< < Geziden 17 Aralık’a ABD-Türkiye İlişkileri


Geziden 17 Aralık’a ABD-Türkiye İlişkileri

Yazan  12 Şubat 2014

ABD-Türkiye ilişkilerinde Gezi olayları ile başlayan bir kırılma görülmektedir. Söz konusu gerilimin AKP iktidarının devamı ile sürmesi kuvvetle muhtemeldir. İkili ilişkilerdeki gerilimin anlaşılabilmesi için özellikle Suriye olayları kapsamında iki ülke ilişkileri değerlendirilmelidir. Çünkü Suriye’de gerçekleşen iç savaş dolayısı ile ABD Başkanı Obama ve Başbakan Erdoğan’ın yolları ayrılmaya başlamış, ardından da Gezi olayları süresince AKP hükümeti ve bizzat Başbakan Erdoğan tarafından yapılan açıklamalar ikili ilişkilerdeki gerilimi artırmıştır. Modern tarihin en büyük rüşvet hadisesi olmaya aday bir yolsuzlukla ilgili 17 Aralık tarihli soruşturma sırasında, Erdoğan’ın hukuki sürecin arkasında Amerikan Büyükelçisinin olduğuna dair suçlaması ile gerilimin dozu daha da artmıştır. Bu gelişmeler ışığında, ABD-Türkiye ilişkilerinin bir hükümet değişikliği olmadığı takdirde veya AKP hükümeti bir başka alanda ABD’ye büyük bir taviz vermediği sürece, aynı gerginlikte gelişmesi beklenmektedir.

ABD-Türkiye İlişkilerinde Temel Gerginlik Noktaları

Ankara-Vaşington gerginliğinin netleştirilmesi için ABD-Türkiye ilişkileri açısından önemli kırılma noktalarının ele alınması gerekmektedir. AKP hükümetinin özellikle Dışişleri Bakanı Davutoğlu tesiri ile Suriye’de izlediği Müslüman Kardeşler destekçisi siyaset ABD-Türkiye ilişkileri için gerilim noktasının başlangıcını temsil etmektedir. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Kasım 2011’de Amerikan ABC televizyonuna verdiği röportajda KİK üyesi ülkeler ve Türkiye’ye ABD’nin çıkarlarını söylettiklerini[1] alenen beyan ettiği konuşmanın ardından pek çok kez ABD ile Türkiye’nin ilişkilerinin “tarihinde hiç olmadığı kadar iyi olduğu” açıklanmıştır. Bu süre zarfında Mavi Marmara saldırısı dolayısıyla sonuçsuz kalan tazminat görüşmeleri, Kürecik’teki radar istasyonunun faal hale getirilmesi, Şikago’da düzenlenen NATO toplantısındaki üst düzey görüşmeler ve 32. Amerikan Türk Konseyi’ndeki iyi niyetli açıklamalar Türk kamuoyuna basın yayın araçları tarafından oldukça abartılı ve iyimser bir tablo çizilerek aktarılmıştır.

Ancak, Enstitümüzün yayınlarından da takip edilebileceği gibi

a)   Mavi Marmara krizi dolayısıyla İsrail’in tutumunda bir değişiklik olmayışı*,

b) Kürecik Radar’nın devlet geleneğine aykırı olarak ABD Büyükelçisi Riccardone ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu tarafından imzalanan bir mutabakatla faaliyete alınması[2]

c) Şikago’daki NATO toplantısı sırasında Cumhurbaşkanı Gül’e ABD Başkanı Obama tarafından yapılan “İHA satışına hükümetinin karşı olmadığı halde İsrail destekçisi Cumhuriyetçi senatörlerin Türkiye-İsrail ilişkileri dolayısıyla Senatoda satışın engellendiği açıklaması”[3]

ç) 31. Amerikan-Türk Konseyinde ekonomik ilişkilerin gelişmesi gerekliliğine yapılan vurguya rağmen ABD-AB arasındaki serbest ticaret anlaşmasına Türkiye’nin tam olarak alınmaması[4] dolayısıyla aslında ilişkilerin iyi olduğu dönemde dahi tam olarak uyumun olmadığı görülmektedir.

Çünkü; Mavi Marmara olayında çözümün AKP hükümetinin abartılı ifadelerinin aksine İsrail tarafından ağırdan ve diplomatik ilişkilerde bir gelişme olmayışı, ABD-Türkiye ilişkilerine de yansımıştır. Bu durum doğrudan ABD-Türkiye ilişkilerinde bir gerginliğin ifadesi olmasa da, İsrail’in bölgedeki güvenliğini kendi güvenliği gibi gören ABD açısından oldukça önemlidir. Mavi Marmara olayının gerginliği devam ederken; Kürecik Radarının devreye alınması ve İsrail’e “seçkin NATO müttefiki” sıfatı ile bilgi aktarımı konusunda hatırı sayılır iddiaların yer almasına rağmen ilişkileri düzeltmemiştir.

Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzelmemesi Şikago’daki NATO zirvesinde bizzat ABD başkanı Obama tarafından Cumhurbaşkanı Gül’e aktarılmış ve terörle mücadele ve sınır güvenliği için gerekli Predatörlerin satışının gerçekleşmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca aynı zirveye Türkiye aracı edilerek katılan Pakistan Cumhurbaşkanı için de ABD tarafından bir diplomatik aşağılama uygulanmış, Pakistan Cumhurbaşkanı Obama ile görüşmek için bekletilmiştir. Ancak, bu görüşmeler Predatör satışının engellenmesi dikkate alınmadan ve Pakistan Cumhurbaşkanının zirveye katılması Türk Dışişlerinin bir başarısı gibi basın yayın organlarında ele alınmıştır.[5] Ancak ABD basını bu görüşmenin Türkiye’nin arabuluculuğu ile gerçekleştiği görüşünü paylaşmamıştır.[6] Bu görüşmelerin olumlu geçmediğine dair uyarılar Enstitümüz tarafından o tarihlerde yapılmıştır.*

31. Amerikan-Türk konseyinde ekonomik ilişkilerin artırılması düşüncesi dile getirilirken, Gezi Parkı olayları 32. Amerikan-Türk Konseyine damgasını vurmuştur. Ekonomik ilişkilerin ele alındığı Amerikan-Türk konseyinde gerçekleşen temaslar ardından; ABD-AB arasında görüşmelere başlanan serbest ticaret anlaşması konusunda dönemin bakanı Zafer Çağlayan ve ekibinin defalarca ABD ziyareti gerçekleştirmesine rağmen olumlu bir sonuç alınamamıştır.

Bu süreç zarfında AKP hükümeti ABD ile ilişkilerin çok iyi olduğu görüşünü dile getirmektedir.[7] Ancak “iyi ilişkiler” söylemine rağmen ABD-Türkiye ilişkilerinin AKP politikaları dolayısıyla gerildiği açıktır. Bu gerginliğin yakın zamana kadar alenen ifade edilmemesinin sebebinin ise;  AKP hükümetinin ABD’nin bölgesel çıkarları doğrultusunda hareket etmesinden kaynakladığı söylenebilir.

İkili İlişkilerde Gerginliği Gün Yüzüne Çıkışı ve Yanlış Dış Politika Uygulamaları

Gezi olayları ile ikili ilişkilerde gerginlik açığa çıkmıştır. ABD yetkililerinin Gezi Parkı dolayısıyla başlayan eylemler sürecinde yaptığı açıklamalar hükümet yetkililerini rahatsız etmiştir. Hatta açıklamalar Başbakan Erdoğan’ın diktatör olarak tanımlamaya kadar varmıştır.[8] Bu rahatsızlık 17 Aralık 2014’te başlayan rüşvet ve yolsuzluk operasyonu ile daha da artmış, Başbakan Erdoğan’ın dış güçler vurgusu ile yaptığı konuşmada ABD Büyükelçisi Riccardone’nin “persona non grata” ilan edilme tehdidi ile had safhaya ulaşmıştır. Ancak bu gerilimin ardında iç siyasi dinamiklerle birlikte Suriye iç savaşında yaşanan dönüşüm ve ABD-İran ilişkilerindeki yumuşamanın da rolü bulunmaktadır.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından dile getirilen ABD’nin çıkarlarının KİK ve Türkiye tarafından temsil edilmesi politikasının, Suudi Arabistan çevresinde oluşan güç odağının Davutoğlu’nun da yönlendirmesi ile Suriye’deki selefi ve Vahabi unsurlara desteğe dönüşmesi önemli bir kırılma noktasıdır. Her ne kadar son dönemde Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri başta Bakan Davutoğlu olmak üzere yardımın Suriye’deki Türkmenlere gönderildiğini iddia etse de durumun doğruluğunu gösteren bir beyan bulunmamaktadır. Bunun yanında ABD ile Türkiye’nin Suriye’deki muhaliflere silah yardımında bulunduğu iddiaları hayli ciddidir.[9] Ancak Cenevre II sürecinde yaşanan gelişmeler ışığında ABD’nin el Kaide ve Selefi örgütler endişesinden dolayı küçük bir ihtimal de olsa Türkiye’nin söz konusu örgütlerle mücadele etmek için ABD bilgisi dahilinde Türkmenlere silah yardımı yapma olasılığı mevcuttur.

ABD-Türkiye ilişkilerini zedeleyen bir başka dış politik mesele de ABD-İran ilişkilerinde yaşanan yumuşamadır. Başbakan Erdoğan 2012’de Kore’de düzenlenen Nükleer Zirve’de Obama ile görüşmüş ve ardından İran’a gitmiştir. Başbakan Erdoğan ile dönemin İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın 28 Mart 2012’de görüşmesi beklenirken; İran Cumhurbaşkanının hastalanması neticesinde görüşme iptal edilmiştir. Ancak aynı gün İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdad ile görüşmüştür.[10] Bu görüşmenin iptali ve hastalık bahanesi manidardır çünkü o dönemde ABD İran ilişkileri oldukça gergin seyretmekte ve İran Türkiye’yi ABD’nin sözcüsü olarak görmektedir. Ancak son dönemde İran Cumhurbaşkanlığına Hasan Ruhani’nin seçilmesi ile birlikte ABD-İran arasında başlayan yumuşama ABD’nin Suriye politikasında Türkiye’de dahil bölgesel müttefiklerine bakışını da etkilemiştir. ABD’nin Suriye’ye etki etmek için bir başka İran gibi bir kanala sahip olması ve bu kanal dolayısıyla Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn gibi KİK ülkelerine ve Türkiye’ye duyulan ihtiyacı azaltma ihtimali, ABD-Türkiye ilişkilerinde yaşanan gerginlikte başka bir noktayı oluşturmaktadır.

Bütün bu faktörlerle birlikte Başbakan Erdoğan’ın ABD yetkilileri karşısında yaptığı konuşmaların ABD çıkarları için ters düşmüş olması değerlendirmesinin yapılması ikili ilişkilerde gerilimi hayli artırmış durumdadır.

Sonuç

Ortaya konan tabloya bakıldığında bu gerginlik noktalarının aslında yeni olmadığı ancak ABD politikalarına AKP hükümetinin yakın döneme kadar uygun hareket etmesi dolayısıyla gün yüzüne çıkmadığı açıktır. Özellikle Gezi olayları ile başlayan ve 17 Aralık’ta had safhaya ulaşan kırılmanın iç siyasi dayanak noktaları olduğu kadar bölgesel politik dayanak noktaları bulunduğu ortaya konmuştur. Bu açıdan bakıldığında gelecek dönemde;

1.      AKP siyasetinin bu şekliyle devam etmesi durumunda ABD-Türkiye ilişkilerinin gerginleşme ihtimalinin artması mümkündür. AKP yerel seçimlerden bir oy artışı ile çıktığı takdirde ABD’ye karşı söylemi daha da sertleşecektir. Ancak bu söylem şekli iç siyasete yönelik mesaj verme kaygısını kapsayacaktır. Dış siyasette AKP oy artışı kaydetse bile ABD’nin uluslararası çıkarlarının aksine hareket edemeyecektir.

2.      Yerel seçimlerde AKP’nin oyunun düşmesi durumunda CHP’nin ABD politikaları açısından önemli bir alternatif olması kuvvetle muhtemeldir. CHP Genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyaretinin resmi ziyaret kapsamında kabul edilmesi ve partinin bir Vaşington temsilciliği açması bu durumun önemli bir göstergesidir.

Ortaya çıkması muhtemel siyasi tablonun ABD-Türkiye ilişkileri açısından getireceği yeni bir durumun olmayacağı açıktır. Türkiye’nin Kore Savaşı ile resmileşen ABD-Türkiye ilişkileri çerçevesinde alınan sonuçlar Türkiye’nin çıkarlarının ABD çıkarları ile uyum sağladığı takdirde önem kazandığını göstermiştir.

 


[1] Clinton, No Longer a Believer that Assad is a ‘Reformer,’ Says He Can’t Sustain the Armed Opposition in Syria, ABC News, http://abcnews.go.com/blogs/politics/2011/11/clinton-no-longer-a-believer-that-assad-is-a-reformer-says-he-cant-sustain-the-armed-opposition-in-syria/  (10.02.2011)

* İsrail-Türkiye ilişkilerinde son dönemde Mavi Marmara olayına istinaden tazminat ödenmesi tekrar gündeme gelmiştir. Ancak bu görüşmelerin hayli uzamış olması, tazminat ödenme zamanı ve miktarı hakkındaki kesin bilgilerin bulunmayışı ilişkilerin düzelme yönünde geliştiği yorumunu zorlaştırmaktadır. Ayrıca iki ülke ilişkileri açısından önemli bir işaret olan dış misyon temsilcilerinin düzeyidir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye ile İsrail temsilciliklerinin halen başkonsolos seviyesinde olması ilişkilerin düşük düzeyli seyrinin bir başka göstergesidir.

[2]Füze Kalkanının Radarı Hangi İle Kurulacak?, Milliyet, 14.09.2011, http://gundem.milliyet.com.tr/fuze-kalkaninin-radari-hangi-ile-kurulacak-/gundem/gundemdetay/14.09.2011/1438468/default.htm(13.06.2012) Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz; Özdemir Akbal, “Kürecik Radarı: Türk Dış Politikasına Etkileri”, 21. Yüzyıl Dergisi, S:43, Temmuz 2012, ss:45-50.

[3]Turkey says US administration favorable to sale of armed drones, but must convince Congress, Washington Post, 22.05.2012. http://www.washingtonpost.com/politics/congress/turkey-says-us-administration-favorable-to-sale-of-armed-drones-but-must-convince-congress/2012/05/22/gIQAffFfhU_story.html(erişim: 26.05.2012)

[4]Paneta'nın konuşmasının tam metni için bkz: http://www.defense.gov/speeches/speech.aspx?speechid=1683(23.06.2012)

[5]Gayrıresmi Gündem Suriye, USA Sabah 19 Mayıs 2012. http://www.usasabah.com/Siyaset/2012/05/19/gayriresmi-gundem-suriye(erişim 25.05.2012)

[6]Cloud S. David, Kathleen Hennessey; "At NATO Summit Warm Wellcome for Most Leaders, But Not Pakistan's", Chicago Tribune, 20 May 2012. http://www.chicagotribune.com/news/local/natosummit/chi-nato-summit-20120521,0,4377243.story?page=1(erişim: 25.05.2012)

*Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz; ABD’nin Yeni Güvenlik Yaklaşımında NATO ve Türkiye,  http://www.21yyte.org/tr/arastirma/amerika-arastirmalari-merkezi/2012/06/01/6623/abdnin-yeni-guvenlik-yaklasiminda-nato-ve-turkiye#_ftn10

[7]Türkiye – ABD İlişkileri Hiç Olmadığı Kadar İyi, http://www.turkishny.com/hot-special-news/93-hot-special-news/111541-turkiye-abd-iliskileri-hic-olmadigi-kadar-iyi/printing(09.06.2013), Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Tan: "Türk-Amerikan ilişkileri 7 gün, 24 saat devam ediyor”, Haber 3, 12.06.2012. http://www.haber3.com/amerikan-turk-konseyi-31-yillik-konferansi-turkiyenin-washington-buyukel-haberi-1379597h.htm(09.06.2013)

[8]McCain:'Erdoğan, başbakandan ziyade diktatör gibi', Akşam, 07.06.2013, http://www.aksam.com.tr/dunya/mccainerdogan-basbakandan-ziyade-diktator-gibi/haber-213418(07.06.2013)

 

[9] Eric Schmitt, "C.I.A. Said to Aid in Steering Arms to Syrian Opposition", The New York Times, 21 Haziran 2012. http://www.nytimes.com/2012/06/21/world/middleeast/cia-said-to-aid-in-steering-arms-to-syrian-rebels.html?pagewanted=all(21.06.2012)

[10] Marwan Kabalan, Harsh realities of Turkey-Iran honeymoon, Gulf News, 20.04.2012, http://gulfnews.com/opinions/columnists/harsh-realities-of-turkey-iran-honeymoon-1.1010911(14.06.2012)

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Suinbay Suyundikov   - 25-09-2020

Rusya’nın Libya Politikası

Rusya başat bir aktör olarak Orta Doğu sahnesine geri dönmüştür. Bu çalışmada, Rusya’nın Orta Doğu’daki tarihsel varlığı kısaca ortaya konulacak, Arap Baharı sonrası dönemde Rusya’nın bu bölgede Libya’ya yönelik izlediği politikanın değerlendirilecek, hedeflerin ve çıkarları tespit edilecektir. ...