‘Yunanistan’ın hukuk dışı talepleri yalnızca Türkiye’nin değil AB ülkelerinin uygulamalarına da ters’

Yazan  18 Ağustos 2020

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı Gözde Kılıç Yaşın ,Türkiye ile Yunanistan arasındaki bu büyüyen krizi Sputnik’e değerlendirdi.

 Yaşın’a göre sorunun kaynağı, Yunanistan’ın Türkiye’nin yanı sıra AB ülkeleri tarafından da kabul görmeyen ‘hukuk dışı’ tezleri:

Doğu Akdeniz krizinin bir boyutu Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adanın tek sahibiymiş gibi tek taraflı MEB ilanı ve uluslararası şirketlere verdiği doğalgaz arama ruhsatları iken bir boyutu da Yunanistan’ın Girit- Kaşot-Çoban- Rodos- Meis adalarını kendi ülkesinin dış sınırı kabul ederek bu hattan itibaren Münhasır Ekonomik Bölge uygulaması yapmak istemesidir. Yunanistan’ın en dıştaki adalarını esas alan dış hat belirleme niyetinin uluslararası hukukta bir karşılığı bulunmuyor. Türkiye’nin ilan etmesine gerek olmaksızın sahip olduğu ve ana karasından itibaren uzanan kıta sahanlığı bölgesindeki iddialar elbette öncelikle Türkiye’yi ilgilendiriyor. Ancak özellikle Yunanistan’ın talepleri İtalya, İspanya gibi Avrupa Birliği ortaklarının uygulamalarına da ters, Yunanistan’ın adalarına tam yetki tanıma isteği Arnavutluk, Libya, İtalya gibi deniz komşuluğu yaptığı ülkelerce de tanınmıyor.

‘Rodos, Meis, Kaşot gibi adaların deniz yetki alanları karasuları ile sınırlıdır’ 

Yaşın meselenin hukuki boyutunu “Uluslararası Adalet Divanı’nın da benzer konuları içeren davalardaki hükmü adalara, özellikle de ters tarafta bulunuyorlarsa yani diğer bir ülkenin kıyılarına yakın bir adaysa, bu adaya tanınacak yetki alanlarında kısıtlamaya gidilmesi yönünde. Yani uluslararası hukuk uygulaması, Rodos, Kerpe, Kaşot ve Meis gibi adaları enclave edilmesi, yani deniz yetki alanlarının karasuları sınırlarında tutulması şeklindedir. Fransız kıyılarına daha yakın bulunan İngiliz adaları da böyle mahkeme kararıyla enclave edilmişti. Tüm benzer davalarda mahkeme ya da hakem heyeti, kara devletinin haklarına öncelik verilmiştir, bunu karşılayan hukuki terim “coğrafyanın üstünlüğü prensibi”dir. Aynı şekilde bu tür davalarda ortay hat prensibine değil hakça ilkelere üstünlük verilmiştir” şeklinde anlattı. 

‘Türkiye’nin bakış açısını teyit eden çok sayıda mahkeme kararı var’ 

Meis gibi “ters taraftaki” adaları kısıtlı etkili veya tamamen etkisiz bırakan ve Türkiye’nin bakış açısını destekleyen çok sayıda mahkeme kararı olduğunu söyleyen Yaşın Bu davaların her birinde ilgili bölgenin coğrafi durumu ve adaya etki alanı tanınması durumunda anakara devletinin haklarında sebep olacağı hak kayıpları dikkate alınmış ve üstünlük anakaraya tanınmıştır. Yine devletlerin kendi aralarında yaptıkları anlaşmalarda da mahkemelerin uyguladığı prensiplerin izlendiğini yani Türkiye’nin bakış açısını teyit eden anlaşmalar üretildiğini görüyoruz. Bu durumda Türkiye’nin Libya ile yaptığı sınırlandırma anlaşmasında Girit adasına 12 mil yani karasuları genişliğinde deniz alanı bırakması, uluslararası hukukun ürettiği yorum ve anlayışın bir vakıada kullanılmasından ibarettir.

‘Türkiye’nin tutumu İspanya ve İtalya’nın tutumuyla örtüşüyor’

Aynı şekilde Meis adası ile ilgili çıkan tartışmada Türkiye’nin tutumu yine İspanya, İtalya gibi devletlerin kendi deniz sınırlarını belirlerken benimsedikleri tutum ve uluslararası mahkeme ya da hakem heyetlerinin emsal kararlarındaki prensiplerle örtüşmektedir. Bu çerçevede Yunanistan’ın Mısır’la deniz sınırının bulunduğu iddiası da tartışmalıdır. Hukuk değil siyaset söz konusu. Türkiye, İsrail, Mısır gibi bölge ülkeleriyle sorunlu ilişkiler üretmekle hata yapmıştır ama hukuk çerçevesinde tüm iddialarında haklıdır. Mahkemeye gidilmesi durumunda mahkeme hukuk çerçevesinde kalırsa çıkacak karar Türkiye’nin iddia ve tezleriyle örtüşecektir dedi.

‘Yunanistan 2003’te Meis’in güneyinde araştırma yapmak için Türkiye’den izin istemişti, bu bile başlı başına gösterge’

Yunanistan’ın 2003 yılında Meis’in güneyinde araştırma yapmak için Türkiye’den izin istediğini ve bunun Türkiye’nin egemenlik haklarını tanımak anlamına geldiğini söyleyen Yaşın şöyle devam etti:

“Hukukun oluşumunda devletlerin tutumu da önemlidir. 26 Mart 2003’te Meis Adası’nın güneyinde araştırma yapmak için Türkiye’den izin istemesi, Yunanistan’ın Türkiye’nin kıta sahanlığını tanıdığı anlamına gelir. Alman bayraklı Hamburg Üniversitesi'ne ait R/V Meteor' isimli araştırma gemisinin Ege Denizi'nde Yunanistan’ın kendi ‘karasuları’ kabul ettiği alanlarda (Limni adası civarı) bilimsel çalışmalar yapmak için Türkiye'den de izin istemesi de aynı şekilde hukuk yaratmaktadır. Yine bir Alman gemisinin Türkiye’den araştırma için izin istemesi ve Türkiye’nin de Girit ve Kıbrıs arasındaki 580 kilometre uzunluğunda ve 25 kilometre genişliğinde alan için NAVTEX yayımlayarak Maria S. Merian isimli Almanya bandıralı araştırma gemisine izin vermesi yine bu bölgede Türkiye’nin egemenlik haklarının tanındığını gösterir hukukun bir parçasıdır.

Gözde Kılıç Yaşın

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.