Türk-Amerikan İlişkilerinde Kriz

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler derin bir krizden geçiyor.

Yaşadığımız kriz, 1964 Haziranında ABD Başkanı Johnson'un Başbakan İnönü'ye yazdığı ve Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesine karşı çıkan mektubundan sonra çıkan kriz ve 1975 Şubat'ında Türkiye'ye karşı uygulanan Amerikan silah ambargosu krizi ile karşılaştırılıyor diplomatlar tarafından. Ancak, kriz devam ederse her iki krizden daha ağır sonuçlar doğuracak şekilde gelişiyor. Çünkü 1964 ve 1975'de kriz yaşanırken, iki ülke arasındaki ilişkilerin temelini oluşturan Soğuk Savaş jeopolitiği ortadan kalkmadığı için taraflar, uzlaşmanın yollarını samimi bir şekilde arayan bir yaklaşımı sergiliyorlardı.

İçinden geçtiğimiz ve daha da ağırlaşacağı görülen kriz ise uluslar arası jeopolitik yapının yeniden şekillendiği, kesin ittifakların olmadığı ve Türk-Amerikan ilişkilerinin Soğuk Savaş dönemindeki mantığının ortadan kalktığı bir dönemde yaşanıyor. Üstelik Ankara ve Washington, 1991'den buyana Türk-Amerikan ilişkilerindeki mevcut krizin temel nedeni olan Irak-Kürt ekseni çevresinde karşılıklı bir tahammül geliştirerek ilişkilerini sürdürdüler. Diğer bir ifade ile kriz, 10 yıllık yapısallaşmış bir gerilim sonrasında yaşanıyor.

Çincede kriz iki Çin harfinin bir araya gelmesi ile ifade ediliyor. Bu harflerden birisi "sıkıntı" anlamına geliyor. Öteki ise "fırsat". Türkiye, ABD ile ilişkilerini yeniden düzenlemek için bu krizi bir fırsat olarak kullanmalıdır. Türkiye, ABD ile ilişkilerin bir krize gideceğini ve yeniden yapılandırılması gerektiği çok önceden görmüştür. Örneğin, 1994 senesinde Harp Akademileri tarafından yayınlanan "Türkiye-ABD İlişkilerinin Dünü-Bugünü-Yarını" başlıklı çalışmada bu durum çok net olarak tespit edilmiştir. "Türk-ABD ilişkilerinde Kürt sorununun artan bir yer edineceği" ortaya konulmaktadır.(s.75)

ABD'nin Türkiye'deki askeri tesisleri NATO'nun sınırları dışında kullanma taleplerinin ikili ilişkileri zorlayacağı belirtilmektedir. Orta Doğu'da Türk-Amerikan ilişkilerini "dengelenmesinin zor olduğu" kaydedilerek, ülkemizin ABD'nin beklentilerini yerine getirmesi durumunda "ülkemize dış politika alanında çıkaracağı faturalar çok ağır olabilecektir" denmektedir.(s.77) Bir Türk askeri analizinde iki deniz kurmay albay (Dursun Turan ve Tayfun Uraz) tarafından 11 sene önce dile getirilen hususlar bugün çok açık bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Soğuk Savaş şartları ortadan kalkmıştır. Anılan dönemin menfaatleri dolayısıyla ittifak altyapıları da ortadan kalkmıştır. ABD'nin değişen ortamda Türkiye'ye yaklaşımı, özellikle Irak savaşı sonrasında tahkir edici ve düşmanca olmuştur. 1 Martta Tezkerenin reddi sonrasında ilk tepki olarak (Amerikan zaviyesinden) anlaşılabilir olan bu duruşun daha sonraki süreçte devamı bu düşmanca yaklaşımın tezkerenin reddedilmesi ile ilgili olmadığını düşündürmeye başlamıştır. Süleymaniye baskını ve sonrasında Türkmenlerin bilinçli olarak ezilirken Kürt bağımsızlığının önündeki yolun açılmasını sadece 1 Mart ile izah etmek mümkün değildir.

Türkiye'nin ABD ile ilişkileri düzeltmek için yaptığı tavizkar yaklaşımlar, ABD'nin uzlaşmaz tutumunu daha da güçlendirmiştir. ABD bugün Türkiye'den küresel terörle mücadele politikasına koşulsuz ve sınırsız destek isterken, Türkiye'nin yaşamsal hiçbir talebine olumlu yaklaşmamaktadır. Üstelik Amerikan kamuoyunda Türkiye karşıtı bir atmosfer bilinçli olarak geliştirilmektedir. Bunun için televizyon dizileri ve Hollywood filmleri gibi Amerikan halkına en çabuk ve etkili ulaşabilecek araçlar kullanılmaktadır.

Amerikalı diplomatlar ve politikacılar, aşırı ve her aşılıkta olduğu gibi yanlış bir öz güven içinde Türk muhataplarını tahkir edici bir şekilde "ittifak istiyorsanız bu bizim şartlarımızla olur. Sizin şartlarınızı dinleriz gülümseriz ama bizim istediğimiz olur. Hiç kimse (Türkiye) vazgeçilmez değil. İttifak siz isterseniz devam eder" demektedirler.

Bu yaklaşımın Türk-Amerikan ittifakının devamını mümkün olmaktan çıkardığını göstermektedir. Türk kamuoyunda anti-Amerikanizm hızla artmakta, Türk siyasetçileri ve güvenlik bürokrasisi, ABD'nin Türkiye aleyhine bir süreci hiç çekinmeksizin uyguladığını düşünmektedir. Bush Yönetiminin sadece Türkiye'ye değil, bütün dünyaya yönelik bu kendine âşık tavrı, çok yalnız, saldırgan bir ABD ortaya çıkarmaktadır.

Türkiye bu şartları kabul etmek zorunda değildir. Ve Türkiye elinden bütün imkanları alınmış bir ülkede değildir. Eğer Türkiye imkan ve yeteneklerini uygulamak konusunda karar verirse ABD ciddi şekilde rahatsız olacaktır. Artık Türkiye konuşmayı terk etmeli, şartlarını ortaya koymalı ve stratejik bir tepki politikası ile hayati çıkarlarını koruma konusunda kararlı olduğunu göstermelidir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-08-2019

Kıbrıs'ta Türk kimliğini silme operasyonu

2007 sonrasında başlayan açılım politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta, Ocak 2013'te başlayan sözde çözüm süreci gerçekte büyük bir yıkım süreci olan PKK terör örgütüyle müzakereler olmuştu.