FETÖ'NÜN ADALET(!) ANLAYIŞI

Yazan  30 Mayıs 2019

FETÖ mensupları mağduriyet psikolojisi[1] yaratarak FETÖ ile mücadeleyi etkisiz hale getirmeye çabalıyorlar. Bu Fetullahçıların timsah gözyaşlarına ve yalanlarına kanmadan önce “FETÖ’nün adalet anlayışı nasıldı?” hatırlamakta fayda var.

Bilindiği üzere FETÖ, kuvvetli bir çarpışmaya girmeden hedeflerine ulaşabilmek için düşmanlarını aldatmak ve uyutmak üzerine birçok strateji geliştirmiştir. Yargı kurumlarını ele geçirmek, bu stratejilerin çok önemli bir parçasını oluşturmuştur. Yargı; bağımsız ve tarafsız doğası, adli kolluk üzerindeki etkisi ve uyuşmazlıklarda son başvuru mercii olması gibi özellikleri nedeniyle FETÖ tarafından ele geçirilmek istenmiştir. Örgüt mensupları yargıyı ele geçirerek kazandığı gücü, kendi menfaatleri doğrultusunda hukuku ve adaleti hiçe sayarak kullanmışlardır. Fakat yargıda büyük bir güce ulaşıncaya dek kendilerini sürekli ılımlı ve yardımsever gibi sahte nitelikli söylemlerle dış çevreye tanıtmışlardır. Bu sahte söylemlerle kitleleri aldatmışlardır. Bu süreç içerisinde tüm devlet kurumları içerisine sızmışlardır.

Özellikle mülkiye, emniyet, ordu, istihbarat, yargı ve hapishaneler gibi kurumların ele geçirilmesi ile büyük bir güce kavuşmuşlardır. Çünkü sayılan bu kurumlar yasal çerçeve içerisinde kamu düzenin ve yönetiminin sağlanmasında devletin kullandığı zor aygıtları oluşturmaktadır. Örgüt, bu aygıtları kendi menfaatleri için yasal bir kılıf içerisinde kullanabilecek devasa bir güce erişmiştir. Öyleki örgütün kendi amaçlarına ulaşmak için birçok düzmece soruşturma açtığı, bu soruşturmalarda delillerin adeta yoktan var edildiği, birçok kişinin haksız yere hapishanelere atıldığı görülmüştür.

Örneğin;

“İstanbul’da bulunan 1. Ordu Komutanlığının 2003 yılında düzenlediği bir seminerdeki tüm ses kayıtları alınarak, bu kayıtlar üzerinden dijital deliller üretilmiş ve 2009 yılında Mehmet Baransu isimli bir şahıs bir çuval dijital belgeyi özel yetkili savcılara teslim etmiştir. Ancak ne var ki, 2003 yılında oluşturulduğu söylenen bu belgeler Microsoft’un 2006 yılında ürettiği ve Türkiye’de 2007 yılında kullanılmaya başlanan “Calibri” isimli yazılım formatıyla oluşturulmuştur. Bilgisayarın tarihi 2003 yılına alınıp, 2009 yılında bu dijital belgelerin sahte olarak üretildiği anlaşılmıştır. Bu sahtekârlığın yansıra söz konusu belgelerin oluşturulduğunun iddia edildiği tarihlerde belgelerden adı geçen pek çok firma, şirket ve bir takım resmi kurum ve sivil toplum örgütlerinin de 2007 yılından sonra kurulduğu ortaya çıkmıştır. Bir çuval dijital belgeyi, sahte dokümanları kim hazırlamış, kimler organize etmiştir? Bunca açık sahtecilik, yargılama sırasında uluslararası bilirkişilik kurumlarından alınan raporlarla sabit olmasına rağmen, savcılarca, mahkemelerce ve yüksek yargının özel yetkili dairelerince nasıl göz ardı edilebilmiş ve yüzlerce insan, general düzeyindeki askerler mahkûm edilmiştir?”[2]

“Ülkemizde Ergenekon adıyla adlandırılan dava, İstanbul ilinde Ümraniye semtinde metruk bir evin çatısında bulunan el bombasıyla başlamıştır. Bu bombaların bulunduğu sırada polis kamerası kayıttadır ve sesi kapatmayı unutan Fethullah Gülen örgütüne mensup polislerin kayıt sırasında “Bu davanın adını Ergenekon koyacağız” diyerek hâkim ve savcılara sinkaflı küfürler ettikleri görülmektedir.”[3]

***

FETÖ elebaşı, 1984 yılının Eylül ayında öğrencilere hitaben şu şekilde konuşmuştur:[4] “Öğrencilere en başta ilkokul öğretmenliği, orta ve lise öğretmenliği, ikinci planda subaylık, polislik ve hukukçu olmayı tavsiye ediyorum.” Bu konuşmadan iki ay önce, 1984 yılının Temmuz ayında Manisa/Turgutlu’da bölge il sorumluları ve yurt müdürlerinin katıldığı bir toplantıda ise “Fen Liseleri, Anadolu Liseleri, Askeri Liseler, Siyasal, Tıp ve Hukuk Fakültelerine yönelik olarak öğrencilerin hazırlanması gerekmektedir…” demiştir.[5] 1987 yılı Ağustos ayında “Kendi cemaatlerine ait yurt ve okullarda eğitim alan kişilerin mimlendiklerini, bu nedenle askeri okullarla polis kolejlerine girmesi istenen talebelerin lise son sınıfta devlet okullarına kaydettirilmesi ve bu yolla mimlemenin önüne geçilebileceği” uyarısında bulunmuştur.[6]

İdeolojik fanatiklikleri ve adanmışlık duygularıyla birlikte FETÖ, uzun yıllar boyunca edindiği tecrübe sayesinde hâkimlik gibi kamu sınavlarına binlerce öğrenciyi çok profesyonel bir şekilde hazırlamıştır. Bunun neticesinde çok fazla sayıda FETÖ mensubu, hâkim ve savcı olabilmiştir.[7] Askeri yargı da adli ve idari diğer yargılar gibi önemli ölçüde Fetullahçı hâkimlerin kontrolü altına girmiştir. Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve diğer askeri mahkemeler ile adli müşavirlik kadroları da baskı ve yıldırma ile örgüt mensuplarının eline geçmiş ve bu nedenle örgüt mensupları hakkında yapılan soruşturmalar etkisiz hale getirilmiştir.[8] 

***

FETÖ, öncesinde hükümetten aldığı siyasi destekle devlet içerisinde etkinliğini çok fazla artırmış ve tasfiye edilmesi çok zor bir güç haline gelmiştir. Karşı konulması çok zor olan bu güç sayesinde, özellikle yargı ve emniyet içerisindeki hiçbir kural tanımayan örgüt mensupları aracılığıyla her türlü kumpası kurabilen büyük bir canavara dönüşmüştür.[9] 2014 yılında gerçekleştirilen HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) seçimleri sonrasında yaklaşık 12 bin olarak belirtilen toplam hâkim ve savcıdan 5 bin kadarının FETÖ yanlısı olduğu anlaşılmıştır.[10] 02.09.2013 tarihi itibarı ile hâkim ve savcılara ilişkin istatistiki bilgilere göre Türkiye’de toplam 13.666 hakim ve savcı bulunmaktaydı.[11]

Bu noktada Türk devlet geleneği açısından adalet dairesinin önemi tekrardan hatırlanmalıdır. Adalet dairesi kavramının kısa kullanımlarından biri, bu kavramın “istikrarsız ve kargaşa içindeki dönem ve coğrafyalarda, karışıklığa ve zulme son vererek düzeni ve mülkün bekasını sağlayacak adalete dayanan ‘güçlü ve otorite sahibi bir sultan’ ihtiyacını vurgulamak için kullanılmasıdır.”[12] Bu kavram Osmanlı devlet-toplum ilişkilerinde de önemli bir yere sahip olmuş, devleti eleştirmek için kullanılmış, Padişah ve diğer yöneticilerin zulümleri karşısında bu daire hatırlatılmış ve son olarak bu daireye önem verilmezse çöküşün mutlak olduğu vurgulanmıştır.[13]

Örneğin Yusuf Has Hacib bu konudaki hassasiyeti, önemli Türk eserlerinden biri olan  “Kutadgu Bilig” (1069/1070) başlıklı eserinde şu şekilde belirtmiştir:[14]

“Zalim adam uzun müddet beyliğe sahip olamaz; zalimin zulmüne halk uzun müddet dayanamaz.” (2030. Beyit)

“Zulüm yanar ateştir, yaklaşanı yakar; kanun – sudur; akarsa, nimet yetişir.” (2032. Beyit)

“Memleket tutmak için, çok asker ve ordu lazımdır, askeri beslemek için de çok mal ve servete ihtiyaç vardır.” (2057. Beyit)

“Bu malı elde etmek için, halkın zengin olması gerektir; halkın zengin olması için de, doğru kanunlar konulmalıdır.” (2058. Beyit)

“Bunlardan biri ihmal edilirse, dördü de kalır; dördü birden ihmal edilirse, beylik çözülmeğe yüz tutar.” (2059. Beyit)

Ne yazık ki günümüzde her geçen gün adalete duyulan güven kaybolmaktadır. FETÖ ile mücadelede görülen bariz hatalar da (FETÖ geçmişi olan şahısların stratejik noktalara getirilmeleri veya hala o makamlarda tutulmalarından, FETÖ ile mücadelede ortaya canını koymuş vatansever insanların FETÖ adına tutuklanmalarına kadar görülebilecek ve mücadeleyi sulandıracak tüm gelişmeler) bu süreci hızlandırmıştır. Bunun neticesinde “FETÖ ile mücadeleyi Fetullahçılar mı yönetiyor?” şeklindeki sorulara kadar güven ortamı ortadan kalkmaktadır. Bu süreçle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel taşları hızla sarsılmaktadır.  

Adalet dairemizdeki “adaletin” gün geçtikçe yok olması ya da tamamen yok olduğuna dair halk arasında yaratılan algılarla birlikte toplumun refah seviyesi hızla gerilemekte ve ekonomik güç azalmaktadır. Bu kötü gelişmelerle yakından bağlı olarak ordumuzun gücü tehlikeye girmektedir. Bu gelişmeler göz önüne alındığında ne yazık ki 15 Temmuz Fetullahçı Darbe Girişimi’nin başarıya ulaştığı söylenebilir. Çünkü adalet, güven, refah, ekonomi ve en sonunda ordunun işleyişinin bozulmasıyla ülkemiz üzerinde çeşitli karanlık emelleri olan emperyalist devletlerin önündeki engellerin hızla kalktığı görülmektedir.

 

 

[1] Mağduriyet psikolojisi, psikolojik savaşın çok önemli bir ayağını oluşturur. Örneğin PKK’nın sürdürdüğü psikolojik savaşın çok önemli bir ayağı, şüphesiz, etnik çatışma/ayrışma zeminini beslemek adına yapılan mağduriyet psikolojisini oluşturmaktır

(https://www.21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/teostrateji-arastirmalari-merkezi/feto-nun-algi-yonetimi-hileleri)

[2] Gül, I. ve Yılmaz, S., Türkiye'de Bürokratik Elitizmi Anlamak, PDY (FETÖ) ve Yargı İlişkisi, TURAN: Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2017, 9(33), s.84.

[3] a.g.m., s.85.

[4] Özkan, A. (Dü.), Kestanepazarı'ndan Pensilvanya'ya Fetullahçı Terör Örgütü (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İddianame). İstanbul, Kopernik, 2017, s.71.

[5] a.g.k., s.71.

[6] a.g.k., s.72.

[7] Uzun, C. D., FETÖ/PDY'nin Yargı Yapılanması. E. Bayraklı ve U. Ulutaş içinde, FETÖ'nün Anatomisi: İhanet, Kumpas, Takiye, İstanbul, Seta, 2017, s.135.

[8] TBMM, Fethullahçı Terör Örgütünün (FETÖ/PDY) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Girişimi İle Bu Terör Örgütünün Faaliyetlerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2017, s.208-209.

[9] Önsel, M.,  Ağacın Kurdu-Türk Silahlı Kuvvetlerinde Şakirtlerin İşgali mi? (2. b.). Ankara, Alibi Yayıncılık 2016, s.9.

[10] a.g.k., s.10.

[11] https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/e0879002-36d3-41c6-8d71-441bc8646b17.pdf

[12] Kömbe, İ. Dünya Düzeninin Temelleri: Adalet Dairesi Literatürüne Giriş. Divan: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, 2013, 18(35), s.196-197.

[13]http://politikadergisi.com/sites/default/files/kutuphane/osmanlilarda_siyasal_bir_kurum_olarak_adalet_dairesi.pdf

[14] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig II, Çev. Reşid Rahmeti Arat, 3. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1985, s.153, 155.

Son Düzenlenme Çarşamba, 12 Haziran 2019 11:46
Yağız Aksakaloğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Teostrateji Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 15-11-2019

Türkiye-ABD arasına S-400 girdi

Çok kritik, hayati, önemli denilen Trump-Erdoğan zirvesini dağ fare doğurdu diye tanımlamak bile mümkün. Fare bile doğurmadı.