İsrail’in Suriye Politikası, IŞİD ve Kürtler

Yazan  30 Haziran 2015

2010 yılının Aralık ayında Tunus’ta başlayan halk hareketinin, başlangıçta öngörülemeyecek şekilde, domino etkisiyle Ortadoğu bölgesine hızla yayılması ile başlayan süreç, bölgenin demokratikleşme sürecinin başlangıcının bir işareti sanılarak “Bahar” olarak adlandırılmıştır. Oysa sözde Bahar dört yılı aşkın süredir bölgeyi kavurmaktadır; süregelen iç çatışmalar, dış müdahaleler, yükselen aşırı dinci terör örgütleri Ortadoğu’nun güvenlik mimarisini çoktan sarsmıştır.

Sözde Bahar sürecinde Suriye çok-aktörlü bir iç çatışmaya sürüklenmiş ve bölgedeki güçlerini/etkinliklerini artırmak için bir fırsat yakaladıklarını sanan bölgesel aktörlerin rekabet alanına dönüşmüştür.  Bölgesel aktörlerin Suriye’nin çok-aktörlü iç çatışmasına müdahil olmaları ve Suriye’deki iç çatışmanın da bölgesel aktörlere etkileri bağlamında, “Suriye’de olan Suriye’de kalmamıştır.”

Bu koşullarda Arap halklarının nazarında bölgedeki mevcudiyetinin sorun olduğu, Arap hükümetleri ile de inişli-çıkışlı ilişkiler içindeki İsrail,  Suriye’deki iç çatışmanın bölgesel yansımalarının ve aşırı dinci terör örgütlerinin yükselişinin kendisine yönelik taşıdığı riskler karşısında, deyim yerindeyse, iki arada bir derede kalmıştır. Zira İsrail’de bazı siyasetçiler ve akademisyenler “bildiğimiz şeytan, bilmediğimizden iyidir” söylemiyle Esad rejiminin aşırı dincilere karşı tercih edilmesi gerektiğini savunurken, kimi çevreler Esad’ın İran ve Hizbullah ile bağlantısı dikkate alındığında İsrail’e karşı daha ciddi tehdit oluşturduğunu ileri sürmüştür. Bu koşullar altında İsrail Hükümeti Suriye sorununa karışmamayı ya da karışmıyor gibi görünmeyi tercih etse de, kimilerince “pasif”, kimilerince “tarafsız” olan bu politikayı/imajı sürdürebilmesi mümkün olmamıştır ve hatta İsrail’in Suriye’ye askeri müdahaleleri bile gündeme gelmiştir.

Suriye’deki iç çatışmanın İsrail’i kaygılandıran ilk yönü,  İran ve Esad yönetimi tarafından fonlanan, silahlandırılmakta olan ve iç çatışmada Esad safında yer alan Hizbullah’tır. Hizbullah, Suriye’deki iç çatışma sürecinde başlıca iki açıdan İsrail için risk oluşturmaktadır. Birincisi Suriye’deki çatışma ortamının, Hizbullah’a çok sayıda genç militan toplama ve eğitme fırsatı sunmuş olmasıdır. Ely Karmon’un ifadesiyle Suriye’de öldürülen her erkek, Hizbullah’a daha fazla aile desteği demektir.[1] Bu noktada İsrail’i esasen kaygılandıran Hizbullah’ın kimin tarafında çatıştığı değil, bu çatışma sayesinde militan sayısını,halk desteğini ve savaş tecrübesini artırmasıdır. Ancak Hizbullah kaynaklı riskin abartıldığı kanısında olanlar, Hizbullah’ın Suriye’deki mücadelesi sonucunda güç kaybedeceğini, bölgede Sünni-Şii ayrışması keskinleştikçe Hizbullah’ın örgüte sempati duyan Sünni çoğunluğu yitireceğini, “İslami direnişçi” konumundan çok “mezhepçi güç, İran’ın vekili”[2] konumunda olacağını;  dolayısıyla İsrail için daha az tehlike arz edeceğini ileri sürmektedir. İkincisi Hizbullah’ın askeri teknoloji açısından güçlenmesi ve kitle imha silahlarına sahip olması riskidir. Bu nedenle İsrail, İran ve Suriye tarafından Hizbullah’a kimyasal silah ve askeri teknolojilerin transfer edilmesi halinde askeri güce başvuracağı uyarısında bulunmuştur. Bu uyarı, İsrail’in Suriye’de Şam havaalanını da içeren stratejik noktalara yönelik hava saldırıları ile desteklenmiştir.[3] Üstelik İsrail, Esad rejiminin devrilmesi ya da stratejik silahlar üzerinde kontrolünü yitirmesi halinde bu silahların Hizbullah ve diğer aşırı dinci terör örgütlerinin eline geçmesinden de kaygılanmaktadır.[4] Görüleceği gibi, bu açıdan ortaya karmaşık bir tablo çıkmaktadır; bir tarafta Esad yönetiminin Hizbullah’a stratejik/kitle imha silahları transfer etme riski, diğer tarafta Esad rejiminin devrilmesi halinde bu tür silahların bölgede devlet dışı aktörlerin eline geçme riski. İşte bu riskler, yazının başında bahsi geçen “bildiğimiz şeytan, bilmediğimiz şeytandan iyi (mi)dir?” tartışmasının içeriğinde yer almaktadır.

Hizbullah’ın İsrail’e yönelik oluşturduğu tehdit ya da İsrail’in Hizbullah kaynaklı tehdit algısı, neticede, İsrail’in, Hizbullah’ı zayıflatmak önceliği ışığında, Suriye’de muhaliflerden yana tavır koymasına sebep olmuştur. Basında yer alan haberlere göre, İsrail Suriye’deki muhalif unsurlara maddi, tıbbi destek ile eğitim desteği sağlamaktadır. Bu noktada İsrail’in Irak Şam İslam Devleti (IŞİD)ile bağlantısı olup olmadığı meselesi önem kazanmaktadır. Çeşitli haber sitelerinde[5], Birleşmiş Milletler gözlemcileri tarafından hazırlanan rapor uyarınca, İsrail Savunma Kuvvetleri ve İŞID üyelerinin düzenli şekilde irtibat halinde oldukları, İsrail tarafından İŞID üyelerine tıbbi destek verildiği açıklanmıştır. İsrail’in IŞİD’e yönelik uluslararası koalisyona askeri destek sağlayan devletler[6] arasında yer almaması da, bu çerçevede daha da anlam kazanmaktadır.   Esad yönetimi ve Hizbullah da, İsrail’i Hizbullah’a karşı üstünlük sağlamak adına aşırı dinci gruplar da dahil isyancılar ile işbirliği içinde bulunmakla itham etmektedir. Peki İsrail’in IŞİD’e destek verdiği yönündeki haberler, iddialar doğru ise bu desteğin nedenleri nelerdir? Bu ve benzeri sorulara pek çok açıdan yanıt aranabilir.

Birincisi; İsrail “düşmanımın düşmanı dostumdur” görüşüyle hareket etmektedir. Bu açıdan IŞİD, Esad yönetimi ve özellikle Hizbullah ile çatıştığı müddetçe İsrail’in düşmanı olmayacaktır. Hatta İsrail Savunma Kuvvetleri’nden isminin açıklanmasını istemeyen bir yetkili,  IŞİD’e yönelik uluslararası koalisyonu, bölgedeki Şii eksenini güçlendireceği gerekçesiyle büyük bir hata olarak nitelendirmiştir.[7]

İkincisi;  IŞİD Yahudileri değil, Müslümanları hedef almaktadır. Sniegoski, IŞİD’in “sözde” İslam'ı arındırmayı hedeflediğini,  zira bir militanın ifadesiyle asıl düşmanlarının “kafirler” değil, “münafıklar” olduğunu, bu nedenle İsrail’in Müslüman olmayanlara saldırmayan IŞİD’i düşman olarak görmediğini belirtmektedir.[8] Kısaca,  İsrail “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” demektedir.

Üçüncüsü; IŞİD, Ortadoğu’da ayırıcı/bölücü bir unsur olarak sahneye çıkmıştır. IŞİD Arap coğrafyasında yarattığı kaos ve mezhepsel ayrımı tetikleyici rolü ile İsrail’in Arap düşmanlarını parçalamakta ve kendi aralarında çatışmalarına neden olmaktadır. İsrail’in düşmanlarını, dolayısıyla İsrail’e yönelik dış tehditleri zayıflatan IŞİD, İsrail’in öncelikli düşmanı olamaz.

Dördüncüsü; İsrail yönetimi IŞİD’i, İsrail’in Hamas ile mücadelesini meşrulaştırmak adına kullanmaktadır. Netanyahu, IŞİD ve Hamas’ı “aynı zehirli ağacın dalları” olarak tanımlayarak, IŞİD ile mücadele eden devletlerin İsrail’in Hamas ile mücadelesine itiraz etmelerinin kabul edilemez olduğunu belirtmektedir. Bu açıdan IŞİD, İsrail için Hamas ile mücadelesini meşrulaştıran bir kozdur.

Diğer taraftan, Suriye’deki iç çatışma bir gerçeği gözler önüne sermektedir;  oluşan güç boşluğu,  mutlaka bu boşluğu doldurmak isteyenler arasında rekabet yaratır. Suriye’de de sadece aşırı dinciler değil, Kürtler de Esad rejiminin zayıflamasından doğan güç boşluğunu doldurmak için harekete geçmiştir. 2013 yılı sonlarında Suriye’deki en güçlü Kürt grup PYD, Suriye’nin kuzeydoğusunda otonomi ilan etme girişiminde bulunmuştur; bu girişim hem komşu ülkeler hem de Suriye’de diğer muhalif unsurlar tarafından tepki ile karşılanmıştır.[9] Suriyeli Kürtlerin gündeminde bağımsızlık olup olmadığı tartışıladursun,-zira şimdilik böyle bir amaçları olmadığı da iddia edilmektedir-,  İsrail Başbakanı Netanyahu, bölgede bir Kürt devleti oluşumunu desteklediğini ifade etmiş, hatta bağımsız bir “Kürdistan” kurulması çağrısında bulunmuştur.[10] İsrail’in bağımsız bir “Kürdistan” kurulmasını istemesinin nedeni, böyle bir senaryo gerçekleşir ise bölgede Kürt nüfusunun bulunduğu devletlerde çözülme sürecinin başlaması ve bölgede yaşanacak Balkanizasyon sayesinde İsrail’in bölgenin süper gücü rolüne bürünmesidir. Zira İsrail’in kendince bağımsız bir Kürt devletinden beklentisi, komşu ülkeler için yeni bir sorun yaratmak suretiyle  İsrail’e yönelik güvenlik risklerini azaltmasıdır.  Zaten İsrail’in bölgede Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı alanlarda askeri ve istihbarat içerikli faaliyetlerde bulunduğu, Şii milis güçlerini dengelemek ve özellikle İran’ın nükleer faaliyetleri hakkında bilgi almak adına Kürtleri desteklediği ve kullandığı yönünde haberler ve yorumlar Batı basınında yer almaktaydı.[11] Dolayısıyla, bu aşamada Netanyahu’nun “Kürdistan” isteği şaşırtıcı değildir. Peki bölgede bir Kürt devleti oluşturulmasına yönelik isteğini bu şekilde net ifadelerle açıklayan İsrail hükümeti –iddialar doğru ise- Suriye’deki Kürt gruplara neden destek olmaktadır? Başlıca neden, elbette ki, Irak’da yaşanan Kürt devleti oluşum sürecinin, Suriye’ye uyarlanabilir olduğunun düşünülmesidir. Irak Kürt bölgesel yönetimi lideri Barzani, “Irak çöküyor; Kürtler için geleceklerine karar verme zamanı gelmiştir” derken, benzer ifadelerin aynı dönemde İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman tarafından da kullanılması, Lieberman’ın Kürt devletinin kaçınılmaz son olduğunu iddia etmesi tesadüf olmasa gerektir.[12]  Bu görüşü ifade edenler ve benimseyenler,“Irak’ın dağılması Kürt devletini meşrulaştırıyor ise, Suriye’nin dağılması da Suriyeli Kürtlerin devlet oluşumunu meşrulaştırır.” gibi devletlerin ülkesel bütünlüğü anlayışına ters bir anlayış içindedir. Diğer taraftan İsrail’in Iraklı Kürtler ile iyi ilişkiler kurması, kendilerince Kerkük’ün petrol zenginliği nedeniyle geleceğe yönelik ekonomik yatırımdır. Aynı şekilde Suriye’nin kuzeyinde birbirleri ile çatışan unsurların bölgedeki petrol alanları üzerinde kontrolü ele geçirmek için mücadele ettiği düşünülürse, İsrail, Suriye’deki petrol alanlarını kontrol altına almış bir Kürt devleti oluşturma saikiyle hareket ediyor olabilir.  Ne de olsa bir Kürt yetkilinin, Kürt Kuzey ile Merkez Şam arasında petrol gelirlerinin dağıtımı konusunda bir anlaşma olmadığı müddetçe, PYD’nin, petrol alanlarının diğer grupların eline geçmemesi için son adamına kadar savaşacağına yönelik ifadesi[13] İsrail’i daha da heyecanlandırmakta olsa gerektir. Üstelik Suriyeli Kürtler, Kuzey Irak petrolünün denize açılan kapısı da olabilir. Neticede İsrail’in uzun vadede beklentisi, “Batı-dostu petrol ihracatçısı”[14]nın oluşumudur.

Sonuç

Sözde Bahar, başlangıçta öngörüldüğü ya da umulduğu üzere bölgede demokratikleşme sürecinin değil,  şiddet içeren dönüşüm sürecinin adı olmuştur. Bölgedeki devletlerin çatışan çıkarları,  devlet dışı aktörlerin yükselişi, küresel aktörlerin bölgeye dair politikaları bu sürecin nihai noktası hakkında pek de iyimser olmaya imkan vermemektedir.  Bölgenin diğer aktörleri gibi İsrail de, bu dönüşüm süreciniarzuladığı şekilde bir Ortadoğu oluşturmak adına fırsat olarak görmüştür. Sözde Bahar’ın başında her ne kadar pasif görünmeye çalışsa da, mevcut tabloda İsrail’in politikasının iki stratejiye dayandığı görülmektedir. Birincisi, Hizbullah’ı, dolayısıyla İran’ı zayıflatacak girişimlere destek vermek;ikincisi,bölgede Kürt devletlerinin oluşumunu desteklemek suretiyle Ortadoğu’yu Balkanizasyon sürecine sokmak. Kısaca İsrail, kaostan kendine uygun düzen çıkarmak peşindedir.



[1]How will Hezbollah’s role in Syrian civil war affect Israel?, www.haaretz.com, 22 Mayıs 2014

[2]MatthewLevitt, “TheSyrianWar, Israel, andHezbollah’sIdeologicalCrisis”, içinde No GoodOutcome:HowIsraelCould Be DrawnintotheSyrianConflict, The Washington InstituteforNear East Policy, Kasım 2013

[3]James Phillips,  HezbollahAttacksIsrael:LatestChapter in a LongShadowWarBetweenIsraeland Iran, http://dailysignal.com, 29 Ocak 2015

[4]Jeffrey White, “PotentialforIsraeliMilitaryInvolvement in theSyrianConflict” içinde No GoodOutcome:HowIsraelCould Be DrawnintotheSyrianConflict, The Washington InstituteforNear East Policy, Kasım 2013

[6]Uluslararasıkoalisyondayeralandevletleriçinbkz. Justine Drennan,
Who Has Contributed What in the Coalition Against the Islamic State?,http://foreignpolicy.com/2014/11/12/who-has-contributed-what-in-the-coalition-against-the-islamic-state/, 12 Kasım 2014

[7]West makingbigmistake in fighting ISIS, saysseniorIsraeliofficer, www.haaretz.com, 31 Ekim 2014

[8]Stephen J. Sniegoski, The Silence of theIsraelis on ISIS, http://consortiumnews.com

[9]SyrianKurd Self-RuleDeclarationRaisesConcerns,http://www.voanews.com/content/syrian-kurd-self-rule-declaration-raises-concerns/1791120.html, 13 Kasım 2013

[10]Israel’s prime ministerbacksKurdishindependence, www.theguardian.com, 29 Haziran 2014

[11]GaryYounge, Israelis’ usingKurdstobuildpowerbase, www.theguardian.com, 21 Haziran 2004

[12]IsraelwouldwelcomeKurdishstate, www.al-monitor.com, 2 Temmuz 2014, Israeli FM LiebermanTellsKerryIndependentKurdishState is a ForegoneConclusion; PeresSays De-FactoKurdState is Democratic, www.algemenier.com, 26 Haziran 2014

[13]Battle for Oil Intensifies Between Syrian Kurds, Jihadists,http://www.al-monitor.com/pulse/security/2013/07/battle-oil-north-syria-kurds-jihadists.html#, 7 Haziran 2013

[14]Why Israel is in love with Kurdistan, http://rt.com, 1 Temmuz 2014                                      

Doç. Dr. Dilek Yiğit

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Ümit Özdağ   - 21-11-2019

Süleyman Soylu’ya Sorular

Türk milletinin Anadolu’daki milli kimlik, kültür ve egemenliğine yönelik en büyük dördüncü tehdit, modern bir kavimler göçü şeklinde 2011-2019 arasında ülkemize gelen kayıtlı-kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacıdan kaynaklanmaktadır.