Türk-Amerikan İlişkilerinin Zemini

Yazan  05 Haziran 2014

          22 Nisan 2014’de www.21yyt.org’dayayınladığım “2014: Küresel, Bölgesel ve Ulusal Jeopolitik Değerlendirme”[1] başlıklı yazımda Türkiye-ABD ilişkileri ile ilgili şu tespitlerde bulunmuştum: “ABD ile ilişkiler 2013’de Türkiye’nin Suriye politikası, Gezi olayları ve nihayet 17 Aralık soruşturması çerçevesinde gerilimli geçmiştir. Türkiye’nin Suriye’de izlediği bazı radikal gruplara yardım politikası ABD tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Mayıs 2013’de gerçekleşen Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyareti sırasında, Amerikan tarafı Ankara’dan destek politikasını terk etmesini vurgulayarak istemiştir. AKP Hükümetinin Mısır’da askeri darbeye karşı aldığı tavır, Irak’ta Maliki Hükümeti ile sürtüşmesi de Washington’da gerginlik yaratan hususlar olmuştur. 13 Eylül 2013’de ABD’nin Libya Büyükelçisi Chris Stevens’ın öldürülmesinin Amerika’da yarattığı ikinci 11 Eylül travması, Washington’un AKP’nin selefi örgütleri destekleme politikasına tepkisinin artmasına neden olmuştur.

         Gezi olayları ve 17 Aralık soruşturması konularında AKP Hükümetinin açık bir şekilde ABD’yi suçlar bir tavır içerisine girmesi tansiyonu artırmıştır. Ancak her iki tarafta gerilimin kontrol altına alınması için çaba sarf etmişlerdir. Özetle, Türk-Amerikan ilişkilerinde 2013 senesini en iyi ifadesi “karşılıklı güvensizlik ve kızgınlığın kontrollü tansiyon ile dengelenmesi”  şeklinde olabilir.

        Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli noktalar; Türkiye’nin, ABD’nin Ortadoğu-Kafkasya-Orta Asya-Balkanlar-Doğu Akdeniz politikalarına sağlayacağı destektir. Bu çerçevede;

a)Türkiye-İsrail İlişkileri,

b)Türkiye-ABD yanlısı Arap ülkeleri ilişkileri,

c)Türkiye’nin Rusya-Çin bloğu ile ilişkileri -bu çerçevede Ukrayna meselesinde alacağı tavır- d)Ortadoğu’da Kürt politikası ilişkilerdeki önemli parametrelerdir.

AKP Hükümetinin Ortadoğu politikalarında izlediği çatışmacı çizgi Mısır-Suriye-Irak-İsrail ile aynı zamanda çatışması, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile (Katar hariç) ters düşmesi, ABD-AKP Hükümeti ilişkilerini zorlamaktadır.    

        2014’te Türk-Amerikan ilişkileri 2013’te olduğundan daha iyi olmayacaktır. AKP Hükümeti,  17 Aralık soruşturmalarının Gülen Cemaati tarafından yürütüldüğünü bunun ise ABD’nin isteği olmadan gerçekleşmeyeceğine inanmaktadır. Bu inanç ve Erdoğan’ın açık tepkilerinin ABD’de bıraktığı “burukluk” 2014’te ilişkiler üzerinde yük olmaya devam edecektir.

         AKP Hükümeti, ABD’ye rağmen uzun süreli bir iktidar sürecinin mümkün olmayacağına inanmaktadır. Bundan dolayıTürkiye’nin 2014’te Kıbrıs ve 2015’te sözde Ermeni soykırımı konusunda vereceği/verebileceği tavizler ile ilişkilerdeki mevcut yarılmayı hafifletme politikası 2014’e ve 2015’e damgasını vurabilir.  AKP’nin ABD’nin Afrika politikalarına vereceği destek de önemli sayılabilir.

          Bu tavizler ile30 Mart seçimlerinde AKP’nin yüksek oy alması durumunda, başka siyasal seçenek göremeyen ABD’yi tansiyonu düşürmeye itebilir. Esasen, ABD’nin AKP Hükümetini Kıbrıs, Ermeni sözde soykırımı ve PKK’ya özerklik konularında baskı altına almak için baskı ve gerilim politikası izlediğini söylemek de mümkündür.”

           1 Haziran 2014 tarihli Hürriyet gazetesinde Washington’dan Tolga Tanış “Gezi’nin yıldönümünde ABD’nin ikiyüzlülüğü” başlıklı makalesinde, Amerikalı yetkililerin AKP Hükümetini bir sene önce çok sert eleştirirken, artık üzerine titrediklerini kaydediyor. Artık Suriye’deki cihatçılara, çok sert eleştirdikleri AKP hükümetinin anlayış gösterdiğini yazıyor. Özetle, Washington son günlerde AKP’nin üzerine titriyor. Tolga Tanış, “neden Washington’un tavrı değişti?” sorusuna cevap arıyor. Cevabı Yönetim üzerinde etkili eski bir dış işleri yetkilisi veriyor: “Türkiye ile artık salt al-ver (transactional) ilişkisine geçildi. “Ne değişti?” dedim. “Suriye ve Kıbrıs değiştirdi. Kıbrıs’ta bir çözüm olacağına inanıyorlar ve oraya doğru koşuyorlar” diye cevap veriyor Amerikalı eski diplomat.

           Şimdi dönüp yukarıda 22 Nisan 2014’te yazdıklarımı okursanız AKP Hükümetinin ABD ile arayı düzeltmek için vereceği tavizler ile ilgili tespitin nasıl doğru çıktığını görürsünüz. Ancak ABD’den gelen eleştiriler tavizlere rağmen tamamen sona ermiş değil. Üstelik en üst düzeyde Obama tarafından da dile getiriliyor. Obama, 28 Mayıs 2014’te askeri akademi West Point’te genç subaylara yaptığı konuşmada şöyle diyor: “Yeni Yüzyıl diktatörün sonunu getirmedi. Dünyanın değişik başkentlerinde yeni ve yazık ki bazıları Amerikan’ın müttefiki olan ülkelerde sivil topluma karşı çok sert önlemler alınıyor. Yolsuzluk kanseri birçok hükümeti ve onların dostlarını zenginleştirirken, uzak köylerden büyük meydanlara kadar yurttaşları öfkelendiriyor.  Ve bu olaylara veya Arap Dünyasının bazı bölümlerindeki şiddet dolu ayaklanmalara bakarak,  alaycı olmak kolaydır.(Bu cümle ile Obama Amerikan iç muhalefetini eleştiriyor.) Ancak unutmayalım ki, Amerikan çabaları, Amerikan diplomasisi ve yardımları ve ordumuzun fedakarlıklarından dolayı, insanlık tarihinde hiçbir zaman olmadığı kadar insan, seçilmiş hükümetler tarafından yönetiliyor.

         Bu cümleler de gösteriyor ki, Obama AKP’nin Kıbrıs ve Suriye konusunda ve başka hususlarda vermeye hazır olduğu tavizleri almayı kabul ederken, ilkesel olarak AKP ile sıkıntılar yaşamakta olduğunun altını çiziyor. 
 


[1] Yazının tamamı için: http://www.21yyte.org/tr/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2014/04/22/7560/2014-turkiye-kuresel-bolgesel-ve-ulusal-jeopolitik-degerlendirme

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Ümit Özdağ   - 21-11-2019

Süleyman Soylu’ya Sorular

Türk milletinin Anadolu’daki milli kimlik, kültür ve egemenliğine yönelik en büyük dördüncü tehdit, modern bir kavimler göçü şeklinde 2011-2019 arasında ülkemize gelen kayıtlı-kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacıdan kaynaklanmaktadır.