastalık ve zararlarının neden olduğu üretim kayıpları en aza indirilmeli, biyolojik mücadele öne çıkarılmalıdır.

*Tarımsal pazarlamaya önem verilmeli, üreticilerin ürünlerini doğrudan tüketiciye ulaştırmasını sağlayacak mekanizmalar kurulmalı bu konuda yerel yönetimler ile iş birliğine gidilmelidir.

*Ürünlerin üretildiği yerde işlenmesi ve değerlendirmesini sağlayacak tarımsal sanayi hızla yaygınlaştırılmalıdır.

*Kooperatifleşme teşvik edilmeli, üretici birlikleri etkin hale getirilmeli ve karar alma süreçlerine dâhil edilmelidir.

*Tarım sektörünün finansman ihtiyacı giderilmeli, finansman maliyetlerini düşürecek özel tedbirler geliştirilmelidir. T.C.Ziraat bankasının sadece çiftçi bankası olması yeniden sağlanmalıdır. Çiftçi, özel bankalara muhtaç edilmemelidir.

*Tarım Kredi Kooperatiflerinin esas misyonuna dönmesi sağlanmalı, çiftçiye ucuz girdi ve uygun pazar sağlamak öncelikli görevi olmalıdır.

*Tarım sigortalarının kapsamı genişletilmeli, çiftçilerimiz doğal afetlere karşı güvence altına alınmalıdır.

*Tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerde ürün borsaları oluşturulmalı lisanslı depoculuk yaygınlaştırılmalıdır.

*Bitkisel üretimde organik gübre kullanımı teşvik edilmeli, çiftlik hayvanlarının dışkıları atık olmaktan çıkarılacak gübre ve enerjiye dönüştürülmelidir.

Hayvancılık

Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarından günümüze kadar her dönemde hayvancılığını geliştirmek yönünde yoğun çaba sarf etmiş ve birçok projeyi hayata geçirmiştir. Türkiye; geniş yüz ölçümü, farklı ekolojileri, değişik tür ve ırktan hayvan varlığı ile hayvan yetiştiriciliği açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Buna rağmen; ülkemizde, hayvansal üretimde yeterli artış sağlanamamış, bugün ülkemiz kurbanlık, damızlık, besilik, kasaplık hayvan, et ve tereyağı ithal eder hale gelmiştir. Günümüzde hayvan yetiştiriciliği ve gıda sektörü, tüketici odaklı bir gelişim göstermektedir. Tüketicinin ilgisi özellikle hayvansal gıdalarda yoğunlaşmakta ve sadece et, süt ve yumurtanın kendisi değil, onların elde edildiği hayvanların yetiştirme koşullarını, yedikleri yemleri, kullanılan ilaçları ve refahı da sorgulanmaktadır. Hayvan refahını dikkate almayan yetiştirme metotları, hayvan yetiştiricilerinin refahına da olumsuz yansımaktadır. Çünkü; tüketiciler hayvansal ürünlerin hayvan refahı standartlarına uygun üretilmesini talep etmekte, bu standartlara uymayan ürünler, gelişmiş ülke pazarlarında tercih edilmemektedir. Bu nedenledir ki; hayvan yetiştiricisi ürünü değeri ile satamaz iken, tüketici de yüksek fiyat ödemek zorunda kalmaktadır.   

Öte yandan, alım gücü düşük kesimler hayvansal gıdalara erişimde güçlük çekmekte bu nedenle de Türk toplumunun büyük kesimi hayvansal protein açığı nedeniyle karbonhidratla beslenmektedir. Kişi başına et, süt, yumurta tüketimimiz gelişmiş ülkelerin 1/5 biri kadardır.

Bu gerçekler ışığında hayvancılık yetiştirme metotları yeniden belirlenmeli buna uygun politikalar oluşturulmalıdır ki, hem üretici kazanmalı hem de tüketici hayvansal gıdalara uygun fiyatla ulaşabilmelidir.

Bu sebeple;

*Tarım politikaları içinde hayvancılığa özel önem verilmeli, hayvancılık potansiyelimiz harekete geçirilerek, beş yıl içinde önce kendi kendine yeten sonrasında ise ihracatçı ülke konumuna getirilmelidir.

*Sağlıklı sürü, sağlıklı ürün ve sağlıklı insan öncelikli hedef olarak belirlenmeli, hayvan sağlığı ve veteriner hizmetleri yeniden ele alınarak, güçlü bir ulusal veteriner servisi oluşturulmalıdır.

*Zoonoz (hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar) ve diğer hayvan hastalıkları ile etkin mücadele için bütçe kaynakları artırılmalı, gerekirse özel fon oluşturulmalıdır.

*Ülkemizin ekolojik özellikleri göz önüne alınarak bölgeye özel “hayvancılığı geliştirme" projeleri uygulanmalı, bölgelere uygun tür ve ırklar ile yetiştirme yapılması sağlanmalı, hayvancılık destekleri ülkesel değil, bölge bazında belirlenmelidir.

*Verimsiz meraları ve marjinal alanları değerlendirme yeteneğine sahip küçükbaş hayvan yetiştiriciliği teşvik edilmeli, özel olarak desteklenmelidir.

*Mera ıslahı yaygınlaştırılmalı, kaba yem açığı giderilmesine dönük, yem bitkileri ekimi planlı bir şekilde yaygınlaştırılmalıdır.

*İl ve ilçe bazında canlı hayvan pazarları kurulmalı, mevcutların alt yapısı iyileştirilerek hayvan hareketleri ile hastalıkların yayılması önlenmelidir.

*Hayvancılığın yoğun olduğu yörelerde modern hayvan hastaneleri kurulmalı, verilecek mobil veteriner hizmetleri ile hastalıkların oluşturduğu verim kayıpları önlenmelidir.

*Aşı, ilaç, damızlık ve yem hammaddesinde dışa bağımlılıktan kurtulmak için Ar-Ge faaliyetleri desteklenmelidir.

*Hayvancılığın yoğun olduğu yörelerde orta ölçekli et, süt işleme tesislerinin kurulması teşvik edilmeli, kapatılanlar tekrar açılmalıdır.

*Süt ve yumurta tüketimi teşvik edilmeli, tüketicilerin hayvansal proteine ucuz erişimi sağlanmalıdır.

Kamuoyu Oluşturma

Küresel COVİD19 salgını nedeniyle yalnızca gıda ve tarım sektörünün değil; “Sosyal Devlet”in, toplumsal dayanışmanın, imece, birlik ve beraberliğin önemi ve değeri de hatırlanmıştır. Bu hususlar da dikkate alınarak, yeniden “Milli Tarım Seferberliği” konusunda toplumsal algıyı harekete geçirmek ve kamuoyu oluşturmak, seferberliğin önemli bir aşaması olarak acilen başlatılmalıdır. Öte yandan elimizdeki kaynakların yerinde kullanımı, hızla yaklaşan ekonomik krizin en az zararla atlatılması amacıyla “yerli malı ve tutumluluk bilinci”nin de bu kampanya içinde işlenmesinde yarar görülmektedir.

Bunun için:

*Birçok kesimden konuyla ilgili kişilerin katılımıyla “Tarım Gönüllüleri Platformu” oluşturulmalı, tarım ve hayvancılığı özendirici girişimlere başlanmalıdır.

*Slogan, spot, afiş, tarım ve hayvancılığı özendirici yüksek ödüllü kısa film yarışmaları düzenlenmeli,  buradan seçilecek telif hakkı ödenen eserler yayınlarda kullanılmalıdır.

*Okullarda öğrencileri tarıma özendirici programlar ve yarışmalar düzenlenmeli, orta öğretim müfredatına tarım ve hayvancılıkla ilgili temel bilgiler konulmalıdır.

*Tarım Bakanlığı ve yerel yönetimler işbirliğiyle ilan panolarında konuyu vurgulayıcı sloganlarla “kentlerden köylere dönmeyi, yeni iş alanı olarak çiftçiliği, tarım ve hayvancılığı” özendirici afişler asılmalı, el ilanı ve broşürler hazırlanarak dağıtımı sağlanmalıdır. Bu mealde kamu spotları hazırlanıp televizyonlarda yayımlanmalıdır.

*Çözüm önerileri sadece siyasi irade, ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından değil, her türlü meslek temsilcisi tarafından önerilmeli ve gündeme getirilmelidir.

*Cem Seymen gibi bu alanda başarılı programlar yapan birçok tanınmış kişinin ya da toplumca kabul görmüş sevilip sayılan insanların vereceği mesajlar ile kamuoyu yaratılmalı. (Cem Seymen’in yayımlanmış birçok televizyon programı ve son zamanlarda sosyal medyadan paylaşımları aşağıya da alıntılanan dikkat çekici ve etkili örneklerden sadece biridir: “Bir gün Türkiye’de her şey farklı olacak. Toprağın, üretimin, çalışmanın, haklı kazancın, adaletin, hakça paylaşmanın değerini anlayacağız.Bir gün betonlaşmanın bize bir şey kazandırmadığını farkedeceğiz. Anadolu’nun her geçen gün biraz daha yalnızlaşması bizi mutlu etmeyecek. Rakamlara bakıyorum da, ne kadar çok insan topraklarını terkedip şehirlere göç etmiş. Ne acı bir durum. Ben mücadeleme devam edeceğim. Vahşi kapitalizmin yarattığı gelir dağılımındaki adaletsizliği görüyorum. Herkes görüyor. Birçok ülkede halklar zengin daha zengin olduğu ve fakir daha da yoksullaştığı için acı çekiyor. Tarımdaki düşüşü tersine çevirmek için tüm gücümle mücadeleye devam.”

*Çiftçiye destek amaçlı kurulmuş T.C. Ziraat Bankası’nın görevlerini halen Denizbank yürüttüğü bilinmektedir. Denizbank’ın bu konuda hazırladığı kamu spotu niteliğindeki reklamlarından algı oluşturma maksadıyla faydalanılma yoluna gidilmelidir.

*Televizyonlarda ve radyolarda bir dönem yapıldığı gibi çiftçilere yönelik eğitici programlar hazırlanıp yayımlanmalı, bu programlar mobil bağlantılarla canlı tutulmalı, uzmanların programlara katılımı sağlanmalıdır.

*Temel tarım ürünleri ile ilgili hasat festivalleri yapılmalı, ürün ve hayvancılık yarışmaları düzenlenmeli kırsal hayata canlılık getirilmelidir.

Dünya’da 2006-2008 yılları arasında yaşanan gıda fiyatlarındaki yüzde 40’lık artış sırasında ülkelerin tutumu ve son olarak da şu an yaşamakta olduğumuz COVID19 salgını göstermiştir ki,  tarım ve gıda tartışmasız stratejik öneme haizdir. Kriz dönemlerinde ülkeler önce gıda ürünlerinin ihracatına kısıtlama getirmekte ve kendini güvence altına almaktadır. Paranız olsa bile gıda ithal etmek mümkün olmamaktadır. Bütün bunlar yeni, sürdürülebilir milli bir tarım politikasına ihtiyaç olduğuna işaret etmektedir. Bu durum karar vericiler açısından ertelenemez bir sorumluluktur.

Hedef; dünya ile rekabet edebilir, çevre dostu, verimliliği ve bilgi teknolojilerinin kullanımını esas alan, üretici ve tüketici odaklı bir tarım politikası oluşturmak ve uygulamak olmalıdır. Ülkenin tüm doğal kaynaklarını en etkin ve verimli şekilde kullanarak üreten, ürettiğini tüketen, gıda güvenilirliği ve güvenliğini sağlamış bir Türkiye yaratmak imkânsız değildir. 

Ülke olarak, tarıma gereken önemi vermemiz gerektiği bilincinde olmamız gerekmektedir. analiz, planlama, uygulama ve kontrol tarımda başarı ve kaliteyi getirecektir. Türkiye, tarımda cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirdiği başarıyı, akılcı çözümler ve ortak çalışma ile tekrar yakalayabilir, sadece kendi ihtiyacını karşılamakla kalmayıp, tarımda bölgesel güç olabilir.

Yapılması gereken; siyasi iradenin tüm kurum ve kuruluşlarıyla, bilim adamlarıyla, özel girişimcilerle işbirliği oluşturarak topyekûn milli tarım seferberliğini başlatması ve yaz ekim mevsimi geçmeden proaktif bir şekilde işe girişmesi olacaktır. Yeter ki,  çiftçi, toprak, su ve berekete inanalım.

Ve Mustafa Kemal Atatürk’ ün o muhteşem sözünü hatırlayalım: “Yapacağım. Yapacağız. Yapabiliriz.”

 

Hazırlayanlar:

Ahmet OYTUN
Hüseyin SUNGUR
Gülümser BİROL
Şule Çakır TÜREL

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-09-2020

“Alea iacta est”: Ok Yaydan Çıkmıştır

“Alea iacta est” sözünü, bildiğiniz gibi Jul Sezar’ın, Roma ile arasındaki anlaşmayı bozup orduları ile şehrin kuzeyindeki cılız Rubicon (bugünkü adı ile Fiumicino) nehrini geçer geçmez(MÖ 49), artık bir büyük savaşın kaçınılmaz olduğunu anlatmak için söylediği rivayet olunur. ...