İnegöl ve Dörtyol Olayları Nasıl Tahlil Edilmeli?

Türkiye’nin Balkanlaşması veya Yugoslavyalaşması bazı iç ve dış mihraklar tarafından istense ve kışkırtılsa da bu çok zor bir projedir. Çünkü Türkiye’nin Balkanlardan/Yugoslavya’dan çok önemli bir farkı vardır.

Türkiye'de Balkanlar ve Yugoslavya gibi sosyolojik ve kültürel olarak farklı halklar değil, aksine sosyolojik ve kültürel olarak tek halk yaşamaktadır. Halkın kadir ekseriyeti hâkim kültür ve sorunsuz bir şekilde Türk kimliği etrafında örgütlenmiştir. Ayrıca PKK'nın Güneydoğu Anadolu'da gerçekleştirdiği bütün mağduriyet tahriklerine rağmen Türkiye'de sosyolojik anlamda etnik sorun hiçbir zaman olmamıştır.

PKK yandaşlarının bile kimlik tepkisi kültürel ve sosyolojik bir tepki olmaktan çok politik bir tepkidir. Bundan dolayı, 1984'ten bu yana süren ve 45 bin insanının hayatına mal olan terör süreci ve bu sürecin yan olumsuzluklarına rağmen Türkiye'de kısa süreli yerel çatışmalar dışında etnik bir çatışma yaşanmamaktadır. Örneğin, Dörtyol'da gerilimin zirvede olduğu şu günlerde Türkiye'nin diğer bölgelerinde hayat devam etmekte, Diyarbakırlı ile Edirneli evlenmekte, düğün yapmakta, Hakkârili Didim'de tatil yapmakta, Sakaryalı, Van'da buzdolabı satmaktadır.

Genel çerçeveyi bu şekilde ortaya koyduktan sonra son 26 senede yaşananların özellikle 2004'ten bu yana yaşanan sürecin kamu vicdanında etnik bilinçleri tahrik eden bir iz bırakmadığını söyleyemeyiz. Diğer bir ifade ile uzun süre Güneydoğu sorunu mu, PKK sorunu mu, Kürt sorunu mu diye tartışırken, derinden gelişen ve gün yüzüne çıkan bir Türk mağduriyeti ve Türk sorunu gelişmiştir. Türk sorununun ne olduğu ne yazık ki tam olarak anlaşılmıyor ve hatta çoğu kez etnik merkezli bir sorunmuş gibi yanlış algılanıyor. Türk sorunu etnik bir sorun değil, manevi bir sorundur. "Sen benden değilsin" dışlamasına değil, şaşkın ve kızgın bir şekilde "sen bendensin daha ne istiyorsun?" sorusunu soran bir sorundur.

Türk sorunu, 1923'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak ve millet bütünlüğünü tehdit eder görünen PKK ve destekçilerine karşı "bu devleti yıktırmam" tepkisidir. Bu tepkiyi Adana'da ve İstanbul'da Roman yurttaşlarımız "Ne Mutlu Türküm diyene" şeklinde bağırır ve PKK'lıların üzerine saldırırken göstermektedirler. Aynı tepkiyi Sakarya Akyazı'da dedeleri Kafkas kökenli olan yurttaşlarımız, Balıkesir'de dedeleri Bosna kökenli olan yurttaşlarımız PKK sempatizanı olarak algıladıkları yurttaşlarımıza karşı göstermektedirler. Türk sorununun etnik değil politik bir tepki olduğunu atılan sloganlar da göstermektedir. Kimse 1984'den bu yana "Kahrolsun Kürtler" diye slogan atmamıştır. Aksine bundan bilinçli olarak uzak durulmuş, "Kahrolsun PKK" sloganı kullanılmıştır.

İnegöl ve Dörtyol'daki olayların gelişmesi çok farklı olsa da çıkan ve gelişen olayları ancak bu geri plan çerçevesinde anlayabiliriz. Her iki ilçede bir kısım vatandaşın tepkisi PKK ile özdeşleştirilen Kürt kökenli yurttaşlara dönük olmuştur. İnegöl'de devlete saldırı geleneği olmayan bir ahalinin karakol basması, polis araçlarını yakması sadece amigo kışkırtması ile izah edilemeyecek kadar derin bir kızgınlığın var olduğunu göstermektedir. Keza Dörtyol'da halkın bir kısmının polis ve jandarmanın ısrarlı çağrılarına rağmen Kürt kökenli yurttaşların yaşadığı semtlere doğru gitmekte ısrar etmesi ve bu ısrarını günlerce sürdürmesi yıllardan beri Amanoslar üzerinden PKK'nın Hatay iline yaptığı baskıya cevap olduğu kadar 1984'ten bu yana ülkemizde yaşananların sonucudur. Son 45 gün içerisinde Hatay'da PKK'nın asker, polis ve sivil 15 yurttaşımızı şehit etmesi Dörtyol'da çıkan büyük tepkinin patlamasına neden olmuştur. Aslında olayların bütün Hatay'a yayılmamış olması Türkiye için büyük şans olmuştur.

İktidar partisinin siyasal hesaplar ile İnegöl ve Dörtyol'daki gelişmeleri önce "derin devletin referandumda hayır çıkarma operasyonu" olarak göstermeye çalışması ne kadar yanlış ise olayları "amigo kışkırtmasına" indirgemesi de o kadar yanlıştır. Çünkü, sistemli bir istihbarat ve yıkıcı bölücü örtülü operasyon çalışması ile ülkemizde varolan hassasiyetler bazı güçler tarafından istismar edilebilir. Bundan dolayı, gerek iktidar partisi gerek muhalefet partileri büyük bir dikkat ve sorumluluk içinde olmalı ve büyük bir hassasiyetle davranmalıdırlar. Ana amaç kısa vadede yükselen tansiyonu düşürmek ve PKK'nın tansiyonu tekrar yükseltmesini sağlayacak bir adım atmasını engellemek olmalıdır.

Bu noktada Güneydoğu Anadolu'daki sivil toplum örgütlerine de büyük bir görev düşmektedir. Onların Türkiye'nin şehitlerinin acısını paylaştıklarını göstermesi tansiyonu büyük ölçüde düşürecektir. Bu konuda Güneydoğu illerindeki Şehit Yakınları ve Gazilerin oluşturduğu dernekler bir rol üstlenebilir. Keza korucu aileleri ve korucu dernekleri de bu konuda öncü bir rol üstlenebilirler. Ayrıca politize olmamış dernekler de temsilcileri aracılığı ile Türkiye'nin değişik yerlerinde düzenlenen şehit cenazelerine katılırlarsa/katılmaları devlet tarafından desteklenir ise tansiyonun yükselmemesine büyük katkısı olacaktır. Türk milleti unutmamalıdır ki, PKK terörü ile mücadele ederken şehit olan güvenlik güçlerinin % 28'i Kürt kökenli Türk yurttaşlarıdır. PKK'nın katlettiği sivil yurttaşlarımızın % 95'ten fazlası yine Kürt kökenli yurttaşlarımızdır. PKK, Türkiye'de yaşayan herkesin düşmanıdır.



· 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 26-02-2021

Ay Vergisi

“Allah vergisi” der gibi güzel duyuluyor değil mi? Öyle şey olur mu demeyin. Büyük projeler büyük maliyetlere katlanmayı gerektirir. Tabii bir anda ortaya atılan projelerin niteliği, faydası ve amaçları tartışılabilir.