AB-Türkiye İlişkilerinde Yeni Bir Model:

AB-Türkiye ilişkileri 17 Aralık’ta bir rahatlama sürecine girmiş gibi gösterilse dahi aslında olan taraflar arasındaki ilişkilerin geleceğe doğru çok ağır yükler altını girdiği görülmektedir.

Eğer AB içinde Türkiye'nin tam üyeliği konusunda kesinleşmiş bir ortak irade olsa idi Türkiye'nin AB'nin taleplerini karşılamasının tehlikeli sonuçları olmayabilirdi. Ancak mevcut ilişki modelinde Türkiye'nin AB tam üyesi olması güvence altına alınmadan Kıbrıs, Ege, Dicle-Fırat'ın AB tarafından denetimi, azınlık hakları gibi devletin temel yapısı ve yaşamsal milli çıkarları ile ilgili dönüşü olmayan tavizler vermek zorunda kalacaktır.

Türkiye bu tavizleri sonu belli olmayan bir süreç adına gerçekleştirirken Türk iç politikasında da AB düşmanlığı (karşıtlığı değil) gittikçe yoğunlaşacaktır. Görüşme sürecinde ortaya çıkacak zorluklar, AB'ye karşı bugün manipule ile bastırılmaya çalışılan toplumsal zeminin genişlemesine ve radikalleşmesine neden olacaktır.

AB'nin 1999'da Türkiye'ye aday adaylığı önermiş olması Türkiye'nin tam üyeliğine duyulan arzu ve inançtan değil, Birliğin Türkiye'nin iç ve dış politikası üzerinde hakimiyet kurma arzusundan kaynaklanmıştır. 17 Aralık dahil olmak üzere görüşme sürecinde karşılaşılan uygulamalarda Ankara'nın zaman zaman "çifte standart" diyerek yumuşattığı "ahlaksal zeminden yoksunluk" sürecini kanıtlamaktadır.

Yaşanan süreç, AB'nin Türkiye'nin iç ve dış politikasını mümkün olan en uç noktaya kadar kullanıp Ankara'yı bıktırarak geri çekilmeye zorlama veya Türkiye üzerinde tam denetim isteğinden değil, Türkiye'nin çılgınca bir tutkuya dönüşmüş olan tam üyelik isteğinden da kaynaklanmaktadır. Ancak, Türkiye'nin yaklaşımı ne kadar yanlış ise AB'nin mevcut samimiyetten uzak yaklaşımı da o kadar tehlikelidir. Her şeyi yapmasına rağmen AB tam üyesi olamayan bir Türkiye kendisini ihanete uğramış hissederek sadece Avrupa Birliği'nin değil AB'nin temsil ettiği herşeyin düşmanı olacaktır. Bu Türkiye ile Avrupa arasında Lozan ile gerçekleşen barışın zihinlerde sona ermesi anlamına gelebilir.

Bu sürecin durdurularak Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin hızla sağlıklı bir zemine oturtulması için her iki tarafında şimdiye kadar olduğundan daha akıllı ve dürüst bir ilişki modeli üzerinde çalışmaya başlamaları gerekmektedir. AB-Türkiye ilişkilerinin sadece tam üyelik modeli çerçevesinde oluşabileceğini düşünmek büyük bir hatadır. Aksine böyle bir modelin sadece Türkiye ve AB üzerinde değil, bütün bir Orta Doğu ve Avrasya üzerinde olumsuz etkileri olacaktır.

Türkiye'nin AB üyeliği kaçınılmaz olarak Türkiye'nin komşularından başlayarak büyük bir coğrafyada ergeç AB tam üyeliği arzusunu uyandıracaktır. AB yanlış bir algılama ile "demokrasi-insan hakları-serbest piyasa ekonomisi ve modernleşme" dörtlüsünü gerçekleştirmenin tek aracı olarak görünecektir. Oysa bu doğru değildir.

Türkiye'de modernleşme Avrupa Birliği sürecinden bağımsızdır ve AB tam üyeliği dışında da gerçekleşen bir projedir. Türkiye'nin AB tam üyeliği dışında "demokrasi-insan hakları-serbest piyasa ekonomisi ve modernleşme" süreçlerini gerçekleştirmesi, AB ve Batı'nın geri kalan kısmı ile sağlıklı ilişkiler içinde olması Orta Doğu ve Avrasya'da önemli bir doğru örnek oluşturacaktır. Modernleşmenin AB tam üyeliği dışında da gerçekleştiğinin görülmesi ile uygarlıklar arası iletişim ve etkileşim çok daha etkili bir temel üzerine oturacaktır.

Tam üyelik dışında, Türkiye ile AB arasında sağlıklı bir ilişki modelini serbest ticaret bölgesi modeli çerçevesinde oluşturmak mümkündür. Böylece, kendi geleceği hakkında bir karar verememiş olan AB'nin üzerinden Türkiye'nin manevi ağırlığı kalkmış olacaktır. Brüksel, bugün izlediği yanlış politikalar ile Türkiye'yi bıktırma ve vazgeçirme adına Türkiye'de kendisine düşman bir halk ve devlet oluşturmaktan sürecini durdurur.

Tam üyelik sürecinin durması ve serbest ticaret anlaşmasına geçilmesi ile birlikte AB'nin Kıbrıs, Ege, azınlıklar gibi şartlar öne sürmek hakkı kalmayacağı gibi Türkiye'nin AB tam üyeliği için AB'ye Ulusal Program'da taahhüt ettiği yükümlülüklerden arınmış olacaktır. Ankara, Ulusal Programı tekrar gözden geçirerek tadilat yapmalı, milli dinamiklerden kaynaklanan bir yeniden yapılanma süreci içinyaşama geçirilmelidir.

Serbest ticaret bölgesi anlaşmasının gerçekleştirilmesi için mevcut Gümrük Birliği anlaşmasının tam üyelik sürecinin iptal edilmesi gerekmektedir. Türkiye, AB ile serbest ticaret bölgesi modeli çerçevesinde ilişkilerini yeniden şekillendirilirken Birlik ile Türkiye arasındaki ilişkilerin özel niteliği gözönüne alınarak Türkiye'ye bazı ayrıcalıklar sağlanması gerekmektedir. Türkiye, 2004 ve 2008'de tam üye olacak olan ülkelerin faydalandığı mali katkıların ciddi bir bölümünden faydalanmalıdır. Türkiye, Birliğin Komisyonlarında temsil edilmelidir. Türkiye ile AB arasında özel bir komisyon kurulmalı ve Birliğin Dış İlişkiler ve Savunma konularındaki çalışmalarını Türkiye ile koordine etmesi sağlanmalıdır. Yeni model, hem Birlik-Türkiye ilişkilerine hem bölgeye hem küreye çok olumlu katkılarda bulunacaktır.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 15-11-2019

Türkiye-ABD arasına S-400 girdi

Çok kritik, hayati, önemli denilen Trump-Erdoğan zirvesini dağ fare doğurdu diye tanımlamak bile mümkün. Fare bile doğurmadı.