AB Sosyal Modelinde Hegemonya ve Vatandaş İlişkisi

Yazan  19 Temmuz 2012
AB'nin kapsayıcılık, vatandaşları siyasi-ekonomik-sosyal krizlerden koruma ve uzaklaştırma potansiyeli hegemonyasını besleyen ya da sarsan unsurlardır.

2002-2007 arasındaki anayasalaşma çabalarının da gösterdiği gibi, AB uluslararası alanda ağırlıklı bir siyasi duruş sergileyememektedir. 2007'den sonra buna ekonominin de zayıf yanlarının öne çıkmaya başlamasını eklemek gerekir. AB ekonomik bütünleşmenin parasal ayağı bağlamında ulaşabileceği en üst seviyeye 2002'de tek para birimi olan Avro'ya geçişle erişmiştir. Avrupa bütünlüğü bundan sonraki aşamada sosyal politikalarla desteklenmeye çalışılmıştır. Bu aşamada ekonomik büyüme, istihdam ve rekabetçiliğin arttırılması temel öncelikler olmuştur.

Derinleşme ve genişleme hareketleri AB'nin yetkilerini, bağlayıcılığını, etki alanını, bir başka deyişle egemenlik alanını arttırmıştır. AB'nin örgütsel normlarının etkileyip şekillendirdiği siyasi, sosyal aktörlerin ve eylemlerinin daha geniş bir alana yayıldığı görülmüştür.[1] Avrupa Komisyonu'nun AB gündemini belirleme gücü artmış, Avrupa Parlamentosu Komisyon tekliflerini düzeltme ve değiştirme hakkı kazanmış, Bakanlar Konseyi'nde nitelikli çoğunluğa dayalı oylama usulü yaygınlaşmıştır.[2] Bu örneklerle beraber, hükümetlerarası işbirliği ve ortak politikalar gelişerek kurumsallaşmıştır.[3] Diğer bir deyişle, siyasi ve ekonomik yetki üye ülkelerden merkezi kurumlara aktarılmıştır. Tüm bu hususlar AB'nin hegemonik bir proje olduğu tartışmasına zemin hazırlamaktadır.

AB Hegemonyasının Kavramsal Arkaplanı ve Büyüme, Rekabetçilik, İstihdam

Avrupa bütünleşmesi, bir yandan Avrupa'nın siyasi ve ekonomik gücünün arttırılması yönünde bir çaba, kıtada barış ve refah alanı yaratmak için bir proje olarak tanımlanırken, diğer yandan da hegemonik bir hareket olarak yorumlanmaktadır. Bu yorumun AB bütünleşmesini şekillendiren hedeflerin, bütünleşmenin hegemonik bir boyutunun olduğu fikrine dayandırıldığı belirtilebilir. AB bütünleşmesinin hegemonik boyutuna geçmeden önce 'hegemonya' kavramının bütünleşme açısından nasıl ele alınacağını görmek gerekir.

Çeşitli anlamlandırmaları içerisinde barındıran hegemonya kavramı Robert Gilpin'e göre, uluslararası işbirliğinin, rıza ve ekonomik ilişkilerin arttırılması yoluyla gerçekleştirilmesini sağlayan ve bu şekilde istikrarı yerleştiren temel unsura işaret etmektedir. Robert Keohane'ye göre karşılıklı bağımlılığın artmaya başladığı uluslararası ilişkiler sisteminde diğer ülkelerin rızasına ve katılımlarına dayalı bir uluslararası düzen kuran devlet hegemondur.[4]

Hegemonyayı açıklamaya yönelik bu tanımlamaların fikri temellerinin Antonio Gramsci'nin görüşlerinden esinlenilerek eleştirildiği görülmektedir. Gramsci hegemonyanın şiddet, siyasi ve ekonomik zorlama, egemen kültür yoluyla sağlanan bir uzlaşma kültürünün sonucu olduğuna işaret etmektedir. Bu noktada öne çıkan, zorlama ve ikna yöntemleri ile diğer ülkelere hükmetme gücü taşıyanın hegemon olduğudur. Zorlamanın fiziki güce karşılık geldiği, rızanın ise ahlaki ve kültürel ikna anlamına geldiği belirtilebilir. Kültürel egemenlik iktidar için gerekli bir unsurdur. Aynı zamanda, hegemonya bir sosyal ve siyasi denetim şeklidir.[5]

Eleştirel yaklaşımlar incelendiğinde ise Robert Cox'un açıklamaları dikkat çekmektedir. Neo-Gramscian bakış açısını geliştiren Cox'a göre, uluslararası ilişkiler sadece devletler arası ilişkilerden ibaret olmayıp, siyasi, sosyal ve ekonomik temellere de sahiptir. Bir ülke hegemonya konumuna gelirken kendi çıkarları ile diğer ülkelerin çıkarlarını örtüştürmeye ve diğer ülkelerin kendi yönetimini kabul etmelerini sağlamaya çalışmaktadır. Uluslararası örgütler hegemonyanın oluşum sürecine, karşı fikirleri yumuşatarak, ülkelerin desteğini sağlayarak, düzenin yayılmasına yönelik normlar koyarak yardımcı olan öğelerdir.[6] Avrupa bütünleşmesinin hegemonik niteliği, kullanılan yöntem ve araçlara bakıldığında işte bu açıklamalara referansla irdelenebilir.

1952'den itibaren Avrupa bütünleşmesinde ekonomik büyüme ilkesine önemli bir konum atfedilmiştir. Bütünleşmenin diğer bir hedefi de istihdamın artırılması olmuştur. AB'de etkili bir istihdam politikasının yürütülmesi ekonomik büyümenin sağlanmasında önemli bir araç olarak kabul edilmektedir.[7] Bunun paralelinde 1970'li yıllardan itibaren Avrupa bütünleşmesinin sosyal bir birlikteliği ve kaynaşmayı sağlamaya çalıştığı görülmektedir. Bu yönde atılan ilk önemli adım Tek Avrupa Senedi'dir. Tek Avrupa Senedi'yle ekonomik büyümeden ve rekabet gücünün arttırılmasından elde edilecek faydanın daha adil biçimde bölüştürülmesine çalışılmıştır.[8]

AB bütünleşmesinin hegemonik bir proje olduğuna işaret eden hedefleri barındıran kurucu antlaşmalar, hedeflerin gerçekleştirilmesinde mekanizmaları, araçları ya da politikaları açıklayamamaktadır. Bu noktada sosyal politikalar açıklayıcı bir nitelik kazanmaktadır. 1990'lı yıllardan itibaren uygulanan sosyal politikaları belirleyen ve tanımlayan kaynak belgeler, açıklanamayan hususları aydınlatması bakımından yararlı olmaktadır.[9] Bu çerçevede, Avrupa Komisyonu'nun 1993'de yayınladığı "Büyüme, Rekabetçilik, İstihdam: 21. Yüzyıla Giden Sorunlar ve Yollar" adlı Beyaz Kitap, 1994'de yayınladığı "Avrupa Sosyal Politikası: Birliğe Giden Yol" adlı Beyaz Kitap ve 2000'de yayınladığı "Sosyal Politika Gündemi" göz önünde bulundurulabilir.

1993'te yılında yayınlanan Beyaz Kitabın hazırlanmasında itici faktör işsizlik ve işsizlikle mücadeledir.[10] 1994'te yayınlanan Beyaz Kitap, Avrupa'da herkesin ekonomik ve sosyal bütünleşmesini sağlayan bir modele geçilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.[11] 2000 yılına gelindiğinde, Avrupa Komisyonu ve Bakanlar Konseyi AB'nin ekonomik, istihdam odaklı ve sosyal politika inisiyatiflerini 'Sosyal Politika Gündemi' çerçevesine yerleştirmiştir. Böylece birbirlerinden ayrı inisiyatifler arasında bütünlüğün kurulması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu üç belge de hegemonyaya rızayı sağlayacak olan sosyal politika, istihdam, işsizlik ve endüstriyel ilişkiler gibi faktörleri, rekabetçiliği geliştirme ve büyümeyi sağlama hedeflerini kapsamaktadır.[12]

AB projesinin hegemonik niteliğe dayandığını temel alan bir bakış açısı, bu niteliğin rekabetçiliğe, büyümeye, parasal ve mali istikrara odaklı ekonomi politikası; işgücü piyasasını daha etkili hale getirmeye çalışan istihdam politikası; sosyal bütünlük odaklı sosyal politika; AB yönetişimi içerisindeki bütün aktör ve kurumlar; tüm bu politikalar ile aktör ve kurumlar arasındaki etkileşim; Avrupa Komisyonu'nun tüm bu politikaları bütünleştirme çabası aracılığıyla 2010'lu yıllarda da devam etmektedir.[13]

Hegemonya ve Vatandaş İlişkisi

Avrupa Komisyonu'nun bütünleşmeye yönelik kamuoyu desteği üzerine yaptığı çalışmalara göre, 1981 yılında halkın %50'si Avrupa Topluluğu (AT) üyeliğinin kendi ülkeleri için yararlı olduğunu düşünürken, bu oran 1991 yılında %72'ye çıkmıştır. 1996 yılına kadar %50'inin altında seyreden destek oranı 2002 yılında %55'e yükselmiştir. Bu oran 2007 yılı sonbahar dönemi itibariyle %58 olmuştur. AT/AB üyeliğini olumsuz olarak algılayanların oranı aynı süreler içerisinde %10 ile %15 arasında değişim göstermiştir. 2007 yılı sonbaharında bu oran %13 olmuştur. Ülkelerinin AT/AB üyeliğini ne iyi ne de kötü olarak görenlerin oranı 1981 ile 2002 yılları arasında %20 ile %25 arasında değişmiştir. 2007'de bu oran %25 olmuştur.[14] Aralık 2011 itibariyle AB'yi ne olumlu ne de olumsuz görenlerin oranı %41 düzeyindedir.[15]

Ekonomik ve parasal birliğe ve ekonomi politikalarına yönelik kamuoyu desteği incelendiğinde, örneğin 1997 yılında ortak para birimine yönelik desteğin %47 olduğu ifade edilebilir. 2002 yılında bu oran %63'e yükselmiştir. 2006 yılında bu oran %60 olmuştur. 1993 ile 2002 yılları arasında ortak para birimine yönelik karşıtlık oranı %25 ile %40 arasında değişmiştir. 2006 yılında karşıtlık oranı %34 olmuştur.[16] Bu değerlerden anlaşılacağı üzere AB vatandaşlarının çoğu bütünleşmeyi desteklemektedir. Fakat desteklemeyen ve olumlu ya da olumsuz görüş bildirmeyen kesimlerin varlığı da göz ardı edilemeyecek orandadır. Aralık 2011 itibariyle karşıtlık oranı %41 düzeyindedir.[17]

Kamuoyu araştırmalarından anlaşılacağı gibi, bütünleşme politikası üzerinde AB çapında geniş bir uzlaşının olduğu çıkarımına ulaşmak güçtür. Bu durumda AB'nin hegemonik bir proje olduğundan nasıl söz edilebileceği sorusu akla gelmektedir. Bu noktada, farklı aktörlerin birbiriyle çatışan fikir ve çıkarları olsa bile, belli bir politika doğrultusunda uyum gösterebilecekleri, farklılıklara razı olabilecekleri göz önünde bulundurulmalıdır. Hegemonik projeler büyük ve kesin uzlaşılar gerektirmemektedir, Fakat, böyle projeler çıkarların çatışması yoluyla kendilerini yeniden üreten dinamik bir yapıya sahiptir. Ayrıca bu projeler çeşitli aktörler arasında rekabet ve mücadeleyi barındırmamaktadır. Sosyo-ekonomik sistemi düzenleme ve yönetme ihtiyacını yansıtmaktadır.[18]

AB'nin tartışılan hegemonik içeriğinin, Avrupa bütünleşmesini şekillendiren, ve yönlendiren ulusal hükümetlerin (Almanya, Fransa, İngiltere hükümetleri) liderleri, AB kurumları (özellikle de Avrupa Komisyonu), Avrupa Merkez Bankası, sendikalar ve çıkar ve baskı grupları tarafından tanımlanmasını beklemek mümkündür. Bu aktörler arasında ekonomik çıkarlar önemli bir konuma sahiptir. Çünkü serbest piyasaya dayalı bir ekonomide kamu sektörü ve dolayısıyla siyasetçiler özel sektörde oluşturulan ekonomik değerlere bağımlıdır.[19]

Sonuç

Avrupa bütünleşmesi, ihracat odaklı bir ekonomik büyümeyi temin etme; Avrupalı ülkelerin tek başlarına yapamadıklarını bir araya gelerek yapma beklentilerini karşılama; uluslararası alandaki hegemonlara denk ağırlıkta başka bir gücü meydana getirme; eski sömürgeleriyle olan geleneksel ilişkilerini yeni bir biçimde yürütebilme faktörlerine dayandırılmaktadır. AB'nin hegemonik bir proje olarak algılanması da aslında bu teorik temele dayanmaktadır.

AB, üye ülkeler arasında işbirliğinin ötesinde bir bütünleşme prosedürü işletmektedir. Bütünleşme ile üye ülkeler egemenlik yetkilerini kısmen Birliğe devretmiştir. Bu devrin en çarpıcı örneklerinden biri, bir ülke için egemenliğin simgesi olan para basma yetkisinin Avrupa Para Birliği kapsamında Birliğe transfer edilmesi ve ortak bir para biriminin kullanılmaya başlanmasıdır. AB hukuk normu belirleme ve normları uygulama işlevlerine de sahiptir. Bu çerçevede tüm üye ülkelerin mevzuatlarını AB mevzuatına uygun hale getirmeleri gerekmektedir. Bunun dışında AB, uluslararası alanda bağımsız bir konuma sahiptir. Herhangi bir dış güce bağımlılığı yoktur. Dolayısıyla Birlik, hakim olduğu mekan ve üye ülkeler üzerinde egemenliğe sahiptir.

AB'nin ne ölçüde bir hegemonya projesi olduğu, başka bir deyişle etki ettiği ülkeler, halklar ve kurumlar üzerinde ne ölçüde egemenlik kurduğu, Birliğin sosyo-ekonomik hedeflerine ne derece yaklaştığıyla ilgilidir. İstihdam oranının arttırılması AB düzeyinde yürütülen politikaların bir sonucu olduğunda, Birliğin üye ülkeler üzerindeki etkisinin ve kontrol yeteneğinin artması beklenebilir. Bu da egemenliğinin artması, hatta genişlemesi sonucunu doğurabilir. AB politikalarının üye ülkeler ve bölgeler arasındaki sosyal kalkınma farklılıklarını halkların refah düzeyini yükseltecek şekilde azaltamamasının ise egemenliği sarsan bir faktör olması beklenebilir. Çünkü üye ülkelerin ve halklarının Birliğe bağlarının, güvenlerinin ve beklentilerinin zayıflaması söz konusu olacaktır.

Avro krizinin aşılmaya çalışıldığı şartlar altında, gerek kriz koşullarının gerekse de krizi aşmak için kararlaştırılan katı bütçe kurallarının Avrupalı halkların bütünleşmeye dönük olumsuz algılarını kuvvetlendirdiği ifade edilebilir. Diğer taraftan, Yunanistan, Portekiz gibi ekonomik yönden zayıf üye ülkeler, krizin AB kuralları ve yardımları ile aşılmasından başka seçeneğe de pek sahip olamamaktadır. Dolayısıyla, algıların oluşması, aitlik ve uzlaşı AB projesinin kapsayıcılık, Avrupa ülkeleri ve halklarını uluslararası alandaki, ekonomi, siyaset ve güvenlikle ilgili sorunlardan koruma ve çıkarma özelliğiyle ilgilidir. Mesele, AB'nin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda sorun yarattığının düşünülüp düşünülmemesiyle yakından ilişkilidir.

Not: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, IV. Genç Bilim Adamları Sempozyumu'nda sunulan "AB'nin Siyasi-Ekonomik Bütünleşmesi ve Hegemonya Meselesi"adlı bildirinin kısaltılmış halidir.


[1] Frank Schimmelfenning ve Ulrich Sedelmeier, "Theorizing EU Enlargement: Research, Focus, Hypotheses, and The State of Research," Journal of European Public Policy, Vol.9, No.4, 2002, s.503.

[2] Hungdah Su, "The Dynamics of Widening on the Deepening of the European Union: The Constitutionalization of Enhanced Cooperation," The Fourth Annual International Conference of EpsNet on Political Science after EU Enlargement: Challenges to the Discipline, University of Cologne and Charles University, Prague, 18-19 June 2004, s.3.

[3] Schimmelfenning ve Sedelmeier, a.g.e., s.503.

[4] Robert Gilpin, "The Theory of Hegemonic War", The Journal of Interdisciplinary History, Vol. 18, No. 4, 1988, ss.606-610; Robert Keohane, After Hegemony: Cooperation and Discord in the World Political Economy, Princeton University Press, 2005, ss.40-46.

[5] Thomas Bates, "Gramsci and the Theory of Hegemony," Journal of the History of Ideas, Vol.36, No.2, 1975, ss.351-366; Stephen Gill, David Law, "Global Hegemony and the Structural Power of Capital," International Studies Quarterly, Vol. 33, No.4, 1989, ss.476-482.

[6] R.W.Cox, "Social Forces, States and World Order", Millenium: Journal of International Studies, No.10, 1981, ss.126-155; R.W.Cox, "Gramsci, Hegemony and International Relations", Millenium: Journal of International Studies, No.12, 1983, ss.162-175; Andreas Bieler, Adam David Morton, "A Critical Theory Route to Hegemony, World Order, and Historical Change: Neo-Gramscian Perspectives in International Relations," Capital and Class, Spring 2004, ss.87-95.

[7] Ari Nieminen, Towards a European Society? Integration and Regulation of Capitalism, Helsinki University Printing House, Helsinki: 2005, ss.311,312.

[8] Klaus-Dieter Borchardt, Avrupa Bütünleşmesi, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, Ankara: 1995, ss.26,27.

[9] Nieminen, a.g.e., ss.311,312.

[10] Commission of the European Communities, "Growth, Competitiveness, Employment: The Challenges and Ways Forward Into The 21st Century," White Paper, COM(93) 700, 1993, s.9-11.

[11] Commission of the European Communities, "European Social Policy - A Way Forward for the Union," White Paper, COM(94) 333, 1994, s.35.

[12] Nieminen, a.g.e., s.316.

[13] Nieminen, a.g.e., s.320.

[14] A.g.e., s.322, European Commission, "The Future of Europe," Special Eurobarometer, No.251, (Erişim: 15.04.2012), http://ec.europa.eu/public_opinion/archives/eb_special_en.htm, s.22; European Commission, "Public Opinion in the European Union," Standard Eurobarometer, No.66, 2007, (Erişim: 15.04.2012),.http://ec.europa.eu/public_opinion/standard_en.htm, s.186.

[15] European Commission, "Public Opinion in the European Union", Standard Eurobarometer, No.76, 2011, s.20.

[16] Nieminen, a.g.e., s.322.

[17] European Commission, "Public Opinion in the European Union", a.g.e., s.14.

[18] Nieminen, a.g.e., s.323.

[19] A.g.e., s.321.

Dr. Sezgin Mercan

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Avrupa Birliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 12-11-2019

Yeni Dünya Düzeni, Terör ve Türkiye

Cumhuriyet, Osmanlı, Atatürk ve Türk devrimleri tartışmaları Türkiye'yi oyun dışına itiyor. Bu da yeni dünya düzeninde Türkiye'yi söz sahibi değil dizayn edilenler arasına sokuyor.