Koronavirüs Süreci Sonrasında Geleceği Anlama Senaryoları

Yazan  20 Ağustos 2020

Özet: Yeni korona virüsünün sebep olduğu Covid-19 hastalığı dünya genelinde bir salgına dönüştü. Sebep olduğu sağlık problemlerinin yanında siyasi, ekonomik ve birçok başka alana doğrudan etkileri olmaktadır ve dünyanın geleceğini etkilemeye adaydır.

Bu çalışmada bu değişiklikler siyaset ve ekonomi-politik çerçevesinde, dünya siyaseti ve Türkiye özelinde, üç alt başlıkta işlenmektedir. Bu başlıklar salgının uluslararası sistemi nasıl etkileyeceği, devlet yönetimlerinin virüse verdiği tepkilerde uyguladıkları politikaların teknoloji ile birleşerek ortaya çıkarabileceği problemler ve daralan üretimlerle beraber çıkacak ekonomik sorunlardır. Şuan için devletlerin tepkileri, küresel işbirliğinin göz ardı edilmesi ve otoriter yönetimlere eğilim gösterilmesi şeklinde kendini gösterdi. Ancak makalede yaşanan küresel salgın ve beklenen küresel ekonomik, siyasi krizlere karşı küresel işbirliğiyle başa çıkılması gerektiğini belirtilirken, aynı zamanda Türkiye’nin de süreçten güçlü çıkacağı teknolojik, ekonomik ve siyasi önlemler açıklanmaktadır.

1.Giriş

Dünya korona virüsünün sebep olduğu Covid-19 adlı hastalık yüzünden küresel bir kriz yaşıyor.  İlk defa 2019 yılının Aralık ayında görülen bu hastalık Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO) tarafından 11 Mart 2020 tarihinde pandemi yani dünyada çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren bir hastalık olarak ilan edildi. Türkiye’de de ilk vaka 10 Mart’ta görüldü. Görülen ülkelerde hızlı yayılma özelliği ve neden olduğu ölümler sebebiyle tüm dünyayı alarm haline geçirdi. Kalkınmış, geri kalmış diye ülkeleri veya zengin fakir diye insanları ayırmayan virüs hiçbir ülke ya da kesimin savunmada olmadığını gösterdi. Bu salgına karşı girişilen mücadelelerde kimi ülkeler sosyal mesafenin zorla oluşturulması gibi önlemeleri baştan alırken, İngiltere, İsveç gibi bazıları da sürü bağışıklığı yöntemiyle virüsle baş etmeye çalışmıştı. Ancak dramatik ölüm oranları ve sağlık sisteminin ani aşırı yüklenmesi bu yöntemlerden vazgeçilmesine ve daha ciddi önlemlerin tüm dünya genelinde alınmasına sebep olmuştur.

Bundan başka olarak virüsün yol açtıkları sağlık problemi olarak ya da sağlık sektörü ile kısıtlı kalmadı. Ülkelerin yerel olarak virüse karşı giriştikleri mücadeleler, devletlerarası kuruluşların mücadelede oynadığı roller siyasi, ekonomik, sosyolojik ve teknolojik bir takım gelişmeleri de ortaya çıkardı. Bu yaşananlar dünyanın siyasi ve ekonomik güç dengesinin kalıcı olarak değiştiği, bundan sonraki süreçte uluslararası ilişkilerin ve ulusların hayatlarının aynı olmayacağı tarihsel bir dönüm noktası olabileceği yorumları akademisyenler ve siyasiler tarafından yapılmaya başlandı.

Burada beklenen değişimin doğasını anlamak gerekiyor. Bazı görüşler dünyanın artık eskisi gibi olamayacağını çok net bir şekilde vurgulayıp köklü değişikliklerin yaşanmasını beklerken (Kaplan, 2020; Foreign Policy, 2020) diğerleri güç dağılımı ve uluslararası normlar değişmeden dünya düzenin değişmeyeceğini iddia ediyor ve Covid-19 salgınının bunu yapamayacağını iddia ediyor (Nye, 2020; Yeşiltaş, 2020).Bana göre ikisinin arasında Covid-19 salgınının Avrupa’da 14.yüzyılda yaşanan Kara Veba’nın kilise otoritesinin sorgulanmasını sağlayarak hümanizm çağına geçilmesinde bir basamak olduğu gibi dünyanın aslında sürekli yaşadığı bir değişimde tutuşturucu rol oynaması beklemekteyim. Burada vurguladığım Birleşmiş Milletler, Bretton Woods gibi dünyanın geleceğini etkileyen değişimlerin yaşanmasında İkinci Dünya Savaşının yarattığı etkiyi Covid-19 salgınının tek başına yaratmasını bekleyemeyiz. Bu anlamda küresel siyasetin ana tartışmaları; ABD-Çin mücadelesi devam edecek ve küreselcilik karşısında yerelci, popülist hareketlerin yükselmesi olgusu varlığını sürdürecek. Ancak bu salgınla beraber mevcut ve yeni ortaya çıkan tartışmalar kriz anlarında radikal kararlar almanın kolaylaşması yoluyla yeni bir boyuta taşınacaktır ve böylelikle dünya düzeninin değişimine etki edebileceği de gayet açıktır.

Bu değişimler bu makalede karşılıklı birbirini etkileme potansiyeli ile birlikte üç ana başlık altında işlenecektir. Bu giriş bölümünden sonraki ilk bölüm biriken problemleri ile birlikte mevcut uluslararası sistemin işlevsizliğinin virüs salgınında nasıl ortaya çıktığı, bundan sonraki süreçte tartışmaların nasıl şekillenip Türkiye için ve küresel olarak nelere yol açabileceği üzerinedir.Üçüncü ölüm nüfusları etkileyecek bizi iyi veya kötü bilim kurgu fikirlerinin insanlığı normali olması yolunda korona virüsünün nasıl etkili olabildiği ve gelecekte dünya ve Türkiye için nasıl problemlerle yüz yüze kalınabileceği ile alakalıdır. Dördüncü bölüm nüfusların hayatını yönetildikleri rejimler kadar etkileyen ekonomik problemlerinin pandemiyi nasıl etkilediği ve ondan nasıl etkilendiği üzerine olacaktır. Son bölüm ise sonucu sunmaktadır.

2. Küresel İşbirliğinin Yükselişine Karşı Otokrasinin Yükselişi

Ülkelerin yeni korona virüsü salgınına verdiği tepkiler demokrasi insan haklarının en üst seviyede görüldüğü AB’de bile, Hobbes’un herkesin hayatta kalmaya çalıştığı, çıkarcı bir doğa durumuna döndüğünü gösteriyor. Ayrıca uluslararası örgütlerin işlevsizliği ve Trump’un göreve geldiği zamandan itibaren ve virüsle mücadelede ABD’yi küresel liderlik pozisyonundan çok federal sınırlara çekme girişimi ve küreselcilik karşıtı duruşu, ilk cümledeki olgu ile birlikte küresel duruşun artık sarsıldığını doğrulayıp sona doğru geldiğini işaret ediyor. Sonunda pandeminin bu beklentiyi ne yönde etkileyeceği, hızlandırıp ayrışmayı mı gerçekleştireceği yoksa tam tersine işbirliğini mi ateşlendireceği, küresel salgın sonrası düzen için bir soru işareti olarak önümüze çıkıyor.

Dünya düzeninin değişmesi beklentisi uzun süredir mevcuttur. Bunun bir sebebi Çin’in yükselişiyle beraber ABD’nin lider olduğu tek kutuplu dünya sisteminin sarsılmasıdır. İkincisi Çin’in devlet tarafından yönlendirilen kalkınma modeli, son 40 yılın en etkili ekonomi modeli olan neoliberal görüşü baltaladı çünkü 40 yıl boyunca, zengin ve fakir ülkelerdeki seçkinler, neoliberal politikaların daha hızlı ekonomik büyümeye yol açacağına ve en yoksullar da dâhil olmak üzere herkesin daha iyi olacağı şekilde faydaların damlayacağı sözünü yerine getiremedi (Stiglitz, 2019). Halkların ve politikacıların karar alma yapısını etkileyen uluslararası şirketlerin ve sermayenin yarattığı bağımlılık algısı da neoliberal yönetim yaklaşımının kalkınmayı sağlamadaki başarısızlığı nedeniyle sinir bozucu bir hal aldı. Bunların sonucu olarak üçüncü sebep, Batı’nın liberal demokrasi, insan haklarını üstte tutan yaklaşımının ve bunu ihraç etme politikası, Çin’in yükselişinin verdiği cesaret, Rusya’nın da eklemlenmesi ve BM Güvenlik Kurulu Daimi 5 üyesinden ikisi olarak bunların savunduğu otoriter rejimler karşısında cazibesini kaybediyordu.Bu düzen değişikliği beklentisi kriz anlarında kararların daha cesur alınması ve değişimlerin daha radikal yaşanması beklentisi ile Covid-19 pandemisiyle tavan yaptı.

Robert Kaplan (2020) koronavirüsünü, küresel birliği, hareketliliği, demokratik eğilimleri artırıp, orta sınıfı genişleten ve yoksulluğu azaltan küreselleşmenin ilk aşaması ile popülizmi artıran, sınıfsal bölünmeler yaratan, küresel değil farklı güç bloklarının oluştuğu ve otokrasilerin yükseldiği küreselleşmenin ikinci aşaması arasında tarihsel bir işaretleyici olduğunu savunuyor. Ona göre virüsün ikinci ve üçüncü dereceden etkileri arasında popülist ABD ve otoriter Çin arasındaki şüphe ve karşıtlıklar yoğunlaştı. Bu ayrışma yeni tedarik zincirlerinin oluşturulmasını derinleştirecektir. Ayrıca Batı Bloku ve AB içerisindeki ayrımları açığa çıkarmıştır. Stephan Walt (akt. ForeignPolitics, 2020) da milliyetçilik ve devlet kavramının güçlenerek, güç dengesinin Batı’dan Doğu’ya kaymasının hızlanacağı fikrinde. Çünkü Güney Kore, Singapur ve sonradan Çin virüsle mücadelede sergiledikleri etkin duruşa rağmen Batı virüsle başa çıkmada başarılı olamadı. Bu da krizler karşısında daha iyi bir duruş sergilemesi beklenen Batı’nın imajını zedeledi. Diğer Taraftan Joseph Nye (2020) güç dengesini değiştirici olacağına inanmıyor. Çünkü pandeminin bu güç dengesini belirleyecek yumuşak ve sert güç bakımından bir değişikliğe yol açmayacağını iddia ediyor. Bunun nedeni ABD, sınırları dolayısıyla coğrafya avantajına sahip, Çin’in enerji ithal etmesi karşısında ABD enerji ihracatçısı durumunda ve enerji avantajına sahip, demografik olarak ise ilerleyen yıllarda ABD’de iş gücü artarken Çin’de azalacağı görüşünde. Ayrıca ekonomik etkilenmede kimse avantajlı değil çünkü iki tarafta da aynı şekilde sarsıldı. Yine de Nye ABD yumuşak ve sert güç artırıcı politikalar yerine, mevcut yolda devam ederse, yeni koronavirüsü milliyetçiliğe, popülizme ve otoriterizme yönelik mevcut eğilimleri basitçe hızlandıracağını kabul ediyor.

Ekonomik depresyon beklentisi, milliyetçiliği ve aşırı sağ popülizmi besliyor gözüküyor. İkinci Dünya Savaşına giden yolun da 1929 Büyük Buhranı’nın ortaya çıkardığı totaliter rejimler tarafından döşenmiş olması kaygıları artırıyor. İtalya’da AB üyeliği ciddi şekilde sorgulanırken, Macaristan, Brezilya gibi otoriter eğilimli liderlerin başta olduğu ülkelerde virüsle mücadele söylemi bu eğilimlerin politikaya dönüşmesini kolaylaştırdı. Ülkeler kendi ihtiyaçlarını ilk sıraya koyma politikası ise hükümetler arasında güveni ve dolayısıyla bölgesel ve küresel işbirliği beklentisini azalttı. Avrupa Birliği’nin görünüşte engelsiz tek pazarında bile, Fransa ve Almanya yüz maskelerinin ihracatını yasakladı (Legrain, 2020). Ülkelerin bireysel hareketlerinin bir yarışa dönüştüğü durumda bu ülkeleri bir araya getiren uluslararası örgütlerin çözüme katkı verici ve doğru çalışabileceğini beklentisi umutlu görünmüyor. Şuan solunum cihazı, tıbbi maske gibi ürünler için en gelişmiş ülkelerin bile birbirleriyle yarıştığını bir ortamda benzer bir durumun aşı üretildiği zamanda olmasını beklemek de rasyonel olacaktır, özellikle daha şimdiden Başkan Donald Trump'ın bir Alman şirketi tarafından geliştirilen bir Covid-19 aşısına tekel hakları için önemli miktarda para teklif ettiğini iddiası (Harari, 2020; Kaplan 2020) göz önünde bulundurulduğunda.

Bunlara rağmen korona virüsü sonrasında küresel siyasette popülist, otokratik yönetimlerin dominant olacağı beklentisi tek seçenek değildir. Öncelikle bu pandemi adı üstünde küresel bir salgın hastalıktır ve bu manada küresel bir problemdir. Baş edilmesinin en iyi yolu da küresel işbirliğini ve bu yolla yardımlaşmayı ve bilgi alışverişini artırmaktan geçmektedir.

Yani ikinci bir yol küresel işbirliğinin geliştirilmesidir. Bu amaçla kalkınmış devletlerin, insani yardım yoluyla,kalkınmakta olan ya da geri kalmış devletlere yardım etmesi bu kriz anında beklenebilir. Böylece koloni tarihlerinin katkılarıyla erken sanayileşen bu ülkeler bu durumu borçlarının bir parçasını da olsa ödeme şansı kabul edebilirler. Çünkü geri kalmış ülkelerde nüfusun daha büyük bir kısmı, onları hastalıklara karşı daha savunmasız hale getiren önceden var olan sağlık sorunlarından mustariptir. Bu ülkelerin sağlık sistemleri, salgınları yönetmek için, gelişmiş ekonomilere göre daha az hazırlıklıdır.

Türkiye de resmi olarak açıklamalarla küresel bir sınama olan bu pandeminin başta kamu sağlığı, ardından ekonomi açısından küresel müdahale gerektirdiğini kabul ediyor. Başka devletlere yaptığı tıbbi, insani yardımlarla da küresel işbirliğini teşvik edici bir rol üstleniyor. Bu manada Türkiye’nin duruşu işbirliğinin artırılmasından yana gösterilen duruş gelecekte ülke itibarı ve güvenirliğini olumlu etkileyecektir. Bunların haricinde Türkiye önemli olarak dünyanın belli açılardan değişmesi gerekliliğini ortaya koyuyor ve küresel sistemin, yeni koronavirüs salgınından önce de parçalanmış olduğu tespitini yapmaktadır (Dışişleri Bakanlığı, 2020). Dünyanın küresel işbirliğinden popülizme ve ayrışmaya kaymasının karşısında dururken, uluslararası sisteminde düzgün işlemediğini reform ihtiyacını belirtmek yapıcı bir duruştur. Çünkü dünyayı kriz anlarında bir arada tutan bu kuruluşların sergiledikleri yaklaşımlar ve etkililikleridir. Bu manada Birleşmiş Milletler yapısı özellikle Güvenlik Konseyi’nin veto gücüne sahip üyelerinin ulusal çıkar söylemleriyle bütün devletlerin eşit aktörler olarak kurulması gereken sistemde eşitsizlikler oluşturmaktadır. Bu da bu kuruluşların gerekli yaklaşımı sergileyemedikleri için sorgulanmasına sonuçta dağılmış bir uluslararası yapıya neden olacaktır.

Türkiye korona sonrası sistemde hem eşit aktör olarak yer alabileceği bir küresel sistem istediğini beyan ettiği gibi hem de işlevsiz bu yapıların varlığını sorgulamaya devam etmesi yararlı olacaktır. Çünkü mevcut sistemde Türkiye yanı başında gerçekleşen ve en ağır sonuçlarına katlandığı Suriye içsavaşına karşı alınacak tedbirlerde bile uluslararası arenada karar verdirici bir rol oynayamıyor ve yeri geldiğinde meşru savunmasının sorgulanmasıyla karşı karşıya kalıyor.

Diğer bir nokta, bu çabalara rağmen küreselci eğilimi ve işbirliğini korumaya yönelik eylemler sonuçsuz kalırsa Türkiye en önemli olarak parçalanmış bir AB ile karşı karşıya kalabilir.Bu öncelikle on yıllardır hükümetleri ve politikalara etki eden bir siyasi gündemden boşalmaya neden olacaktır. İkincisi bu durumda Türkiye korona öncesinde Suriyeli mülteciler için yapılan anlaşmalardan sabıkalı olan AB ülkelerinden karşısında bir yetkili bulamayacaktır, ne kadar eksikleri olsa da güçlü bir ortağını kaybedecektir ve kapanan sınırlarla beraber Suriye’deki iç savaşın akıbeti Türkiye’deki milyonlarca Suriyeli ile birlikte bizim için daha önemli hale gelecektir. O zaman mevcut senaryolarda mültecilerin durumu konusunda izlenecek politikalara hazırlıklı olunmalıdır.

3. Sağlık İçin Büyük Biraderi Yaratmak

Küresel eylem ya da devletlerin bireysel tecritleri salgına karşı savaşta yapılması gereken tercihlerden birisiydi. Bunun dışında pandemiye karşı savaşmak küresel bir işbirliği gerektirdiği gibi ülkeler kendi özelinde de salgını durdurmak için tüm nüfusu belirli koşullarla yönlendirmesi gerekiyor. Bu yolda da hükümetlerin halkın kurallara uyup uymadığını gözetlediği, denetlediği ve kuralları çiğneyenleri cezalandırdığı bir sistem gerekli görülüyor ve ülkelerde çeşitli seviyelerde uygulanıyor. Noah Harari(2020)’ye göreyse buradaki ikilem bu denetlemenin totaliter bir gözetleme sistemi mi olacağı yoksa hesap verebilirliği yüksek, şeffaf ve güvenilir hükümetlerin vatandaşlığı güçlendirdiği bir sistem mi olacağı arasındadır. Buradaki sistemden kasıt kısaca son yıllarda gelişen vatandaşların hareketlerinin izlenmesini son derece kolaylaştıran akıllı telefon uygulamaları, uydu, güvenlik kameraları, GPS izleme teknolojileri ve yapay zekâ teknolojilerinin bir araya gelerek oluşturduğu bir durumu işaret ediyor. Şuanda kullanımı çok yaygın olmasa da deri altına yerleştirilen yongalarla insanların sağlıklarının ve hatta kredi kartı kimlik kartı gibi kişisel bilgilerini korunabildiği, 7/24 izlenebildiği bir sistem mevcut ve virüs ile mücadelede hayatımıza girebilecek yeni teknolojilerden bazıları. Ancak onlara gelmeden, nüfuslarının çoğunluğunun kullanımına henüz ulaşmamış bu uygulamaların tersine herkesin sahip olduğu akıllı telefonları aracılığıyla başka izleme uygulamaları da mevcut. Korona virüsü yayılmasını engellemek amaçlı dünyanın en bilinen iki teknoloji ve bilişim şirketi Apple ve Google pandeminin yayılmasını takip etmeyi amaçlayan kişi izleme adı verilen bir uygulama geliştirmek için işbirliği yaptığını duyurdu (Haselton, 2020). Bu uygulama ile coronavirüs teşhisi konmuş biriyle iletişim kurduğunda insanları bilgilendirmek için Bluetooth kullanılması sağlanacak. Ayrıca önemli bir nokta Google verilerin yalnızca COVID-19 salgını yönetimi için halk sağlığı yetkilileri tarafından irtibat takibi için kullanılacak diyor. Hâlihazırda Singapur’da insanlar arasındaki karşılaşmaları 21 gün boyunca kaydeden bir uygulamanın kullanıldığı biliniyor. Aynı şekilde Çin’de de kullanıcılara virüsün onaylanmış veya virüs taşıdığından şüphelenilen bir kişinin yakınında olup olmadıklarını söyleyen, yakın temas detektörü adlı uygulamanın hayata geçirildiği biliniyor (BBC, 2020). Benzer bir uygulama da Türkiye’de ”Hayat Eve Sığar” adıyla var, isteğe bağlı indirilen ve kişisel bilgilerin girilmesiyle kayıt olunan uygulamada bulunduğunuz bölgelerde Covid-19 teşhisli hasta yoğunluğunu gösteriliyor. Harari (2020) bir izleme uygulaması örneğini de İsrail’den veriyor. Buna göre İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu İsrail Güvenlik Ajansı'na normalde, makalenin deyimiyle, teröristlerle savaşmak için ayrılmış gözetim teknolojisini kullanmaya, koronavirüs hastalarını takip etmeye izin verdi.Ayrıca Güney Kore’de de uygulanan akıllı telefonlarla izleme uygulamasının, haber verilmeden dışarı çıkıp telefon çağrılarına cevap vermemek gibi yollarla etkisizleştirilmesi hükümetin ihlali yapan kişilere elektronik bileklikler koymaya karar vermesiyle izleme teknolojileri uygulamalarının farklı bir boyutu gözlemlendi (Fox News, 2020). Bu uygulamaların ve otoriter hükümetlerin lehine olan bir durumda Avrupa ülkelerinin salgına karşı gösterdiği zayıflıktır. Bir taraftan Avrupa devletlerde virüsün hızlı yayılması ve fazla vaka yaşamasının sebebi olarak ciddi önlemleri alma refleksinin insan hakları ve kişisel haklar tartışmaları yüzünden zayıf olması fikri, daha iyi performans gösteren görece otoriter rejimleri beslemektedir. Diğer taraftan Fransa Cumhurbaşkanı hastalıkla mücadele de özgürlüklerden vazgeçmenin Batı demokrasileri için bir tehdit oluşturacağı konusunu kabul ediyor ve Macaristan’da ViktorOrban’ı eleştirerek bir sağlık krizi olduğu için temel DNA’nızı terk edemezsiniz diyor (Financial Times, 2020).

Örnekleri sunulan gözetleme uygulamalarının sürümleri Çin ve İsrail gibi otoriter ülkelerde pandemi öncesinin de gündemiyken, bu salgınla beraber görüyoruz ki kitlesel izleme yöntemleri dünyanın geri kalan bölgelerde de normalleşmektedir. Kullanımına göre insanlığın gelişmesine verebileceği katkı gibi insan hakları ihlalleri ve totaliter rejimler için bir araç haline de gelebilecek olan gözetleme teknolojilerinin bu kötüye kullanımı, kriz anlarında gereklilikler bahane edilerek yapılabilecek olağan dışı eylemlerden sayılarak kabul ettirilebilir. Bu kötüye kullanım iki temel probleme yol açacaktır; baskıcı hükümetler ve hassas kişisel bilgilere hükümetler hariç şirketlerin sahip olması. Baskıcı hükümetler demokratik eğilimin popülist ve otoriter rejimlerce geri plana atılmasıyla genel bir problem oluşturuyor. Sadece insanların hastalıklarının izlendiği bir uygulama fikri değildir bu kadar korkuya sebep olan. Bu durumu biraz daha korkutucu hale getiren kriz anlarında çıkarılan bazı önlemlerin ondan sonraki süreçte kalıcı hale gelmesi gibi bir alışkanlığının olmasıdır. Şuan bu bilgi ve izleme kayıtlarının kısa süreli toplandığı söylenmesine rağmen, başka bir salgın vakası ihtimali söz konusu edilerek bilgilerin toplanmasına veya saklanmasına devam edilmesi meşrulaştırılabilir. Ve bu bilgilerin başka kullanılabileceği alanlar otoriter devletler için çok geniş. Mesela şuan Çin’in geliştirdiği ve uyguladığı sosyal kredi sistemiyle, Çin nüfusunu, insan analizi de yapabilen yapay zekâya sahip kameralarla izleyip puanlıyor, bunun sonucunda iyi veya kötü vatandaş sınıflandırması yaparak, onları belli kısıtlamalara maruz bırakabiliyor (Akçay, 2020).

Bu olayın diğer yönü şudur: Bu sistemleri yürütecek şirketlerin elde edeceği kişisel bilgiler ulusal güvenlik tehlikesidir. Çünkü bu uygulamaların bu teknolojilere her ülkenin kendisinin geliştirip sahip olması pek olası değildir, bu konuda başka şirketler ve ülkelere dayanmaları gerekecektir. Uluslararası şirketler de ne kadar milletler üstü gözüksede merkezi kabul ettiği ülkeler vardır ayrıca bunlar kar amacı güden ticari kuruluşlardır. Yani elde edecekleri bilgiler başka ülkelerin eline geçebilir veya kasıtlı satılabilir bir meta haline dönüştürülebilir. Cambridge Analytica olayındaki gibi, saklı kullanıcı bilgilerinin başka devletlerin, siyasi partilerin seçim çalışmalarında kullanılmak üzere işlenmesi ve satılması tehlikesi vardır. Ayrıca facebook gibi sosyal ağların insanlara özelleştirilmiş manipüle edici içerik sağladıkları bir ortamda, bu bilgiler bu ağların manipüle etme potansiyellerini artırmak anlamına gelir.

Bu uygulamaların totaliter,distopyatik yönetimlere bizi götürmesi gelecek açısından bir ihtimaldir. Diğer ihtimal aynı teknolojinin hükümetlerin denetlenip, hesap verebildiği bir sistemde vatandaşların yararına kullanılmasıdır. O zaman böyle teknolojilerin virüs salgınına karşı başarılı olacaksa kullanılması sağlanırken hükümetler bu kullanımda şeffaf, hesap verebilen ve güvenilir bir görüntü çizmeli ve kendi baskıcı bir hükümet oluşma ihtimalini değerlendirip önüne geçmelidir.  

O zaman Türkiye ilk olarak şeffaf, hesap verebilir bir politika sergilemelidir. Hükümetin halka güven aşılaması, halkın işbirliğini artırır ve bugünkü ve gelecekteki krizlerin önceden engellenmesi sağlanabilir. İkinci olarak teknolojiler açısından ise kabul edeceği teknolojiyi avantaj ve dezavantaj analizi yaparak iyi seçmelidir. Mesele Çin’de kâğıt para kullanımının nerdeyse kalktığı elektronik ortamlar aracılığıyla harcamaların yapıldığı bildiriliyor. Paranın elden ele geçerek virüsün yayılmasında oynadığı rol göz önünde bulundurulunca böyle bir uygulamanın Türkiye’ye de uygulanıp, yaygınlaştırılması planlanmalıdır. Üçüncü olarak bahsedilen bu bütün teknolojilerin geliştirilmesi girişiminin ulusal kurum ve kuruluşlar tarafından yapılaması gerekmektedir. Bu manada araştırma-geliştirme, teknoloji oluşturma veya transfer etme çalışmalarının devam ederken karşılaşılabilecek teknoloji açığı ve uluslararası hukuksal durumlar karşısında hazırlıklı olunmalıdır.

4. Sınırlı Kaynağa Karşı Sınırsız İhtiyaç

Virüsün süre ve etkisinin kestirilememesi, insanları evlere hapsetmesi büyük ekonomik etkiler yaratmaktadır. Her gün yeni ilaç ve aşı geliştirildiğine dair çıkan magazinsel haberlere rağmen ciddi araştırmacılar aşının denekler üzerinde denenmesi yan etkilerinin hesaplanması gibi etkenlerle uzun süre alabileceğini hatta yıllar alabileceğini belirtiyor. Ayrıca Güney Kore ve başka ülkelerden gelen iyileşen hastaların uzun süre geçmeden tekrar hastalanması, virüsün yarattığı karışıklığı artırıcı etki yapmaktadır. Ülkemizde bir umut olarak var olan yaz mevsiminde hava sıcaklığının artarak virüsün etkisinin kırılacağı görüşü ise şuan yüksek derecede hava sıcaklığına sahip olan Latin Amerika ülkelerindeki vakaların varlığı sebebiyle, sadece havaların ısınmasına bağlı olarak beklenenin yaşanmayacağını öngörebiliriz. Tüm bu etkenlerin bizi götürdüğü önemli nokta gıda üretimi ve stokunun önemidir. Çünkü uzun süren bir senaryoda düşen gıda üretimi sebebiyle kaynaklar kıtlaşacaktır. Gıda üretimi düşmesini beklemek olasıdır çünkü ekilmesi ve hasadında gereken iş kuvvetinin sağlanması, ulaşım kısıtlamaları, virüs yayılmasını önlemek ve sosyal mesafe gibi sebeplerle zorlaşacaktır. Böylece gıda kıtlığı ihtimali önümüzde uzanmaktadır.

Türkiye de diğer ülkeler gibi bundan etkilenmeye açıktır. Bu olası problemlere karşı; birincisi Türkiye küresel işbirliğini artırıcı duruşu ile birlikte güven sarsıntısı yaşayan Çin’den yatırım sermayesini ülkeye çekmeye adaydır. Bu konudaLegrain (2020) korumacılığın artmasının karmaşık küresel tedarik zincirine olan güveni sarsarak malların dolaşımına uzun vadeli etkileri olabileceğini öngörüyor. Bu bağlamda bu etkilerden biri, ABD şirketlerinin üretimi Meksika'ya götürmesiyle tedarik zincirlerini kısaltmaktır aynı işlem Avrupalılar için Doğu Avrupa ya da Türkiye'ye yönelmekle olacaktır.O zaman Türkiye gelir kayıpları yaşayan sektörleri ikame edici bir yol yaratma şansına sahiptir.

İkincisi, Türkiye ekim alanlarının potansiyeli sayesinde uygun politikalarla bu potansiyeli kullanarak gıda probleminin önüne geçebilir. Türkiye de yakından bildiğimiz mevsimsel işçi göçü virüsün yayılması etkisini doğuracağından istenmeyecektir ve bu da meyve, sebze ve hububatın hasadını olumsuz etkileyecektir. Bunun için öncelikle hububat ihracatının durdurulması ve sosyal mesafeye uyularak, makine kullanımından en iyi şekilde yararlanarak toprağın ekimi sağlanmalıdır. Bu konuda atılabilecek diğer bir adımı Özlem Atabaş (2020) belirtiyor: Küresel salgın nedeniyle büyük ihracatçı ülkelerin kendi iç taleplerini güvene almak için kısıtlamalara gittiğini belirten Atabaş, tohum şirketlerinin baskısından kurtarılmış, biyolojik çeşitliliği esas alan, küçük üreticileri koruyan ve destekleyen, bilimsel ve etik bir çerçevede düzenlenmiş, yeni bir tohumculuk yasasına ihtiyacını vurguluyor. Bunları sağlayan bir ülkenin virüsle karşılaşmada daha avantajlı olacağı kesindir.

Üçüncüsü, virüsün yol açtığı karantina ortaya çıkardı ki çalışmayan insanların geçim sıkıntısı doğmaktadır. Bu kesime şimdi devletler sosyal yardım paketleri hazırlayarak nakdi ve ayni yardım sağlamaktadır. Ancak fark edilmesi gereken geçim sıkıntısı içindeki nüfusun varlığının salgının dışında da var olmasıdır ve salgın sonrası şuanda yaşanan işten çıkarma, daralma problemleriyle artmış olarak önümüzde durmaya devam edecektir. Dünya Sağlık Örgütü Sağlık için Beslenme ve Kalkınma yöneticisi DrFrancesco Branca (2019)’ya göre beslenme, dünyadaki ölüm ve hastalığın ana nedenidir. Bu yolla aslında virüsün yayılmasını ve ölüm oranlarını etkileyen ciddi bir faktör insanların iyi şartlarda yaşamasıdır. Birleşmiş Milletlerin Kalkınma Programının sürdürülebilir kalkınma için amaçlarından biride sıfır açlıktır. Olağanüstü halin ilan edildiği İspanya’da da korona virüsüne karşı açıklanan önlemler arasında Sosyal Güvenlik Bakanı en kısa sürede bir tür daha sonra kalıcı hale gelecek bir temel gelir çalışması yaptıklarını belirtmiştir (Bloomberg, 2020). O zaman pandeminin daha az zararla atlatılması, gelecekteki sağlık problemlerine karşı bireylerin daha hazırlıklı olması için temel gelir adı altında bir çalışmaTürkiye için de nüfusların insani yaşam standardını sağlamak için kalıcı şekilde gereklidir ve bunun için çalışmalar yapılmalıdır.

5.Sonuç

İnsanlık teknoloji ve fende ne kadar ileri gittiğini iddia etse de doğa doğal felaketler yoluyla onları çaresiz bırakmaya devam ediyor. Dünyanın bu kadar iç içe geçmişliği sayesinde yine dünyanın herhangi bir noktasında yaşanan ya da ortaya çıkan bir felaket küresel etki yaratabiliyor. Bunun son örneği olan Covid-19 hastalığı küresel olarak insanları evlerine hapsedebiliyor, insani değerlerle övünen devletleri en bencil eylemleri yapmaya itebiliyor. Sağlık problemi olarak ortaya çıkan bu salgın ekonomiden, siyasete, psikolojiden, sosyolojiye birçok alanda etkilere yol açabiliyor. Bu etkilerin nasıl gelişeceği, geleceğimizi nasıl etkileyeceği ile analizler artık sık sık yapılıyor. Dünyanın artık eskisi gibi bir yer olmayacağından salgın bittikten sonra hiç hatırlanmayacağı kadar uç noktalarda yorumlar yapılıyor. Ancak henüz salgın devam ederken yaşananlar dünya sistemlerinin kesin bir değişimini getirmese bile 2008 Krizi gibi ilerde gerçekleşecek bir dünya düzeni değişiminde köşe taşı olacağının sinyallerini veriyor.

Salgına karşı alınacak tavırda öncelikle anlaşılmaktadır ki bu küresel problem bir küresel cevap gerektirmektedir. Dünyanın artan iletişimi ile birlikte birbirinden etkilenme kapasitesinin bu kadar fazla olduğu bir dünyada yaşanacak bir kriz bir ülke ile sınırlı kalması beklenemez, özellikle bu salgın gibi en çok etkilenenlerin Çin ve ABD gibi dünyanın en büyük devletlerinden ikisi olduğu bir ortamda. O zaman yaşanacak ekonomik krizde bir küresel kriz olacağı anlamına gelir, o da aynı şekilde küresel bir eylem gerektirir.

Türkiye’nin duruşu ve çabası bu anlayışla uyuşan bir çerçevededir. Onun haricinde salgın ortaya çıkarmıştır ki bir ülkenin kendi kendine yetebilen bir ülke olması stratejik olarak çok önemlidir. Bu kendi kendine yetebilen ülke özelliğinin içinde öncelikle kendi nüfusunu besleyebilecek ekim-dikim işinin yapılması gözükmektedir. İkincisi hayatın temel ihtiyaçlarını karşılayan barınma ve giyim için gerekli üretimin ülke içinde yerel kaynaklarla yapılması gerekmektedir. Çünkü küresel sermaye ülke çıkarlarını değil kendi kârını düşünmektedir. Kendi kendine yetmede artık üçüncü bir gereklilik ulusal teknolojinin geliştirilmesidir. Bir ülkenin enerji için başka bir ülkeye bağımlı olması ekonomik, stratejik olarak ne kadar önemli görülüyorsa yaşanan gelişmeler ile teknoloji de o kadar önemli hale gelmiştir. Ve bu üç seçeneği geliştirmek için de önümüzde bir engel bulunmamaktadır.

 

Kaynakça

Akçay, (2020), Gelecekte bizi nasıl bir dünya bekliyor: Aslında biliyoruz!,Independent Türkçe, 4 Nisan 2020, https://www.independentturkish.com/node/158166/t%C3%BCrkiyeden-sesler/gelecekte-bizi-nas%C4%B1l-bir-d%C3%BCnya-bekliyor-asl%C4%B1nda-biliyoruz (Erişim: 11.04.2020)

Atabaş, Özlem, (2020), Covid-19 Pandemisi Gıda Üretim ve Tedarikini Nasıl Etkiler?, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Nisan 2020

BBC, (2020), Chinalaunchescoronavirus 'closecontactdetector' app, 11 Şubat 2020, https://www.bbc.com/news/technology-51439401 (Erişim: 11.04.2020)

Bloomberg, (2020), Spanish GovernmentAimstoRollOut Basic Income ‘Soon’, 5 Nisan 2020, https://www.bloomberg.com/amp/news/articles/2020-04-05/spanish-government-aims-to-roll-out-basic-income-soon?__twitter_impression=true (Erişim: 11.04.2020)

Branca, Francesco, (2019), Malnutrition is a worldhealthcrisis,https://www.who.int/nutrition/topics/world-food-day-2019-malnutrition-world-health-crisis/en/(Erişim: 19.04.20209

Dışişleri Bakanlığı, (2020), Sayın Bakanımızın The Washington Times gazetesinde yayımlanan “Bugün Yaptıklarımız Yarını Belirleyecek” başlıklı makalesi, 2 Nisan 2020, http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-mevlut-cavusoglu_nun-the-washington-times-da-yayimlanan-makalesi.tr.mfa

Financial Times, (2020), FT Interview: EmmanuelMacronsays it is time tothinktheunthinkable, https://www.ft.com/content/3ea8d790-7fd1-11ea-8fdb-7ec06edeef84?segmentId=b385c2ad-87ed-d8ff-aaec-0f8435cd42d9 (Erişim: 18.04.2020)

ForeignPolicy, (2020), How the World WillLookAftertheCoronavirusPandemic, 20 Mart 2020, https://foreignpolicy.com/2020/03/20/world-order-after-coroanvirus-pandemic/(Erişim: 19.04.2020)

Fox News, (2020), South Koreansbreakingquarantinerulesto be strappedwithelectronictrackingwristbands, 11 Nisan 2020, https://www.foxnews.com/world/coronavirus-south-korea-crackdown-self-quarantine-wristband-forced (Erişim: 20.04.2020)

Harari, YuvalNoah, (2020), Theworldaftercoronavirus,https://www.ft.com/content/19d90308-6858-11ea-a3c9-1fe6fedcca75(Erişim: 11.04.2020)

Haselton, Todd, (2020), Apple and Google teamuptotrackspread of coronavirususingiPhoneandAndroidapps, CNBC 10 Nisan 2020, https://www.cnbc.com/2020/04/10/apple-google-team-up-to-track-coronavirus-spread-using-iphone-android.html (Erişim: 11.04.2020)

Kaplan, Robert D., (2020), CoronavirusUshers in theGlobalizationWeWereAfraid Of, 20 Mart 2020, https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2020-03-20/coronavirus-ushers-in-the-globalization-we-were-afraid-of?srnd=opinion(Erişim: 16.04.2020)

Legrain, Philippe, (2020), TheCoronavirus Is Killing Globalization as WeKnowIt, https://foreignpolicy.com/2020/03/12/coronavirus-killing-globalization-nationalism-protectionism-trump/(Erişim: 12.04.2020)

Nye, Joseph, (2020), No, theCoronavirusWill Not Changethe Global Order,https://foreignpolicy.com/2020/04/16/coronavirus-pandemic-china-united-states-power-competition/ Erişim: 18.04.2020)

Stiglitz, Joseph E., (2019), TheEnd of NeoliberalismandtheRebirth of History, 4 Kasım 2019, https://www.project-syndicate.org/commentary/end-of-neoliberalism-unfettered-markets-fail-by-joseph-e-stiglitz-2019-11?barrier=accesspaylog(Erişim:18.04.2020)

Yeşiltaş, Murat, (2020), Yeni dünya düzeni beklentisi gerçek mi?, Sabah, 11 Nisan 2020, https://www.sabah.com.tr/yazarlar/perspektif/murat-yesiltas/2020/04/11/yeni-dunya-duzeni-beklentisi-gercekci-mi (Erişim: 12.04.2020)

 

Fatih Cüre

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-11-2020

Sanal bir Zirvenin Reel Sonuçları

Bilindiği gibi G-20[1] toplantıları dünyanın GSYİH ları itibarı ile en büyük ülkelerinin her yıl bir araya gelip, diz dize, biz bize küresel sorunları değerlendirdiği, çözüm önerileri geliştirme çabası içinde girdiği (veya öyle göründüğü) platformlar. ...