Fransa ABD’nin Sağ Kolu mu Oluyor?

Yazan  31 Mayıs 2012
Fransa, ABD ile ilişkilerinde geriye dönüş yaşamayı istemeyecek düzeyde bir gelişme kaydetmiştir. Hollande döneminde bunun ilk test alanı Suriye’dir.

 

Fransa'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını diğer Avrupa ülkeleri merakla beklemekteydi. Sonuçları merakla bekleyen başka bir ülke de ABD idi. Fransa'daki seçimler ABD açısından iki noktada önemliydi. İlki, seçimlerin ardından ABD'nin, özel olarak Fransa'yla, genel olarak da AB ile ilişkilerinin seyrinin nasıl olacağıydı. İkincisi ise ABD'deki başkanlık seçimi kampanyalarında ABD Başkanı Barack Obama'ya karşı Fransa ve Avrupa'nın halinin adeta ibret alınacak bir örnek olarak sunulmasıydı.

İlk nokta kapsamında, ilişkilerin seyrinin, Nicolas Sarkozy'nin Fransa cumhurbaşkanlığı dönemindeki gibi, ülkenin geleneksel dış politikasına aykırı şekilde uyumlu gitmesinin beklendiği öne sürülebilir. İran'a yaptırımlar konusunda bastırması, Libya'ya gerçekleştirilen askeri müdahale, Suriye'deki mevcut iktidara karşıt tutum Fransa ile ABD'yi ortak paydada buluşturmuştur. Burada göz ardı edilmemesi gereken bir husus da, Anglo-Amerikan ilişkisinin zayıflama eğilimidir. ABD'nin, İngiltere'nin AB stratejisinden, AB içinde aykırılaşıyor gerekçesiyle şüphe duymaya başlaması bu eğilime yol açmıştır. ABD de bunu, İngiltere'nin AB ile arasındaki köprü işlevine zarar verecek bir gelişme olarak yorumlamaktadır. Avro krizinin etkileri altında bozulan AB dengeleri içinde Fransa ABD'nin yeni denge unsuru olarak öne çıkmaktadır.[1]

İkinci nokta kapsamında, ABD'deki başkanlık yarışında Obama'nın karşısındaki isim olan Mitt Romney'in, Obama'yı ABD'yi ikinci bir Avrupa'ya dönüştürmekle ve halkı, esinlenecek bir tarafı olmayan, zayıf, sosyalist bir düzene doğru götürmekle suçladığı ifade edilebilir. Kendilerinin ise ABD halkına refah ve özgürlüklerle dolu bir fırsat alanı yaratacaklarını belirttiği vurgulanabilir. Bu konunun seçim kampanyasında ne dereceye kadar kullanılacağı bilinmez ama, asıl önemli olan, ABD için, daha önceden İngiltere tarafından yürütülen işlevin Fransa tarafından yürütülebilecek olması durumudur.[2]

Avro kriziyle açığa çıkan mali sistemin iyi yönetilememesi sorunu, Fransa ve Almanya'nın 1950'lerden beri gerçekleştirdiği bütünleşmeyi yürütme işlevini pekiştirmiştir. Bunun gerekçesi, Fransa'nın öne sürdüğü gibi, Avrupa Komisyonu'nun yaşanan krizde üye ülkelere teknik ve siyasi olarak liderlik etmeye hazırlıklı olmamasıyla ilişkilendirilmiştir. Avro krizi sürecinde iki ülke adeta AB için 'acil durum hükümeti' haline gelmiştir. Sarkozy ile Almanya başbakanı Angela Merkel'in üstlendiği liderlik, Sarkozy'nin seçimi kaybetmesiyle hem Fransa hem de Almanya ayağında önemli etkilere yol açmıştır. Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı François Hollande göreve başlar başlamaz, Sarkozy-Merkel ikilisinin öncülük ettiği tasarruf önlemlerine ve kemer sıkma politikalarına itiraz etmiştir. Bunun yerine büyüme ve istihdamı artırıcı, kamu harcamalarını sosyal politikaları güçlendirecek şekilde gerçekleştirmeye dönük bir anlayışı gündeme getirmiştir. Aynı zamanda, sadece Almanya ile ilişkilere değil, tüm üye ülkelerle diyaloğa ve işbirliğine önem atfetmiştir. Bu nedenle de Almanya'nın ve katı önlemlerinin karşısında, Fransa'nın daha yapıcı sayılacak önlemlerinin etrafında birleşen İspanya, İtalya, Yunanistan, Portekiz gibi ciddi kriz etkisi altındaki ülkelerden oluşan bir cephe ortaya çıkmıştır.[3] Merkel, Sarkozy ile ortaklığı odaklı oluşturduğu kriz politikasını neredeyse yürütemeyecek hale gelmiştir. Bu durum Alman kamuoyundaki etkisini de zayıflatmaya başlamıştır. Almanya'dan kriz yönetiminin liderliğini almak isteyen cephe bağlamında ABD de tarafını belli etmiş ve Hollande'ın sosyal politika, diyalog ve işbirliği odaklı önlemlerini desteklemiştir. Fransa'nın ABD için AB ile ilişkilerinde köprü rolü üstlenmeye başladığının ilk göstergesi işte budur.[4] Peki, bu ne kadar sürdürülebilir bir durumdur?

Tarihsel sürece bakıldığında, Fransa'nın ABD ve NATO'yla mesafeli ilişkilere sahip olduğu görülmektedir. Bu mesafe, Avrupa bütünleşmesi karşısında Fransa'nın ulusal egemenliğinin korunması refleksiyle de birleşmiştir. Sarkozy'nin cumhurbaşkanlığına kadar da bu, Fransa'nın temel dış politika tutumu olarak korunmuştur. Fransız ulusalcılığının sembolü Charles De Gaulle, Fransa'nın uluslararası alanda ABD ve Sovyetler Birliği'nin gücüne kapılmadan bağımsız hareket etmesi için çabalamıştı. Bu çaba bir bakıma ABD'ye duyulan güvensizlik üzerine kurulmuştu. Buna rağmen De Gaulle, Fransa'nın çıkarları gereği diğer Avrupalı ülkelerle ve özellikle de Almanya ile ittifaklar kurmasının önemini göz ardı etmemiştir. Sonraki cumhurbaşkanı François Mitterand da kendi döneminde çoktaraflılık ilkesinden hareketle ABD ile rekabet ortamı yaratmamaya çalışmıştır. Jacques Chirac'ın cumhurbaşkanlığı döneminde ABD ile ilişkiler dengede tutulmuştur. Dengeleme politikasının merkezine de Avrupa yerleştirilmiştir. Şimdi ise Fransa, ABD'nin AB ülkeleriyle ilişkilerinde sağlamaya çalıştığı yeni dengeleme politikasının merkezindedir.

Fransa'nın bu merkezi konumunun ona uluslararası krizlerde rol üstlenme işlevi yüklemeye devam edeceği beklenebilir. 2012 yılı içinde Fransa'nın, adeta Sarkozy dönemi alışkanlığıyla Suriye krizi kapsamında böyle bir işlevi yerine getirmesi söz konusu olabilir. Buna yönelik çağrılar da yok değildir. 'Centre For European Reform' dan Edward Burke, Fransa'nın Suriye'de liderlik rolü üstlenmesinin zamanı geldiğini savunduğu yazısında, Fransa'nın Lübnan ve Suriye üzerinde nüfuz sahibi olamadığı ve Hollande'ın bunu sağlayabileceğine işaret etmiştir. Fransa'nın BM'yi, Suriye yönetimi ve muhalefetini uluslararası bir konferansta bir araya getirmek üzere davet etmeye çağırması gerektiğini vurgulamıştır. Aynı zamanda da, Rusya, Çin ve İran ile Suriye'deki geçiş için görüşme işlevi üstlenmesine ihtiyaç olduğunun altını çizmiştir.[5] Hula'da gerçekleşen operasyon sonrası Batı ülkelerinin Suriye'ye tepkisel yaklaşımı, yönetim kriziyle ilgili ne yapılabileceğini Batı kamuoyunda tekrar tartışmaya açmıştır. Hula'da yaşananların ardından Hollande, BM gözetiminde askeri bir operasyonun gerçekleşme olasılığını tekrar ortaya atmıştır. Bunun yanında, Fransa ABD, Avustralya, İngiltere, Kanada, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda, İspanya ve Bulgaristan ile birlikte Suriyeli diplomatları sınırdışı etme kararı almıştır. Suriye'de yaşanan olaylar ile Batı'nın ülkede geçişi sağlamak için harekete geçmesi gerektiği tartışmalarının paralel gittiği koşullar altında Fransa'nın öncü rolü üstlenmesine dönük önerilerin ortaya atılması, önümüzdeki dönemde Fransa dış politikasının takibini daha da önemli kılmaktadır.

Sarkozy'nin cumhurbaşkanı seçildiği 2007'den itibaren Fransa, tarihinde olmadığı kadar ABD'ye yakınlaşmıştır. İlişkiler 'yenilenmiş işbirliği' zemininde yürütülmeye başlanmıştır. Bu işbirliğine 'güvenlik' ayağı da eklenerek yıllardır ihmal edildiği düşünülen bir ilişkide adeta açığın çabucak kapatılması sağlanmaya çalışılmıştır.[6] Artık bu ayağa Hollande'ın 'sosyal politika'sı ve yeni 'diyalog ve işbirliği' cephesi de eklenmiştir. Fransa, ABD ile ilişkilerinde geriye dönüş yaşamayı istemeyecek düzeyde bir gelişme kaydetmiştir. Bu gelişmenin seyri kendisini Suriye krizinde belirginleştirecektir.

 


 

[1] Justin Vaisse, "Franco-American Relations after the election of François Hollande", European Issues Policy Paper, No. 241, 2012, s.2.

 

 

[2] Kyle Kim, "Mitt Romney blasts Obama, Europe in NH primary victory speech", 11.01.2012, http://www.globalpost.com/dispatch/news/regions/americas/united-states/120111/mitt-romney-blasts-obama-europe-new-hampshire-speech (Erişim: 23.05.2012).

 

 

[3] Ambrose Evans-Pritchard, "Germany isolated as Latin Bloc calls the shots", 21.05.2012, http://www.telegraph.co.uk/finance/comment/ambroseevans_pritchard/9280847/Germany-isolated-as-Latin-Bloc-calls-the-shots.html (22.05.2012).

[4] Tony Cross, "Can the US work with François Hollande?" 08.05.2012, http://www.english.rfi.fr/americas/20120508-can-us-work-francois-hollande (Erişim: 16.05.2012).

 

 

[5] Edward Burke, "Time for France to take the lead on Syria", (25.05.2012), http://www.cer.org.uk/publications/archive/bulletin-article/2012/time-france-take-lead-syria (Erişim: 26.05.2012).

[6] Dieter Mahncke, "The United States, Germany and France:Balancing Transatlantic Relations", The British Journal of Politics and International Relations, Vol. 11, 2009,s.82; George Friedman, "France's Strategy", 15.05.2012,http://www.stratfor.com/weekly/frances-strategy(Erişim: 15.05.2012).

 

 

Dr. Sezgin Mercan

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Avrupa Birliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mehmet Zeki Bodur   - 14-11-2019

GÖÇ TANIMLARININ KULLANILMASINA YÖNELİK KAVRAMSAL ÇERÇEVE ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

Göç ve göçmen konusu üzerinde halen, uluslararası ve ulusal anlamda sözleşmelerde yapılan tanımlar dışında, herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir kavramsal tanım bulunmamakta birlikte, bu durumun temel sebebinin, hem göçmenlerin hem de mültecilerin aynı güzergâhları kullanarak göç hareketlerini sürd...