×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 116



Haber, Yarattığı Psikoloji ve Doğurduğu Sonuçları

Yazan  23 Eylül 2008
SABAHATTİN TALU* - Yaklaşık 25 yıldır bu ülke, PKK örgütünden kaynaklanan terör belası ile uğraşıyor ve maalesef ki uğraşmaya da devam ediyor.

Geçen bu uzun süreç içerisinde, irili ufaklı yapılan kara ve hava operasyonları ile örgüte hatırı sayılır bir darbe vurulduğu kesin olarak söylenebilir. Ancak buna rağmen, bazı haber ve yazılarda olduğu üzere, örgütün bittiği, bitme aşamasına geldiği, çöktüğü, son bulduğu gibi yaklaşımların, son dönemde yaşanan saldırılar göz önüne alındığında, bunun pek de gerçeği yansıtmadığı açık olarak gözüküyor.

Ayrıca, bugüne kadar, ulusal yazılı ve görsel basında bu tür; "Örgüt yok oldu. Örgüte büyük darbe. Örgüt bitti, son buldu. Bitme aşamasına geldi. Örgüt çöktü, dağıldı. Bunlar son çırpınışları. Örgütte bölünme, parçalanma, kaos" gibi on'larca, yüz'lerce haberin yer alması ve halen de alıyor olması, kamuoyunda inandırıcılığın azalmasına yol açabiliyor.

Kamuoyunda böylesi bir durum söz konusuyken, örgüt ve sempatizan kitlesi içerisindeki ruh hali ise tersine gelişiyor. Bu konuda, sanıyorum PKK sorumlusu Murat Karayılan'ın bir açıklaması var. Karayılan, "Yıkılmadık ayaktayız" tarzındaki açıklamasında; "Bu ve benzeri haberler, yıllardır Türk basınında işleniyor. Halâ var olduğumuza göre, haberlerin doğru olmadığı zaten ortaya çıkıyor. Üstelik doğru olmayan bu haberler, bizi daha çok kamçılıyor. Yok olmadığımızı göstermek için daha çok eylem arayışına giriyoruz" diyor.

Gelelim bir başka konuya…

Gazeteciliğin iki ana unsuru var. Biri muhabirlik, diğeri ise köşe yazarlığı. Muhabir, haberi alır ve verir; köşe yazarı ise habere fikirlerini ekler ve değerlendirmelerde bulunur. Bugüne kadar, bazı örgüt mensupları ile ilgili basına yansıyan "Örgütün parasına el koyduğu, zimmetine geçirdiği için yakalanarak infaz edildi. Bayan örgüt mensubuna tecavüz ettiği için örgüt tarafından öldürüldü" gibi salt muhabir haberlerinin, gözden kaçan çeşitli olumsuz yansımaları var.

Bakın, böylesi bir salt haber, kamuoyunun genelinde, belki terör ve vahşet olarak görülebilir ve değerlendirilebilir. Ancak, özellikle örgüt sempatizanları nezdinde yansıması bu şekilde gelişmeyebilir, hatta genellikle de gelişmez. Sempatizan kitle, suçlunun bunu hak ettiğini ve örgütün de suçluyu cezalandırdığını düşünür veya böyle düşünmek işine gelir. Örgüt, onun gözünde daha da güçlenmiştir. Çünkü örgüt, kendi içindeki suçluyu, sahtekârı tespit etmiş/edebilmiş, sorgulamış ve cezalandırmıştır. Yani, bir anlamda "Hak yerini bulmuş, ceza, haklı olarak verilmiş ve çekilmiş" diye düşünür.

Oysa, amiyane tabirle "Kazın ayağı öyle değildir". Dağda, kandırılmış, kanına girilmiş birçok cahil ve zavallı gencin eline silah tutturulurken, özellikle Avrupa alanında faaliyet gösteren üst düzey örgüt mensuplarının ellerinde, kendi inisiyatiflerinde kullandıkları on binlerce ve hatta milyonlarca ABD doları ve Euro bulunmaktadır. Örgüt yönetimi, uyuşturucudan ve zorla veya gönüllü olarak elde ettiği bu paraları, doğal olarak bir başkasına yar etmek istemez, yani "Hay'dan gelenin, Huy'a gitmesine" müsaade etmez, etmemeye çalışır. Ayrıca verdiği ölüm cezasını, diğer örgüt mensuplarına ders olması açısından, tehdit unsuru olarak kullanır. İşin özü ve aslı budur. Olayın hak ile, hukuk ile, dürüstlük ile, güç ile, kudret ile uzaktan veya yakından hiçbir alâkası yoktur.

Gelelim son derece önemli diğer bir konuya…

Bilindiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Irak'ın kuzey bölgesinde bulunan PKK kamplarına yönelik, 2007 sonunda gerçekleştirdiği geniş kapsamlı sınır ötesi hava operasyonlarının ilk görüntüleri, hemen hemen tüm televizyon kanallarında ve tekrar tekrar kamuoyuna verildi. PKK kamplarının füzelerle vurulduğu yüzlerce kez verilen aynı görüntü, zaman içerisinde herkeste bir bıkkınlık yarattı. Evet, Genelkurmay bu görüntüleri, "gösterilsin" diyerek basına dağıtmıştı ama, herhalde "kusturulsun" dememişti. Oysa, bizler bu görüntüleri yüzlerce kez seyretmek zorunda kalmış, ezberlemiş ve neredeyse "yeter artık" bile demiştik. Olayın bu yönüne "Ne var bunda?" denilebilir, ancak yine "kazın ayağının öyle olmadığı"nı burada da görmek gerekir.

Bakın, siz bu aynı görüntüyü yüzlerce kez verirken, PKK'nın ve belli sempatizan kitlesinin giderek daha da kinlendiğini, hatta ve hatta Devlet yanlısı Kürt vatandaşlarımız arasından dahi bazı insanların farklı düşüncelere kapılabileceklerini nasıl düşünemezsiniz!!! Hal böyledir ki; yüzlerce tekrarlı operasyon görüntü ve haberlerinden sonra örgüte katılımın arttığı söyleniyor. Hal böyledir ki; bu dönemde kırsal alanda ve büyük kentlerde artış gösteren vur-kaç ve bombalama tarzı eylemlerde, operasyon görüntülerinden kalan kinlenmenin, intikam duygusunun önemli bir payının olduğu/olabileceği belirtiliyor.

Çünkü, acıma duygusu, çoğu zaman gerçeğin, doğrunun, olması gerekenin önüne geçebiliyor. Bir boks müsabakasında, galip boksörün hakkını teslim etmeyip, son vuruşu, gücü ve yeteneğinden ziyade, yenilen boksörün acınacak halini konuşuyor ve üzülüyoruz. Küçük yaştaki bir çocuğa tecavüzden yakalanan bir sapığın, halk tarafından linç edilişine şahit olduğumuzda, küçük masum yavrunun durumunu unutup, sapığın düştüğü perişan ve korunmasız son haline acıyabiliyoruz. Çünkü, zayıf, güçsüz, zavallı, gariban gibi görünenden yana olmak, bir nevi insan olmanın bir kuralı gibi gelir genellikle.

Yanlış anlaşılmasın, "Örgüt zavallı, operasyon yapılmasın, yapılsa da gösterilmesin. Onlar mağdur oldular, kinlendiler, intikam için saldırıyorlar ve bunda da haklılar" gibi son derece saçma ve mantıksız bir çıkarımdan bahsedilmiyor asla. Burada vurgulamak istenen, "abartının yanlışlığı, insan psikolojisinin, toplum psikolojisinin ve öyle veya böyle terör örgütü psikolojisinin, dikkate alınması gerektiğidir" ortalama bir akla sahip insana.

Kısaca, altını kalın çizgilerle çizerek özetlersek; terör ile mücadele etmenin, son derece ciddi bir iş olduğu ortadadır ve bu nedenle de halkın, toplumun, ülkenin ve devletin tüm unsurlarının, birlikte ve topyekün olarak mücadele etmesi gerekir. Her konuda başrol oynayan medya, özellikle terörle mücadele konusunda, herkesin/her kesimin gösterdiği hassasiyetten, duyarlılıktan, bilinçten, akılcı yaklaşımdan ve en önemlisi sorumluluktan çok ama çok daha fazlasını göstermek zorundadır.

(*) This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-09-2020

“Alea iacta est”: Ok Yaydan Çıkmıştır

“Alea iacta est” sözünü, bildiğiniz gibi Jul Sezar’ın, Roma ile arasındaki anlaşmayı bozup orduları ile şehrin kuzeyindeki cılız Rubicon (bugünkü adı ile Fiumicino) nehrini geçer geçmez(MÖ 49), artık bir büyük savaşın kaçınılmaz olduğunu anlatmak için söylediği rivayet olunur. ...