AB ve kesin inançlılık!

Yazan  25 Haziran 2009
Ülkelerin tarihleri, coğrafyaları, gelişmişlik düzeyleri, komşuları, dilleri, değerleri farklı olduğu gibi çıkarları da farklıdır. Çıkarları farklı olanlar daha çok işbirliğine değil çatışmaya meyilli olurlar.

Ancak çıkarları arasında ortaklık olanların asgari ya da azami işbirliğinden de söz edilebilir. Bu anlamda bazı ülke, kıta ve ittifakların diğerlerine göre daha avantajlı ve öncelikli olması doğaldır. Türkiye'yi yıllardır -hatta yüz yıllardır- yöneten elit, haklı ya da haksız olarak Avrupa'yı ya da Batıyı içine girilecek, partnerlik yapılacak, taklit edilecek bir hedef olarak görmüştür. Atatürk'ün "Batıya rağmen Batıcılık" yapılarak, "ne mutlu Türküm diyene" ilkesinden sapmadan "muasır medeniyetin üstüne çıkmak" ideali bu bağlamda belirleyicidir.

AB ile Türkiye ilişkileri de tarihi süreç içinde bu çerçevede şekillenmiştir. Ancak gelinen bu aşamada, AB, ülkeyi yöneten elitler lehine Türkiye'nin çıkarları aleyhine şekillenen bir kimliğe bürünmüştür.

Geçenlerde Türkiye-Avrasya İş Konseyi İstanbul'da "Avrasya Nereye Gidiyor?" adlı bir konferans düzenledi. Bu toplantıda Rus Milletvekili Sergey Markov, Türkiye, Rusya, Kazakistan gibi ülkelerin öncülüğünde Avrasya ülkelerinin de kendi ekonomik birliklerini kurmaları gerektiğinden söz etmiş. Rus Milletvekili, AB'nin Türkiye'yi birliğe almayı hiçbir zaman kabul etmeyeceğini ve bunu şimdiden "bloke" ettiğini iddia etmiştir. Türkiye ile AB arasında süren müzakerelerin "gerçekçi değil romantik" olduğunu da dile getirmiş.

Buna karşılık toplantıya ev sahipliği yapan Türk yetkililer, Türkiye'nin AB üyelik hedefinin romantik olmadığını, müzakere sürecinde bazı ciddi engellerin çıkmasına karşın, pek çok ülkenin Türkiye'ye tam destek verdiğini söylemiş. AB Kongresi eski üyesi Stephen Solarz (böyle bir toplantıda ne işi varsa) ise Türkiye'nin Avrasya ülkeleriyle ilişkilerinin AB üyeliğinden farklı olduğunu, AB'nin demokratik bir topluluk olduğunu ve Türkiye'nin de bu değerleri paylaştığını söylemiş. Halbuki, Türkiye ile AB ilişkileri Solarz'ın ifade ettiği gibi demokrasi ile sınırlı bir ilişki değildir. Hatta Türkiye ile AB ilişkileri, demokrasiden ziyade demografik bir ilişkidir. Avrupa'da beş milyona yakın Türkiye vatandaşı vardır.

Gerçekte Stephen Solarz'ın sözleri, Rus Markov'un söylediklerine hak verir niteliktedir. Zira Solarz'ın sözlerinden sorunun, Türkiye'nin AB'ye alınması değil 'demokratik topluluk olan AB'nin ilkelerinin Türkiye tarafından paylaşılması'olduğu sonucu çıkmaktadır. Bu konuşmaların ardından da köşe yazarları, akademisyenler, AB'ye tek yanlı bağlanmayı savunmadan sorumlular, Türkiye'nin AB tercihini "romantik" değil "reel politik tercih" olduğunu kanıtlamak için sayfalar dolusu görüş içeren yazılar yazmışlardır. İşte, Türkiye'de yönetime egemen olan bilincin (!) kalitesi budur. Bu bilinç, bir olayı çok yönlü, çok boyutlu, alternatifli, diğer yanlarıyla birlikte düşünmeyi dahi felaket olarak görmektedir. Bu mantık, tercih yapmış, karar vermiş, hükmü keskinleştirmiştir. AB konusunda "kesin inançlı" hale gelmek böyle bir şey olsa gerek. Unutmamak gerekir ki kesin inançlılık, yalnız ideolojik bağlamda değil her alanda kölelik getirir.

Türkiye'nin AB ile tarihi, demografik, fiziki, hukuki ilişkileri vardır. Bu ilişkilerin takip edilmesi, tartışılması ya da sürdürülmesi yararlı görülebilir. Ancak bu ilişkiler alternatif fırsatları görmeyi de engellememelidir. Bu bağlamda Avrasya, Türkiye'nin üzerinde başat rol oynayabileceği büyük bir alandır. Gelecek Avrasya'dadır.

Özcan Yeniçeri

1954 yılında Gümüşhane'nin Şiran ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Gümüşhane'de, yüksek tahsilini Ankara'da tamamladı. 1987 yılında Uludağ üniversitesi Sosyal Bilimler Ensti-tüsü'nde Yüksek Lisansını tamamladı. 1991 yılında ise Erciyes üni-versitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yönetim Organizasyon dalında “örgütlerde çatışma ve Yabancılaşmanın önlenmesinde Yönetime Katılmanın Rolü” adlı tezinin kabul edilmesiyle de doktor unvanını aldı.

1998 yılında doçent, 2004 yılında da profesör oldu.

Prof.Dr. özcan Yeniçeri, Niğde üniversitesi'nde çeşitli aralıklarla Kamu Yönetimi Bölüm Başkanlığı, Meslek Yüksek Okulu Mü-dürlüğü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı.

1999 yılında Kazakistan'daki Ahmet Yesevi üniversitesi'nde görev aldı. Bu üniversitede “Uluslararası İlişkiler Bölümü”nü kurdu ve bir yıl süreyle de başkanlığını yaptı. 2004 yılında AYSAM (Ahmet Yesevi Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanlığına getirildi. İki yıl bu görevi yapmış olup halen Niğde üniversitesi'ndeki görevine de-vam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri'nin yazdığı eserlerden bazıları şunlardır: Yeniden Türkleşmek, örgütsel Değişmenin Yönetimi, Küre-selleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, Küresel Kıskaç ve Türkçülük, Bilgi Yönetim Stratejileri ve Girişimcilik, Dokunanlar, İtirazlar, Bugünden Yarına Türk Dünyasına Stratejik Bakış, Yönetimde Yeni Yaklaşımlar. ölüler Nefes Almaz (Roman), örgütlerde çatışma ve Yabancılaşma Yönetimi

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 2003 yılı “Prof. Dr. Osman Turan Kültür Araştırmaları” ödülünü almıştır.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, Ortadoğu, Ayyıldız, Millet, Hergün ve Siyaset Ekseni gazetelerinde çeşitli aralıklarla köşe yazarlığı yapmıştır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri ile Milliyetçi Hareket Partisi Ankara milletvekili olmuştur. Ankara Milletvekili Yeniçeri aynı zamanda TBMM Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesidir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Nuray Bilgili   - 19-09-2019

Türk Kültüründe Kozmik At Mitolojisi

 Türk söylencelerinde Atın yaratılışı çok özeldir. Seçkin cins atlar Hz. Hızır eliyle gökyüzünde yaratılmıştır. Özellikle “Alacalı Atların” Türk kültüründe ayrı bir yeri vardır.