ABD İsrail İttifakında İran Açmazı

Yazan  12 Mart 2012
Sarsılmaz gibi görünen ABD ve İsrail ittifakı, İran’ın nükleer güç inşası sürecine gösterilmesi gereken tepki konusundaki derin fikir ayrılıklarından dolayı sıkıntılı bir süreçten geçmektedir.

Giriş

Sarsılmaz gibi görünen ABD ve İsrail ittifakı, İran'ın nükleer güç inşası sürecine gösterilmesi gereken tepki konusundaki derin fikir ayrılıklarından dolayı sıkıntılı bir süreçten geçmektedir. Temel olarak her iki ülkenin de tehdit olarak algıladığı İran, tehdidin bertaraf edilme şekli konusunda iki müttefiki farklı duruşlar sergilemektedir. ABD'nin diplomatik, politik veekonomik önlemler kullanma niyetinin karşısında, İsrail acilaskeri güç kullanımını talep eder görünmektedir. ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey'in İsrail ziyaretiyle dikkat çeken görüşme trafiği, Benyamin Netanyahu'nun Washington'a gitmesiyle en üst seviyede temsil edilerek yoğunluğunu korumaktadır. Bu yazıda Netanyahu'nun ABD ziyareti çerçevesinde ABD-İsrail görüşmeleri ele alınmaya çalışılacaktır.

ABD-İsrail İttifakının Geçmişi

İsrail lobisinin ABD'de etkili olduğu bilinen bir gerçektir, ancak lobinin anılan etkisine rağmen Washington-Tel Aviv arasında gergin dönemlerde yaşanmıştır. Dolayısıyla ABD ile İsrail hükümetlerinin uygulanacak politikalar açısından görüş ayrılıklarına düştükleri dönemler olmuştur. İsrail'in kuruluş aşamasında dönemin ABD Dışişleri Bakanı George Marshall'ın bölgenin petrol kaynaklarına erişme dolayısıyla, bir Yahudi devletinin kurulmasına mesafeli baktığı bilinmektedir. Bunun dışında İsrail, Altı Gün Savaşı'nda ABD askeri araştırma gemisi, USS Liberty'i vurmuş, sonrada olayın kaza olduğu kabul edilmiştir.[1] Ancak kısaca değinilmeye çalışılan, bu krizlerde sonuç her zaman iki tarafın karşılıklı mutabakatıyla ilişkilerin devam etmesi şeklinde olmuştur.

ABD-İsrail ittifakının önemli dönemeçlerinden biri Ronald Reagen'ın başkanlık döneminde imzalanan Stratejik İşbirliği Antlaşması olarak kabul edilebilir. Bu antlaşma ile Tel Aviv-Washington arasındaki askeri yakınlaşma en üst seviyede teyit edilmiştir. İsrail, 1989'a gelindiğinde de ABD tarafından NATO üyesi olmayan güvenilir müttefik olarak ilan edilmiştir. Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle başlayan süreçte, İsrail ABD'nin yakın müttefiki sıfatıyla bölgede kilit bir rol üstlenmiştir. ABD'de de İsrail'in güvenliği için büyük çaba sarf etmektedir. İsrail, ABD Başkanı Clinton döneminde terörle mücadele ve güvenlik gibi kavramlar öne çıkarılarak büyük yardımlar almıştır. FKÖ'nün faaliyetleri 11 Eylül saldırıları İsrail-ABD ilişkilerini güvenlik merkezli olarak hızlandırmıştır. İsrail'in Batı Şeria ve Gazze'de gerçekleşen olayları terörizm ekseninde sunmaya çalıştığı bu noktada iddia edilebilir. Bush döneminde de ilişkileri ekonomik açıdan da iyi bir seyir izlemiştir. Amerikan-İsrail Ortak Ekonomik Gelişme Grubu adıyla oluşturulan ekibin çalışmalarıyla 2009 yılında İsrail'e 3 milyar 148 milyon dolarlık mali kaynak sağlanmıştır.[2] İlişkilerin nispeten zayıf olduğu iddia edilen Obama yönetimi döneminde de 3 milyar dolar yıllık kaynak elde eden İsrail'in 2013–2018 mali yıllarında her yıl için 3,15 milyar dolar yardım alacağı ön görülmüştür.[3] Buradan da anlaşılabileceği gibi ABD'nin gelecekte de İsrail ile ilişkilerinin gevşeme olasılığı zayıf görülmektedir.

ABD-İsrail Görüşmeleri Bağlamında İran

Ortaya konmaya çalışılan hususlar da göstermektedir ki, ABD-İsrail ilişkileri derin köklere sahiptir. Bununla birlikte Humeyni Devrimi'nden sonra ortaya çıkan İran'ın yeni rejimi her iki ülkeyi de rahatsız etmektedir. Özellikle ABD'nin kontrolü altında olmayan bir ülkenin nükleer program dâhilinde faaliyetler yürütmesi Washington açısından sorun teşkil etmektedir. Son dönemde Obama yönetiminin, İsrail'le görüş ayrılığı yaşadığı noktanın da, İran'ın nükleer programı karşısında alınacak tavır olduğu değerlendirilmektedir. ABD sorunun diplomatik yollarla çözülmesini isterken, İsrail'in en azından görüntü itibariyle, askeri seçenekleri gündeme getirmeye çalıştığı görülmektedir. İsrail'in bu tavrının ABD'yi endişelendirdiği öne sürülebilir.

ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, Ocak 2012'de yaptığı ziyarette İsrailli mevkidaşlarını ve diğer yetkilileri İran'a bir saldırı düzenlememeleri konusunda uyarmıştır.[4] ABD'nin bu tavrının ardında İran'a kendisinin ve İsrail'in askeri ve ekonomik çıkarlarının olduğu varsayılabilir. Her ne kadar, İsrail'in muhtemel İran saldırısı ile ilgili olarak yayınlar yapılsa da[5], Obama-Netanyahu görüşmesi böyle bir saldırının en azından şimdilik gündemden kaldırıldığını göstermektedir. Bu noktada Washington'un neden İsrail'in İran'a düzenlemek istediği bir hava saldırısına muhalefet ettiği ortaya konulmalıdır.

1)ABD'de Başkanı seçimler öncesinde savaş yorgunu Amerikan halkını Ortadoğu'da İsrail'in peşinden yeni bir savaşa sürüklemek istememektedir.

2)İsrail'in düzenleyeceği bir saldırının ardından İran sessiz kalmayacak ve Ortadoğu'da çatışma Basra Körfezi bölgesini içine alacak şekilde genişleyecektir. Bu durum petrol fiyatlarının kontrolsuz şekilde artmasına ve ağır bir krizden geçen dünya ekonomisinin daha ağır bir kriz içine sürüklenmesine neden olacaktır. Hala ekonomik hegemon olduğuna inanan ABD'nin böyle bir gelişmeyi desteklemesi mümkün değildir.

3)Ayrıca ABD'nin İsrail'e yaptığı ve yukarıda anılan mali yardımlar da dikkate alınırsa, muhtemel İsrail saldırısının ekonomik açıdan ABD'ye ağır bir yük getirecektir.

Anılan görüşmede Washington yönetiminin -İran'a karşı bir saldırı düzenlenmesine diplomatik girişimler ve ekonomik yaptırımlar uygulanabilecek haldeyken- karşı çıkması İran'a saldırı ihtimalini azaltmış görünmektedir.[6] İsrail'in İran'a saldırı tehdidinde bulunmasının petrol fiyatlarını artırmış görünmesi ABD'nin önemli bir kaygısı halindedir. Saldırı tehdidinin çok fazla gündeme getirilmesi, Tahran'ın iç siyasetinde oluşan tehdit algısıyla birlik duygusunu artırabilir. Böyle bir durumda ABD'nin en azından kontrol altına almak istediği İran'ın direncinin artabileceği iddia edilebilir.

Netanyahu'nun Görüşlerindeki Dönüşüm

Benyamin Netanyahu, 24 Mayıs 2011'de yaptığı konuşmada İran'ın nükleer programının engellenmesi için zamanın dolduğunu, ABD ve İsrail'in nükleer silaha sahip İslami-militan bir rejimle karşı karşıya kalabileceğini belirtmiştir.[7] Netanyahu'nun bu açıklaması İran'a karşı bir askeri operasyon düzenleme isteği olarak da yorumlanabilirdi. Netanyahu'nun benzeri söylemleri ve son olarak ABD Genelkurmay Başkanı Dempsey'in İsrail ziyaretinin bu iddiayı doğruladığı öne sürülebilir. Ancak, ABD'nin İsrail'in aksi bir politikayı tercih etmesinin İsrail'in görüşünü değiştirmesine yol açmıştır. Obama'nın Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi'nde yaptığı konuşmada İran sorununun diplomasi ile çözülmesi gerektiğini ortaya koyması, Tel Aviv yönetiminin de aynı görüşü benimser görünmesine yol açmış olabilir. Zira ABD Başkanı Obama, "şimdi tehditler savurma değil, ekonomik baskıyı arttırma ve İran'ın nükleer silaha sahip olmasına karşı kurulan uluslararası koalisyonu sürdürme zamanı" [8] ifadesini kullanmıştır.

Bu tavrın İsrail'in askeri güç kullanma seçeneğini geri plana ittiği ancak güçlülük imajından kayba uğramamak için İsrail'in kendi seçeneklerini uygulama hakkı olduğu söylemini seçtiğini göstermektedir.[9] Ancak bu açıklamayla birlikte, Obama-Netanyahu görüşmesinden sonra, ekonomik baskı ve diplomatik seçeneklerin ön planda tutulacağı izlenimi veren bir açıklama yapılmıştır.[10] İsrail açısından bakıldığında, İran'ın nükleer bir tehdit olarak yanı başında durması kabul edilemez bir durumdur. Ancak İsrail'in başlatacağı bir saldırının, bölgenin zaten bıçak sırtında olan barış ortamını olumsuz etkileyeceği ve hatta bir savaşa yol açabileceği öne sürülebilir.

ABD'nin Kriz Yönetimi

ABD'nin önce Afganistan ardından da Irak'taki faaliyetlerinin ekonomisine ve askeri gücüne büyük yük oluşturmuştur. Dolayısıyla İran'a karşı gerçekleştirilecek bir harekâtın uzun vadeli olması durumunda bu yükün kaldırılamaz duruma gelmesi ABD karar alıcıları tarafından ön görülmüş olabilir. Bu görünmeyen sebebin dışında, Rusya ve Çin'in belli bir oranda İran'a destek vermeleri uluslararası güç dengeleri açısından ABD'yi zorlamaktadır. ABD'nin elinde ise Körfez İşbirliği Konseyi üye ülkeleri ve Türkiye'deki askeri gücü ile İsrail bulunmaktadır. Diplomatik seçenekler merkezinde de Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve AB'nin olduğu var sayılabilir. ABD bu seçeneklerle krizi yönetmek durumundadır.

Krizin öznesi konumundaki İran'ın son dönemde yumuşama mesajları gönderdiği dikkate alındığında sorunun diplomatik görüşmeler ağırlıklı çözüm arayışlarına yöneldiği söylenebilir. İran en yetkili ağzı Ayetullah Ali Hameney'in nükleer silah geliştirme gibi bir düşüncelerinin olmadığını belirtmesi ABD ve dolayısıyla İsrail'in diplomatik tercihleri öne sürmesinde bir vesile olarak görülebilir. ABD Dışişleri Bakanı Clinton'ın diplomatik görüşmelerin başlaması konusunda istedikleri yanıtı aldıklarını ifade etmesi de bu görüşü destekleyen bir başka husus olmaktadır.[11] Bununla birlikte ABD Başkanı Obama'nın, muhtemelen İsrail'i görmezden gelmediğini belirtmek için, The Atlantic dergisine verdiği demeçte, "İran nükleer silah üretmeye devam ederse vurabiliriz" şeklindeki açıklaması, askeri güç kullanımının bir seçenek olmaktan çıkmadığını ama en son tercih olduğunu göstermektedir.[12]

Sonuç

İsrail kendisini Orta Doğu bölgesinde, ABD'nin de tanımlamasıyla önemli bir güç olarak görmektedir. Ülkenin yukarıda ortaya öze olarak konmaya çalışılan kuruluşundan 2012'ye kadar geçirdiği süreçte güvenlik öncelikli hareket davranışı geliştirmiştir. İran'a karşı tek ve ilk seçenek olarak askeri müdahaleyi gündeme getirmesi bu şekilde açıklanabilir. Ancak, ABD dünya siyasetine daha geniş perspektiften bakma durumunda olan bir güç olarak, seçenekleri daha geniş çerçevede çıkarları doğrultusunda değerlendirmektedir. Bu noktadan ABD, İsrail'in isteğine rağmen AB, KİK, Türkiye gibi müttefiklerinin durumunu dikkate alarak Netanyahu'ya cevap vermiş olabilir.

Görüşmeler öncesi sert mesajların İsrail tarafından verilmiş olmasına rağmen, ABD'nin İsrail haricindeki bölge müttefikleri, Washington'un yeni stratejisini Asya-Pasifik bölgesine yoğunlaştırması gibi sebeplerle İran meselesine diplomatik çözüm araması söz konusu olabilir. Bunun dışında, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Türkiye gibi ülkelerde İsrail karşıtı gibi görünen politikaların herhangi bir savaş vuku bulduğunda ABD-İsrail ittifakına karşı olma ihtimali zayıf görülmektedir. Herhangi bir çatışma durumunda anılan ülkeler ABD müttefiki olmaları hasebiyle İsrail'i de destekler politikalar yürütmek zorunda kalacaktır.

 

 

 


 

[1]Gerhard, D. William; Henry W. Millington, Special Series Crisis Collection, Attack on a Sigint Collector, The USS Liberty, Volume 1, National Security Agency/Central Security Service, 1981.s:25-35.

[2]http://www.state.gov/r/pa/prs/ps/2009/dec/133561.htm erişim:08.03.2012.

[3] Sharp, M. Jerrmy; US Foreign Aid to Israel, Congressional Research Service, 2009, s:3.

[4]http://www.guardian.co.uk/world/2012/feb/19/us-military-chief-israel-iran erişim: 08.03.2012.

[5]http://www.yalibnan.com/2012/02/10/what-happens-after-an-iran-israel-war/ erişim:08.03.2012.

[6]http://www.voanews.com/turkish/news/usa/Obamaran-cin-Diplomasi-Ba-Secenek-.html erişim:08.03.2012.

[7]http://www.pbs.org/newshour/rundown/2011/05/live-soon-netanyahu-addresses-congress.html erişim:08.03.2012.

[8]http://www.voanews.com/turkish/news/usa/Obamaran-cin-Diplomasi-Ba-Secenek-.html erişim:09.03.2012.

[9]http://www.haaretz.com/news/diplomacy-defense/netanyahu-israel-reserves-the-right-to-defend-itself-against-iran-1.416176 erişim:09.03.2012.

[10]http://www.haaretz.com/news/diplomacy-defense/after-meeting-obama-netanyahu-says-world-united-over-iran-1.416704 erişim:09.03.2012.

[11]http://www.voanews.com/turkish/news/usa/ran-srail-Gerginlii-Washingtonun-Gundeminde-141411253.html erişim: 09.03.2012.

[12] http://www.theatlantic.com/international/archive/2012/03/obama-to-iran-and-israel-as-president-of-the-united-states-i-dont-bluff/253875/ erişim: 09.03.2012.

 

 

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 19-11-2019

Türkiye'ye Çifte Kuşatma

Türkiye'de, iktidarın kurumsal karar sürecini terk edip tek adamın kararlarına dayanan iç ve dış politikaları içeride iç cepheyi dağıttığı gibi dış politikada da ülkeyi açmazlara sürüklediğini görüyoruz.