Avrupa Birliği Açısından Son Dönem AB-Türkiye İlişkileri

Yazan  11 Şubat 2011

Türkiye-AB ilişkileri, 1959 yılında yapılan başvuru, 1963 Ankara Anlaşması'nın imzalanması, 1973 yılında buna bağlı olarak Katma Protokol'ün yürürlüğe girmesi, 1970-80'li yıllarda siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle ilişkilerin dondurulması, 1987'de tam üyelik başvurusu ile tekrar canlandırılması, 1996'da Gümrük Birliği'nin kurulması ve nihayet 1999'da Helsinki Zirvesi'nde 'aday ülke' statüsünün elde edilmesi seyrini izlemiştir. 2004 yılındaki Brüksel Zirvesi'nde, 3 Ekim 2005'te müzakerelere başlama kararı alınmasıyla ilişkiler yeni bir boyut kazanmıştır. Müzakerelerin resmi olarak başlayabilmesi için çok sayıda yasal değişikliğin yapılması gerekli olmuştur. AB'ye uyum sürecinde sadece 2002–2004 yılları arasında 53 yasanın 218 maddesinde,[1] yine 2001–2005 döneminde Anayasa'nın 49 maddesinde değişiklik yapılmıştır.[2] Uyum paketleri dışında ayrıca Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu değiştirilmiş, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu kabul edilmiş, istinaf, aile mahkemeleri, fikri ve sınai haklar mahkemeleri gibi yeni mahkemeler kurulmuştur.[3]

Müzakere Çerçeve Belgesi ve AB

Bu yazıda müzakerelerin ilke, esas ve usullerini belirleyen Müzakere Çerçeve Belgesi ve aday ülkenin kısa ve orta vadeli önceliklerini içeren Katılım Ortaklığı belgeleri çerçevesinde son dönem ilişkiler Avrupa Birliği açısından ele alınmıştır.

Türkiye ile yürütülecek müzakerelerin genel yöntemini belirleyen Müzakere Çerçeve Belgesi, sürecin ilerleyişi için de "Türkiye'nin müktesebatı doğru biçimde iç hukuka aktarması ve uygulaması müzakerelerin ilerleme hızını belirler" hükmüne yer vermiştir. Müzakere sürecinde AB ile ilgili temel hususlar ise aynı belgede şöyle belirlenmiştir:

"Birlik, ortak hedefi üyelik olan fakat sonucu önceden garanti edilmeyen müzakerelerin sonuçlandırılması için gerekli koşulların yerine getirilip getirilmediğine karar verir. Türkiye'nin üyelik yükümlülüklerini tam olarak üstlenecek durumda olmaması halinde Avrupa yapılarına mümkün olan en güçlü bağlarla kenetlenmesi sağlanmalıdır. Genişleme, Birliğin ve üye devletlerin angaje olduğu sürekli gelişme ve bütünleşme sürecini güçlendirmelidir. Birliğin uyumunu ve etkililiğini korumak için her türlü çaba gösterilmelidir.

Birliğin Türkiye ile yoğun siyasi diyalog ve sivil toplum diyaloğunun amacı Avrupa vatandaşlarının katılım sürecine desteğini temin etmektir. Kıbrıs Sorununun BM ve Birliğin dayandığı ilkeler doğrultusunda çözülmesi ve tüm AB üyesi devletler arasındaki ikili ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde ilerleme kaydedilmesi sağlanmalıdır. Komisyon, gerektiğinde kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar veya tarım gibi alanlarda geçiş süreleri, derogasyonlar, spesifik düzenlemeler veya daimi korunma hükümleri öngörebilir. Türkiye'nin katılımı önemli mali sonuçlar yaratabileceğinden, müzakereler, bu konuda gerek duyulabilecek mali reformlarla birlikte ancak 2014 yılından sonraki dönemi kapsayan Mali Çerçevenin oluşturulmasından sonra tamamlanabilecektir."[4]

Müzakere Çerçeve Belgesi kapsamında AB-Türkiye ilişkilerinin son dönemi değerlendirildiğinde şu hususlar göze çarpmaktadır:

Lizbon Antlaşması sonrasında 'derinleşme' süreci zaten durmuş olan AB, küresel ekonomik krizin birliğin köklerini tehdit etmesiyle kaçınılmaz biçimde "genişleme" isteksizliği yaşamaktadır. Kimlik ve uyum açısından Türkiye'nin üyeliği konusunda şüpheler bulunmasaydı bile mevcut koşullarda salt nüfus ve ekonomisinin 'büyüklüğü' AB ile ilişkilerde sorun yaratacaktı. AB'nin ilişkilerin önündeki sorunları ortadan kaldıracak somut adımlara yönelmemesinin arkasında yatan da budur.

Özellikle Almanya, Fransa gibi ülkelerin liderlerinin de Türkiye karşıtlığının sözcülüğünü üstlenmiş görünümleri, Müzakere Çerçeve Belgesi'ndeki 'ucu açık süreç' ile 'imtiyazlı ortaklık' seçeneğinin daha çok dillendirilmesine neden olmuştur. Bu çerçevede 'Birliğin, bütünleşme sürecinin güçlendirilmesi' ile 'Birliğin uyum ve etkiliğinin sağlanması'nda da istenen başarıyı göstermediği belirtilebilir. Müzakere sürecinin ilerlemesini veto ettikleri 18 müzakere başlığı ile engelleyen Fransa ve GKRY, bütünleşik Avrupa fikrine zarar vermekte; Türkiye'nin üyelik sürecinin bu üye ülkelerde seçim malzemesi yapılması da AB'de hala ulus devletlerin çıkarlarının ön planda olduğunu ve AB'nin 'birlik' olmaktan uzak olduğunu göstermektedir.

Bununla birlikte Kıbrıs Sorunu'nu Türkiye'nin AB üyeliği için bir engel olarak öne süren AB, atıfta bulunduğu ilkeleri, sınır sorunu olan GKRY'yi üyeliğe dahil ederek zaten ihlal etmiştir. Fakat sorun bundan sonra da devam etmektedir. AB, Yunanistan-Makedonya, Slovenya-Hırvatistan sorunlarında olduğu gibi üye ülkenin tarafını tutmakta; GKRY'nin 2004'te Annan Planını reddetmesi ve çözümsüzlükte diretmesine rağmen AB ne KKTC için doğrudan ticaret tüzüğünü onaylayabilmekte ne de gün geçtikçe yükselen bir güç haline gelen Türkiye ile ilişkileri ileriye götürebilmektedir. Bu durumda AB ve üye ülkelerin çıkarları aslında örtüşmekte midir, üye devletler açıkça AB ise dolaylı yollardan mı Türkiye'nin üyeliğini engellemektedir soruları gündeme gelmektedir.

Belgede belirtilen siyasi ve sivil toplum diyaloğu konusunda da AB'nin sınıfta kaldığı söylenebilir. Yılda iki kez bakanlar düzeyinde gerçekleştirilen 'siyasi diyalog toplantıları' tarafların farklı konularda görüş alışverişinde bulunmalarına imkan sağlayan önemli bir tartışma zemini sağlamakla birlikte ne AB'de ne de artık Türkiye'de bu zirvelere gereken önem verilmektedir. Temmuz 2010'da yapılan AB-Türkiye Siyasi Diyalog Toplantısı AB ile ilgili diğer konularda olduğu gibi gündemin ancak çok alt sıralarında yer bulabildi. Sivil toplum diyaloğu ile ilgili önemli projelerin bulunmasına rağmen mevcut diğer sorunlar istenen başarının elde edilmesini engellemektedir. AB'de Türkiye karşıtlığının gün geçtikçe artması da bu sürecin iyi yönetilemediğini göstermektedir. Yapılan tüm araştırmalar gerek AB üyesi ülkelerde gerekse de Türkiye'de üyelik ilgi ve desteğinin azaldığını teyit etmektedir.

Müzakere Çerçeve Belgesi'nde de belirtildiği üzere Türkiye'nin 2014 yılından sonraki Mali Çerçeve'ye dâhil edilebilmesi müzakerelerin ağırdan alınmasına neden olmaktadır. Bununla birlikte Türkiye'nin 2013 yılında hazırlanacak 7 yıllık mali çerçeveye dahil edilip edilmeyeceği de üyelik perspektifi açısından önemli bir mesaj niteliği taşıyacaktır. Son ekonomik krizin AB'yi olumsuz etkilemesi, Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve hatta AB'nin 5. büyük ekonomisi olan İspanya'nın iflasın eşiğine gelmesi, krizin aşılması için özellikle Almanya'nın daha sıkı mali kurallar konusunda diretmesi, genişleme sürecinin önüne çıkan yeni dönem engelleridir. 2004 yılındaki genişlemeyle kendilerine sağlanan mali yardımlarda ciddi düşüş yaşayan ve şu anda çoğu kriz içinde olan üye ülkeler de yeni ülkelerin dahil edilmesiyle pastadaki paylarını azaltmak istemeyeceğinden genişlemeye çok sıcak bakmayacaktır. Ekonomik krizin seyri bu açıdan Türkiye'nin yeni Mali Çerçeve'ye dahil edilmesi konusunda belirgin bir etkiye sahip olacaktır.

Katılım Ortaklığı Belgesi ve AB

Aday ülkelerin kısa ve orta vadeli öncelikleri ile yükümlülüklerini içeren Katılım Ortaklığı Belgeleri aynı zamanda AB'nin sağlaması gereken mali yardımlara da vurgu yapmaktadır. 2007 yılından bu yana AB'nin aday ülkelere yaptığı mali yardımlar 'Katılım Öncesi Mali Aracı – IPA' çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.[5] Aday ülkelerde dönüşüm sürecinin desteklenmesi amacıyla sağlanan bu yardımları Hırvatistan'a sağlanan yardımlar ile kıyaslayarak vermek daha faydalı olacaktır.

IPA çerçevesinde sağlanan mali yardımlar[6]

2007

2012

Hırvatistan

141,2

159.7

Türkiye

497,2

899,5

İki ülkenin nüfus, ekonomik büyüklük gibi kriterler bakımından taşıdığı farklılıklar mali yardımlara yansıtılmamıştır. 70 milyonluk nüfusu ile Türkiye'ye ve 4,5 milyonluk nüfusu ile Hırvatistan'a sağlanan yardımlar mevcut adaletsizliği göstermektedir. Mali yardımlar ile ilgili karşılaştırma 2004 yılında üye olan Merkezi ve Doğu Avrupa ülkeleri ile yapıldığında durum daha da vahim bir hal almaktadır. AB ile ilişkilerde 50. yılını kutlamaya hazırlanan Türkiye'ye kişi başına yapılan mali yardımlar 4 Euro civarındayken, MDAÜ ülkelerinde bu rakam 10 Euro'yu bulmaktadır.[7]

Müzakere çerçeve belgesi ile KOB'da yer alan ifadelere ve uygulamalara bakıldığında Türkiye-AB ilişkilerinin bugünkü durumunu kestirmek çok da zor olmamaktadır. AB bu anlamda üyelerinin de karşıt duruşlarını yansıtan 'muğlak' (ya da Türkiye öyle görmek istediği için muğlak geliyor) ifadelere yer vererek bugünün koşullarını hazırlamıştır. Geriye sadece Türkiye'nin "Avrupa yapılarına mümkün olan en güçlü bağlarla kenetlenmesi" kalmaktadır.


[1] "Avrupa Birliği Uyum Yasa Paketleri", ABGS, Ankara 2007, s. 2

[2] "Avrupa Birliği'ne Aday Ülke Olarak Türkiye'de AB Uyum Yasalarının İç Hukuka Etki ve Katkısı"; T.C. Adalet Bakanlığı – Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü, Ankara 2008, s.3

[3] Age., s.13

[4] Türkiye için Müzakere Çerçeve Belgesi, Ekim 2005,

[5] IPA - Instrument for Pre-accession Assistance, kurumsal kapasite geliştirme, sınırötesi işbirliği, bölgesel kalkınma, insan kaynakları ve kırsal kalkınma olmak üzere beş bileşenden oluşmaktadır.

[6] European Commision – Enlargement – Turkey and Croatia Financial Assistance,

http://ec.europa.eu/enlargement/candidate-countries/turkey/financial-assistance/index_en.htm

http://ec.europa.eu/enlargement/candidate-countries/croatia/financial-assistance/index_en.htm

[7] Ayrıntılı bilgi için bkz: Habib Yıldız-Fatih Yardımcıoğlu, "Türkiye'ye yönelik Avrupa Birliği Mali Yardımları ve Aday Ülkelerle Karşılaştırılması", AÜEHFD C.IX, S.3-4 (2005), s.437-472;

Nurettin Bilici, "AB'de Ekonomik Bütünleşme ve Türkiye'nin Entegrasyonu", Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C.5, No.2 (2006), s.39-45

Aynur LAHİ

Adı  Soyadı: Aynur LAHİ 

Doğum Yeri:  Kosova 

Eğitim Durumu
İlk -Orta Öğretim: Almanya
Lise: Kosova

Üniversite: Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, aynı zamanda İktisat Bölümünde de çift anadal yapmıştır

Yüksek Lisans: 2008 yılından bu yana Ankara Üniversitesi – AB ve Uluslararası Ekonomik İlişkiler Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. 

Uzmanlık Alanı: AB Balkanlar Politikası, Türkiye-AB İlişkileri

Bildiği Diller:

Almanca

İngilizce

Arnavutca

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 19-11-2019

Türkiye'ye Çifte Kuşatma

Türkiye'de, iktidarın kurumsal karar sürecini terk edip tek adamın kararlarına dayanan iç ve dış politikaları içeride iç cepheyi dağıttığı gibi dış politikada da ülkeyi açmazlara sürüklediğini görüyoruz.