Sığınmacı Krizi Nereye Evriliyor?

Yazan  05 Mart 2020

Türkiye, Suriye'deki iç savaşın patlamasıyla dünyada en çok geçici koruma altındaki Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkelerin başında geliyor.

Bu yoğun göç krizini yükünü tek başına taşıdığını ileri süren Türkiye, bu konuda AB ile pek çok kez görüşmüş ve krizin çözümüne yönelik destek talebinde bulunmuştu.

Bu kapsamda, yetkililer 15 Kasım 2015 ve 29 Kasım 2015’de bir araya gelmiş ve Suriye'deki iç savaştan kaçan sığınmacıları kabul eden Türkiye'nin desteklenmesi, AB'ye yönelik düzensiz göç akınının önlenmesine ilişkin işbirliğini öngören Ortak Eylem Planı'nın uygulanması kararı alınmıştı.

Sonrasında, 18 Mart 2016'da Türkiye-AB zirvesinin ardından kamuoyunda 18 Mart Mutabakatı,  ya da Göçmen Mutabakatı olarak bilinen anlaşma yürürlüğe girdi.

18 Mart 2016'daki zirvede düzensiz göçün sona erdirilmesi amacıyla anlaşmaya varılan ek maddeler ise şunlardı:

  1. 20 Mart 2016 itibariyle Türkiye'den Yunan adalarına geçen tüm yeni düzensiz göçmenler Türkiye'ye iade edilecek. Yunan adalarına ulaşan göçmenler, usulüne uygun olarak kayıt altına alınacak ve sığınma başvuruları UNHCR (BM Mülteciler Yüksek Komiserliği) ile işbirliği içinde bireysel olarak işleme konulacak. Dayanaktan yoksun ya da kabul edilemez bulunanlar Türkiye'ye iade edilecek. Düzensiz göçmenlerin iade işlemlerinin masrafları AB tarafından karşılanacak,
  2. Korunmaya muhtaç gruplara yönelik BM kriterleri doğrultusunda, Yunan adalarından Türkiye'ye iade edilen her bir Suriyeli için Türkiye'den bir diğer Suriyeli AB'ye yerleştirilecek (1'e 1 formülü). İlk etapta 18 bin kişi yerleştirilecek, daha sonra ilave en fazla 54 bin kişi gönüllülük esasına göre yerleştirilecek,
  3. Türkiye, AB'ye yönelen yeni düzensiz göç güzergahlarının oluşumunu engelleyecek, deniz ve kara güzergahlarını önlemek için her türlü tedbiri alacak ve bu doğrultuda AB'nin yanı sıra komşu devletlerle de işbirliği yapacak.
  4. Düzensiz geçişler sona erdiğinde ya da ciddi şekilde azaldığında AB üye devletlerinin gönüllülük esasına dayanarak katkıda bulunacakları Gönüllü İnsani Kabul planı devreye sokulacak,
  5. 2016 yılı Haziran ayı sonuna kadar tüm kıstasların karşılanması şartıyla Türkiye lehine vize kolaylığı ve vize muafiyeti hususları değerlendirilecek, hız verilecek,
  6. AB, Türkiye için Sığınmacı Mali İmkanı kapsamında başlangıç olarak tahsis edilen 3 milyar euronun ödenmesini hızlandıracak ve 2016 Mart ayı sonundan önce geçici koruma altındakilere yönelik projelerin finansmanı sağlanacak. Kaynaklar tamamıyla kullanılma aşamasına yaklaştığında ve yükümlülükler karşılandığında AB, Sığınmacı Mali İmkanı çerçevesinde 2018'in sonuna kadar 3 milyar euroluk ilave bir fonu devreye sokacak,

(18 Mart Mutabakatı'nda ayrıca, Türkiye'nin AB üyeliği sürecini canlandırmaya yönelik kararlılık teyit edilmiş ve 14 Aralık 2015'te 17. Faslın müzakereye açılmış olmasından duyulan memnuniyet de dile getirilmişti.)

Türkiye ve Avrupa Birliği 18 Mart 2016'da imzalanan 'Mülteci Mutabakatı' kapsamında, birliğin 2018'e kadar Türkiye'ye 6 milyar euro ödemesi bekleniyordu, ancak AB Komisyonunun son açıklamalarına göre şu ana kadar sadece 3,5 milyar euroluk ödeme yapıldı.

Türkiye'nin İdlib'de 36 askerinin şehit olmasının ardından Türkiye Hükumeti, kara ve deniz yoluyla Avrupa'ya geçmek isteyen sığınmacıları durdurmama kararı aldı. Bunun üzerine, Türkiye'den Avrupa'ya geçmek isteyen binlerce göçmen Yunanistan ve Bulgaristan sınırına akın etmeye başladı.

Uluslararası Göç Örgütü'ne göre, Cumartesi (29 Şubat) akşamı 212 kilometrelik sınırda 13 bin kişi toplandı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 29 Şubat-3 Mart tarihleri arasında 130 bin 469 göçmenin Türkiye topraklarından ayrılıp, Yunanistan'a geçtiğini açıkladı.

Atina ise Yunanistan'a yasa dışı yollardan geçmeye çalışan kişi sayısının 24 bin 203 olduğunu, Atina sınırdan geçiş yapmaya çalışan göçmenlerin engellendiğini duyurdu. Yunan yetkililer ayrıca 183 kişinin gözaltına alındığını ve göçmen gözaltı merkezine gönderildiğini aktardı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin son verilerine göre Türkiye, 3,6 milyonu Suriyeli olmak üzere, toplam 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Erdoğan, Avrupa'ya gitmek isteyen sığınmacıların Afganistan, İran, Suriye, Pakistan, Afrika ve Asya kökenli olduklarını ve geçmek isteyenleri engellemeyeceğini açıkladı.

Öte yandan Yunan makamları ülkeye girişi engellenen düzensiz göçmenlerin çoğunluğunun Afgan, Pakistan ve Fas kökenli olduğunu belirtiyor.

Türkiye’nin Kapıları Açmasına Avrupa’nın Tepkisi

Geçtiğimiz günlerde, Avrupa Parlamentosu eski Türkiye Raportörü Kati Piri sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, "Türkiye hangi bölümüne uymalı? 2016'da vizelerin kaldırılacağı belirtilmişti; 2018'e kadar 6 milyar euro taahhüt edilmişti ancak fonlarda gecikme yaşanıyor, yeni fon öngörülmüyor; yeni fasılların açılması söz konusu bile değil" diyerek AB'yi eleştirdi.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Salı günkü açıklamasında Türkiye’yi Avrupa’ya "şantaj yapmakla" suçladı. Kurz, Türkiye’nin sınırlarını göçmenlere açmasıyla ilgili gazetecilere açıklamasında “Bu Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ve Yunanistan’a karşı bir saldırısıdır. Avrupa’ya baskı uygulamak için insanlar kullanılıyor” dedi. Kurz, “AB’nin sınırlarını koruma sınavı" olduğunu söyledi.

Alman İçişleri Bakanlığı, sosyal medyada İngilizce, Farsça ve Arapça paylaşımlarda bulunarak, Türkiye sınırlarından Avrupa'ya geçmeyi umut edenlere şu sözlerle seslendi: "AB dış sınırlarında düzeni sağlamak için vargücümüzle Yunanistan'ı destekleyeceğiz. Avrupa sınırları Türkiye'deki mültecilere açık değildir. Bu Almanya sınırları için de geçerlidir.”

Erdoğan’ın Suriye’de yaşananlardan ötürü Türkiye’ye yeteri kadar destek verilmediğini düşündüğünü belirten Merkel, "Bunun karşılığının mülteciler üzerinden verilmesi kabul edilemez" dedi. "Türkiye göçmenler konusunda büyük katkıda bulundu" diyen Merkel ülkenin en az 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yaptığını belirtti. İdlib’de yaşananlar nedeniyle durumun daha da dramatik bir boyut kazandığını, bu açıdan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’den daha fazla yardım beklemesini anladığını ekledi. Sorunun, her iki tarafın AB-Türkiye Göçmen Anlaşması’nın koşullarına uyması durumunda çözülebileceğini aktaran Merkel, bu konuda Türkiye ile görüşmelerin sürdüğünü belirtti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Yunanistan ve Bulgaristan'a destek veren ve Fransa olarak yanlarında olduklarını belirten bir mesaj yayınladı. Macron, Twitter hesabından paylaştığı mesajında, Türkiye sınırından yeniden göç almaya başlayan Yunanistan ve Bulgaristan ile tam bir dayanışma içinde olduklarını belirtti. Macron, "Fransa, Bulgaristan ve Yunanistan'a destek için AB'nin çabalarına katkıda bulunmaya hazırdır. Bir insani ve göç krizinden kaçınmak için hep birlikte hareket etmek zorundayız" diyerek, yeni güç gönderme çağrısına katkı sunacaklarının ipuçlarını verdi.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ise, Türkiye'yi Suriyeli mültecilerle ilgili Avrupa'ya "şantaj" yapmakla suçladı. Ulusal mecliste konuşan Le Drian, "Göçmenlerin Türkiye tarafından Avrupa üzerinde baskı ve şantaj unsuru olarak kullanılması kesinlikle kabul edilemez" ifadelerini kullandı ve Ankara'nın halihazırda kendi topraklarında bulunan göçmen ve mültecileri 'araçsallaştırdığını' söyledi.

Hollanda Meclisi, Salı akşamı yaptığı oturumda, Türkiye'den Yunan sınırına yönelen yeni mülteci akışını görüştü. İktidar ve muhalefete bağlı çok sayıda milletvekili, Yunanistan sınırınki mülteciler konusunda Türkiye'yi suçladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, siyasi amaçlar uğruna mültecileri kullandığını savunan Hollandalı milletvekilleri, Türkiye'yi Avrupa'ya karşı şantaj yapmakla suçladılar. Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakan Yardımcısı Ankie Broekers - Knol, "Türkiye, mülteci almak için Avrupa'dan daha fazla para istiyorsa, buna hayır demeyeceğiz" ifadeleri ile Türkiye’ye yapılacak maddi yardıma destek olmayı da bir bakıma taahhüt etmiş oldu.

Yunanistan'ın Türkiye sınırını ziyaret eden Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, mülteci krizi konusunda AB'nin gerekli her türlü desteği vereceğini açıklayarak, sınır güvenliği için 700 milyon euro yardım vaadinde bulundu. Yunanistan sınırında hali hazırda bulunan Frontex sınır güvenliği ekibinin hem kara hem de suda hızla güçlendirileceğini aktaran von der Leyen, tüm imkanlarını kullanmaya hazır olduklarını söyledi.

Bulgar ve Yunan yetkililer ise, Türkiye'den yaşanan göç akınına karşı sınır güvenliklerini arttırarak göçmenlere kapılarını açmayacaklarını bildirdi.

Kriz İngiliz basınında şu şekilde değerlendirildi;

Financial Times, Avrupa Birliği'nin Türkiye'yle yaptığı göç anlaşmasının "çökmenin eşiğinde olduğunu" söylerken, anlaşmanın ayrıntılarını ve bugün gelinen durumu yorumladığı bir analize yer veriyor. "Anlaşma yaşayacak mı?" diye soran gazete, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tehditlerinin AB başkentleriyle ilişkileri zehirlediği" yorumunda bulunuyor.

Financial Times, Avrupa Birliği'nin Türkiye'yle yaptığı anlaşmayla zaman kazanmasına karşın, göç politikasını yenileme girişimlerinin, kıtadaki göçmen karşıtı eğilime takıldığını vurguluyor.

Yazıya "Türkiye anlaşması, Avrupa'ya göç politikasının daha adil bir şekilde ele alınabilmesi için içeride sürdürülebilir bir sistem bulması için nefes alma fırsatı verdi. Ancak Avrupa'nın bu alanda gelişme kaydedememesi, Erdoğan'ın tehditleriyle yüzleşirken korunmasız bıraktı" satırlarıyla son veriliyor.

Konuya başyazılarından birini ayıran Times da, "Avrupa yeni bir göç dalgasına engel olmak için Türkiye ile bir anlaşmaya varmalı" diyor.

Erdoğan'ın sayıları artan göçmenler için daha fazla nakit, Türk vatandaşları için daha kolay vize ve gümrük birliğinde ilerleme istediğini yazan gazete, bu taleplerin Avrupalı liderler tarafından ciddiye alınmadığını söylüyor ve şöyle devam ediyor; "Erdoğan'ın İdlib'in tüm umutsuz insanlarını AB'ye yönlendirmek gibi ham pazarlık tekniğinden de belli. 2015'teki büyük göç konvoylarında, Angela Merkel aceleyle ülkesinin sınırlarını açması, popülist hareketleri güçlendirerek ve siyasi partiler manzarasını parçalayarak, Avrupa siyasetinin yüzünü değiştirdi. Türkiye'yle yapılan anlaşma biraz zaman kazandırdı, ancak AB bunu iyi kullanmadı. Kitlesel göçle nasıl başa çıkılacağı konusunda beş sene önceki kadar bölünmüş haldeler."

Daily Telegraph da "Avrupa'nın sınırlarında yenilenen kriz" başlıklı başyazısında, Türkiye'nin sınırları açması ve batıya doğru gidişlerini teşvik etmesiyle Avrupa'nın Suriye kaynaklı yeni bir göç kriziyle karşı karşıya kaldığını söylüyor. Dikkat çeken satırlar şöyle; "Göç dalgasına engel olmak için daha önce AB'yle bir anlaşmaya varan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sabrının tükendiği ve sınırlama politikalarına halkın desteğini kaybettiği açık. Ülkesi ve halkından, dışarıdan çok az yardımla kamplardaki 3,5 milyondan fazla insanın yükünü omuzlaması isteniyor. Karar, aynı zamanda Suriye'nin İdlib bölgesindeki hava saldırılarında 33 Türk askerinin hayatını kaybetmesini izliyor. Türkiye 'şantajla' suçlanıyor ama diğer ülkelerin Suriye'deki iç savaşın tetiklediği sorunu hafifletmek için ne yaptığını soruyor. Bu, adil bir soru. Ancak hemen önümüzde duran sorunu çözümüne yardımcı olacak soru değil. O sorun da Yunanistan sınırına iden insan seli konusunda ne yapılacağı."

Türkiye, hem Suriye ordusunun İdlib’deki Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesi için başlatmış olduğu Bahar Kalkanı Harekatı’ndan hem de mültecilerin Avrupa’ya gitmesi için yürürlüğü soktuğu ‘açık sınır kapısı’ politikasından geri dönmeyeceğini bugün bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından duyurdu.

Cumhurbaşkanı, ‘‘Sınırlarımızın terör örgütleri ve gözünü ülkemizin topraklarına dikmiş zalim bir rejim tarafından kuşatılmasına, sığınmacıların yükünün kalıcı şekilde üzerimize yıkılmasına izin vermemekte bundan böyle kararlıyız. Daha İdlib şehitlerimizin cenazelerini kaldırmadan rejime tarihin en büyük kayıplarını verdirerek bismillah dedik. İşlerin bu noktaya gelmiş olmasından dolayı gerçekten üzüntülüyüz. Bunun müsebbibi, arkalarına aldıkları güçlerin gölgesini kendi cüsseleri sanarak bize meydan okuyanlardır. Her biri canımızdan birer parça olan askerlerimizin hayatına kast edenleri yerle yeksan etmek boynumuzun borcudur. Yaşananlardan ibret almayanların, bizi hala tehdit etmeleri akıllarının başlarına gelmediğini işaret ediyor. Şayet bir an önce Türkiye’nin belirlediği sınırların dışına çıkmazlarsa, bir süre sonra omuzlarının üstündeki o başlar da kalmayacak’’ diye konuştu.

Erdoğan, "36 şehit verdiğimiz saldırı sonrası Avrupa'ya gitmek isteyen mültecilere kapıları açtık. Bu karar uluslararası hukuka uygundur. Bugün mültecilere sınırlarını kapatan, onları döverek botlarını batırarak geri göndermeye çalışan her Avrupa ülkesi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni çiğnemektedir.

Yunanistan botları şişleyerek batırıyor, içindeki yavruları ölüme terk ediyor. Mültecileri ülkesine sokmamak için, denizde boğmaktan kurşunla öldürmeye kadar her türlü yolu deneyen Yunanlı, bir gün bu merhamete kendilerinin de ihtiyacı olabileceğini unutmamalıdır.

Avrupa ülkeleri sorunu çözmek istiyorlarsa, Türkiye'nin Suriye'de gerçekleştirmeye çalıştığı siyasi ve insani çözüme destek vermelidir. Faşizmin ayak seslerinin daha çok duyulduğu Avrupa ülkeleri için böyle bir durum gerçek bir felaket anlamı taşıyacaktır. Böyle durumlarda Avrupa toplumları önce kendi komşularının gırtlağına sarılmaktadır. Umudumuz, AB'nin gerçekleri görmesidir" ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan, Yunanistan sınırına giden göçmenlerin bekleyişi ve sınırı geçme çabaları da sürüyor. Yunan devlet televizyonu ERT, güvenlik güçlerinin Pazartesi gece yarısı yasa dışı yollardan sınırı geçmeye çalışan 45 kişiyi gözaltına aldığını duyurdu. Söz konusu sığınmacıların Afganistan, Pakistan, Fas ve Bangladeş uyruklu olduğu belirtildi. Ayrıca 5 binden fazla kişinin geçişinin ise engellendiği kaydedildi.

Aralarında çocukların da bulunduğu göçmenler, Yunanistan'ın sert müdahalesine maruz kaldı. Kara sınırında göçmenleri gaz ve tazyikli suyla durdurmaya çalışan Yunan yetkililer, denizde de botları engelledi. Ancak binlerce göçmenin kara ve denizden Yunanistan'a akını, pek çok insani dramı da beraberinde getirmeye başladı. İnsan hakları örgütleri, durumun daha da kötüleşmesini engellemek için acil eylem çağrısında bulunuyor, gerekli önlemlerin alınmadığı taktirde yeni bir insani krizle karşı karşıya kalınabileceğini işaret ediyor.

Yunan yetkililerin verdiği bilgilere göre Cumartesi (29 Şubat) ile Pazartesi (2 Mart) günleri arasında da 24 bin 200'den fazla kişinin sınırı geçmesi engellenmişti. 182 kişi de gözaltına alınmıştı.

BM'den Atina'ya tepki: Burası Nazilerden kaçan mültecilere ateş açılan 1940'ların Avrupa'sı değil Birleşmiş Milletler (BM) Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard Yunan güvenlik güçlerinin Avrupa'ya geçmek isteyen mültecilere müdahalesini eleştirdi.

Sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Callamard, "Koruma isteyen kadın ve çocuklara ateş açılıyor, botları açık denizlere itiliyor. Burası Nazilerden kaçan, mültecilere ateş açılan 1940'ların Avrupa'sı değil, MS St Louis ya da 1939'da 900 Yahudi'nin girişine izin verilmeyen ABD ve Kanada da değil. Burası 2020'nin Avrupa'sı." dedi. Callamard göç sorunun "uluslararası bir suç" ve bu soruna "sıradanmış" gibi bakılmasının ise özellikle trajik ve rahatsız edici olduğunu ifade ederek, ""Kaç AB lideri, çocuklara ateş açan ve onları vebalı gibi iteleyen Yunan sınır güvenlik güçlerine tepki verecek acaba?" dedi.

Değerlendirme

Bütün bu bilgiler ışığında şunu net görmek gerekir ki özellikle göçün en yoğun olduğu 2014 yılından sonra 2015’te AB ve Türkiye arasında yapılan ve daha sonra 2016’da ek maddelerle genişletilen Mülteci Mutabakatı’ndan da anlaşılacağı üzere; AB Suriye iç savaşı kaynaklı mülteci krizinin yükünü Türkiye’nin omuzlarına bindirmiştir. Anlaşmaya ek getirilen maddelerde özellikle Türkiye'nin AB üyeliği sürecini canlandırmaya yönelik kararlılık teyit edilmesine ve Türkiye lehine vize kolaylığı ve vize muafiyeti hususları değerlendirilecek olmasına yönelik ifadelerin bulunması bir bakıma bu yükün karşılığı olarak boş vaat şeklinde değerlendirilebilir. Ayrıca AB’nin gerekli maddi yardımları karşılamamasına karşın, Türkiye hükümeti anlaşmanın yapılmasından bu yana sığınmacıların AB ülkelerine geçişinde adeta bir tampon görevi üstlenmiştir. Fakat, Türkiye’nin İdlib’te 36 askerini şehit vermesiyle birlikte AB ülkelerine karşı sığınmacıları durdurmama kararı alarak sınırları açmasının ardından bu tampon görevi sona ermiş görünmektedir.

Son 1 haftada Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun verdiği rakamlara göre, 135 binin  üzerinde sığınmacı Yunanistan’a geçmiştir ve bu sığınmacıların % 25’i Suriyelilerden oluşmaktadır; öte yandan Yunan yetkililerin açıklamalarına göre 24 bin civarında sığınmacı geçmiştir ve bunlar Afgan, Fas ve Pakistan kökenlidir.

Burada değinilmesi gereken noktaları şöyle sıralamak mümkündür;

  • Anlaşmaya taraf olan AB, anlaşmanın gereklerinin tamamını yerine getirmemiştir. Türkiye, ekonomik, sosyal ve güvenlik açısından büyük bir yükün altına girmiştir ve bu yükü uzun yıllar tek başına omuzlamıştır.
  • AB ülkelerinin sınırların açılmasının ardından Türkiye’ye yardımlarda bulunulması gerektiği yönünde yaptıkları açıklamalar çözüm odaklı olmaktan ziyade statükoya geri dönme ve geçiştirme odaklı görünmektedir. Aslına bakılırsa ortada tüm dünyayı etkileyecek, tam anlamıyla “kriz” boyutuna ulaşmış bir durum söz konusudur. Bu sorun ise yalnızca Türkiye’ye yapılması üstenen maddi yardımla son bulacak bir sorun değil, kaynağına inerek, diplomatik yollarla çözülmesi gereken bir sorundur.
  • Türkiye’yi sığınmacıları sınıra itmekle suçlamak yersizdir. Zira Türkiye hükümetinin sığınmacıları sınıra yönlendirecek zorlayıcı bir uygulaması olmamıştır. Sınırların açılmasının ardından gitmek yalnızca bu kişilerin iradelerine bırakılmıştır. Ayrıca 1951 Cenevre Sözleşmesi uyarınca sığınmacıların sığınacağı ülkeyi seçme hakkı vardır.
  • Son olarak, sınırlara yığılan göçmenlerin büyük çoğunluğunun asıl amacı Yunanistan üzerinden diğer Avrupa ülkelerine geçmektir. AB ülkeleri üzerinde tedirginlik yaratan esas mesele Yunanistan’ı korumaktan ziyade budur. Zira Yunanistan ve Türkiye arasında sığınmacılar konusundaki anlaşmazlık bu boyutta olmasa da mevcuttu. Krizin bu boyuta ulaşması nedeniyle sorun, diğer Avrupa ülkeleri açısından da tehdit yaratmaya başlamıştır.

Bütün bunların yanı sıra Yunanistan hükümetinin sınırda ‘güvenlik’ adı altında uyguladığı güç insan haklarına aykırıdır. Aşağıda yer alan açıklamalar “Sığınma, sınırlar ve göç ile ilgili Avrupa hukuku”[1] belgesinde yer alan açıklamalardan anlaşılacağı üzere Yunanistan’ın bu tavrı insan haklarına aykırı olmanın yanı sıra AB hukukuna da aykırıdır.

“AB Sığınma Prosedürü Yönetmeliği göre sığınma mevzuatı kişinin karasuları ve transit bölgeler dahil, sınıra vardığı andan itibaren geçerlidir. Bu talepler için, tüzüğün 6. maddesinde, sığınma prosedürüne erişime dair detaylar sunulmaktadır. 6 (2). maddesi, devletlerin bireylere mümkün olan en kısa sürede başvuru yapabilmeleri için etkili bir imkân sağlamalarını zorunlu kılmaktadır. Yönetmelikteki güvenceler prosedüre ulaşılabildiği takdirde uygulanabilirler.

Açık denizlerdeki faaliyetler, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin yanı sıra Denizde Can Güvenliği (SOLAS) ve Arama ve Kurtarma (SAR) Sözleşmeleri ile düzenlenmektedir. Bu belgeler, denizde tehlikede olan insanlara yardım etme ve onları kurtarma vazifesi yüklemektedir. Bir gemi kaptanı, denizde kurtarılanları “güvenli bir yere” teslim etme yükümlülüğü taşır.”

Türkiye, AB ve hatta dünya şu anda bir sığınmacı kriziyle karşı karşıyadır. Yaşanan gelişmelerin en akıllıca çözümü ise doğru diplomatik yollarla ve doğru adımlarla meseleyi kaynağından çözmek olacaktır.

 

Kaynaklar:

 https://www.bbc.com/turkce

https://www.dw.com/tr/g%C3%BCndem/s-10201

https://tr.euronews.com/tag/turkiye

https://tr.sputniknews.com/

http://suriyelilersuriyeye.com/

 

[1] Sığınma Sınırlar ve Göç ile ilgili Avrupa Hukuku El Kitabı, ss. 43-91, https://fra.europa.eu/sites/default/files/fra_uploads/handbook-law-asylum-migration-borders_tr.pdf, Erişim Tarihi, 04.03.2020

Kübra Ünlü

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü 
Stajer

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Fatma Melike Karaaslan   - 10-07-2020

"Çoklu Baro Sistemi"nin Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sı Tarafından Öngörülen Temel İlkeler Çerçevesinde Kısa Bir Değerlendirmesi

Barolar, günümüze kadar her daim demokratik, laik, insan haklarına saygılı, üniter bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti için mücadele vermiş, 1987'de Bulgaristan'da yaşayan Türk azınlığa yönelik zulüm, işkence ve insanlık dışı muamelelere karşı tüm hukukçuları harekete çağırmış, Madımak Katliamında işlen...