“Gerekirse” “Gereken” “Yapılacaktır”

Yazan  27 Ekim 2007
Bu kelimelerin yaptırım gücünü çok merak ediyorum. 1984’ten beri yaşadığımız PKK terörü ile bağlantılı her olayda bu kelimeler kullanılıyor.

Son günlerde sıklaşan hain saldırılar üzerine terör örgütüne karşı yürütülen asimetrik savaştan nasıl galip çıkılacağı her zamankinden daha çok konuşulur oldu.

Tartışmasız PKK vardır ve bir terör örgütüdür. Ancak bizim karşımızda yalnızca PKK yoktur. ABD, İngiltere, İsrail, Talabani ve Barzani vardır. PKK şimdiye kadar aldığından daha fazla silah yardımı almaktadır.

PKK unsurları Türkiye'de ve önemli ölçüde Irak'ın kuzeyinde konuşlanıyorlar. Türkiye'deki hain saldırıları gerçekleştirdikten sonra Irak'a kaçıyorlar. Yani talimatlar, silahlar ve saldırılar oradan geliyor. Yukarıda saydığım müttefikler Türkiye'ye karşı bu terör örgütünü kullanmaktadır. Yani Türkiye'ye karşı bir savaş açmışlardır. Bu savaşın amacı yeni bir haritadır. 1916 yılında çizilen Ortadoğu haritasının belirleyici gücü Büyük Britanya İmparatorluğu olmuştu. İngiliz ve Fransız Dışişleri Bakanları'nın adıyla anılan Sykes-Picot Anlaşmasını ABD ve İsrail bugün tanımamaktadır. Kendileri yeni bir harita çizmek istemektedirler. Zaten gün geçmiyor ki özellikle Türkiye'den toprak alan haritalar yayınlanmasın. Bu nedenle PKK sorunu bir Kürt sorunu ya da bir terör sorunu değildir. PKK, emperyalizmin bölgeye hakim olmak için desteklediği taşerondur. Bu nedenle de PKK sorunu yıllardır Türkiye'yi meşgul etmiştir ve etmektedir.

PKK sorununun halledilmesi için Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine gerekli yatırımın yapılmadığının üzerinde ısrarla durulmaktadır (Burada dikkatten kaçırılmaması gereken önemli bir nokta vardır. Bugün Türkiye'nin en fakir bölgesi Doğu ve Güneydoğu bölgesi değil, Doğu Karadeniz bölgesidir). Doğu ve Güneydoğu'ya yatırım yapması gerekenler buraya yatırım yapmazken, İsrail'in isteği üzerine Irak'ın kuzeyine yatırım yapmaktadır. Kendilerine neden Doğu ve Güneydoğu'ya değil de, oraya yatırım yapıyorsunuz, diye sorulunca aynı bölgeye OYAKBANK'ın da yatırım yaptığını söylemektedirler. Öyleysebölgeye yatırım yapan OYAKBANK yöneticilerine de gereken soruları sormak lazımdır.

Türkiye bugüne kadar sorunu çözecek somut adımları atmamıştır. Sorunun yalnızca askeri müdahale ile halledilemeyeceği çok açıktır. Buna rağmen gerekirse askeri müdahale kaçınılmazdır. ABD Irak'a girdiği 2003 yılından bu yana Türkiye'yi oyalamaktadır. Terörle mücadele koordinatörlüğü dedi, oyaladı. Maliki'yi Türkiye'ye gönderdi, oyaladı. Irak'la İşbirliği Anlaşması dedi, oyaladı. Şimdi de birlikte girelim diye oyalıyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de oyalanıyor.

Son günlerde verdiğimiz şehit sayısı artınca bıçak kemiğe dayandı ve Hükümet tezkereyi Meclise getirmek zorunda kaldı. 550 milletvekilinden 507'si evet demesine rağmen hükümet gerekirse kullanmak üzere bir kenara koydu. Tabii ki en son çözüm sınır ötesi operasyondur. Ancak bunun bir işgal olmadığı asla dikkatlerden kaçmamalıdır. ABD 2003'ten beri orada işgalci olarak bulunmasına rağmen O'na sesini çıkar(a)mayan AB, NATO gibi uluslar arası kuruluşlar Türkiye'nin işgalci duruma düşeceği konusunda inanılmaz bir telaşa kapıldılar. Bizim amacımız hiç kimseye zarar vermek değildir. Ülkemize zarar verenleri etkisiz hale getirmektir. Her şeyden önce bunu iyi anlatmamız ve dünyanın da bunu iyi anlaması lazımdır. Bizim hedefimiz ne bir toprak, ne de bir şahıstır. Bizim hedefimiz en tabii hakkımız olan vatanımızı savunmaktır.

Öte yandan ABD nasıl PKK'yı Ortadoğu'daki planları için koz olarak kullanıyorsa, Türkiye'de elindeki kozlarını kullanmalıdır.

Habur sınır kapısını gerekiyorsa kapatsın.

Bölgeyle ticaretini gerekiyorsa askıya alsın.

Türkiye'de faaliyet gösteren örgüt destekçilerinin faaliyetlerini gerekiyorsa durdursun.

İncirlik üssünü gerekiyorsa kapatsın.

Irak'ın kuzeyine verdiği elektriği gerekiyorsa kessin.

Ama maalesef hala kaybedeceğimiz ekonomik menfaatlerin peşindeyiz. Hiç unutulmasın ki, geçen sene Fransa Ermeni tasarısını kabul ettikten sonra, Fransa ile ticaretimiz artmış! Hükümet kanadından bir yetkili Türkiye'nin çıkarları var, şeklinde bir açıklamayla durumu izah etti. ABD'ye siz tasarıyı kabul edin Türkler çabuk unuturlar, diyen Patrik efendi de haklı çıktı. ABD'de Ermeni tasarısı defalarca gündeme gelmesine rağmen ilk kez bu kadar canlı tutuldu. Tasarı ile PKK saldırılarının artmasının eş zamanlı olması da büyük tesadüf! Bunun altında yatan açıktır, Türkiye'yi sıkıştırmak ve istediklerini rahatça almaktır.

ABD hiç merak etmesin sayın Başbakanımız Bush'la yapacağı görüşmeden sonra gerekeni yapacaktır. Rice telefon açarak süre istemiştir. Oyalama taktikleri devam etmektedir. Hatta "sen vurma ben vurayım!" demektedir. Stratejik ortaklık böyle fedakarlık isteyen bir şey demek ki.

Milletin sabrı taşmıştır. Ancak zaman akıl ve sağ duyu gereken zamandır. Hükümet gerekenleri yapmazsa büyük Türk milleti gerektiği zaman gerekenleri yapacaktır.

Doç. Dr. Meşküre Yılmaz

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı