11 Mart 2025
21YYTE.ORG Politik-sosyal-kültürel Araştırmalar Merkezi Erdoğan'ın "Milliyetçi" Söyleminin Şifresi

Erdoğan'ın "Milliyetçi" Söyleminin Şifresi

Başbakan Kürt sorununun varlığını halka dayattığı gibi, Kürt etnik kimliğini ve Türk milli kimliğini eşitlemiştir.

11 Dakika
OKUNMA SÜRESİ
Başbakan Kürt sorununun varlığını halka dayattığı gibi, Kürt etnik kimliğini ve Türk milli kimliğini eşitlemiştir.

2011 yılı bütçesinin son gün görüşmelerinde eleştirileri yanıtlayan Başbakan Erdoğan konuşmasında Türkçülük, Kürtçülük, Kürt sorunu, resmi dil Türkçe, "Tek Millet", Kürt Açılımı gibi konulardaki görüşlerini açıkladı. Başbakanın konuşmasında Kürtçü söylemin tezleri bariz olarak yer almıştır. Zira başbakan Kürt sorununun varlığını halka dayattığı gibi, Kürt etnik kimliğini ve Türk milli kimliğini eşitleyerek, Türk kimliğini bir etnik kimlik derecesine indirmiştir. Bütün bunlar "tek millet", "tek dil" sosu altında verilmiştir. Bu tarz hamlelerle hükümet Kürt açılımında uyguladığı hazmettirme stratejisini en az sorunla uygulamaya sokmuştur. Kitle iletişim araçları ve sivil toplum örgütleri gibi toplumsal hegemonyanın güçlü unsurları vasıtasıyla kamuoyuna bir söylem sunulmuştur. Söylemi sunan başbakan, toplum nezdinde açılımın esas amacını kamufle etmiştir. Başbakan'ın normalde büyük tepkilere sebep olması gereken icraatlarının yerine "milliyetçi" bir söyleme sahip olması kamuoyuna yönelik bir algı inşasıdır. Böyle bir algı yaratılarak herhangi bir tepki önceden engellenmiş olmaktadır.

Söylem mi Eylem mi Esastır?

Hiç kimsenin açıklama yapmadığı bir konuda niyeti bilinemez. Lakin bu "bilinemez" aynı zamanda "öngörülemez" demek değildir. Aralıklarla uygulamaya sokulan icraatlar arasında kurulan bağ, yakın danışma çevrelerinin yazdıkları ve verdikleri söyleşiler, uygulayıcıların genel ideolojik eğilimleri, kazara ortaya çıkan açıklanmayan anlaşmalar (Habur olayı), AB tavsiyesi gibi gerekçelere dayandırılan uygulamalar (Kopenhag Kriterleri, Terörle Mücadele Kanunu), insan hakları üzerinden uygulamaya sokulan icraatlar (TRT 6) amaçların kestirilmesinde belirleyicidir.

Buradan hareketle hükümetin ve Başbakanın sarf etmiş olduğu "tekçi" söyleminin bir geçerliliğinin olmadığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Zira Başbakan ve Kürt Açılımı Koordinatörü'nün Kürt Açılımı konusunda önceden yapmış oldukları resmi açıklamaların geçersiz olduğunu gösteren yeterince argüman elimizde mevcut. Bu sebeple söylemden ziyade uygulamalara bakmak sağlıklı analizler için zorunludur.

Bu noktada, söylem ile eylem arasındaki uçurum çeşitli defalar kendini göstermiştir. Örneğin, "Habur rezaleti" olarak tarihe geçen teröristlerin kahramanlar gibi karşılandığı ve kendilerini serbest bırakmak için özel mahkemelerin kurulduğu tarihi olay önce başbakan tarafından "güzel gelişmeler" olarak değerlendirilmiştir. Türk kamuoyundan gelen sert tepkiler üzerine kendileri tarafından planlanmış olduğu reddedilmiştir. DTP'li Ahmet Türk ile Kürt Açılımı koordinatörünün gizli buluşmasının ifşa olunması kamuoyuna açıklanmayan planların veya gizli ajandanın varlığını ortaya çıkarmıştır. Kürt Açılımı projesi içerisinde açıklanmayan bu gelişmeler bizim salt söylemden ziyade eyleme göre öngörü-analiz yapmamız gerektiğini göstermektedir.

Söylemin Sahibi Hegemonik Güç

Türkiye'de milli üniter yapıya açık ve net olarak karşı olduğunu belirten bir başbakan ve kozmopolit liberal-İslamcılardan oluşan yeni seçkinlerin hegemonyası söz konusudur. Hegemonyayı kuran sistematik yapı kitle iletişim araçları, sivil toplum örgütleri, karar vericileri etkileyen ve yönlendiren yeni seçkinler (Marksist kökenli "liberaller", kozmopolit İslamcılar, Kürtçüler vd.) ve dini motiflerin biçimlendirdiği algı inşasından müteşekkildir. Bu hegemonya araçları ile "Kürt Sorununun varlığı" yaratılmıştır. Bu yaratılmış "gerçeklik", Türkiye'nin tarihsel, kültürel, sosyolojik yapısına herhangi bir uyum göstermemektedir. Kürt Açılımının düşünsel-ideolojik arka planında bir etnik temelli Kürt sorununun varlığı kabul edilmiş, bir Kürt sorununun varlığını kabul etmeyen Türk milleti ise ikna edilme sürecinde yumuşatılmıştır (psikolojik operasyonların ilk aşaması).

Türk toplumunda yıllardır PKK'nın bir söylemi olarak kabul edilen "Kürt sorunu", AKP hükümetinin ve Türk toplumunda önemli bir etkinliğe sahip olan bazı cemaatler ile Kürtçü liberaller ve İslamcıların yoğun mesaisi sonucu toplumsal bir gerçeklik olarak inşa edilmiştir. Başbakan, "Bu ülkede Başbakan olarak Kürt sorununu savunuyorum ve savunmaya da devam edeceğim," demiştir. Kürt Açılımına kadar yok idiyse de şimdi artık etnik kökenli bir sorunun varlığı söz konusu olmuştur. Çeşitli illerde baş gösteren etnik görünümlü çatışmaları da bu uygulamaların bir sonucu olarak değerlendirebiliriz.

Adı Olmayan "Millet" Projesi

Kürt Açılımı ile başlayan süreçte önerilen Anayasal Vatandaşlık ve 36 etnik gruptan oluşan Türkiye söyleminde üst kimlik olarak Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı önerilmektedir. Bu üst kimliğe rağmen yaygın olarak kabul edilen "tek millet" söylemi de üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Tek millet söylemi muğlak bir ifadedir ve buradaki millet sözü ile Türk milletinin kastedilmediği bilinmektedir. "Türk" Başbakanının bütün konuşmalarında sıkça dile getirdiği görüşe göre Türkiye'deki 36 etnik gruptan biridir.[1] Başbakan'ın bu söylemi hükümet üyeleri tarafından da dillendirilmektedir. Bakan ve vekillerde de bu "millet" ifadesi isimsiz olarak kullanılmaktadır. Örneğin, Hüseyin Çelik bir toplantıda Başbakan Erdoğan'ın 'Tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak' sözünü anımsatarak, şöyle diyor: " 'İşte buna bazıları itiraz ediyor. 'Ne demek tek millet? E, biz Kürdüz.' İyi de kardeşim bir milletin içerisinde onlarca etnisite olabilir dedim. Millet ortak bir geçmişi olan, ortak bir vatanı olan, ortak gelecek planlaması olan ve o milleti millet yapan ortak değerlere sahip insanların gönüllü birlikteliğidir. ABD'de 400'ün üzerinde etnisite var. Fakat onlar millet olmuşlar. Ortak paydalarımızı ön plana çıkaracağız, fakat bizi farklı kılan özellikleri inkar ve yok saymayacağız. Öyle yaparsak o zaman ötekileştiriyorsunuz." [2]

Özerk Kürdistan ve iki dillilik tartışmaları sırasında Başbakan'ın meclisteki konuşması tek millet ve "resmi dil Türkçe" vurgusu ile öne çıktı. Başbakanın tek millet söylemine MHP'li vekillerin "o milletin adı ne?" sorusu başbakana bir gerçeğin ikrarını zorunlu kıldı. Hiç duyulmayano tek milletin adını "Türk" cevabıyla karşıladı!. AKP'li vekillerin "Türk milleti" cevabını ayakta ve çok heyecanlı bir biçimde alkışlaması manidardı. Çünkü AKP'li vekillerin söz konusu Tek Milletin adının veya kastedilenin "Türk" olduğu konusunda "şüpheleri" olduğunu göstermektedir ki Başbakan'ın ağzından çıkan bu söz kendi iç çelişkileri ile açıklanabilir. Böylece "Türk" telaffuzu AKP'li vekilleri rahatlatmıştır.

Peki aslında bu "millet" Başbakana göre "Türk" müydü? Cevabını "hayır" diye verebiliriz. Bu "Türk" benimsenmiş bir Türk değildir. Zorunlu olarak o anda söylenmek zorunda kalınmıştır. Bu durumun iki anlamı vardır. Zorda kalınınca söylenen Türk aslında inkar edilmeyecek bir gerçeğin ikrarından başka bir şey değildir. Liberal, İslamcı, Kürtçü zümreler katılmasalar da Türk bu "milletin" adıdır. Velakin yukarıda da vurguladığımız gibi Türk'ün Başbakanın düşüncesinde kullanıldığı alanlar bütünüyle "Bu ülkede Türk'üyle, Kürd'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle…." diye başlayan ve "Bu ülke bütün bu etnik grupların ülkesidir, üst kimliğimiz Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığıdır" kabulüyle içselleştirilmiş bir Türkiye için geçerlidir. Israrla etnik temelde bir değerlendirme yaklaşımına sahip olmak tarafımızdan ontolojik ırkçılık olarak tanımlanmıştır.[3] Bu zihniyete göre, Türk asla ve kat'a "Tek Millet"in adı değildir. Başbakan bütün konuşmalarında bu cümleyi tekrarlamaktadır. Fakat bu milletin adı hiçbir zaman dile getirilmemiştir. Ama Türk olmadığı da bilinmektedir. Başbakanın ve AKP'lilerin sıkça dile getirdiği anayasal vatandaşlığı PKK-BDP "Türkiye ulusu" olarak tanımlamışlardır.

Resmi Dil Türkçe Ama…

Resmi dil Türkçe vurgusu da hükümetin söylemindeki "tekçi" yaklaşımda aslında önemli yeri olan bir husus değildir. Çünkü hükümet gayet normal bir biçimde söylem olarak "teklik" üzerinden bir söyleme hâkimken uygulamalar hep aksini göstermiştir. Başbakan'ın "Milletimin dili tektir. Onun resmi dili Türkçedir. Fakat bu ülkede devletin kademeleri ile belediyeleri birbirinden ayırt eden anlayış devlet kurumlarını anlayamamış anlayıştır. Belediyeler de devletin resmi kurumlarıdır, diğerleri de resmi kurumlarıdır. Orada da Türkçe kullanılır. Birisinde farklı, birisinde farklı olmaz." Söylemde güçlü bir şekilde vurgulanan "tekliktir". Peki uygulamada da söylemdeki "teklik" sürdürülmekte midir? Cevap tek kelimeyle "hayırdır". Devlet tarafından 24 saat yayın yapan TRT6 gerçeği ortadadır. Başbakanın yukarıda söyledikleri ile TRT 6 gerçeği hangi gerekçe ile açıklanmaktadır? Bununla birlikte Güneydoğu Anadolu'da görev yapacak devlet memurlarının Kurmançça bilenlere öncelik tanınması uygulaması ise başka bir konudur.

TRT 6 uygulaması ortadayken "ana dilde eğitim yok" demesi Başbakan'ın milli üniter yapıyı savunduğu anlamına gelmemektedir. Çünkü "hemen ana dilde eğitim yapılsın" dese de yapılacak eğitimin alt yapısı mevcut değildir. "Ana dilde eğitim söz konusu değildir" açıklaması yeterli midir sorusuna da rahatlıkla "hayır" diye cevap verebiliriz. Çünkü Kurmançça ve Zazaca eğitime geçişin alt yapısı bazı üniversitelerde yüksek lisans düzeyinde eğitime başlamasıyla atılmıştır. İleride fakültelerle de desteklenecek bu program sonucunda ana dilde eğitim için mevcut alt yapı hazırlanmış olacak. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin son Türkiye ziyaretinde İstanbul'da görüştüğü BDP ve DTK temsilcilerine, Türkiye'deki devlet yetkilileriyle görüştüğünü, yetkililerin "Beş yıl içinde anadil konusundaki yasal düzenlemeleri hayata geçirme çalışmaları yapıyoruz" dediğini aktardı. Talabani, Türkiye'nin bu amaçla Kürtçe bilen eleman ve personel yetiştirilmesine hız verdiğini, bu elemanların birçoğunun da K. Irak'taki üniversitelerde eğitim gördüğünü söyledi.[4]

Türk Milliyetçiliği ile Kürtçülük Aynı Şey midir?

Başbakan, "Bu ülkede Başbakan olarak Kürt sorununu savunuyorum ve savunmaya da devam edeceğim. Ama Kürtçülüğün karşısındayım. Aynen Türkçülüğün de karşısındayım..." diyerek aslında Kürtçülüğü savunduğunu ve Türkçülüğe ise karşı olduğunu ifade etmiş oldu. Kürt Sorunu demek kendi mantıksal bütünlüğü içersinde etnik temelde bir sorunun varlığını kabul etmek demektir. Etnik bir sorunun kabul edilmesi ise etnik boyutlu çözüm yollarının varlığını kabul etmek demektir. Mesela, Kürt Sorunu demek, Kürtçe sorunu demektir. Kürt Sorunu demek, siyasal bir Kürt kimliğinin tanınması demektir. Kürt Sorunu demek, anayasada "Kürt gerçeğini" kabul etmek demektir. Kürt Sorunu demek, devletin egemenliğinin paylaşılması demektir. Ve bütün bunlarda her ne kadar demokratikleşme, insan hakları gibi nosyonlarla üzeri örtülse de açık ve net bir biçimde Kürtçülüktür.

Peki Başbakan'ın karşı olduğu Türkçülük daha doğrusu Türk milliyetçiliği nedir? Türk milliyetçiliği her şeyden önce Türk devletinin kurucu fikri altyapısıdır. Türk toplumunun siyasi, kültürel, sosyal dizaynının fikri temelidir. İbn-i Haldun'un ifadesi ile bir devleti kuran "asabiye"dir. Türk milliyetçiliği, Türkçedir. Bütün modern milli devletler gibi Türkiye de bir sosyolojik yapı yani "millet" üzerinde kurulmuştur ki bu millet Türk milletidir. Türk Milleti Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halktır.

Ecnebilerin Bile Anladığı Velakin Yerlilerin Anlayamadığı "Türklük"

"Yaşayan en önemli Türk ve son dönem Osmanlı tarihi hocalarından" kabul edilen Hint kökenli Türkolog Feroz Ahmad, haberturk.com'a verdiği bir söyleşide "Türkün" kim olduğunu tanımlamaktadır. Cumhuriyet döneminde Türk ve Türkiye diye bir ayırımın olduğunu belirten Ahmad, "Kemalistler ülkeye Türkiye Cumhuriyeti (Republic of Turkey) demişler, Türk Cumhuriyeti (Turkish Republic) dememişler" vurgusunu yaparken Mustafa Kemal'in 1922'de "Türk kimdir?" sorusuna "Misak-ı Milli sınırları içerisinde yaşayan herkes Türk'tür"[5] cevabını verdiğini söylüyor.[6]



[1] Son olarak Başbakan, "Türküz, Kürdüz, Lazız, Çerkeziz, Abazayız, Gürcüyüz ne fark eder? Bizi Allah yarattı, yaratılanı Yaradan'dan ötürü seviyoruz biz. Kimseye 'sen niye Türksün' diyemeyiz, 'sen niye Kürtsün, sen niye Gürcüsün, Abazasın, Arnavutsun' diyemeyiz. İşte Akif... Türk değil, Arnavut ama Akif'in İstiklal Marşıyla, onun o milli marşıyla bu millet ayağa kalktı, bu millet Kurtuluş destanını yazdı. Her zaman söylüyorum; biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliğinde biriz beraberiz ama altta kimlikler var; zaten zenginlik o. Bizim medeniyetimizde kesrette vahdet vardır. Farklılık, çokluk ve onların birleştiği tek nokta. Asıl zenginlik budur zaten. Biz bunu başaran bir milletiz."

[2] Hüseyin Çelik: "Mutlaka demokratikleşmemiz lazım", http://yenisafak.com.tr/Politika/?i=293999 (22.12.2010)

[3]Bkz: İkbal VURUCU, "Anayasal Vatandaşlık ve Ontolojik Irkçılık",

http://www.millethaber.com/39750-kbal_VURUCU_Anayasal_Vatandaslik_ve_Ontolojik_Irkcilik_yazilar.html ; Ayrıca tarafımızdan geliştirilen "Ontolojik Irkçılık" kavramı Kripto yayınlarından çıkacak olan ve basım aşamasındaki "Elveda Türk Devleti: Kürt Açılımının Ruhu" isimli kitap çalışmamızda yer almaktadır.

[4] "TÜRKİYE KÜRTÇE BİLEN ELEMAN YETİŞTİRİYOR", http://www.internethaber.com/talabaniden-turkiye-adina-dil-aciklamasi-316657h.htm (10.1.2011)

[5] Bu çok önemli söyleşiyi okumak için bkz:http://www.haberturk.com/polemik/haber/585303-unlu-tarihci-feroz-ahmad-kursad-oguza-konustu (27 Aralık 2010)

[6]Fakat Ahmad, "Rumlar, Ermeniler, Yahudiler Türk tanımına dahil değildi,ancak Türk uyruklu olarak kabul edildiler. Ayrıcalıklar kaldırıldı" demektedir. Oysa ayrıcalıklar kaldırılmakla birlikte vatandaş statüsünü alarak ülke içerisinde eşitlenmişti de. Çünkü Anayasa'da "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" tanımının çerçevesi 1921'den beri geçerliliğini korumaktadır. Yani, Türk vatandaşı olan Ermeni, Rum, Yahudi kökenliler de Türk'tür.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *