Karikatür Krizi

Hazreti Muhammed’e ve İslam dinine yapılan hakaret İslam ülkelerinde büyük ve haklı bir tepkinin ortaya çıkmasına neden oldu.

Ancak olayların yakından incelenmesi, Batı'nın bilinçli bir kriz geliştirme stratejisi geliştirdiğine dair bazı ipuçlarını ortaya koyuyor. Karikatürlerin yayınladığı Danimarka gazetesi, her önüne geleni basan, aşırı liberal bir gazete değil. Örneğin Hazreti İsa'nın karikatürlerini yayınlamayı reddetmiş bir gazete.

Karikatürlerin yayınlanmasından sonra Danimarka'daki Müslümanların protestolarını Danimarka hükümeti görmemezlikten gelmekte ısrar ediyor. Müslüman ülkelerin Büyükelçileri bu konuyu Danimarka Başbakanının gündemine taşımak istedikleri zaman Danimarka Başbakanı "ülkemde fikir hürriyeti var" diyerek, Büyükelçileri kabul etmiyor. Bunun üzerine Danimarkalı Müslümanlardan oluşan bir heyet, konuyu Arap ülkelerinin hükümetlerini ziyaret ederek gündeme taşıyor ve böylece Arap ülkeleri sivil toplumları konunun daha fazla bilincine varıyor.

Suriye hükümeti, sunni Müslüman çoğunluğa bir sempati mesajı vererek, Danimarka Büyükelçiliğinin basılması ve yakılmasına müsaade ediyor. Olaylar bundan sonra denetim dışına çıkarak bütün İslam ülkelerine yayılıyor. Orta Doğu'da Kızgın kitleler, saldırılar düzenlerken,Danimarka Başbakanı özür dilememek konusunda direniyor ve ABD'den AB'ye kadar geniş bir cephenin desteğini alıyor.

Neden? Neden Danimarka gibi bir ülke özür dilemeyerek krizin tırmanmasına neden oluyor? Neden, arkasında bu kadar geniş bir destek zemini "fikir hürriyeti" adına oluşuyor? Fikir hürriyeti bu kadar önemli ise neden "Sözde Ermeni Soykırımı" olmadı demek, Fransa ve İsviçre'de hapis cezası ile cezalandırılıyor. Bu bilinçli tırmandırma stratejisinin nedeni ne olabilir?

Bir Türk karikatür dergisinin son sayısında yazılan bir yazıda Batının saldısı sert bir şekilde eleştirildikten sonra şöyle deniliyor:" Bu karikatürlerden Kendimizi biraz daha Müslüman hissediyoruz." Danimarka'da başlayan süreç nasıl aslında din ile günlük yaşamda pek ilgisi olmayanları dahi bir savunma ve sahiplenme duygusu içinde Müslüman ülkelerde itmiş ise Müslüman ülkelerden yükselen Batı karşıtı tepki de bu ülkelerde bir kimlik sahiplenmesine neden oluyor. Kendisini hristiyan olarak tanımlamayan kitleler de hristiyanlığa sahip çıkıyorlar.

Ateizmin hızla yayıldığı bir coğrafya olan Avrupa'da hristiyanlığa sahip çıkılmasını sağlamak için İslam'ı düşman olarak gösterme stratejisi yeni değil. Bunun için değişik stratejiler geliştiriliyor. Mevlana'nın etkisini ortadan kaldırmak için Cemalettin Kaplan'ın önü açılıyor ve etkinleşmesi sağlanıyor. İslam adına Kaplan'ı gören bir Alman'ın Müslüman olması mümkün değil. Ama bu pasif bir strateji ve sadece İslam'ın yayılmasını engellemeye çalışıyor. Oysa aktif strateji hristiyanlığın tekrar güçlenmesini hedefliyor. Bunun için yapılması gereken ise İslam'ı saldırganlığa itip, zıtlık yaratarak, diğer kutbu yani hristiyanlığı güçlendirmeye çalışmak.

Müslümanlar bu tuzağa düşmemeli ve Batı'nın yazdığı senaryoda rol almamalıdırlar. Bu girişimlere verilen tepkiler de temel zemin öncelikle İslam'ın yüksek ahlak anlayışı olmalıdır. Tepkiler, duygusal olmaktan çok akılcı bir anlayışla şekillendirilmelidir.Kısa vadeli saman alevi öfke tepkileri olmaktan uzakdurulmalıdır. Verilecek tepkilerin Batı'nın canını yakması sağlanmalıdır. Danimarka mallarına tam bir boykot uygulanmalıdır. İslam ülkeleri Danimarka'ya mal satmayı ve Danimarka'dan mal almayı durdurmalıdır. Danimarka şirketleri, İslam ülkelerindeki ihalelerden çıkarılmalıdır.Tüketici şirketleri ve büyük dağıtım şirketleri Danimarka mallarına karşı ortak bir eylem geliştirmelidirler.

Bu tür bir tepki modeli, kısa süre içinde etkisini gösterecek ve Danimarka hükümeti bütün Müslümanlardan resmi olarak özür dilemez ise Danimarka sermayesi Danimarka hükümetini devirecektir. Amaç sonuç alıcı şekilde kendi senaryomuzu yazabilmektir, yoksa başkalarının senaryolarında rol almak değil.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 19-11-2019

Türkiye'ye Çifte Kuşatma

Türkiye'de, iktidarın kurumsal karar sürecini terk edip tek adamın kararlarına dayanan iç ve dış politikaları içeride iç cepheyi dağıttığı gibi dış politikada da ülkeyi açmazlara sürüklediğini görüyoruz.