ABD’nin Orta Asya Stratejisi

Yazan  10 Mart 2014

Giriş

‘’Amerika için en önemli jeopolitik ödül Avrasya’dır. Bu bin yılın yarısı boyunca dünya meseleleri Avrasyalı güçlerce, bölgesel güç için birbiriyle mücadele eden ve küresel güce erişmeye çalışan bu insanlarca belirlendi. Artık, Avrasyalı olmayan bir güç Avrasya’daki üstün güçtür ve Amerika’nın küresel üstünlüğü doğrudan doğruya Avrasya kıtasındaki hâkimiyetinin ne kadar süre ve ne kadar etkili sürdürüldüğüne bağlıdır.’’[1]

20.yy başlarında dünya hâkimiyeti veya büyük devlet olma amacındaki ülkeler, kendi teorisyenlerinin ortaya koyduğu kuramlar yoluyla dış politikalarını şekillendirmeye çalışmışlardır. Bunlardan en önemlisi İngiliz kuramcı Sir Halford Mackinder’in ‘’ Kara Hâkimiyeti ‘’ teorisidir.[2] Mackinder’in merkez bölge olarak nitelendirdiği ( heartland ) Doğu Sibirya ile Volga Havzası arasında uzanan ve Orta Asya’yı da içeren geniş ova Asya-Avrupa ve Afrika kıtalarından oluşan dünya adasını denetleyebilmek için mutlaka elde edilmesi gereken bir bölgeydi.[3]Mackinder bu teorisini ‘’ Doğu Avrupa’ya egemen olan, Merkez Bölgeyi denetler. Merkez bölgeye egemen olan Dünya Adasını denetler. Dünya Adasına egemen olan dünyayı denetler’’ sözleriyle ifade etmiştir.

Mackinder’in 1904’te ortaya koyduğu bu teori Amerikalı strateji uzmanları için hareket noktası olmuştur. Bu teori ‘’Uluslararası komünizmin ‘’ ve özellikle de Sovyetler Birliği’nin çevrelenmesi için Spykman’ın ‘’ Kenar Kuşak’’ teorisine zemin hazırlamıştır. Spykman’a göre ; ‘’ İç hilal Avrasya’yı denetler, Avrasya’da dünyayı denetler’’ idi. ABD bu mantığa uygun olarak 1950’lerdeki dış politikasını Türkiye, İran, Irak, Hindistan,    Çin, Pakistan, Kore ve Doğu Sibirya’dan oluşan iç hilali kontrol etmeye odaklamıştır.[4]

1979 yılına gelindiğinde Sovyetlerin Afganistan’ı işgaliyle Amerika Birleşik Devletleri Sovyetleri çevrelemek ve güneye inmesini engellemek için ‘’Yeşil Kuşak’’ projesini devreye soktu. Yeşil Kuşak projesiyle ABD İslam’ın radikal cihadçı söylemine destek vererek Müslüman tebaayı Sovyetlere karşı örgütledi.[5]

ABD’nin soğuk savaş döneminden 11 Eylül 2001 saldırılarına kadarki Orta Asya siyaseti Sovyetleri dengelemek, bağımsızlığını yeni kazanan ülkelerle iyi ilişkiler geliştirerek bölgesel enerji kaynaklarına rahat bir erişim sağlamaktı.[6]

11 Eylül 2001 saldırıları dünya kamuoyunda hiç unutulmayacak bir etki yarattı. Yüzyılın tarihi o gün adeta yeniden yazıldı. Bu olaydan sonra ABD’nin dış politika algısı ve hedefleri yeniden şekillenmiştir. Radikal İslamcı teröristlerin saldırısı olarak nitelenen bu saldırılar ABD’nin önce Afganistan’a müdahalesini ve sonrasında Orta Asya’da üsler kazanmasına yol açtı.1990’lardan 2001’e kadar olan Orta Asya’da enerji kaynaklarına erişim sağlamak olan algı bu saldırılar sonrasında güvenlik algısının yoğun olduğu başka bir politik hedefe doğru yönelmeye başladı.[7]

11 Eylül Saldırıları Öncesi ABD’nin Orta Asya’ya Yönelik Tutumu

1947’de George Kennan Dışişleri Bakanlığı için hazırladığı bir raporda ABD’nin tüm gücünü Avrupa ve Asya üzerine yoğunlaşması gerektiğini söylemekteydi.[8]1950’de ABD başkanı Hanry Truman tarafından onaylanarak yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Konseyi’nin 68 numaralı ( NSC-68 ) kararı Sovyetleri çevrelemeyi ABD’nin resmi politika aracı haline getirmişti.[9]Eisenhower’ın başkanlığı döneminde dışişleri bakanı John Foster Dulles tarafından geliştirilen ‘’ Yeni Bakış ‘’ stratejisinde Sovyetlerin çevrelenmesinden, Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı ( CIA )’nın gizli operasyonlarına kadar birçok unsur yer almaktaydı. Yeni bakış politikasında Orta Asya’daki bağımsızlığını kazanmış yeni halkları ‘’Esir Halk ‘’ kavramıyla nitelemekteydi.[10]

Bakıldığında Eisenhower ve Truman’ın politikaları açıkça Mackinder’in merkezi bölge olarak tanımladığı bölgeyi ele geçirmek değil, Sovyetlerin etki alanının daraltılması ve yayılmasını engellemek olduğu ortadadır. Spykman’ın kenar kuşak teorisi bu durumu desteklemektedir. ABD’nin bölgeye tam olarak ilgisi bu coğrafyada yer alan Afganistan’ın 1979’da Sovyetler tarafından işgaliyle başlamıştır. Bu dönemde ABD başkanı Jimmy Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniev Brzezinski tarafından geliştirilen yeşil kuşak projesi de uygulamaya koyulduğu yıllar olmuştur. Bu projeyle beraber Orta Asya Cumhuriyetlerine sızmaya çalışan ABD ‘’ kızıl tehlikeye karşı yeşil panzehir ‘’ üretme yoluna gitmiştir. Yeşil kuşak projesi tam olarak; Sovyetlerin Afganistan’daki varlığını sona erdirmeyi amaçlayan ve bunu yaparken de İslam coğrafyasındaki cihad fikrini ateşleyerek destek sağlamayı amaçlayan bir projedir.[11]ABD’nin asıl hedefi Sovyetlerin yıkılmasını sağlamak olsa da bu hedefe ulaşamamıştır. Yeşil kuşak projesiyle oluşturulan yeşil canavarın daha sonralarda ABD’nin başına iş açacağı hesaplanmamıştı.

1990’lara gelinceye kadar ABD’nin bölgedeki varlığını artırmaya çalışmasındaki en önemli etken Sovyetlerin bölgede dengelenmesi, enerji kaynaklarının tekelinin Sovyetlerin elime geçmesinin engellenmesiydi.31 Aralık 1991’de Sovyetlerin dağılmasından sonra 1993’te ilan ettiği ‘’ Yakın Çevre ‘’ doktrini[12], bölgede Çin’in etkili olma çabaları ve ABD petrol şirketlerinin çıkarları gibi faktörler ABD’nin bölgeye olan ilgisini yavaş yavaş artırmıştır. Ayrıca Orta Asya devletlerinin NATO’nun Barış için Ortaklık ( BİO ) programına dâhil edilmesi ve ABD’nin 1992’den sonra bölge devletlerinin başkentlerinde daimi temsilcilikler açması bölgeye yönelik yerleşme faaliyetlerinin arttığı açıkça görülmektedir.[13]ABD’nin bölgeye yönelik 1999’da ABD kongresinden geçen ‘’ İpek yolu projesi ‘’ bölgede Amerikalı girişimcilerin bölgedeki ekonomik ve ticari çıkarlarını kolaylaştıracak bir eksene oturtulmuştur. 19 Kasım 1999’da İstanbul’da imzalanan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı anlaşması da Rusya’nın egemenliğinde bulunan enerji nakil hatlarına alternatif oluşturmaktaydı.[14]

ABD tüm bu uygulamaların yanında bölgede bağımsızlığını kazanan devletlerin ekonomik anlamda desteklemek maksadıyla 1Nisan 1992’de ‘’Özgürlük Desteği’’ yasasını çıkarttı.1999 itibariyle de bu yatırımlar 2.3 milyar doları aşmıştır.[15]ABD yardımları esasen iki çerçevede yürütülmekteydi. Birincisi ‘’ Ticari Finansman ve Sigortacılık yardımları’’ idi. Bu çerçevede bölgeye yatırım yapacak Amerikan şirketleri desteklenmekteydi. Yardımların ikinci çerçevesini ise ‘’Doğrudan ilgili ülkelere yapılan yardımlar’’ oluşturmaktaydı.

Genel çerçevede ABD’nin 11 Eylül 2001 saldırılarına kadarki Orta Asya’ya yönelik tutumu yukarıda dile getirilen şekildeydi. Enerji kaynaklarının kontrolünün sağlanması Sovyetlerin ( 1991 sonrası Rusya’nın ) bölgede dengelenmesi gibi hedefler ABD’nin öncelikli hedefleri olmuştur. Bu hedeflerine giden yolda bölge devletleri en iyi biçimde kontrol edilerek Brzezinski’nin ‘’Büyük Oyun ‘’ olarak tabir ettiği bölgesel mücadelede bir adım öne geçmek için her türlü yöntem kullanılmıştır.

11 Eylül 2001 Saldırıları ve ABD’nin Değişen Orta Asya Algısı

1812’den bu yana Amerikan topraklarına yabancı bir güç tarafından herhangi bir saldırı gerçekleştirilmemiştir.[16]Tarih 11 Eylül 2001’i gösterdiğinde Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a düzenlenen terörist saldırılar dünyada büyük bir şaşkınlık yaratmıştır. Saldırının şokunu atlatan ABD başkanı George W. Bush dış politikada radikal değişikliklere gitmiştir. Bill Clinton’un barış ve uzlaşma politikası ‘’ ya bizdensiniz ya da onlardan ‘’ olarak değiştirilmiştir.[17]ABD saldırıların faillerini şaşırtıcı bir hızla, saldırıların gerçekleşmesinden çok kısa bir süre sonra tespit etmiştir. Saldırının failleri El Kaide örgütünün üyeleri olarak dünya kamuoyuna sunulmaya başlanmıştır. Tespit edilen tüm suç delilleri ve zanlılar Afgan dağlarında yuvalanmış bu radikal örgütü ve emri veren El Kaide lideri Usame Bin Ladin’i göstermiştir. Bu bağlamda Taliban rejiminin yıkılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. İlk hedef olarak Afganistan gösterilmiştir. Amerikan birlikleri 2001 sonundan itibaren, terörle mücadele söylemi altında Orta Asya’ya girmeye başlamıştır. Beklenilenin aksine Rusya lideri Vladimir Putin’ de ABD’nin terörle mücadele kapsamındaki bölgeye girişine yeşil ışık yakmıştır. ABD’nin bu terörle mücadele kapsamındaki girişimi ‘’ ön alıcı ‘’ saldırıyı da içermekteydi.

ABD’nin NATO operasyonları için kullandığı Kırgızistan’daki Manas üssünün yanı sıra bir de Özbekistan’ın güneyinde Karşi Hanabat’da askeri üssü bulunmaktaydı.[18] Her iki üste de ortalama bin ABD askeri bulunmaktaydı. ABD ve NATO’nun Afganistan’da aşırı dincilere karşı verdiği savaş Orta Asya rejimleri tarafından da desteklenmiştir. Kırgızistan’daki Manas üssü NATO ve ABD operasyonlarında kullanıma açılmıştır.

Afganistan’daki Taliban yapılanmasının yıkılmasının ardından ABD 20 Mart 2003’te Irak’ı işgal etmiştir.[19] Kimi uzmanlara göre Afganistan 11 Eylül’ün şamar oğlanı, Irak ise işgal edilmek istenilen asıl yerdi. Durum her ne olursa olsun ABD Orta Asya bölgesinde ‘’ İslami teröristler ‘’ söylemi altında hem askeri olarak hem de bölge devletlerinin desteğini kazanmıştır.

11 Eylül sonrası dönemde ABD’nin Orta Asya’daki güvenlik çıkarları veya Orta Asya politikasının temel parametreleri aşağıdaki gibi ifade edilebilir.[20]

Ø  Hazar Enerji kaynaklarına güvenli ulaşım ve bunun korunması

Ø  Orta Asya’da başka bir gücün hegemonyasını önleme

Ø  Orta Asya’daki sorunların diğer bölgelere sıçramasının önlenmesi

Ø  Bölge içi çatışmaların ve/veya iç savaşların çıkma ihtimalinin azaltılması

Ø  Radikal dini grupların bölgeyi kullanmasının önlenmesi

ABD Savunma Bakan Yardımcısı J.D. Crouch bir konuşmasında ‘’ Orta Asya devletleriyle askeri ilişkilerinin 11 Eylül öncesine göre hayal edilemeyecek ölçüde geliştiğini’’ belirtirken ‘’terörist tehditleri caydırmak veya yok etmek için ABD’nin Orta Asya’daki savunma ve güvenlik işbirliğini öngörülebilir bir geleceğe kadar devam ettirmesi gerektiğine ‘’ dikkat çekmekteydi.[21] Crouch‘un da belirttiği gibi 11 Eylül öncesi dönemde ABD’nin bölgeye yönelik güvenlik bağlamındaki yaklaşımı saldırlar sonrasında daha fazla gelişmiştir. ABD Orta Asya coğrafyasında Rusya ve Çin gibi ciddi bölgesel güçleri dengelemek ve Taliban’ın bu topraklardaki Amerikan çıkarlarına zarar vermesini önleme amacı gütmektedir.

Sonuç
1990’lı yıllarda temel olarak Amerikan ticari çıkarlarının korunması ve enerji güvenliğinin sağlanması şeklinde ortaya çıkan ABD’nin Orta Asya politikası 2000’li yıllara gelindiğinde güvenlik unsurunun daha ön planda olduğu bir içerik kazanmıştır. Sir Halford Mackinder’in ‘’merkez bölge ‘’  ve Brzezinski’nin bu yaklaşıma paralel olan ‘’ Avrasya’yı yöneten dünyanın kaderini kontrol eder ‘’ algısı Sovyetler döneminin sona ermesiyle beraber uluslararası ortamda başat güç kalan ABD’nin bölgeye olan ilgisini cezbetmiştir. Nitekim Spykman’ın ‘’kenar kuşak ‘’ ve Brzezinski’nin ‘’yeşil kuşak ‘’ projeleriyle bölgenin yıllarca hakimi olan Sovyetler çevrelenmiş ve sonra bölgeye sızmalar başlamıştı. ABD’nin halen bölgede bulunan 2014 tarihinde bitecek ve uzatılmasına olumlu bakılmayan Manas Üssünün boşaltılmaya başlanması ve ayrıca 11 Eylül sonrası artan Amerikan angajmanından günümüzde bahsetmek oldukça zordur.

Son olarak, Brzezinski’nin ifadesiyle ‘’ ABD, Orta Asya’ya egemen olmak için çok uzak, ancak dışında kalamayacak kadar da güçlüdür.’’ Brzezinski’nin vurgulamak istediği uzaklık coğrafi uzaklıktır. Küresel ekonomik krizlerin ve çatışmaların baş gösterdiği günümüz dünyasında ABD’nin göreceli olarak Orta Asya’dan uzak kalması düşünülebilir ancak tamamen vazgeçmesi söz konusu olamaz.

 

 

 

 


[1]Zbigniew Brzezinski, "Büyük Satranç Tahtası Amerika'nın Küresel Üstünlüğü ve Bunun

Jeostratejik Gereklilikleri", İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 2005, s. 51

[2]Baybars Öğün, ‘’ABD’nin Orta Asya Siyaseti’’, http://www.21yyte.org/tr/arastirma/amerika-arastirmalari-merkezi/2011/06/25/6210/abdnin-orta-asya-siyaseti.( 20.09.2013 )

[3]Çağrı Erhan, ‘’ABD’nin Orta Asya Politikası ve 11 Eylül Sonrası Yeni Açılımları’’, Strateji ve Analiz Dergisi, Sayı 9, 2003, s.1-2

[4]Abdullah Ural, ABD’nin Enerji Hâkimiyeti Teorisi ve Büyük Ortadoğu Projesi, http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu6%20makale/abdullah_ural.pdf, (23.09.2013)

[5]Mehmet Şahin,’’ABD’nin Müslüman Savaşçıları ‘’,Akademik Orta Doğu Dergisi, cilt 3, sayı 1,2008 s.44-52

[6]M.Akif Kireçci,‘’ Türk Cumhuriyetleri’nin Bağımsızlıklarının 20.Yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Asya Politikaları ‘’, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk –Kazak Üniversitesi, Yayın No: 03,Temmuz 2011,s. 34.

[7]M.Akif Kireçci, ‘’ Türk Cumhuriyetleri’nin Bağımsızlıklarının 20.Yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Asya Politikaları ‘’, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk –Kazak Üniversitesi, Yayın No:03, Temmuz 2011, s. 36.

[8]Çağrı Erhan, ‘’ABD’nin Orta Asya Politikası ve 11 Eylül Sonrası Yeni Açılımları’’, Strateji ve Analiz Dergisi, Sayı 9,2003,s.1-2

 

[9]Çağrı Erhan, ‘’ABD’nin Orta Asya Politikası ve 11 Eylül Sonrası Yeni Açılımları’’, Strateji ve Analiz Dergisi, Sayı 9,2003,s.2-3

 

[10]Şenol Kantarcı, ’’Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistem: Yeni Sürecin Adı ‘’ Koalisyonlar Dönemi Mi? ‘’,http://www.harpak.edu.tr/saren2/files/Makale/GSD_16_Art_3_122012.pdf, (01.10.2013 )

[11]Baybars Öğün, ‘’ABD’nin Orta Asya Siyaseti’’, http://www.21yyte.org/tr/arastirma/amerika-arastirmalari-merkezi/2011/06/25/6210/abdnin-orta-asya-siyaseti.( 20.09.2013 )

[12]Dr. Haktan Birsel, ‘’ Arap Baharı, Suriye ve İran Gelişmelerinde Rusya Federasyonu’nun Etkin Rolü’’,2023 Dergisi, Sayı:130, Şubat 2012,s.6

[13]Çağrı Erhan, ‘’ABD’nin Orta Asya Politikası ve 11 Eylül Sonrası Yeni Açılımları’’, Strateji ve Analiz Dergisi, Sayı 9,2003,s.6

[14]Mehmet Merdan Hekimoğlu, ’’ Bakü-Tiflis – Ceyhan Boru Hattı Projesinin Hukuki Boyutları’’, Bilig Dergisi, Güz 2012, Sayı 63, s.77-92

[15]Çağrı Erhan, ‘’ABD’nin Orta Asya Politikası ve 11 Eylül Sonrası Yeni Açılımları’’, Strateji ve Analiz Dergisi, Sayı 9, 2003, s.9

[16]Ali Çimen, ‘’ 11 Eylül 2001: El Kaide Amerika’ya Savaş Açtı’’,http://tr.euronews.com/2011/05/02/11-eylul-2001-el-kaide-amerikaya-savas-acti/, (10.10.2013 ). Pearl Harbor saldırısı bu konunun dışında tutulmaktadır.

[18]M.Turgut Demirtepe,’’ Moskova’dan ABD’ye Avrasya Çalımı ‘’http://www.usak.org.tr/print.php?id=1254&z=6, (26.09.2013 )

[20] Ferhat Pirinçci, ‘’ Soğuk Savaş Sonrasında ABD’nin Orta Asya Politikası: Beklentiler ve Gerçeklikler ‘’ , http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/933/11637.pdf , (26.09.2013 )

[21]Ferhat Pirinçci, ‘’ Soğuk Savaş Sonrasında ABD’nin Orta Asya Politikası: Beklentiler ve Gerçeklikler ‘’ , http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/933/11637.pdf , (26.09.2013 )

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 16-10-2019

SDG/YPG'ye Çifte Koruma Kuşağı

İç politikada zorda olan Trump, kişisel açmazdan kurtulmak için dünya gündeminin en üst sırasındaki Suriye konusunu da kullanıyor. Ama görünen o ki, bunu yaparken de Türkiye'yi de kullanıyor.