Nükleer Takas: Müttefiklerimiz Yenildiği İçin Biz de Yenik mi Sayılacağız?

Yazan  21 Mayıs 2010
İran-Batı gerilimine teknik bir uzlaşma bulunması dışındaki diğer tüm ihtimaller (sıcak savaş, ambargolar ve uzun süreli soğuk savaş, nükleer İran, İran’ın tamamen pes etmesi ve ABD-İran stratejik ortaklığı) Türkiye açısından ciddi riskler ve bedelle
İran nükleer sahibi olsa da olmasa da Türkiye'nin bir an önce edinmesi gereken şey stratejik kültürdür. Sadece nükleer alanda değil genel olarak Türkiye'de stratejik bir kültür olduğunu söylemek zordur. Devlet adamlarımız, politikacılarımız, bürokratlarımız, akademisyenlerimiz ve medyamız en temel dış politika ve güvenlik konularını tartışırken, maalesef, sadece Batı'da değil bir çok başka ülkede bu işler yapılırken kullanılan kavramlar, modeller, teoriler ve terminolojiden habersiz görünmektedir. Stratejik konularda "okur-yazarlığımız" ve "kelime hazinemizin" çok zayıf olduğunu söylemek abartı olmaz. Bu açığı gidermek için bir an önce stratejik konularda kollektif bir eğitim, personel ve organizasyon reformlarına gitmemiz gerekmektedir. Türkiye'nin hem askeri hem sivil alanda, doktrin, eğitim, personel, silah ve teçhizat konusunda nükleer bir dünyada tekrar yaşamak için gerekli bilgi birikimi olduğundan emin değiliz. Ve bunlar düğmeye basılınca hemen elde edilecek şeyler değildir. Bir an önce işe girişmek gelişmek bu konulara zaman, çaba ve para ayırmak gerekmektedir.

İran-Brezilya-Türkiye nükleer takas anlaşmasının aşağıdaki konularda önemli sonuçları olabilecektir: İran'ın nükleer programı ile ilgili gerginliğin geleceği, Türkiye'nin ABD ve Batı ile ilişkileri, orta boy devletlerin uluslararası arenada öne çıkma süreci, nükleer güce sahip olan devletlerle olmayanlar arasındaki ilişkiler, nükleer silahların yayılmasını önleme rejiminin geleceği ve Orta Doğu siyasetinde dengeler. Belki biraz zorlama ile bu listeye AKP Hükümetine yönelik Batı algısında değişim olup olmayacağı sorusu da eklenebilir.

İran ile Batı arasındaki nükleer gerilimin alabileceği şekil ve varabileceği sonuçlar arasında soruna teknik bir uzlaşma bulunması dışındaki diğer tüm ihtimaller (sıcak savaş, ambargolar ve uzun süreli soğuk savaş, nükleer İran, İran'ın tamamen pes etmesi ve ABD-İran stratejik ortaklığı) Türkiye açısından ciddi riskler ve bedeller içermektedir. Bu nedenle Türkiye'nin soruna teknik bir uzlaşı bulunması yönünde çaba harcaması ve inisiyatif almasını prensip olarak destekliyoruz. Başta Dışişleri Bakanı olmak üzere Hükümet'in bu konuda yoğun bir mesai harcamakta olduğu görülmektedir. Ancak bu sürecin yürütülmesi ile ilgili bazı sıkıntı, zorluk eksiklik, yanlışlık ve tuzakların olduğu da söylenebilir. Bu yazıda bunlara dikkat çekmeye çalışacağız.

Anlaşma geçen Ekim ayında Batı tarafından önerilen ve İran'ın ilk başta kabul eder gibi göründüğü ama sonra taktik nedenlerle ve/veya içeride bu anlaşmanın sorumluluğunun ve belki siyasi nimetlerinin nasıl paylaşılacağı konusunda anlaşmaya varılamadığı için reddettiği pakete çok benzemektedir. İran Ekim'de yapılan teklife o zaman verdiği tepkiden farklı olarak bu anlaşma ile takasın İran dışında – Türkiye'de- olmasını, kendi uranyum tesliminin merhaleler halinde değil bir kerede gerçekleşmesini ve Batı'nın kendisine karşılık olarak vereceği yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum için bir yıl beklemeyi kabul etmiştir.

Anlaşma İran'ın uranyum zenginleştirmesini ve nükleer silah edinme amaçlı olduğundan şüphelenilen çabalarını durdurmayacaktır. Ama zaten Türkiye ve Brezilya'nın böyle bir iddiası da yoktur. Ayrıca İran'ın ABD ile müzakereye oturmadan uranyum zenginleştirmeyi kesmesini beklemek gerçekçi ve belki de haklı değildir. Bundan vazgeçmek İran'ın muhtemel pazarlıktaki en büyük kozundan daha başta ve karşılığında bir şey almadan vazgeçmesi anlamına gelir. Bu paket Ekim ayında önerildiğinde müzakere için bir iyi niyet ortamı oluşturması ve zaman kazandırması umuluyordu. Ancak Ekim'deki öneri yapıldığında İran'ın 1800 kg düşük oranda zenginleştirilmiş uranyumu bulunmaktaydı. Şimdi bunun 2400 kg civarında olduğu düşünülüyor. 1200 kilo Türkiye'ye gönderdikten sonra da geriye bir silah yapabilecek kadar uranyumu kalacak. Ayrıca İran yüksek oranda uranyum zenginleştirmeye de devam edeceğini söylüyor.

Arada geçen sürede İran uranyum zenginleştirmeye devam ettiği, elindeki düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyum miktarını arttırdığı, Türkiye'ye göndereceği uranyumdan sonra bile elinde bir silah yapmaya yetecek kadar uranyum kalacağı, anlaşmada neredeyse tek taraflı olarak bu uranyumu geri istemesine açık kapı bırakan maddeler olduğu ve belki de en önemlisi, ABD büyük çaba ve zaman harcayarak yeni bir ambargo paketini sonuçlandırmaya yaklaştığı için, paket ABD ve Avrupalılarca artık yeterli görülmemektedir. İran'ın bu anlaşmayı şu zamanda kabul etmesinin en önemli nedeninin yaklaşan ambargoları savuşturmak olduğu açıktır. Ayrıca Tahran rejimi 12 Haziran olaylı seçimlerinin yıldönümü yaklaşırken içerideki muhaliflere karşı da önemli bir silah kazanmış olmaktadır.

Anlaşmadan çok kısa bir süre sonra Washington ambargolar için düğmeye bastı. Bu durum, a) Washington takas anlaşmasının ambargoların altından zemini çekmesinden endişe ettiği ve hatta paniklediği için, b) zaten ambargolar önceden bu zamana ayarlandığı ve Rusya ve Çin ancak "kıvama geldiği" için, c) Türkiye ve Brezilya'ya "haddini bildiren" bir "diplomatik tokat" olarak tasarlandığı için, ya da d) takas anlaşması zaten hiçbir zaman ambargoların alternatifi olarak görülmediği için gerçekleşmiş olabilir. Amerikalı ve Türk liderler birbirleriyle çok sık görüşmelerine rağmen, ABD ile Türkiye paketin İran ile müzakeresi sırasında yeterince etkili bir koordinasyon içinde olmamış olabilir. Çünkü ABD'nin yukarıda bahsedilen değişen şartları ve yeni endişeleri Türk tarafına iletmediği görüntüsü oluşmaktadır. Başkan Obama'nın birkaç hafta önce Erdoğan ve Lula'ya konu ile ilgili gönderdiği mektupta da Ekim ayındaki şartların ötesinde talepler ve kırmızı çizgiler var mıydı? Yoksa ABD İran'ın bu manevrasını öngöremedi ve bir anlamda "kalenin yerinin değiştiğini" Türkiye ve Brezilya'ya iletmeyi akıl edemedi mi? Yoksa, çok daha düşük ihtimal olmakla beraber, bu uyarılar net şekilde yapıldı da, Ankara bu unsurları pratik ya da haklı görmediği için anlaşmaya dahil etmeye çalışmadı mı? Belki arada İran'ın uranyum stokunun arttığı düşünülerek 1200 kiloluk miktar sembolik olarak biraz daha arttırılsaydı Batı'nın karşı çıkması daha zor olabilirdi.

Anlaşma ambargolar tam kapıya dayanmadan yapılsaydı ve 1200 kg yerine mesela geriye bomba yapmaya yetmeyecek kadar küçük miktarda az zenginleştirilmiş uranyum bıraksaydı daha inandırıcı ve etkili olurdu. Türkiye'nin soruna teknik bir uzlaşı bulma çabası yerinde ve haklıdır. Ancak iş ayrıntılara geldiğinde İran'ın Türk ve Brezilyalı yetkililere göre daha bilgili ve "kurnaz" olduğu görülmektedir. İran'ın Brezilya ve Türkiye'nin uluslararası düzeyde etkili olma arzularını kullanma isteğinde olduğunu söyleyenler haklı olabilir. Yine de bu adımın başta Çin ve belki Rusya BM Güvenlik Konseyi'nin daimi olmayan bazı üyeleri üzerinde etki yapması mümkündür. İran bu hamle ile ambargoları savuşturamasa bile belki olabilecekten daha az sert ambargolarla karşı karşıya kalabilir.

Türk ve Brezilyalı yetkililer bu anlaşmanın ve onun zamanlamasının büyük oranda İran'ın hamlesi olduğu gerçeğini ıskalamamalıdır. "Kraldan çok kralcı" olmanın alemi yoktur. Türkiye'nin İran'ın nükleer silah edinmesine karşı olduğunu yeterince berrak ve güçlü ifadelerle, üst düzeyde ve sık sık belirtmediği görülmektedir. Türk yetkililerin açıklamalarında, İran'ın geçmişte Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumu yetkililerini birçok kez aldattığı, yanlış yönlendirdiği, oyaladığı ve engellediği ya da bunlara teşebbüs ettiği, kesin olarak değilse bile büyük ihtimalle nükleer silahın kendisini ya da en azından nükleer silah yapma yeteneğini amaçladığı hemen hiç yer almamaktadır. Kanımızca bu önemli bir eksiklik ve hatadır. Türk yetkililerin bu tür ifadelerden kaçınmalarının nedeni İran ile Batı arasında arabulucu olmak için Tahran'ın güven ve iyi niyetini elde etmek gerektiğini düşünmeleri midir, yoksa Ankara İran'ın gerçekte önemli bir kusur işlediğine inanmamakta mıdır?

Anlaşmanın sorunu bir çırpıda çözecek sihirli bir formül olmaktan çok, daha kapsamlı, çok taraflı müzakereler için zaman, iyi niyet, bir başlangıç noktası ve fırsat penceresi sunduğunu söylemek daha doğru olur. Ancak metinde gelecekte yaşanabilecek ve yaşanması gereken bu tür müzakerelere bir gönderme yoktur. Bu anlaşma başarılı bir şekilde uygulansa bile tek başına İran'ın nükleer programı ile ilgili şüpheleri dağıtacak ve onun bu yolda ilerlemesini durduracak değildir. Anlaşmanın imza töreni sırasında ortaya çıkan görüntüler Türkiye'nin İran-Batı geriliminde "gönlünün aslında" İran'ın yanında olduğu izlenimi yaratmıştır. Bu durumun anlaşmanın içeriğinin yanında ve belki ötesinde Batı'da olumsuz bir şekilde "not edildiği" görülmektedir. Batı'nın "kuklası" ya da "maşası" olmaktan kaçınırken İran'ın oyununa gelme riskine karşı da dikkatli olmak gerekir. İran'ın nükleer silahı hiçbir şekilde amaçlamadığını söyleyerek ona kefil olmak Türk liderlerin işi olmamalıdır. Batı ile İran arasında iletişim ve güven sorunu olduğu ve Türkiye'nin bu noktada müspet bir rol oynayabileceği doğrudur. Ama sorun sadece bundan ibaret değildir. İran'ın nükleer programı ile ilgili olarak uluslararası toplumu kandırma, yanlış yönlendirme ve engelleme gibi kabahatleri işlediği sabittir.

Şanlı Bahadır Koç

Adı  Soyadı: Şanlı Bahadır KOÇ

Doğum Yeri:  Eskişehir

 Eğitim Durumu

İlk Öğretim-Lise:: Eskişehir Anadolu Lisesi

 Üniversite: Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Yüksek Lisans: Bilkent Tarih Bölümü, Tez Konusu“Noel Buxton: Portrait of a Philantrophist as a Turcophobe.

İlgi Alanı: ABD iç siyaseti ve dış politikası, Türk dış politikası, Orta Doğu siyaseti, Güvenlik karar alma mekanizmaları ve istihbarat teorisi

 Bildiği Diller:

İngilizce

Bugüne Kadar Çalıştığı Yerler:

* ASAM (2001-2009)

* Hürriyet Gazetesi (2009)

Bilimsel Çalışmalar

1997’den bu yana Foreign Press Review adlı yabancı basın derlemesinin editörlüğünü yapmaktadır.

Makaleleri

Enerji ve Güvenliği Üzerine Notlar 29 Kasım 2010.  

Amerikan Travması ve Kongre Seçimleri 23 Kasım 2010

Füze Savunması Üzerine 20 Soru ve 5 Seçenek 20 Ekim 2010

Obama Ekibinde Yaprak Dökümü - Beyaz Saray’dan Kaçış mı? 12 Ekim 2010

"Kürt Devleti" Üzerine Notlar ve Çeşitlemeler 23 Eylül 2010

Mullen’ın Ankara Ziyareti 7 Eylül 2010

ABD’nin Afganistan’daki Seçenekleri 24 Ağustos 2010

Financial Times Haberinin Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Düşündürttükleri 18 Ağustos 2010

İsrail-ABD-İran-Türkiye Dörtgeni 26 Temmuz 2010

Bay Netanyahu Washington’a Gitti: Böyle mi Olacaktı, Obama? 16 Temmuz 2010

Stratejik Dehlizlerde Derinlik Sarhoşluğu: Bir AKP Dış Politikası Eleştirisi Temmuz 2010

Rus Casusluk Olayı: "John Le Carre mi, Austin Powers mı?" 5 Temmuz 2010

“Mahalleye Hoş Geldin”:Türkiye’nin Orta Doğu’da İlk Günü 02 Haziran 2010

Nükleer Takas: “Savaşı Bitiren Anlaşma” mı, “Acem Oyunu” mu? 20 Mayıs 2010

ABD Irak’tan Çekilirken Riskler ve Hesaplar 1 Mayıs 2010

ABD-İsrail İlişkilerinde “Normalleşme” Sancıları 22 Nisan 2010

Obama’nın Nükleer Cazibe Taarruzu: Bardağın Üçte Biri Dolu 9 Nisan 2010

ABD-İsrail İlişkilerinde “Tektonik Kayma” mı? 5 Nisan 2010

Irak Seçimleri: Sonun Başlangıcı, Başlangıcın Sonu 19 Mart 2010

Ermeni Karar Tasarısı Üzerine Notlar, Yorumlar ve Öneriler 8 Mart 2010

Bütçe Açığı ve Amerikan Gerilemesinin Ekonomi Politiği 19 Şubat 2010

Cemaat-skeptic 6 Ocak 2010

AKP bir seçim daha kazanırsa burası FC olur 4 Ocak 2010

ABD bu işin neresinde? 29 Aralık 2009

Türkiye-Ermenistan Protokolü Üzerine Düşünceler 3 Eylül 2009

"Obama’nın Savaşı":AfPak Üzerine Notlar 20 Nisan 2009

Obama’nın Türkiye Gezisi ve Türk-Amerikan İlişkileri 19 Mart 2009

ABD ve Orta Doğu Barış Süreci Mart 2009

Obama’nın “Kırkı Çıkarken” Mart 2009

ABD-PKK “İlişkisi” Üzerine Notlar Şubat 2009

Mahşerin Üç Atlısı: Ross, Holbrooke ve Mitchell 5 Şubat 2009

SOFA ABD için Irak’ta “Sonun Başlangıcı” mı? Ocak 2009

Obama Döneminde ABD ve Asya 15 Ocak 2009

Obama’nın Güvenlik Kabinesi Üzerine Notlar 4 Aralık 2008

 Yeni ABD Başkanı Obama ve Türk-Amerikan İlişkileri 6 Kasım 2008 - eksik

ABD Başkanlık Seçimlerinin Türk-Amerikan İlişkilerine Muhtemel Etkileri 30 Ekim 2008

ABD Başkanlık Seçimleri Ekim 2008

Obama’nın Biden’ı Tercihinin Bir Tahlili 26 Ağustos 2008

Amerikan Sağı Üzerine Notlar Ağustos 2008

Gürcistan Krizi, ABD ve Türkiye 11 Ağustos 2008

Obama'nın Dış Gezisi 29 Temmuz 2008

Başkan Bush’un Avrupa Gezisi ve Transatlantik İlişkileri 18 Haziran 2008

ABD Seçimleri (ppt) - 10 Haziran 2008

"Sessiz Tsunami": Global Gıda Krizi (ppt) - 29 Nisan 2008

Amiral Fallon'un İstifası 13 Mart 2008

ABD ve PKK İlişkisi Üzerine Notlar 22 Kasım 2007

“İçeride Liberal, Dışarıda Şahin”: K. Irak’a Harekat Üzerine Notlar 25 Ekimy 2007

K.Irak'a Ekonomik Müeyyideler Üzerine Sorular 25 Ekimy 2007

Irak "Hamle"sinin Muhasebesi Eylül 2007

Türk-Amerikan İlişkileri - Yeni Dönemin Gündemi Eylül 2007

ABD, K. Irak ve Türkiye Üzerine Notlar ve Sorular Haziran 2007

ABD ve Orta Doğu: "Müflis mirasyedi" mi "stratejik deha" mı? Mayıs 2007

Recommendations for Strengthening U.S.-Turkish Relations February 26, 2007

ABD'nin Irak'taki Seçenekleri Ocak 2007

'Topal Ördek'le İki Yıl Daha: 2006 Kongre Seçimleri Aralık 2006

U.S.: Empire, Gulliver or the “First Among Unequals” (ppt) - ASAM 2023 Conference - October 2006

Türk-Amerikan İlişkilerinde “İkinci Bahar” mı, “Sonun Başlangıcı” mı? Stratejik Analiz - Haziran 2006 -

Irak’ta Direnişin ve İşgalin Gölgesinde Demokrasi Deneyi Avrasya Dosyası - İslam ve Demokrasi Özel Sayısı

Gurur ve Önyargı: ABD İran Gerginliği ve Türkiye Stratejik Analiz Nisan 2006 - (pdf)

Arzın Merkezine Seyahat: ABD Ulusal Güvenlik Konseyi - Journey to the Center of the World: U.S. National Security Council Avrasya Dosyası 2005

Dört Tarz-ı Siyaset: Türk-Amerikan İlişkileri ve Başbakan Erdoğan’ın Washington Ziyareti Temmuz 2005

11 Eylül’den Sonra Türk-Amerikan İlişkileri: Eski Dostlar mı Eskimeyen Dostlar mı? Avrasya Dosyası - 2005

“Dört Yıl Daha”: Yeni Bush Yönetimi ve Dünya Aralık 2004

2004’ten 2005’e Türk-Amerikan İlişkileri Aralık 2004

Türkiye, Iraklı Kürtler ve Statükonun Meşruiyeti Nisan 2004 - eksik

Askerî Alanda Devrim: Askerî Bir Senfoni Ocak 2004

Çirkin Amerikalı’ ile ‘Güven Bunalımı’: ‘Süleymaniye Krizi ve Türk-Amerikan İlişkileri Temmuz 2003 - ( pdf )

The Middle East: A Land of Opportunity and Peril for Turkey - May 2003

Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Notlar: Ataerkil Yapıdan Tüccar Mantığına mı? Mayıs 2003

Türkiye, ABD ve Irak Harekâtı: Hayır Diyebilen Türkiye? - Şubat 2003

Değişim, ‘Sense of Proportion’ ve Tarihin Yararları ile Sınırları Üzerine Nisan 2003

ABD Güvenlik Politikalarında Güç Kullanımı ve Caydırıcılık Ağustos 2002

“Yalnız Kovboy” ya da “Eşit Olmayanlar Arasında Birinci”: ABD Dış Politikasında Tektaraflılık-Çoktaraflılık Tartışmaları Mart 2002

İyi, Kötü ve Çirkin: ABD'nin Orta Doğu Politikaları Ocak 2002

Unilateralism corrupts, absolute unilateralism corrupts absolutely Turkish News, May 21, 2002

ABD ve Afganistan: Çıkış Var mı? Kasım 2001

Realism and Change

Crime and Punishment - Deterrence and its Failure in Theory and Practice 2001

“Tüketebileceğimizden Daha Fazla Değişim” ya da Eskimeyen Dünya Düzeni Ekim 2001

“ABD-AB İlişkilerinde Metal Yorgunluğu” Haziran 2001

2002-2004 yılları arasında ASAM için yazdığı kısa “Günlük Değerlendirmeler” için bkz. http://ajp1914.blogspot.com/

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bircihan D. Dilek   - 20-08-2019

F-35 Stealth Uçakları Coğrafyamızdaki Dengeleri Nasıl Etkileyecek?

Haziran ayında yabancı basında, İsrail ve Güney Kıbrıs Akrotiri meydanında konuşlu İngiliz F-35 Stealth (düşük görünürlüklü) uçaklarının birlikte Irak ve Suriye üzerinde tatbikat uçuşları gerçekleştirecekleri haberini okuduğumda, aklımı ülkelerin gelecekte “Egemen Hava Sahası Kontrollerini”  nasıl y...