Çin Tehdidi, Soğuk Savaş Komünizminden Daha Kötü Olabilir mi?

Yazan  21 Ağustos 2020

Bilindiği üzere geçtiğimiz haftalarda ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Çek Cumhuriyetini ziyaret etmişti. Pompeo bu ziyaret esnasında Çek senatosuna hitaben yaptığı konuşmada, Çin'in Batı için Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği'nin ortaya koyduğundan "daha kötü" bir tehdit oluşturduğunu söyledi.

Pompeo’nun bu ziyaretinin odak noktasını Çin’in dünya üzerindeki etkisiyle mücadele edilmesi oluşturdu. Pompeo, Çin’in küresel ekonomik gücünün bu ülkeyi bazı durumlarda Soğuk Savaş dönemi Sovyetler Birliği’nden bile daha zor bir düşman haline getirdiğini söyledi. Pompeo şu anda olan şey ikinci bir Soğuk Savaş değil. ÇKP (Çin Komünist Partisi) tehdidine direnme zorluğu bazı açılardan daha zor, ÇKP, Sovyetler Birliği'nin asla olmadığı şekilde, ekonomilerimize, politikalarımıza, toplumlarımıza çoktan saplanmış durumda" dedi.

Pompeo, Çin’in Avrupa ve civarındaki ülkelerdeki ekonomik gücünü nüfuz elde etmek için kullandığını söyleyerek Çin Komünist Partisi’ne karşı durmalarını istedi.

Pompeo ayrıca, Rusya'nın dezenformasyon kampanyaları ve siber saldırılarla Çek demokrasisini ve güvenliğini “baltalamaya” devam ettiğini belirtirken, Çin'in “kontrolü zorlama kampanyalarının” daha büyük bir tehlike olduğunu savundu. "Yalnızca sizin ülkenizde, politikacılarınıza ve güvenlik güçlerine karşı etkili kampanyalar, endüstriyel verilerin çalınması ve özgürlüğün kendisini bastırmak için ekonomik kaldıraç kullanımı görüyoruz, ÇKP ülkeleri zorlamak için ekonomik gücü kullanıyor " dedi.

Pompeo konuşmasında, Sovyetler Birliği'nin ve ülkeyi 1948'den 1989'a kadar rakipsiz yöneten Çek Komünist Partisi'nin onlarca yıllık Çek hakimiyetini ve buna karşı direnişlerini hatırlatarak, "Ulusunuz ve Demir Perde'nin arkasında acı çeken diğerleri, komünistlerin toplumları ne kadar derinden yıkıma ve baskıya sürüklediğini en iyi biliyor" diyerek, Demir Perde nihayet yıkıldığında, Amerikalıların Çek Cumhuriyetinin özgürlüğüne sevindiklerini ifade etti.

Pompeo Senato konuşması sonrasında, Çek Başbakanı Andrej Babis ile düzenlediği ortak basın toplantısında Pompeo, Hong Kong protestolarını bastırdığı için Çin'i eleştirdi ve Pekin'in Uygur Müslümanlarına yönelik baskısını "yüzyılın insan hakları lekesi" olarak nitelendirerek, Huawei gibi şirketler tarafından teknolojiyi kullanarak baskının sürdürüldüğünü iddia etti.

Pompeo’nun Çek Cumhuriyetine vaatleri arasında Çek Cumhuriyeti'nin 5G ağını kurmasına ve enerji altyapısını genişletmesine yardımcı olmakta vardı. Enerji alanında ise Çekler 2040 yılına kadar üç yeni nükleer enerji santrali inşa etmeyi planlıyorlar. Sözleşmenin potansiyel teklif sahipleri arasında Amerikan şirketi Westinghouse, Rusatom ve China General Nuclear Power Corparation’da bulunmaktadır.

Pompeo bu konuda, bir Amerikan şirketiyle çalışmanın "Çek Cumhuriyeti ve tüm bölge için enerji güvenliğini artırmak için büyük bir fırsat" olacağını söyledi.

Pompeo’nun bu açıklamalarına karşın Çek Başbakanı Babis tarafsız bir yaklaşım sergileyerek Çin'in ülkeye bu kadar az yatırım yapmış olmasından duyduğu hayal kırıklığını dile getirerek ve "Amerikalı yatırımcılarımıza olan saygımla Çin'den daha fazla yatırım yapılmasını istiyorum" dedi.

ABD uzun bir süreden beri Çin’in ekonomik yayılmasına karşı önlem almaya çalışmaktadır. ABD bilindiği üzere başkan Nixon döneminde Pekin'e yapılan bu tarihi geziyle ÇHC ile ilişkilerini başlatmıştı.

Bu strateji ile ABD’liler Çin’in asil bir şekilde daha özgür ve daha güvenli bir ülke olacağına, Çin daha müreffeh hale geldikçe, ülke içinde daha özgür hale geleceğini ve aslında yurtdışında daha az tehdit oluşturacağını, daha dostça olacağına inanıyorlardı.

 Ancak bu günlerde ABD’ye göre, Başkan Nixon'un uyguladığı strateji ile Çin'de yaratılmasını umduğu türden bir değişiklik  meydana gelmedi. Başkan Nixon’un uyguladığı strateji, ÇKP'ni dünyayı açarak bir “Frankenstein” yarattığı ifade edilmektedir.

ABD’lilere göre halen Huawei arkadaşlarınızla konuşabileceğinizden emin olmak için ortaya çıkan masum bir telekomünikasyon şirketi değil, gerçek bir ulusal güvenlik tehdidi olarak algılanmaktadır. ABD ülkelerindeki tüm Çinli öğrencilerin ve çalışanlarının sadece normal öğrenciler ve biraz para kazanmak ve kendilerine biraz bilgi edinmek için buraya gelen işçiler olmadığını da söyleyerek, onların çoğu buraya fikri mülkiyetimizi çalmak ve bunu ülkelerine geri götürmek için geldiklerini iddia etmektedir.

Bunun yanında Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun amacının, Çin Komünist Partisi seçkinlerinin mutlak yönetimini sürdürmek ve Çin halkını korumak değil, Çin imparatorluğunu genişletmek olarak ifade etmektedir.

ABD gelen Çin tehdidi ile tek başına mücadele edemeyeceklerini bunun için Birleşmiş Milletler, NATO, G7 ülkeleri, G20, birleşik ekonomik, diplomatik ve askeri gücü ile yönetilirse başarılı olacaklarına inanmaktadır. Bunun içinde yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde müttefik ülkelerdeki telekomünikasyon ağlarının Çin’li şirketlerin eline geçmesine engel olmakta, ulusal ya da uluslararası her alanda Çin’e baskı uygulamaya çalışmaktadır.

Bu noktada ülkemizdeki Çin ticaretinin ve hareketlerinin ne olduğu? sorusu akla gelmektedir.

Son zamanlarda açık kaynaklarda çıkan haberler dikkate alındığında henüz doğrulanmamış olmakla beraber Çin'in merkez bankasını TCB ile 400 milyar dolarlık bir takas düzenlemesi için yönlendirdiği ifade edilmektedir. Bununla Çin ile gelecekteki tüm ticaretin Amerikan dolarını atlayarak Yuan cinsinden yapılacağını ifade edilmektedir.

Ayrıca Çin'e, Türkiye'de deniz üssü kurması için arazi ve Akdeniz operasyonlarında Türk donanmasını desteklemek için Türk limanlarını kullanması ile Türk limanlarında gümrüksüz ticaret hakkı verileceği de belirtilmektedir.

Ancak her ne kadar stratejik ve ekonomik açıdan yapılan hamleler yapılırken “Bir Kuşak, Bir Yol Projesi” ile dünyaya açılmayı planlayan Çin’in bu proje üzerindeki liman ve yol üzerinde önce ticaret, sonrasında ise vatandaşlık yolu ile yeni yerleşimlere gidebileceği akıllardan çıkarılmaması gereken bir husustur.

Çin’in “Bir Kuşak, Bir Yol” projesi ile ilan ettiği, ekonomik büyüklük ve kapsayacağı coğrafi alan dikkate alındığında, arkasındaki temel jeopolitik mantığın geçmişte Kavimler Göçüne neden olan,Yeni İpek Yoluna” hâkim olma çabası ve ekonomik sebepler olduğunu anlamak gerekiyor.

Çin bu projede hem kendisi için en güvenli ticaret yollarını bulmaya çalışmakta hem de bunu geçmişte olduğu gibi sermayesi ile güvence altına alma çabasındadır. 

Çin’in temel amacı, kendisi açısından güvenli bir güzergâh üzerinden dünya sisteminin önemli merkezlerinden sayılan öncelikle Avrupa başta olmak üzere Ortadoğu ve Afrika gibi pazarlara ulaşma isteğidir. 

Bu noktada Çinlilerin ülkemize yerleşme ve toprak satın alma heveslerine ayrıca dikkat etmek gerekmektedir. Dünya ticaretinin ikinci büyüğü Çin, Türkiye pazarında lojistik, enerji, elektronik, turizm ve gayrimenkul alanındaki yatırımlara odaklanmaktadır. 

Çinlilerin temel amaçları arasında yatırım alanları içinde gayrimenkul elde etmek ve sonrasında bulunduğu ülkede vatandaşlık haklarına sahip olmak hususları da dikkate alındığında gelecek için ülkemizin de bir Çin’li istilası ile de karşı karşıya geleceğini öngörmekte çok büyük bir kehanet olmayacaktır.

Bu nedenle Çin ile yapılacak ticarette geçmişte Hun’lar zamanında yapılan, Bilge Kağan’ın “Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş” şeklinde ifade ettiği hatalara düşülmemesi, ekonomimize, politikalarımıza, Türk toplumuna sızmaması için gereken önlemlerin alınması devletin ve milletin geleceği açısından son derece büyük bir öneme haizdir.

KAYNAK:

https://www.politico.eu/article/us-secretary-of-state-mike-pompeo-chinese-threat-may-be-worse-than-cold-war-communism/ Erişim Tarihi:20.08.2020

https://www.state.gov/communist-china-and-the-free-worlds-future/ Erişim Tarihi:18.08.2020

Mehmet Zeki Bodur

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enstitü Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya   - 22-10-2021

Suriye İç Savaşı ve Suriye Türkmenleri

Suriye'nin doğusunda ABD himayesindeki "teröristan" devleti kök salmaya başlarken yine ABD ve Fransa'nın desteği ile adalar istikametinden, namluları Türkiye'ye yönelik silah yığınakları hızla yükselmektedir.