TAHRIR EL-ŞAM (HTŞ) ÖZELİNDE, ABD'NİN SURİYE'DEKİ TERÖR ÖRGÜTLERİNE BAKIŞI


TAHRIR EL-ŞAM (HTŞ) ÖZELİNDE, ABD'NİN SURİYE'DEKİ TERÖR ÖRGÜTLERİNE BAKIŞI

Yazan  31 Mart 2020

Ortadoğu’da otoriter rejimlere karşı başlayan sokak gösterileri ve rejim karşıtı protestoların yoğunlaştığı Arap Baharı olarak adlandırılan dönem Suriye’de de kendini göstermiştir.

Suriye‘de rejim güçleri ve protestocular arasında başlayan çatışmalar büyüyerek sadece günümüze kadar süregelen iç savaşı ortaya çıkarmakla kalmamış, ayrıca oluşan otorite boşluğu nedeniyle farklı motivasyonlara sahip terör örgütlerinin de ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bölgede  ortaya çıkan bu terör örgütleri başta Suriye halkı ve Suriye’nin komşu ülkeleri olmak üzere tüm ülkeler için uluslararası birer tehdittir. Fakat terörle mücadele kapsamında yok edilmesi gereken Suriye’de ve Irak‘taki etnik ve dini temelli terör örgütler vekalet savaşlarının aktörleri olarak bölgede varlıklarını devam ettirmektedirler. Makale, bu kapsamda  ABD’nin bu terör örgütlerine bakışını değerlendirecektir.

ABD’nin Suriye’de izlediği politikaya ve teröre dair stratejilerini anlayabilmek için Aralık 2017 tarihli Ulusal Güvenlik Strateji belgesinin[1] analiz edilmesi gereklidir. Belgede İran‘ın nükleer silah faaliyetleri ve yayılmacılığı, cihatçı gruplar, devletlerin çöküşleri ve İsrail-Filistin çatışması başlıca tehditler olarak görülmektedir. Suriye doğrudan belgede yer almasa da cihatçı gruplarla mücadele, istikrarsızlık ve çatışma vurguları ile işaret edilmektedir. Bölgede DAEŞ, El-Kaide gibi radikal terör grupların varlığının ABD için güvenlik zaafı oluşturduğundan ve istikrarlı bir küresel enerji pazarına oluşumuna tehdit olduklarından bahsedilmektedir. Tehditlerin ortadan kaldırılmasında ise ABD, reform yanlısı müttefik devletler ve diğer ortaklarıyla birlikte çıkarlarına uygun bir güç dengesi ve bölgede istikrarlı bir durum oluşturmaya ihtiyacı olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla ABD bu belgeyle Ortadoğu‘da temsili askeri varlığını devam ettirmek suretiyle çeşitli bölgelerde müttefik devletler kadar, devlet dışı diğer aktörleri de vekil aktör olarak kullanacağını ima etmiştir.

Soğuk Savaş döneminden Sovyetler Birliği ile hatırladığımız vekil aktör olarak kullanılan terör örgütleri, son yıllarda ABD için de gözde hale gelmiştir. Bu kapsamda DAEŞ ile mücadele adı altında YPG terör örgütü ile ABD arasındaki ilişkilerin boyutu ve seyri de ciddi bir ivme kazanmıştır. Bu sayede YPG terör örgütü Suriye’nin kuzeyinde önemli bir alana yayılmıştır. Türkiye’nin sınır ve kamu güvenliği nedeniyle doğrudan YPG ve cihatçı terör örgütlerini hedef alan operasyonlarına ve ABD hükümeti içindeki kimi çevrelerin YPG ile yapilan işbirliği tepkilerine rağmen ABD‘li karar alıcılar YPG’den vazgeçmiş değil. Vekil aktör olarak bölgede kullanılan YPG, önce DAEŞ ile mücadelesi dolayısıyla uluslararası arenada legalleştirilmeye, daha sonra da Türkiye’ye kabullendirilmeye çalışılmıştır. Fakat ülkemiz sınırlarında milli birliğini ve bütünlüğünü hedef alabilecek her türlü oluşuma karşı dirayetli bir duruş sergilemiş ve sergilemeye devam etmektedir. Ayrıca YPG terör örgütü sadece Türkiye özelinde bir dengeleme aracı olarak değil, bölgede Şia bazlı İran yayılmacılığına karşı da düşünülmüştür.

ABD Suriye’de terörden mi besleniyor?

Öte yandan ABD yönetimi bölgede Rus nüfuzunun artmasını ve Suriye rejiminin güç kazanmasını da istememektedir. Bu bağlamda akıllara hemen İdlib bölgesi ve bölgedeki terör örgütleri gelmektedir. Fırat’ın doğusuna vekil aktörü YPG ile hakim olan ABD, batıda ise şimdiye kadar Rusya’yı Ankara üzerinden frenletme amaçlı bir strateji izlemiştir. Lakin  YPG ile geliştirdiği işbirliği nedeniyle Türkiye’nin güvenlik önceliklerini öteleyen ABD, artık Türkiye’yi kaybettiğinin farkındadır. Dahası, Rusya’nın Fırat’ın batısına tamamen hakim olabilecek olması ve Türkiye’nin Rusya ile yapacağı olası işbirliği ile Fırat’ın doğusundaki terörü de bitirebileceğini ihtimal dahiline alan ABD, bu senaryoyu geciktirebilmek adına cihatçı HTŞ terör örgütünü bölgede vekil aktör olarak seçmiştir. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), bildiğiniz gibi, ABD ve Türkiye de dahil olmak üzere tüm devletler ve de Birleşmiş Milletler (BM) tarafından terör örgütü olarak kabul edilmektedir. HTŞ terör örgütünün de tıpkı YPG terör örgütü gibi vekil örgüte dönüşmesi için cihatçı gruplarla mücadele etmesi ve imajının yenilenmesi gerekmekteydi.

Bu noktada Amerikan yönetiminin HTŞ’nin amaçlarını değiştirdiği ve içinde cihatçı ideolojiye bağlı  olanların artık Huraseddin  örgütünde yuvalandığı ve HTŞ’nin bu gruplarla mücadele ettiği söylemini geliştirmiştir. Bu söyleme dair ayrıntıları Foreign Policy dergisindeki, El-Kaide size tekrar saldırmaya hazır‘ isimli makalede okuyabilirsiniz.[2] Dolayısıyla daha önce cihatçı terör örgütü olarak görülen HTŞ, artık ABD tarafından yeni vekil aktör olarak görülmektedir. Huraseddin örgütü ise HTŞ’nin alternatifsiz kalması için yeni hedef seçilerek ABD tarafından El-Kaide bağlantılı terör örgütü olarak ilan edilmiştir.[3] Bu kapsamda ABD, HTŞ’nin İdlib bölgesinde nüfuzunu güçlendirmek ve karşısında başka grup ve lider bırakmamak için Hurrâseddin örgütüne ve grup liderlerine dönük bir hava bombardımanı gerçekleştirmiştir. Bu saldırılarda en az 40 cihatçı liderin öldüğü açıklanmıştır.[4]

ABD’nin HTŞ terör örgütü ile bağlantılı olduğuna dair bir diğer gerçek ise ülkemizin izlediği strateji kapsamında HTŞ’nin aldığı tavırdır. Ülkemiz Suriye stratejisi kapsamında HTŞ terör örgütünden kendisini fesh etmesini ve Suriye Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne katılmasını isterken, örgütü silah kullanmadan pasifize etmeyi amaçlamaktaydı. Bu sayede hem örgüt ileride vekil aktöre dönüştürülemeyecek, hem de Suriye Ulusal Kurtuluş Cephesini güçlendirerek rejimin elindeki son yerleri de alarak Şam rejimi ve muhalifler çözüm masasına oturtulacaktı. Hatta bu doğrultuda HTŞ’ye dair Rusya dahi ikna edilirken, HTŞ bir türlü ikna edilememiştir. Dolayısıyla HTŞ terör örgütünün asıl niyetinin Esad rejimini yıkma olmadığı ve vekil aktörlük rolünü çoktan kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Bütün bu gerçeklerin ışığında, ABD’nin bölgedeki terör örgütlerini vekil aktör olarak kullandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca ABD’nin Esad’ın devrilmesini de istemediği açıktır. Rejiminin devrilmesi ile İran ve Rusya önemli bir müttefiklerini kaybedecek olsa da, ABD’nin İran ve Irak’taki Şii yönetimlerle ilişkilerinde sıkıntılara yol açacağı bellidir. Dolayısıyla Amerikan çıkarları açısından bölgenin istikrarsız kalması en uygun seçenek olarak düşünülebilir. Bu doğrultuda ABD, YPG terör örgütü üzerinden Fırat’ın doğusunda hakimiyet sağlarken, batısında HTŞ terör örgütü ile Rusya ve Suriye rejiminin frenletilmesini amaçlamaktadır.

Terör örgütlerini vekil olarak kullanan ABD, başta ülkemiz olmak üzere uluslararası toplumu da tehlikeye atmaktadır. Her ne kadar devletlerin terör örgütleriyle yaptığı işbirliklerinin konjektürel ve geçici olduğu düşünülse de, müttefik ülkelerin güvenliği de gözardı edilmemelidir. Bu kapsamda Amerikan yönetimi, Türkiye gerçeklerini göz ardı etmeyerek terör örgütleriyle ilişkisini kesmelidir. Ülkemizin çıkarları açısından ise, bölgenin tamamının terörden arındırılması elzemdir. Bu doğrultuda ülkemiz kendi güvenliğini ve çıkarlarını ön planda tutarak herkesle işbirliği yapmaya açık olmalı, bölgede istikrarı temin edecek politikalara öncülük yapmalıdır. Bölge insanları için ise, etnik milliyetçiliğin ve mezhepçiliğin ön plana çıkarıldığı bir coğrafya bırakılması yerine insani değerlerin, çok sesliliğin ve coğulcu demokrasinin filizlendiği istikrarlı bir bölge oluşturulması için uluslararası toplumu harekete geçirmelidir.

 

 

Kaynakça:

Beyaz Saray Resmi Web Sitesi (2017): ‘’National Security Strategy of the United States’’, 18 Aralık 2017, https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2017/12/NSS-Final-12-18-2017-0905.pd

Clarke, Colin P., Lister, Charles (2019):  ‘Al Qaeda Is Ready to Attack You Again’, Foreign Policy, https://foreignpolicy.com/2019/09/04/al-qaeda-is-ready-to-attack-you-again/

‘IŞİD lideri Bağdadi saklanmak için neden İdlib'i seçti?’, Ece Göksedef, BBC Türkçe, 06 Kasım 2019, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50307403.

‘US strike targeted al Qaeda in northwest Syria’, France 24, 02 Temmuz 2019, https://www.france24.com/en/20190702-us-strike-al-qaeda-syria-jihadists-killed.

 

[1] Beyaz Saray Resmi Web Sitesi (2017): ‘’National Security Strategy of the United States’’, 18 Aralık 2017, https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2017/12/NSS-Final-12-18-2017-0905.pdf

[2] Clarke, Colin P., Lister, Charles (2019):  ‘Al Qaeda Is Ready to Attack You Again’, Foreign Policy, https://foreignpolicy.com/2019/09/04/al-qaeda-is-ready-to-attack-you-again/

[3] ‘IŞİD lideri Bağdadi saklanmak için neden İdlib'i seçti?’, Ece Göksedef, BBC Türkçe, 06 Kasım 2019, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50307403.

[4] ‘US strike targeted al Qaeda in northwest Syria’, France 24, 02 Temmuz 2019, https://www.france24.com/en/20190702-us-strike-al-qaeda-syria-jihadists-killed

Yavuz Selim Yıldız

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Yavuz Selim Yıldız   - 27-05-2020

Covid-19 Pandemi Süreci ve Sonrasında Avrupa Bütünleşmesi Nasıl Şekillenecek?

Dünyayı saran Covid-19 pandemisi ülkelerin başta sağlık sektörü olmak üzere hemen hemen tüm sektörlerde yeterliliklerini sınarken, küresel kurum ve kuruluşların da varlıklarının sorgulandığını görmekteyiz.