Doğu Akdeniz’in Batısında Neler Oluyor?

Yazan  07 Ocak 2023

Son 4-5 yıldır fırsat buldukça, katıldığım uluslararası toplantılarda Libya’nın Deniz Yetki Alanlarının(DYA) belirlenmesinin önemini vurgulayıp,  2019 da imzalanan ve maalesef geçerliliği hala tartışmalı olan Türkiye- Libya DYA Anlaşmasının en önemli amacının, Libya’nın komşularını bu yönden teşvik etmek olduğunu dile getirmeye çalıştım.

Özellikle Mısır’ın böyle bir girişimde bulunmasının önemine değindim durdum. Bu nedenle 2022 nin son iki haftasında gündeme Mısır ve Libya arasında DYA belirleme çalışması başladığı yönünde gelen haberlerden umutlandım.  Ancak görünen o ki Doğu Akdeniz’in batısında bu açıdan henüz dişe dokunur bir gelişme yok.                                              

Deniz Yetki Alanı Sınırının Önemi ve Mısır’ın Tutumu

Üzerinde uzlaşılmış deniz yetki sınırları, kıyıdaş ülkelerin kendi sınırları içinde kalmak koşulu ile deniz altı kaynaklarından yararlanmasına imkân verdiği için önemli. Deniz Sınırlarının ve DYA nın belirlenmesi kara sınırlarının belirlenmesinden daha zor olduğu için, anlaşmazlıklar, hem münferit yararlanmaya, hem de büyük projelerde işbirliği yapmaya engel olmakta. Oysa Mısır ve Libya’nın sınır komşusu iki ülke olarak işbirliği yapması, birlikte ve ayrı ayrı deniz altı ve yatağındaki zenginliklerinden kendi paylarına düşenden yararlanmaları için çok iyi olur. Mısır DYA belirleme konusunda deneyimli. Akdeniz’in Doğusunda İsrail ve Güney Kıbrıs ile daha 2000 li yılların ilk yarısında, anlaşma imzalayarak veya teamül oluşturarak bu işi halletti. Yunanistan ile anlaşması ise 20 yıl gecikmeyle oldu. Ama bu anlaşma da Türkiye nezdinde tartışmalı. Eğer Libya ile bir uzlaşma zemini arayıp bulabilse, Doğu Akdeniz’in Batısındaki sınırı da belirler. Tabii Mısır’ın muhatabı Tobruk yönetimi. İşte Libya’daki iki başlılık, ülkenin anlaşmalar imzalamasının önündeki en büyük engel. Böyle olunca, Tobruk’taki yönetime danışsa bir türlü,  danışmasa bir türlü. Kendi başına tek taraflı olarak çizmeye çalıştığı yol haritası ise mazereti olsa bile kabul edilebilirliği zayıf.

Türkiye’nin Tavrı

16 Aralık 22 de Mısır Başkanı El Sisi tarafından açıklanan başkanlık kararnamesine karşı Türkiye’nin ilk tepkisi olumlu oldu. Türk Dışişleri, Mısır tarafından açıklanan deniz sınırlarının Türkiye-Libya DYA sınırları ile bir çakışmadığını duyurarak, girişime destek veriyor havası estirdi. Ama Mısır ve Mısır ile Ağustos 2020 de bir DYA anlaşması imzalamış bulunan Yunanistan, Türkiye-Libya anlaşmasını yok hükmünde kabul etmeye devam etmekle kalmayıp, 14 Aralık 2022 de birlikte anlaşmayı reddettiklerini açıkladılar[1]. İşte biraz da iki ülkenin bu yeni reddiyesi nedeniyle olsa gerek Türkiye’nin perde gerisindeki tutumu değişmeye başladı. Hoş zaten Türkiye, Libya üzerindeki vesayetini zayıflatacak herhangi bir olumlu gelişmeyi istemiyor olabilir. Hele Tobruk yönetimi ile Mısır arasında imzalanacak bir anlaşmayı, muhtemelen Libya’daki varlığına tehdit olarak algılıyordur.  Nitekim hemen Mısır tarafından yapılan deniz sınırı belirlemesinin hangi yönteme dayandığının belli olmadığını, eşitlik ilkesine riayet edilip edilmediğinin, deniz dibi coğrafi özelliklerin dikkate alınıp alınmadığının anlaşılamadığını öne sürmeye başladı. Türkiye’nin müttefiki olan Trablusgarp’taki Dbeybe hükümeti de, şimdi Mısır’ın tek taraflı olarak açıkladığı DYA sınırlarını ısrarla reddetmekte ve belirlenen deniz sınır çizgisinin Libya’nın haklarını çiğnediğini ileri sürmekte. Elbette tek taraflı bir başkanlık kararnamesi ile bir ikili anlaşma imzalanması söz konusu olamaz. Bu açıdan Libya tarafı ve müzakere süreci olması gerektiğini ileri süren Türkiye yerden göğe kadar haklı. Ama dedim ya! Libya tarafı diye bir şey yok. Kendi içinde bölünmüş bir ülke var. Böyle ülkeler, kendi ulusal çıkarlarını da savunmakta aciz kalıyor. Libya bunun en iyi örneği. Türkiye’ye gelince DYA ve Münhasır Ekonomik Alan belirleme konusunda ne deneyimi var ki! Doğu Akdeniz’de anlaşmalar imzalanırken seyreden Türkiye’ye “ne biliyorsun da karışıyorsun” demezler mi?

Ama Müzakere ve Uzlaşma Olmazsa Olmaz

Deniz sınırı, aslında suya çizilen fiktif bir sınır. Biraz kavramsal, biraz deniz dibi topografik farklılaşmasıyla değişebilecek kadar nahif. Bir güçlü deprem sınırı değiştirir mi? Bunu uzmanlarına sormak gerek. Ama işte ülkeler kendi jeopolitik çıkarlarına ve denizlerin fizyografik özelliğine göre aralarında anlaşarak su yüzeyine sınırlar çiziyorlar. Bu münhasır ulusal çıkarların sudaki aksi olarak düşünülüyor. Bu nedenle, genellikle deniz sınırları, deniz kıyısından, derinliklerdeki kıta sahanlığını da içerecek şekilde, deniz içinde belli bir mesafe olarak çiziliyor. Eğer iki ülke arasında kara sınırı da varsa, bunun denize uzanan devamı olarak tasarlanıyor. Eğer 1982 tarihli Birleşmiş Milletlerin Deniz Sözleşmesini(UNCLOS) kabul etmiş iki ülke söz konusu ise bu iki ülke arasında çizilecek deniz sınırı, doğal olarak daha kolay ve bu sözleşmeye uygun olarak çiziliyor. Yoksa mutlaka ve mutlaka ikili görüşme ve uzlaşmaya göre yapılması, kısa vadeli çıkarlar ve barışın korunması anlamında uzun vadeli çıkar açısından önemli. Mısır, UNCLOS u 22 Mart 1995 de imzalamakla birlikte aradan geçen neredeyse 30 yıllık bir dönemde parlamentoda onanma sürecine sokmamış. Libya ise zaten anlaşmaya hiçbir şekilde taraf olmamış. Bu durumda bu iki ülke arasında deniz sınırı belirleme girişiminin, zaten ancak iki ülke arasında müzakere ile başlaması gerekir. Müzakere kaç yıl sürerse. Pürüzler nasıl çözülürse. Öyle şıpın işi ben yaptım oldu, El Sisi’ye yakışır mı?

Dayatmadan Uzlaşma Yolu Seçilmeli

Yukarıda belirttiğim gibi kara sınırının devamı deniz sınırı belirleme için bir başlangıç olabilir. El Sisi’nin başkanlık kararnamesinden,  Mısır kara sularının Mısır-Libya kara sınırının deniz kıyısından itibaren 12 deniz mili mesafe öngörüsü ile başlatıldığı, Batı’da bu mesafenin 8 deniz miline kadar inmesinin, kuzeye açılımın ise 9 deniz milinde durmasının öngörüldüğü anlaşılmakta[2]. Şimdi tek taraflı da olsa bir süreç başlamış gözüküyor. Eğer Mısır, Libya ile deniz sınırlarını belirlemek için iyi niyetle yola çıktıysa, bir kere hem Trablus, hem de Tobruk yönetiminden temsilcilerle masaya oturmayı talep etmeli. Her iki ülkenin mevcut karasularından öteye, iki ülke deniz sınırının bitişme alanı(contiguous zone) ile ayrı ayrı münhasır ekonomik alan üzerinde uzlaşılması gerektiği El Sisi ve kurmayları tarafından bilinmeli. Tek taraflı bir Başkanlık kararnamesi ile dayatma olamaz, kabul edilemez. Kaldı ki deniz yetki sınırları, aynı zamanda hava sınırları açısından da önemli olacağı için Başkanlık kararnamesini de dikkate alarak, Libya’dan gelecek öneriler etrafında taraflar artık masaya oturmayı denemeli. Türkiye ise böyle bir süreçte zinhar arabozucu olmaya yeltenmemeli.

 

[1] “Egypt cancels the illegal Turkish-Libyan memorandum demarcating maritime borders” (14 Dec. 2022) https://greekcitytimes.com/2022/12/14/egypt-illegal-turkish-libyan/

[2]  “Egypt’s declaration of a maritime border does not affect Türkiye” (December 18 2022), https://www.hurriyetdailynews.com/egypts-declaration-of-a-maritime-border-does-not-affect-turkiye-179428

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 12-02-2024

Kahire Ziyareti Sisi’nin Ocağına Düşmek mi?

Türkiye 2022 yılından beri Mısır ile bozulan ilişkilerini düzeltme çabası içinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır gezisinin hala bu kapsamda düşünülmesi ve bugüne kadar gibi sonuçlar alındığının değerlendirilmesi gerekir.

Error: No articles to display