PKK’da Strateji Değişikliği ve Nedenleri

Yazan  10 Mayıs 2016

PKK tarafından Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde Suriye benzeri kanton yapılanmaların kurulabilmesi ve demokratik özerklik adı altında bölgede alternatif bir yönetim modeli oluşturabilmek adına 2015 yılı içerisinde örgüt tarafından kıra dayalı şehir savaşı stratejisi modeli benimsenmiştir. Bu bağlamda örgüt üst yönetiminin 52 isminden 17’sinin Suriye/Ayn-el Arap (Kobani)’da bulunduğu, aralarında; Bahoz Erdal kod Fehman Hüseyin, Avareş kod Mustafa Karasu ve Sofi Nurettin kod Nurettin Halef Al Muhammed’in de bulunduğu şahısların,Ayn-el Arap (Kobani)’ı üs bölgesi olarak kullandıkları yönünde bilgiler bulunmaktadır. Bu bölgede şehir savaşı yöntemlerini öğrenen örgüt mensuplarının, Diyarbakır/Sur, Şırnak/Merkez, İdil, Cizre, Silopi, Hakkâri/Yüksekova, Mardin/Nusaybin gibi örgüt tarafından iç çatışma yaratmak üzere belirlediği bölgelere savaşmak amacıyla gönderildikleri tespit edilmiştir.

PKK’nın Temmuz 2015 itibarıyla yürüttüğü stratejisinde 2016 yılı içerisinde bazı değişikliklere gittiği gözlemlenmektedir. Örgütün strateji değişikliğine gitmesindeki en önemli etken şehir savaşı stratejisi planlamasında halktan almayı beklediği desteği alamamasıdır. Diğer önemli bir husus da örgütün operasyonlar neticesinde önemli bir düzeyde bozguna uğratılmasıdır. PKK, şehir savaşı stratejisiyle halk savaşı başlatacağı planlaması yaparken halktan beklediği desteği alamadığı gibi halkın kendisine net bir şekilde olumsuz tavır sergilemesine de kendiliğinden neden olmuştur. Örgüt şehir savaşı stratejisinin başarısız olmasını; “Bölge halkından destek görmemesi, Kobani’de olduğu gibi cephane ve takviye gönderilmemesi, büyük Botan yürüyüşü gibi çağrılarının halk tarafından karşılıksız bırakılması” temelinde açıklamaya çalışmaktadır.

Bu yazıda PKK’nın strateji değişikliğine gitmesine neden olan faktörlerin neler olduğu ve bu faktörler neticesinde örgütün nasıl bir strateji değişikliğine gittiği hususları analiz edilecektir.

Örgütün Değişen Stratejisi ve Neden Olan Faktörler:

1.Şehir savaşı stratejisi temelinde örgüt, hendekler açılması, evlerin birbirlerine tünellerle bağlanmasını sağlayarak kaçma-kurtulma yolları yaratmayı ve çatışma üstünlüğü elde etmeyi hedeflemiştir. Şehir savaşlarının en önemli özelliği olan sivillerin bulunmasından ve zarar görme ihtimallerinden hareketle örgüt, halkın bölgeden ayrılmasını istememiştir/istememektedir. Bu nedenle de sokağa çıkma yasakları örgütün hareket kabiliyetini sınırlandıran bir unsur olmuştur/olmaktadır. Ayrıca siviller üzerinden oluşacak zayiatlar çerçevesinde örgüt, devletin Kürtleri katlettiği söylemini kullanabileceği bir ortam yaratma çabası içerisinde olmuştur.

Ancak operasyonların başarılı bir şekilde gerçekleşmesi ve bu bağlamda kırsal kadronun öncülüğüne rağmen, sokak ve mahalle hâkimiyetlerini kaybederek dar bir çember alanda sıkıştırılan örgüt gruplarının bazıları teslim olmuştur bazıları ise çeşitli kaçış yollarıyla yeniden kırsal alana ulaşmaya çalışmıştır/çalışmaktadır. Bu çerçevede, örgüt üst yönetiminin kadrolarına güvendikleri genç elemanlarla birlikte kırsal kadro mensuplarının kırsal alana geri dönmesi yönünde verdiği talimat dikkat çekicidir. Söz konusu hususlar nedeniyle örgüt kırsal kadrolarındaki deneyimli mensuplarının öncülüğünde elde etmeyi amaçladığı bölge hâkimiyeti stratejisinden vaz geçerek özellikle deneyimli ve yeniden örgütlenmeyi sağlayabilecek nitelikteki kadrosunun kaybının önüne geçmek adına bu kadroların kırsal alana ve Türkiye’nin arka cephesine (Irak ve Suriye) geçmesini sağlamaya çalışmaktadır. Bu durum aynı zamanda örgütün yerleşim yerlerinden eylemsel ağırlığını kırsal alana kaydıracağını göstermekle beraber, büyük şehirlerin yanı sıra beklenmedik orta ölçekli şehirlerde de sansasyonel nitelikli eylem gerçekleştirme planlamalarına devam edeceğinin sinyallerini vermektedir.

2.PKK’nın şehir savaşı stratejisinde en güvendiği ve uzun bir süre etkin bir şekilde kullandığı keskin nişancılarına yönelik nokta istihbarat çerçevesinde yapılan operasyonlar örgütün bu kozunu kaybetmesine neden olmuştur. Bugüne kadar keskin nişancılar nedeniyle 23 güvenlik mensubumuzun şehit verildiği açıklanmıştır. Bu bağlamda, Diyarbakır/Sur ve Şırnak/Cizre’de yürütülen operasyonlarda güvenlik birimlerinin fazla kayıp vermesine neden olan, daha önce Suriye/Ayn el Arap (Kobani)’da IŞİD’e karşı savaşırken Türkiye’ye geçtiği tespit edilen 13 keskin nişancıya yönelik nokta operasyonlar gerçekleştirilmiştir. Keskin nişancıların 8’inin Sur, 3’ünün Cizre, 2’sinin ise Silopi’de bulunduğu tespit edilmiştir. Operasyonlar neticesinde 13 keskin nişancının 5’inin öldürüldüğü açıklanmıştır.

3.Örgüt, hâkim olduğu bölgelerde Suriye/Ayn-el Arap (Kobani) bölgesindeki gibi kanton yapılanmalar kurma hedefini gerçekleştirememesi neticesinde, öncelikli olarak eylem kapasitesini büyük şehirlere yöneltmiş ve sansasyonel nitelikli bombalı araçlarla intihar saldırıları gerçekleştirmiştir ve bu yöndeki planlamalarına ve arayışlarına devam etmektedir. Bu eylemlerdeki en temel amaç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde yaşanılan güç kaybını büyük şehirlerde ses getirici eylem yapabilme kabiliyetini sergileyerek örgütün güçlü olduğunun mesajının verilmesidir. Ayrıca, şiddet eylemlerinin büyük şehirlere yayılmış olduğunu göstermek suretiyle operasyonların sürdürülmesine ve destek verilmesine ilişkin halkın düşünce ve kanısını değiştirmek, bu yolla da hükümet üzerinde baskı oluşturulmasını sağlayarak operasyonların sorgulanmasına neden olmaktır. Söz konusu hususların yanı sıra bu tarz eylemlerin engellenememesi noktasında da halk nezdinde güvenlik birimlerine yönelik yetersiz olunduğu yönünde bir algının oluşmasını sağlamaktır.

Bu çerçevede örgütün kullandığı patlayıcıların türleri ve miktarları da eylemlerin ses getirici olması yönünde örgütün amacını net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Örneğin;17/02/2016’da Ankara Merasim Sokak’ta Genelkurmay’ın servis araçlarına yönelik gerçekleştirilen eylemde kullanılan patlayıcının; RDX, mazot ile TNT’nin karıştırılmasıyla elde edilmiş yaklaşık 300 kiloya yakın olduğu açıklanmıştır. Diğer bir örnek yine Ankara’da 13/03/2016 tarihinde Kızılay’dan Çankaya’ya giden otobüs duraklarının bulunduğu bölgede seyir halindeki BMV markalı bombalı araçla intihar saldırısı düzenlenmesinde görülmektedir. Eylemde kullanılan patlayıcı miktarının yine 300 kilo olması ve bu sefer kullanılan patlayıcı türünün TNT, RDX, amonyum nitrat ve balmumu karışımından yapılmış olması yukarıda bahse konu sansasyonel eylem tanımını nitelemektedir.

PKK, ilk kuruluş yılları sonrasında, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri kapsamında ve özellikle Batılı ülkeler nezdinde meşru bir zemine yerleşebilmek adına eylemlerinde sivil kayıplardan sarf-ı nazar etmiştir. Ancak hâlihazırda uluslararası alanda özellikle Suriye’deki iç savaş neticesinde elde ettiği pozisyon ve Irak’taki varlığı çerçevesindeki bir kazanımı Türkiye sınırları içerisinde de elde edebileceğini düşünmüştür. Ancak bu konudaki hesaplamalarının beklentisinin aksine sonuçlanması, örgütü daha da ses getirici eylemler gerçekleştirmeye itmiştir. Bu durum örgütün sadece kendisi dışındakilere değil kendi yapılanmasına da güçlü olunduğunun mesajını vermeyi amaçlamaktadır. Çünkü bu tarz yapılanmalar sorgusuz itaati şart koşsa da yaşanan kayıplar ve güç kaybı örgütün varlığının sorgulanmasına neden olabilmektedir. Bu çerçevede özellikle teslim olan örgüt mensuplarının verdikleri ifadelerde halka yönelik örgüt talimatlarıyla gerçekleştirilen uygulamaların sorgulanmasına neden olan; halk için ve halk adına verilen vaatlerle gerçekleştirilen eylemler ile bu eylemlerin yol açtığı sonuçların uyumsuzluğudur. Halkın özgürlüğü adına yapıldığı iddia edilen eylemlerin halkın yaşadıkları yerleri terk etmesine neden olmasıve halkın örgüte yönelik menfi tutumunu gören kadroların bu süreci sorgulaması bu duruma örneklerden birisidir.

Örgütün gücünü ispat etme yönteminin sivil kayıplara neden olması neticesinde örgüt kendisine yönelik olumsuz tepkileridizginlemek için de PKK’nın silahlı kanadının bir parçası olan Kürdistan Özgürlükleri Şahinleri (TAK) birimini, örgütten ayrılmış bir grup olarak kendi talimatları dışında hareket eden bir yapılanma şeklinde göstermeye çalışmaktadır.

Bu bağlamda, 17/02/2016 tarihinde Ankara’da Genelkurmay’ın servisleri ile 13/03/2016’da Kızılay’da gerçekleştirilen araçlı intihar eylemleri TAK tarafından üstlenilmiştir. TAK’ın PKK ile organik bağı örgütün kendi kaynaklarındaki şematik yapılanmalarında açıkça görüleceği gibi örgüt üst yönetiminin eylem sonrası açıklamaları da bu durumu somut bir şekilde ortaya çıkartmaktadır. Kürdistan Demokratik Toplum Konfederalizmi Konseyi (KCK) Eş Başkanı Cuma kod Cemil Bayık 18/02/2016 tarihinde, Ankara’da 17/02/2016 tarihinde askeri servislere yönelik gerçekleştirilen eyleme ilişkin olarak; “Saldırıyı kimin yaptığını bilmediklerini ama Kürdistan’daki katliamlara karşı bir misilleme eylemi olduğunu, Türk Devleti’nin Cizre başta olmak üzere Kürdistan’da devam ettiği katliamların hesabının sorulacağını, ilerleyen günlerde gerilla güçlerinin dağda, şehirde ve her yerde daha aktif olacağını” ifade etmiştir. Bu açıklamada eylemin kim tarafından gerçekleştirildiğinin bilinmediğinin iddia edilmesine rağmen söz konusu eylemin misilleme amacıyla yapıldığı ve “gerilla güçlerinin” dağda ve şehirde daha aktif olacağı vurgulanmıştır. Yani eylem aslında hem üstlenilmiştir hem de kadrolara bu tarz eylemlerin sürdürülmesi talimatı verilmiştir. 

Ayrıca KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri OK da 17/02/2016’da Ankara’da bomba yüklü araçla yapılan saldırıya ilişkin olarak; “Bu eylemi TAK ya da başkan bir gücün üstlenmiş olabileceğini, ancak Zinar yoldaşın eyleminin her açıdan sahiplenilecek ve onur duyulacak tarihsel önemde bir eylem olduğunu” belirtmiştir.  

Diğer bir açıklama ise PKK Yürütme Komitesi Üyesi Abbas kod Duran Kalkan tarafından25/02/2016 tarihinde yapılmıştır. Açıklamada; “Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nun yönetiminin yıkılacağını, Mart sürecinin büyük bir direniş süreci olacağını, 2016 baharının Kürt baharı olacağını, ahlak, hukuk, kural, insanlık, hiçbir değer tanımaz zulmeder, zalimlik yapılırsa birilerinin de onlara dur diyeceğini, sonradan devlet olduklarını, siyasetin kurallarını bilmediklerini, gücü, silahı ellerine geçirince her şey olduklarını sandıklarını, ancak herkeste güç olduğunu ve silahı herkesin kullanabildiğini, Ankara’daki durumun da bunu ortaya koyduğunu, daha önce öfkenin büyüdüğünü, ateşle oynadıklarını söylemlerine rağmen, kendilerini dinlemediklerini, şimdi gelinen noktada gelişmeleri kendilerinin de dizginleyemediklerini, patlamayı gerçekleştiren grubun (TAK), PKK’yı pasifizmle suçladığını, Kürt gençlerinin yeni örgütler kurduklarını ve daha radikal olacaklarını,

Cizre’de hata yaptıklarını, Cizre’de bilançonun ağır olduğunu, bu düzeyde saldırı beklemediklerini, düşman olsa da karşılarındaki güçlerin (güvenlik birimleri) insan olduklarını sandıklarını, bu kadar alçalacaklarını, vahşileşeceklerini hesaba katmadıklarını, düşman gerçeğini tanımanın da önemli olduğunu, yas tutmanın değil, isyan etmenin gerektiğini, direnişe katılanların özgürlük gururu olduklarını, hepsine sahip çıkılması gerektiğini, kaybedilenlerin anılarına yakışır cenaze törenlerinin düzenlenmesi gerektiğini, halka bu çağrıyı yaptıklarını,

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP)’nin Cizre’de yaşanan katliama sessiz kalmalarını kınadıklarını, Cizre’nin Halepçe’den ne farkı olduğunu, Güney Kürdistan’daki sorunların çözümünün AKP siyasetine endekslenmiş olmaktan çıkmakla mümkün olabileceğini, AKP’ye bugün bütün dünyanın karşı olduğunu, sadece Almanya ve KDP’nin destek verdiğini, Erdoğan ve Davutoğlu yönetiminin çok kısa bir zamanda yıkılacağını, iplerini kendi elleriyle çektiklerini, sisteme karşı mücadelenin genel boykot topyekûn direniş temelinde olması gerektiğini, bunun için de öz savunmanın esas olduğunu, gençliğin gerillaya katılması ve YPS’yi büyütmesi gerektiğini, her mahallenin savunma güçleri olmasının, her sokakta bir YPS takımının, hatta bir YPS bölüğünün oluşturulması gerektiğini” ifade etmiştir.

Söz konusu açıklama örgütün operasyonlar nedeniyle sıkışmışlık halini açıkça ortaya koymaktadır. Öncelikli olarak yeni bir hedef tanımı daha net bir şekilde yapılmıştır. Demokratik özerkliğin gerçekleştirilmesi adına bölge hâkimiyetinin elde edilmesi adına sınırlı bir alan içerisinde tanımlanan eylemlilik, hükümet yetkililerinin bulundukları pozisyonlarının ortadan kaldırılması olarak değiştirilmiştir. Güvenlik birimlerine karşı verilen kayıplar nezdinde örgüt kadrosunun moral motivasyonunun restore edilmesi ve canlandırılması adına hedef ve amaç daha üst bir düzeye çıkartılmıştır. Fiziksel yakınlığın sınırlı olduğu bu hedef tanımıyla örgüt mensuplarının eylemlilik süreçleri uzatılmaya çalışılmaktadır. Düşman tanımı içerisinde bulunan hükümet yetkililerine yönelik düşman tanımında bir güncelleme yapılmıştır. Verilen kayıplarla örgüt üst yönetimi, örgütün sorgulanmaması adına hedeflerini yeni güncellemelerle aktif tutmaya çalışmaktadır.

Diğer bir nokta halkın genelinde korkunun yaygınlaşmasını ve süreklileşmesini sağlamaya yönelik söylemlerde şekillenmektedir. Bu amaçla da Kürt gençleri tarafından yeni örgütlerin kurulduğu (TAK gibi yapılanmalar kast edilmektedir) ve bu örgütlerin kendi inisiyatifleriyle hareket ettikleri söylemi üzerine bir gerçeklik inşa edilmeye çalışılmaktadır. Oysaki yine aynı açıklamada her sokakta bir YPS bölüğü inşa edilmesi talimatı verilmektedir. Bu durum bile en basit düzeyde PKK’nın, diğer tüm birimleriyle olan hiyerarşik organik bağını net bir şekilde ortaya çıkartmaktadır. PKK’nın yapılanmaları dışında hâlihazırda örgütlü bir Kürt gençliği bulunmamaktadır. Kürt gençliği vurgusunda yatan diğer bir alt mesaj da örgütün şiddet yoluyla gerçekleştirdiği eylemlerine kimlik boyutu kazandırma çabasıyla ilgilidir. PKK, eylemlerine sözde haklı gerekçeler uydurarak meşru bir zemin yaratabilmek adına eylemlerini zulüm gören bir halkın hak arayışı yönünde gerçekleştirildiği algısını yaratmaya çalışmaktadır.

Bu çerçevede, PKK’nın büyükşehirlerde bombalı araç ve bombalı eylem yapmak için yurtdışındaki kamplarından bomba ve intihar eylemi eğitiminden geçen teröristleri harekete geçirdiği yönündeki istihbarat önem arz etmektedir. Ayrıca, PKK tarafından sicili temiz, çoğunluğu Türkiye’nin batı kesiminde bulunan kentlerden kısa süre önce örgüte katılan kişilerden oluştuğu düşünülen 120-150 kişilik grubun eylem gerçekleştirmek amacıyla büyük şehirlere gönderildiği bilgisi de bu bağlamda dikkat çekicidir. Ankara/Merasim Sokak’taki eylemi gerçekleştiren PKK/TAK mensubu Abdülbaki Sömer’in hiçbir kaydının bulunmaması çerçevesinde ortaya çıkan söz konusu durum, örgüt üst yönetiminin iddialarının aksine büyük şehirlerde gerçekleştirilen eylemlerin PKK’nın ana organı tarafından nasıl organize edildiği ve bağımsız grupların kendi inisiyatifleriyle nasıl eylem gerçekleştirmediğinet bir şekilde anlaşılmaktadır.

Ayrıca söz konusu Ankara eylemlerinin zamanlamaları ve bu zamanlamalara ilişkin örgüt üst yönetimi tarafından Ocak 2016 içerisinde yayınlanan talimatta eylemlerin PKK tarafından planlı bir şekilde gerçekleştirildiğini net bir şekilde göstermektedir. Bu bağlamda 26/01/2016 tarihinde gönderilen talimatta; “15 Mart, 8 Mart ve Nevruz için yoğun hazırlıklar yapılması, 15 Şubat itibarıyla Türkiye genelinde radikal, kitlesel ve yaygın eylem planlamaları yapılması” hususları yer almaktadır. 15/02/2016 itibarıyla eylem yapılması talimatı akabinde 17/02/2016’daki eylem gerçekleştirilmiş olup akabinde de bir ay geçmeden 13/03/2016 tarihindeki eylem gerçekleştirilmiştir.

4.PKK Yürütme Komitesi Üyesi Abbas kod Duran Kalkan, aralarında aşırı sol örgütlerin de bulunduğu 10 örgütün; PKK, MLKP, TKP/ML, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-Leninist, TİKB, Devrimci Karargah, Proleter Devrimciler Koordinasyonunun, 12/03/2016 tarihinde “Halkların Birleşik Devrim Hareketi” adıyla güç birliği yaptığına ilişkin açıklamada bulunmuştur. Söz konusu örgütler; “AKP ve TC olarak tanımladıkları güce karşı, silahlı mücadele de dâhil tüm alanlarda, tüm araç ve yöntemlerle devrimi yükseltmek için güç ve eylem birliği” yaptıklarını duyurmuştur. Bu şekilde örgüt güç kaybını, bu tarz birleşmelerle perçinlemeye çalışmaktadır.

5.Örgütün büyük şehirlerdeki sansasyonel eylemlerini süreç içerisinde orta ölçekteki şehirlere kaydırmaya başladığı ve kaydırma planlaması içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda bahar aylarıyla birlikte kırsal alanda da eylemsellik planlamalarını hayata geçirdiği gözlemlenmektedir. Örgütün kırsal alan hazırlıklarını işaret eden en önemli göstergelerden; Van, Ağrı/Doğubayazıt, Siirt, Bingöl, Bitlis, Tatvan, Erzurum ve Iğdır kırsallarında gerçekleştirilen operasyonlarda ele geçirilen malzemelerin mahiyetidir. Bu durum, örgütün kırsal alanda şehirlerle birlikte eş zamanlı bir eylemsel planlama içerisinde olduğunu göstermektedir.

Ayrıca örgüt eylemlerini Van ve Tunceli kırsallarına kaydırmaya başlamıştır. Diğer taraftan da Adana, Bolu, Bursa, Manisa, Giresun gibi illerde örgütlenme, barınma ile birlikte eylemler gerçekleştirmektedir. Bu durum da örgütün stratejisindeki değişimi net bir şekilde ortaya çıkartmaktadır.

Bu çerçevede Murat Karayılan Van, Şırnak, Erzurum, Muş ve Tunceli çevresindeki örgüt gruplarına yönelik yaptığı son telsiz konuşmasında; “Halkın ve aşiretlerin kazanılması, grupların kendi elemanlarını kendilerinin temin etmesi, halkın nasıl örgütleneceği ve nasıl harekete geçirilebileceği konusunda planlamalar yapılması, halkın katılımının sağlanmasına yönelik çalışmaların yürütülmesi, operasyonlar nedeniyle verilen kayıpların yerine yeni eleman temin edilmesi, Kandil’den eleman beklenmemesi, Kandil’den talimat beklemeden her grubun kendi bölgesinde kendi imkânları dâhilinde eylemler gerçekleştirmesi, telefon ile iş yapmanın intihar olduğu, şifre ile muhabere yapılması, örgütün planlarının açık konuşulmaması, Türk ordusunun gücünün küçük görülmemesi, askerler tarafından kuşatma yöntemlerinin çok iyi kullanıldığı, korucuların da mücadeleye katılmak istendiği buna imkân verilmemesi gerektiği, bahar döneminin kayıplara açık bir dönem olduğu bu nedenle dikkatli olunmasının önem arz ettiği, büyük gruplar halinde dışarı çıkılmaması, kritik yerlerde küçük timler halinde dolaşılması, baharla beraber yeniden canlanmanın sağlanması gerektiği” yönünde talimatlar vermiştir. 

Sonuç

Örgütün güç kaybı içerisinde olduğu üst yönetim tarafından verilen talimatlardan net bir şekilde anlaşılmaktadır. Talimatlarda; “Sisteme karşı mücadelede genel boykotun topyekûn direniş temelinde olması gerektiği, bunun için de öz savunmanın esas olduğu, gençliğin gerillaya katılmasının ve YPS’nin büyütülmesinin önem arz ettiği, her mahallenin savunma güçlerinin olması, her sokağa bir YPS takımı, hatta bir YPS bölüğü oluşturulması, hendek olmasaydı da saldırıların başlayacağı, nitekim ateşkesi bozup saldırıları başlattıklarında hendek olmadığı, AKP Hükümeti’nin ‘tek millet, tek bayrak, tek dil’ eksenini korumak ve yeni dizaynda Kürt halkının herhangi bir statü kazanmasının önüne geçmek için Kürdistan halkının öz yönetim ve özerklik taleplerini bastırmak istediği, Kürt sorununun varlığının inkârı ile sürecin bozulduğu, yaşananın bir iç savaş olduğu, savaşta kullanılabilecek tüm silahların halka karşı kullanıldığı, hendek ve barikatların siyasi soykırıma karşı geliştirildiği, hendeklerin bir savunma yöntemi olduğu, silahlanmanın kendiliğinden geliştiği bu süreçte, silahsız bir şekilde direnen insanların bir şekilde giderek kendi imkânlarıyla silahlanmak durumunda kaldığı, HPG’nin resmi bölük ve takımlarının henüz şehre inmedikleri, böyle bir kararın da bulunmadığı, ancak böyle devam etmesi halinde HPG’nin de dâhil olma durumunun söz konusu olabileceği, bu konunun hareket olarak gündeme alındığı, demokratik özerklik sisteminin tüm Türkiye için talep edilen bir sistem olduğu, bunun reddedilmesi halinde birliğin de reddedilmiş olacağı, bu nedenle demokratik özerklik direnişinin Kürt halkının Türkiye’yle birlikte yaşama tutumu ve son arayışı olduğu, bugün direnen bir halk gerçekliğinin bulunduğu, halkın hepsinin öldürülemeyeceği, bastırılamayacağı, ordunun daha fazla ileri sürülmesi halinde, yeni kararlar alacakları, bu bağlamda savaşın daha çok yaygınlaşacağı, derinleşeceği ve sonunda Türk Devleti’nin kaybedeceği, Türk Devleti’nin Kürt özgürlük mücadelesi karşısında kazanma şansının olmadığı, çünkü davalarında haklı oldukları” hususları yer almaktadır. 

Öncelikli olarak güç kaybının en önemli göstergelerinden birisi yeni örgütlenme modeli geliştirme çabalarıyla anlaşılmaktadır. Diğer bir husus hendek stratejisi nedeniyle gerek halkı kaybeden gerekse de örgütten kopuşlara neden olan bu yöntemin haklı çıkartılmaya çalışılmasıdır. Sözde davanın ve gerekçelerinin meşru bir zemine oturtulması yönünde halkın talebi şeklinde örgüt taleplerinin yeniden formüle edilmeye çalışılması da örgütün destek alabilmek adına kendisini yeniden ifade edebilme zorunluluğunu göstermektedir. Ayrıca güç kaybını kamufle etmek adına HPG’nin henüz çatışmalara dahil olmadığı vurgusu, örgütün operasyonlardan dolayı ne kadar zor durumda olduğunun en önemli göstergelerindendir.

Eğer PKK gerçekten kendisinin anlattığı gibi bir durumda olsaydı, alt kadrolarına tekraren bu tarz söylemler iletme ihtiyacı içerisinde olmayacağı gibi elindeki tüm kozları bu şekilde masaya yatırmazdı. Ayrıca AKP içerisindeki görüş ayrılıklarından faydalanarak kendisine konuşulabilecek bir ekip oluşturup yeniden çözüm masasına oturma mesajı verme ihtiyacı hissetmezdi.[1] Bu bağlamda PKK yöneticilerinden Murat Karayılan 29/03/2016 tarihinde yaptığı açıklamada; “HPG’nin şehirlere girmesini istemediğini, şehirlerde bu düzeyde bir savaş yaşanmasına gerek olmadığını, hükümetin Kürt sorununa çözüm süreci odaklı yaklaşım sergilemesi halinde hendek sorunlarının çözülebileceğini, artık şehir, dağ ve ova tüm alanların direniş alanı olduğunu” ifade etmesi örgütün operasyonlar nedeniyle ne kadar güç kaybettiğini göstermektedir. Bu nedenledir ki örgütün stratejileri iyi okunmalıdır.

Bugün yaşanılan süreç kapsamında; örgütün halk desteğini alamadığı, üst düzey sözde eyalet yöneticilerini kaybettiği, örgütlenmesinde çatlakların oluştuğu bir dönemde operasyonların sonlandırılması, örgütün yeniden toparlanmasına imkân sağlayacaktır. Örgütün kendi varlığının sorgulanmasına ve gerekliliğini ortadan kaldıracak herhangi bir çözüm arayışı içerisinde olmadığı çok net bir şekilde görülmektedir. Hâlihazırda planlamalarında hedeflerine ulaşamayan örgütün, yeniden güç toplayabilmek adına çözüm süreci tarzında bir girişimde bulunulması yönünde sinyaller verdiği görülmektedir. Bu tarz girişimlerin gerçekleşmesi için uluslararası destek arayışında da olduğu gözlemlenmektedir.

PKK’nın Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki uzun süreli varlığı, bölgenin dinamiklerine uzak olan kişi ve gruplarca bölge gerçekliğinin olduğundan farklı bir şekilde değerlendirilmesine ve yansıtılmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda PKK’nın uzun süreli mevcudiyeti neticesinde, bölgedeki hâkimiyeti yadsınamayacak bir gerçektir. Örgütün propaganda imkân ve kabiliyeti ile halkın genel itibarıyla eğitim seviyesinin düşük olması ve genel bilgi edinme şeklinin fısıltı gazetesi şeklinde kulaktan dolma bilgiyle gerçekleşmesi de örgütün propaganda imkân kabiliyetini güçlendirmektedir. Söz konusu hususlar ışığında örgütün bölgede yaşayan insanlar adına kendisini temsilci pozisyonunda konuşlandırması ve dile getirdiği hususların bölgedeki vatandaşların talepleriymiş gibi yansıtması örgütün başarılı bir algı operasyonudur.

Bu çerçevede bölge gerçeklerine ve dinamiklerine uzak kişiler üzerinde örgütün bu propagandası başarılı bir şekilde işlemekte ve örgütün söylemleri üzerinden bölge gerçekliği değerlendirilmektedir. Bu durumun sınırı aşan bir etkisi de özellikle batı ülkelerinde de önemli düzeyde propaganda imkân-kabiliyetine sahip örgüt ve uzantılarının şiddet üzerinden gerçekleştirdikleri eylemleri bir kimlik sorunu öznesinde anlaşılmasına neden olmasıyla sonuçlanmaktadır.

Bir devletin asli görevi vatandaşlarının güvenliğini sağlamak, temel hak ve özgürlüklerini korumaktadır. Çözüm süreci döneminde örgütün hâlihazırda şehir savaşı çerçevesinde nasıl hazırlandığı bugün yaşananlar çerçevesinde çok net bir şekilde görülmektedir. Bu hazırlıklar, bölgede yaşayan insanların gözleri önünde ve her türlü varlıklarını tehdit edecek şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda yapılan ihbarlar dahi sonuçsuz kalmış ve bugün; tuzaklanmış tünellere, asfalt ve kaldırımlar altına yerleştirilmiş patlayıcı düzeneklerine, alternatifli kaçma-kurtulma yollarının çeşitlendirilmesine, ciddi düzeyde patlayıcı malzeme temin edilmesine, güvenlik birimlerine ilişkin detaylı istihbari çalışma yapılmasına imkân sağlayan bir sürecin neticeleri yaşanmaktadır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen güvenlik birimlerinin büyük bir özveriyle bölgede gerçekleştirdiği operasyonlar başarıyla sonuçlanmaktadır. Örgütün operasyonlar çerçevesinde yaşadığı kayıplar ve gerileme örgüt üst yönetiminin talimatlarında çok net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle operasyonlar bölgeden son terörist temizlenene ve bölge halkının güvenliği yeniden sağlanana kadar devam etmeli, vatandaşın maddi kayıpları karşılanmalı, yaşanan bu süreç neticesinde ortaya çıkan travmalara yönelik psikolojik destek sağlanmalıdır. Bu şekilde örgütün bu durumlardan faydalanmasının ve bölge insanını sömürmesine uygun bir ortam bulmasının önüne geçilebilir.

 


[1]Cemil Bayık, 07/03/2016 tarihinde yaptığı açıklamada; “AKP’de partinin kuruluş felsefesine sahip çıkan bir ekibin olduğunu, bu ekibin Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nun yürüttüğü politikaları doğru bulmadığını, Erdoğan’ın mevcut politikalarının AKP’yi uçuruma sürüklediğini, bu ekibin (Abdullah Gül, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik) hem AKP’yi hem de Türkiye’yi felaketten kurtarması gerektiğini, bu ekibin demokratik değerlere sahip çıkması ve askeri faşist politikalardan vazgeçmesi halinde kendilerinin (PKK) bu çabaları destekleyeceğini” ifade etmiştir.

 

Merve Önenli Güven

merveonenli@yahoo.com

 

Uzmanlık Alanları

Uluslar Arası İlişkiler, Siyaset Bilimi, Uyuşmazlık Analizi ve Çözümü, Politik PsikolojiTerörizm

 

Biyografi

Orta ve lise eğitimini Bilim Koleji’nde tamamladı. Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Uluslar Arası İlişkiler Bölümü’nden aldıktan sonra, Sabancı Üniversitesi Uyuşmazlık Analizi ve Çözümü Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini, “Terör Olaylarının Haberlerdeki Yansımaları: Haber Yorumu ve Çatışmalara Yönelik Problem Çözümü” konulu teziyle tamamladı. Halen ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde doktorasına devam etmektedir.

 

Yabancı Diller

İngilizce (İleri Düzey)

Almanca (Orta Düzey)

   

Burs ve Başarılar

  • Bilim Koleji’ni ikincilikle bitirdi. Ayrıca Bilim Koleji tarafından verilen bursla, lise eğitim ve öğretimimin iki senesini burslu okudu.
  • Bilim Koleji’nin düzenlediği farklı kompozisyon konulu yarışmalarda yedi kez birinci oldu.
  • Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı’nın, “Kadın Hakları” ile ilgili düzenlediği kompozisyon yarışmasında Türkiye üçüncüsü oldu.
  • Bilkent Üniversitesi Şeref Öğrencisi (3.32)
  • Sabancı Üniversitesi Şeref Öğrencisi (3.47)
  • Sabancı Üniversitesi tarafından verilen bursla yüksek lisansını yaptı.
  • “Unboxing Turkish Society” tarafından, Sabancı Üniversitesi bünyesinde yaptığı yüksek lisans eğitimi dâhilinde araştırma bursu verildi.  
  • Açık Toplum Enstitüsü tarafından verilen ulaşım bursu ile Mısır/Sharm el Sheikh’de 29 Mart-01 Nisan 2004 tarihleri arasında düzenlenen Model Birleşmiş Milletler Konferansı’na katıldı.
  • British Council tarafından, “Gelecekleri Bağlamak” adlı proje dâhilinde verilen bursla Bulgaristan’da 10-23 Temmuz 2004 tarihleri arasında düzenlenen “Avrupa’da Toplumsal Cinsiyet” konulu projeye katıldı.
  • Sabancı Üniversitesi tarafından verilen ulaşım bursu ile Amerika/Ohio’da, Kent State Üniversitesi tarafından verilen davetle Kültürler Arasında Çatışma, Müzakere ve Arabuluculuk Konferansı’nda “Uyuşmazlıkların Önlenmesi: Sri Lanka Etnik Uyuşmazlığı” konulu çalışmasını sundu.

 

PROJELER/SUNUMLAR

  • Model Birleşmiş Milletler Konferansı/Mısır-Sharm El Sheikh-“Uluslar Arası Terörizmin Engellenmesinde Avrupa Ülkelerinin Rolü” (29 Mart-1Nisan 2004)
  • “Toplumsal Cinsiyet” konulu Bosporus Projesi/Bulgaristan (10-23 Temmuz 2004)
  • Kültürler Arasında Çatışma, Müzakere ve Arabuluculuk Konferansı-“Uyuşmazlıkların Önlenmesi: Sri Lanka Etnik Uyuşmazlığı”-Kent State Üniversitesi/Amerika-Ohio (04-07 Mayıs 2005)
  • Siyasal İlimler Türk Derneği III. Lisansüstü Konferansı-“Terör Olaylarının Haberlerdeki Yansımaları: Haber Yorumu ve Çatışmalara Yönelik Problem Çözümü”/Hacettepe Üniversitesi (12 Kasım 2005)
21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları
Berlin'deki Libya Konferansında ne oldu?  Libya'da şimdi neler olacak?

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-01-2020

2020'de Türkiye'ye yönelik risk ve tehditler

Atatürk'ün şu sözü hem Türkiye'nin değerini hem de Türkiye'ye yönelik tehditlerin neden bol olduğunu çok iyi anlatır: