ABD’nin Yeni Savunma Stratejisi (2012)

Yazan  23 Şubat 2012

ABD, Afganistan'daki savaşı kaybetti, Irak'ta ise şu ana kadar sağladıklarını kaybetme riski içindedir. ABD ordusu silahlı ülke inşasını hala öğrenme ve bu problemi nasıl çözeceğinin arayışı içindedir. Afganistan'da ciddi bir savaşa girişildi ama şimdi mağlubiyeti tersine çevirecek bir umut yoktur. Irak'ta ise kazanılan askeri başarı ile uyumlu bir sivil başarı yoktur, sürekli barış, siyasi katılım ve ekonomik gelişmeyi sağlayacak başarılı bir geçiş oldukça riskli bir süreçtedir. ABD, bu savaşları "akıllı güç", "yumuşak güç" veya "melez savaş" gibi muğlâk konseptlere odaklanarak aşmaya çalıştı. Bu savaşlar ABD'ye savaşlarını seçerken daha dikkatli olmayı, riski iyi değerlendirmeyi, silahlı ülke inşası için gerekli tüm kabiliyetleri geliştirmeyi, silahlı ülke inşası için etkili ve entegre sivil-asker gücü oluşturmayı ve gerekli programları etkili şekilde uygulamayı öğretti[1]. Amerika'nın yaptığı en büyük stratejik hatalardan biri Irak'ı işgal ederken Pakistan'daki El Kaide'yi göz ardı edip, Irak'ta kendilerine tuzak kuracaklarını değerlendirememiş olmasıdır. ABD, Irak'ta Şiiler ile anlaşarak çekilmesi gibi Afganistan'da da El Kaide ile olmasa da Taliban ile anlaşarak çekilmek ve bunu başarı gibi göstermek niyetindedir. 2014 yılında yapılacak Afgan seçimleri öncesi Karzai şimdiden gözden çıkarılmıştır. Bu makalede ABD'nin yeni savunma stratejisine ve savunma sistemindeki sorunlara değineceğiz.

 

ABD Ulusal Savunma Stratejisi

 

ABD savunma planlamacıları belirsiz gördükleri gelecek için (İran, Kuzey Kore ve Çin ile) üç ayrı savaş senaryosuna göre ordularını hazırlamaktadırlar[2]. Bu senaryolarda özellikle devlet aktörlü çatışmalar dahilinde nükleer çatışma ihtimali ve kitle imha silahı niteliğindeki füzelerin kullanılması kaçınılmaz görünmektedir. ABD, bu kapsamda hem doktrin hem de kabiliyetlerini geliştirmek için ordusunda değişimlere gitmektedir. Nitekim ABD, son 50 yılda müzakere edilmiş nükleer silah anlaşmalarının çoğundan çekilmiştir. Örneğin nükleer silahların test edilmesini ve yenilerinin geliştirilmesini sınırlayan Anti-Balistik Füze Anlaşması'ndan çekildi[3]. ABD yeni 'Üçlü Doktrini' ile (nükleer ve nükleer olamayan vurucu kabiliyetler; aktif ve pasif savunma; karşı koyucu alt yapı) nükleer silahlarını elimine etmemekte, ancak caydırıcılık sağlamada nükleer silahlara bağımlılığını azaltmayı amaçlamaktadır[4]. ABD ülke topraklarını ve ülke dışındaki kuvvetlerini korumak amacıyla 2000'li yılların başından beri bir "füze kalkanı" oluşturmaktadır. Bu sistem Kuzey Kore, İran ve Çin gibi ülkelerden gelecek füzeleri tespit ve takip eden bir dizi gözetleme uydusu ve füzesavar radarlarından oluşmaktadır.

 

2010 yılında Obama'nın QDR[5] ileöngörülemeyen krizler için güç sistematiği 9-1-1'e dönüştürüldü[6]. QDR 2010 ile öngörülen senaryolar şunlardır[7];

 

-9: İki bölgesel saldırgana karşı (Çin ve Kuzey Kore) caydırıcı güç yapısını muhafaza ederken, dünya genelinde küçük çaplı istikrarsızlık operasyonları,

 

-1: ABD'ye karşı saldırıda bulunacak bir bölgesel saldırgana karşı ana istikrar harekatı (İran)

 

-1: Uzun vadeli istikrar ve terörle mücadele harekatı. (Ana vatan güvenliği)

 

Amerika'nın savunma öncelikleri şu şekilde belirlenmiştir: bugünün savaşlarında üstün olmak (Irak ve Afganistan'ı tarif diyor ama kazanmak demiyor); (nükleer) çatışmayı önlemek ve caydırmak; rakipleri (büyük güçleri) yenmeye hazırlanmak ve pek çok ihtimalat (doğal afetler, kırılgan ülkeler vb.) bölgesinde başarılı olmak; (asker sıkıntısı yaşanan) gönüllü gücünü muhafaza etmek ve geliştirmek. Amerikan silahlı kuvvetlerinin karşılaştığı tehdit son on yıldır melez (hybrid) tehdit olarak adlandırılmaktadır. Bu tür tehdit için konvansiyonel kuvvet ve kabiliyetler gerektiren düzenli ordu yanında teröre karşı kabiliyetlerin de bulunması gerekli görülmektedir. Bu maksatla, ABD'nin teknolojik üstünlüğünü avantaj haline getirecek konsept ve kuvvetler üzerinde durulmaktadır. Amerika önceliğini anavatan (iç) güvenliğine vermekte ve en önemli tehdit olarak nükleer silaha sahip İran ve Kuzey Kore'yi tarif etmektedir. Daha sonra sırayı El Kaide almaktadır. Müteakiben, Irak, İsrail-Filistin çatışması ve Müslüman ülkeler ile ilgili beklentileri gelmektedir.

 

QDR 2010'un ana hatlarını[8]; devam eden kuvvet yapısı dönüşüm çalışmaları, ordu personelinin durumunu iyileştirme, Silahlı Kuvvetlerin ABD içi ve dışı organik ilişkilerinin geliştirilmesi ve özellikle iş dünyası ile ilişkilerde reform çalışmaları oluşturmaktadır. ABD'nin Irak sonrası Ortadoğu'daki yeni askeri yapılanması için sadece Körfez ülkelerini değil Mısır, Ürdün, Türkiye ve Yemen gibi müttefikleri ile de yeni bir strateji dâhilinde anlaşmalar yapması beklenmektedir. Mısır, Ürdün, Bahreyn ve Yemen'de beklenen yeni istikrarsızlıklar ve devam eden Filistin-İsrail krizi yanında İran'a karşı nasıl bir çevreleme yapılacağı da masaya yatacaktır. ABD, Irak'tan çekilme sonrası bu ülkede güvenliğin çökmesi veya İran'a karşı bir harekat için kuvvetlerini Kuveyt'te toplamaktadır. ABD öncelikle Körfez'deki uluslararası sulara daha fazla savaş gemisi gönderecektir. ABD, Körfez İşbirliği Konseyi'nde bulunan S.Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, BAE ve Umman ile görüşerek buradaki askeri bağlarını artırmayı planlamaktadır. Bu ülkelerle zaten yakın ikili ilişkileri olan ABD Körfez bölgesi için hava ve deniz deveriyeleri ile füze savunmasını entegre edecek yeni bir güvenlik yapısı düşünmektedir. Kuveyt'te konuşlanacak birliklerin mevcudu henüz belirlenmemiş olmakla birlikte güçlü bir askeri varlık düşünülmektedir[9].

 

Ortadoğu'dan Güney Asya'ya Kayan Stratejik Odak

 

Amerikan çıkarları için öncelikli coğrafyalar olarak Orta Doğu ve Güney Asya seçilmiştir. ABD Körfez ülkelerinin bir koalisyon oluşturarak kendisinin de buna katılması ile bölgedeki varlığını meşru hale getirmek istemektedir. Bunun ilk örneği 2006 yılında Manama'da konuşlu 5. Filonun Pakistan ile Birleşik Deniz Görev Kuvveti oluşturarak, kendine Aden ve Umman Körfezleri ile Arap Yarımadası, Kızıl Deniz ve Hint Okyanusu'nda güvenlik sağlama görevi vermesi oldu[10]. Bahreyn, BAE, Kuveyt ve Türkiye de bu koalisyona katılarak meşruiyete yardım ettiler. BAE ve Bahreyn, ABD'yi kırmayarak Afganistan'a küçük de olsa kuvvet gönderdiler. ABD bölgedeki alt yapıyı koruma gerekçesi ile son yıllarda BAE ve Kuveyt arasında patriot sistemleri de kurmaktadır. Bütün bunları sebebi tabii ki İran öcüsüne karşı kendi silah depolarını boşaltırken petrolü bedavaya getirmektir. Askeri hedef ise Hürmüz Boğazı'nı gerektiğinde İran'a kapatmaktır. Ancak Yemen'deki olaylardan sonra stratejik dikkat İran'dan tekrar El Kaide'ye kaydı. Irak da El Kaide için yeni bir terör dalgasına açık hale geldi.

 

ABD, iki uzun savaştan çıktıktan sonra Libya modeli savaşı örnek almayı düşünmektedir. Bu yeni model savaşta masrafın az olması, savaş alanında asker bulunmaması ve diktatörün düşürülmesi cazip gelmektedir[11]. ABD, Libya operasyonundan iki ders çıkarmıştır. Birincisi başarılı bir rejim değişikliği yabancı güçlerden ziyade yerel siyasi hareket tarafından yürütülmelidir. İkincisi masrafın paylaşılması bu tür harekat ile daha kolay olmuştur[12]. Libya ile birlikte Ortadoğu'da daha fazla savaş nosyonu bitmiştir. Öte yandan ABD'nin stratejik önceliğinin Asya-Pasifik'te Çin ve Hindistan gibi ülkelere gibi kayması ile İsrail de önemini yitirmeye başlayacaktır. Irak ve Afganistan nedeni ile ihmal edilen Asya-Pasifik bölgesinde yeni müttefikler bulmak ve Çin'e hazırlanmak önemli bir gayret alanı olacaktır. Bu maksatla, öncelikle Güney Kore ve Avustralya ile askeri ilişkilerin daha da geliştirilmesi üzerinde durulmaktadır. Avustralya ile olan eğitim işbirliği faaliyetleri sürekli artmaktadır. Dünyadaki 10 büyük ordunun 7'si bu bölgededir.

 

Amerikan ulusal güvenliğini uzun vadede tehdit eden iki alan Batı pasifik ve İran Körfezi'dir. Somali, Sudan ve Afrika boynuzunun bazı bölümlerinde devam eden krizler yanında Kızıl Deniz ve Hint Okyanusu'ndaki güvenlik sorunları da ABD Merkez Komutanlığı tarafından bu strateji dâhilinde ele alınacaktır. İngiltere ve Fransa gibi müttefiklerinin güç projeksiyonları azalırken Çin'in bu bölgelerde yeni bir güç unsuru olarak ortaya çıkması endişe konusudur. ABD, askeri boyutun ötesinde bir sivil-asker entegre yapılanmasına da gerek duymaktadır[13]. ABD hassas güdümlü mühimmat veya akıllı bombalar üzerindeki tekelini kaybetti. Çin, artan sayıda hassas güdümlü balistik ve cruise füzeleri imal etmektedir. Bu füzelerin hedefi Batı Pasifik'te Japonya-Okinawa adasındaki Kadena gibi Amerikan üsleri olacaktır. ABD'nin Çin'e 1 trilyon dolardan fazla borcu bulunmaktadır. Washington, Çin'i kızdırmamak için Tayvan'ın yeni F-16 isteğini reddetmek zorunda kaldı. Amerikan yönetimleri paranın geldiği yer olan Çin aleyhinde bir şey söylemeye oldukça isteksizdir.

 

ABD'nin Azalan Gücü ve Küçülen Misyonu

 

Obama'nın iyi yönlerini görmek isteyenler şunları söylemektedir[14]; Afganistan'daki askeri ABD varlığını artırarak ve kitlesel bir drone savaşı başlatarak Pakistan'dan El Kaide'yi sürdü, Usame Bin Ladin'i öldürdü, Libya'da Kaddafi'nin ölümü ile sonuçlanan çok taraflı askeri operasyona onay verdi, Somalili korsanlar ile mücadele için SEAL timi gönderdi, yabancı ülkelerde El Kaide ile işbirliği yapan ABD vatandaşlarına suikastlar düzenledi, İran'ın izole edilmesi ve yaptırımlar konusunda George Bush'tan daha fazla iş yaptı. Obama'yı eleştirenler ise Irak'tan çekilmenin büyük ölçüde Bush dönemindeki anlaşmalara göre yapıldığını, Afganistan'daki durumun Bush dönemindeki gibi devam ettiği ve drone savaşlarının eski dönemin sadece artmış bir şekli olduğu, START anlaşmasının da Bush politikasının de facto bir devamı ve bugüne kadar ki en anlamsız anlaşma olduğu, Ortadoğu Barışının Obama'nın kaçamak tutumu nedeni ile kontrolden çıktığını söylemektedirler. Öte yandan Rusya ile yeniden başlama politikasının elle tutulur hiçbir sonuç vermediği, Rusya çıkarlarını korurken müttefiklerin göz ardı edildiği, İran konusunda da tam bir başarısızlık yaşandığı ifade edilmektedir. Afganistan konusunda çekilme tarihi vermenin tam bir aptallık olduğu ve düşmanların bu tarihi beklediği vurgulanmaktadır.

 

Obama Doktrini [15]; artan şekilde uluslararası örgütlere dayanmakta, pragmatik uluslararasıcı olarak tanımlanmaktadır. Amerikan değerleri konusunda fazla tevazu gösterdiği düşünülmekte, Amerikan istisnacılığı konsepti yerine nötr-değerli bir yaklaşım sergilemekle suçlanmaktadır. Pek çok Amerikalıya göre son 20 yılın Amerikan istisnacılığı macerası en büyük Amerikan kâbusuna dönüşmektedir. Yapılan yorumlara göre Amerikan istisnacılığından geriye kalanlar şunlardır[16];

 

- Demokrasisi; paranın satın alabileceği en iyi demokrasidir,

 

- Sağlık sistemi öyle zayıftır ki, sistemsizlik nedeni ile her yıl 100 bin Amerikalı ölmektedir, Güney Afrika bile daha iyi durumdadır,

 

- Amerikan istisnacılığının temeli olan orta sınıf yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır,

 

- Üretim ülkesi olmak orta sınıfın çapası idi ama şimdi dağıldı, fabrikalar söküldü ve Çin ve Tayland'a taşındı,

 

- Amerikan liderlerinin Vietnam, Irak ve Filipinler'de işlediği suçlar Cengiz Han'ı bile merhamet ve kibarlık meleği yapabilir; ABD dış politikası egemen devletleri içeriden yıkarken acımasız diktatörleri desteklemenin uzun tarihidir,

 

- Sözde özgür basın içinde uluslararası bankerler, çokuluslu şirketler ve Siyonist lobi köşe başlarını tutmuş ve tekelleştirmiştir. Medyası, Amerikalılara bir faydası olmayan çöp içinde çöptür, cahil Amerikalı sınıfı yetiştirmektedir,

 

- Büyük ölçüde askeri endüstriyel yapının arkasında olduğu bilimsel başarılar artık dışarıda Çin tarafından çokuluslu şirketlerin aç gözlülüğünün bir parçası olarak desteklenmektedir.

 

- Demokrasi geliştirme Bush dönemi dış politikasının temel taşı idi ama şimdi demokrasi geliştirme "ahmaklık", ülke inşası "kasıntılık", dış müdahale ise "felakete davet" olarak görülmektedir.

 

Obama'nın "geriden liderlik etme" diplomasisi sadece Rusya ve Avrasya'da değil, Ortadoğu'da da başarısız oldu. Yumuşak güce aşırı yoğunlaşma zayıflık ve kararsızlık imajı oluşturdu ve diğer güçler bunu istismar etti. Obama'nın dış politikada reaktif, geriden liderlik etme yaklaşımı da pek çok eleştiriye neden oldu. Obama'nın bu yaklaşımının arkasında iç öncelikleri yani 25 Haziran 2011'de açıkladığı "artık kendi evinde ülke inşası zamanının geldiği" düşüncesi yatmaktadır[17]. ABD borçlarını kapamadığı sürece Çin'in yavaş yavaş askeri olarak da rakip olmasına göz yummak zorundadır. Amerikanın savaş gücünün sinir sistemi uydular vefiber optik veri linkleridir. Bunlarla kuvvetlerini koordine etmekte, güdümlü silahlarını hedeflerine yöneltmekte ve insansız Predator gibi hava araçlarına manevra yaptırmaktadır[18]. Çin son yıllarda bu sistemi yok edecek anti-uydu lazerleri ve roketleri üretmekte, siber silahları üzerinde çalışmaktadır. Bütün bu hazırlıkların nedeni Çin'in ABD ile savaş yapmak istemesi değil Batı Pasifik'te askeri denge kurarak ABD'nin güvenlik ortakları Japonya, Güney Kore ve Tayvan'a yeterli askeri destek vermesini önlemek, böylece bölgenin Finlandiyalaşmasını sağlamaktır.

 

Sonuç Yerine: Türkiye ve ABD

 

ABD, bir yandan kısa vadeli olarak Afganistan Savaşı'nın masraflarını karşılarken, orta vadede ordunun elinde hazır bir güç bulunması için modernizasyon, uzun vade için ise dönüşüm çalışmaları yürütmektedir. Ana hedef, araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile 2020-2030 yılları silahlı kuvvetlerine yatırım yapmaktır. ABD Silahlı Kuvvetleri geleceğini aramakta ama bocalamaktadır. Obama, Türkiye için Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde (Sayfa 42) özel bir cümle kullanmaktadır; "Türkiye'ye (özellikle bölgesel ortak çıkarlarımız için) angaje olmaya devam edeceğiz." Şüphesiz bu devam eden ve henüz açığa çıkmamış derin bir angajmandır. Obama ile de değişen bir şey olmadığı, ABD derin devletinin Obama ile ya da onsuz her zaman kendi yolunda gideceği açıktır. ABD, ne dünya üzerindeki hegemonya rolünden ne de evrenselleştirme (Amerikanlaştırma) merakından vazgeçmiştir. Obama ile sadece ABD'nin ekonomi ve güvenlik yapılanmasını gözden geçirme gibi öncelikleri ortaya çıkmıştır. Kısaca ABD'de para ve insan kaynağı sıkıntısı vardır ve kaynaklarını daha dikkatli kullanmak zorunda yani işleri ucuza getirmek istemektedir. Bunun için de Türkiye gibi bölgesel çıkarlarının payandaları; demokrasi ve özgürlükler masalı ile (Ortadoğu'nun dönüşümüne, Kürt devletini kurmaya, füze savunma sistemine) ikna edilmelidir. Türkiye'ye biçilen rol ABD'nin çıkarlarının taşeronluğu ve jandarma gücü olmaktır.

 


 


 

 

* İstanbul Aydın Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

[1] Anthony H. Cordesman: Shape, Clear, Hold, and Build, Acting on the Lessons of the Afghan & Iraq Wars, (Speech given at the Cosmos Club on September 24, 2009).

[2] Senaryoların detayları için bakınız; Sait Yılmaz: Ulusal Savunma Strateji, Teknoloji, Savaş, Kumsaati Yayınları, (İstanbul, 2009).

[3] Jimmy Carter: "ABD'nin Nükleer Çifte Standardı Barışın Altını Oyuyor", The DailyStar, (20 Eylül 2007).

[4] US Senate Armed Services Committe: "Hearing on the Nuclear Posture Review", (February,14th 2006), 7.

[5] QDR: Quadrennial Defense Review.

[6] J. Randy Forbes, Todd Akin: Decimating the 9-1-1 Force, Budget Cutters Must Spare U.S. Marines, Agence France-Presse, (31 October 2011).

[7] U.S. Department of Defense:Quadrennial Defense Review Report, (Washington, Feb, 2010), p.42-42.

[8] U.S. Department of Defense: a.g.e., (2010), p.5-7,

[9] Thom Shanker, Steven Lee Myers: U.S. Planning Troop Buildup in Gulf After Exit From Iraq, The New York Times, (31 October 2011).

[10] Mazen Mahdi: Unsettled Region Spawns Defense Surge,Revitalized al-Qaeda Again Spreads Unrest in Region, Defense News, (8 November 2010).

[11] Susan Glasser: The Wars America Doesn't Talk About, Foreign Policy, (September 12, 2011).

[12] Josh Rogin: White House: Obama method for regime change better than Bush method, Foreign Policy, (August 24, 2011).

[13] Anthony H. Cordesman, Adam Mausner: Iraq and US Strategy in the Gulf: Shaping US Plans after Withdrawal, CSIS, (Oct 24, 2011). http://csis.org/files/publication/111024_Iraq_US_Strategy_Gulf.pdf

[14] Daniel W. Drezner: Five thoughts on the politics of Obama's Foreign Policy, Foreign Policy, (October 21, 2011 ).

[15] Kim R. Holmes, Henry R. Nau, Helle Dale: The Obama Doctrine: Hindering American Foreign Policy, (November 29, 2010).

[16] Thomas L. Friedman, Michael Mandelbaum: America Really Was That Great, Foreign Policy, (November, 2011).

[17] Michael J. Green: Zakaria's flawed defense of Obama's non-doctrine, Foreign Policy, (July 7 2011).

[18] Andrew F. Krepinevich: Panetta's Challenge, Washington Post, (July 15, 2011).

Sait Yılmaz

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mete Han Kutlusan   - 23-10-2019

FETÖ 2.0

Bugüne kadar FETÖ’nün yapısını ve işlevini tarif edip, FETÖ ile mücadelenin nasıl yürütüldüğünü yakından inceleyerek bu hususlarda birtakım tespitlerde bulunduk[1].