Taliban, Avrupa’ya ortak bir sığınmacı planları olmadığını hatırlattı

Yazan  01 Eylül 2021

Yazan: Arsal Ateş

Afgan sığınmacıların Avrupa kıyılarına dayanması olasılığı kıtayı tekrar zayıf noktasıyla yüzleştirdi: hiçbir zaman kıta üzerinde etkili olan ortak bir sığınmacı planı yoktu.

Altı yıl önce, Avrupa Birliği ülkeleri, Suriye üzerinden gelen savaştan zarar görmüş kişilerin sığınmacı sürecinin nasıl işleyeceği, kabul edilme durumları konusunda ortak bir karar alamadıkları için bir tartışmaya sürüklenmişlerdi. 2015’te 1 milyon muhacirin Avrupa’ya ulaşması hatırlatılarak AB’nin ortak bir plan hazırlamasının zorunluluğu konuşuluyor.

Yeni planda, mültecilerin nasıl etkili bir şekilde tüm Avrupa kıtasına dağıtılması gerektiğini söyleyen siyasiler, bir dahaki göç dalgasına hazırlıklı olmaları gerektiğini belirtti.

Ancak bu yine gerçekleşmedi.

Taliban, Afganistan’da kontrolü ele geçirince, Avrupalı liderlerin bu konudaki başarısızlığı gün yüzüne çıktı. Böylece, siyasiler ve diplomatlar Afgan mülteci sorununu nasıl çözmek gerektiği ile ilgili ortak bir kanıya varamayıp bambaşka fikirler etrafında dağıldılar.

Çözüm arayışları ise parça parça belli oldu; sınır hattı güvenliği, Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelere (Türkiye ve Pakistan gibi) mülteciler için yatırım yaparak yerleşmelerini sağlamak ve Afgan vatandaşlara geçici bir AB koruması sağlamak.

İlk örneklere göre Yunanistan şimdiden kendi sınırına 40 kilometrelik güvenlik ve gözetleme kuleleri kurdu.

AB elçiliklerinin bu hafta bir toplantı düzenleyerek kolektif bir açıklama yapmaları bekleniyor. Cumartesi günü, AB liderleri, üye ülkelerin fonlamalarını ve üye olmayan ülkelere mülteci yerleştirme fikirlerini birleştirerek kendi planlarının bir ön gösterimini yapmayı teklif ettiler.

Ve tekrar, istikrarlı bir şekilde, göç konusu AB’yi ele geçirdi. İnsan hakları çalışanları, göç odağının AB bloğuna zarar vereceği yönünde ihtar verdi. Göçmenlik bürosunda çalışan yetkililer ise Afganistan’dan göçen insanların büyük çoğunluğunun Avrupa’ya değil, komşu ülkelerde kalacaklarını söyledi.

Sivil toplum kuruluşlarına göre, Afgan mülteci krizi ise komşu ülkelere bir avantaj olarak dönecek. Türkiye, Belarus ve Fas’ın içinde olduğu buülkeler, ülkelerindeki mülteci çoğunluğu yüzünden AB ülkelerine şantaj ya da sömürme yapabilecekleri endişeleri artıyor.

Kontrol edilemeyen konu

2015’ten beri, AB ülkeleri sürekli deneyerek ve başarısız olarak, Avrupa’ya göç eden mültecileri homojen bir şekilde tahsis etmek için bir sistem kurmaya çalıştı.

Ancak geçen yıl, Avrupa Komisyonu yeni bir tahsis planı teklif etti, başarılı olacağına dair umutlar az olsa da, gerçekleştiği takdirde fayda sağlayacağı düşünülüyor.

2016’da ise, Suriyeli sığınmacı dalgası sırasında AB-Türkiye arasında, Ankara’nın sığınmacıların Ege Denizi üzerinden Yunanistan’a geçmeleri engellenecek ve bunun karşılığında Türkiye sığınmacılar için yapacağı çalışmalar için AB tarafından birkaç milyar Euro fonlanacaktı.

Cuma günü, AB’nin tekrar Türkiye ile bir anlaşmaya varacağı yaklaşımları gündeme geldi. Türkiye, Afganistan ile doğrudan bir sınır paylaşmasa da, diplomatlar Türkiye’nin Afgan mülteciler için ev sahibi olabileceği konusuna değindiler. Türk bir yetkili ise bu söylentileri yalanladı: “Türkiye ve AB arasında Afgan mülteci sorunu üzerinde bir anlaşma yoktur.”

Yine de AB basını Türkiye’nin rol oynayacak tek ülke olmadığı konusunda bilinçliler. BM Mülteciler Yüksek Komiseri, Afgan mültecilerin Pakistan, İran ve Tacikistan’a da gidebilecekleri konusuna değindi. Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in Afganistan’a komşu ülkelerle yaptığı görüşmeler de sürüyor.

Komisyon Başkanı Von der Leyen, AB’nin insani yardım kapsamında Afganistan’a sadece 2021 yılı için 57 milyon Euro tahsis edeceklerini söyledi. AB liderleri ise insani yardımların hiçbirinin yerel otoritelere gitmemesi gerektiğinin altını çizdiler. 

 

Kaynak: Politico

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Deniz Berktay   - 13-10-2021

Fener Patrikhanesi ve Asimilasyon

Dünyanın pek çok yerinde, dinle siyaset, iç içe geçmiş durumda. Hıristiyanlığın Ortodoksluk mezhebi de, siyasetin yoğun müdahalesine maruz kalmakta.