İspanya Veraset Savaşları'nın İngiltere-İskoçya Birleşmesine Etkisi


İspanya Veraset Savaşları'nın İngiltere-İskoçya Birleşmesine Etkisi

Yazan  19 Ocak 2024

1603 yılında İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth’in varis bırakmaksızın vefat etmesi üzerine İskoçya Kralı VI. James, İngiltere Kralı VII. Henry’nin torunu, dolayısıyla tahtın varisi olarak İngiltere tahtına I. James olarak çıkmıştır. Böylelikle her iki devletin taçları birleşmiştir ama İngiltere ve İskoçya tek monark altında bağımsız devletler olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Hem İskoçya’nın hem İngiltere’nin tahtında oturan  VI(I). James her iki devletin tek monark dışında tek parlamentoya ve ortak  kiliseye sahip olması gerektiğini düşünüyor ve belirtiyor olsa da, resmi birleşme taçların birleşmesinin üzerinden 100 yılı aşkın ve Britanya İç  Savaşı’nın, monarksız dönemin, monarşinin restorasyonunun ve “Şanlı Devrimin” tecrübe edildiği süreç sonrası 1707 yılında İngiltere ve İskoçya Parlamentoları tarafından onaylanan Birleşme Yasası (Act  of Union) ile gerçekleşmiş ve yeni devlet  Büyük Britanya adını almıştır.

Birleşmenin İskoçya açısından başlıca nedeninin ekonomik olduğu tarihçilerin çoğunun üzerinde anlaştığı bir husustur. 1600’lı yılların sonunda İskoçya’nın deniz aşırı ticaretinde başlayan azalma ve ticaretle bağlantılı sektörlerde yaşanan ekonomik sorunlar İskoçya’yı 1600’lerin sonu ve 1700’lerin başında ekonomik krize sürüklemiştir. Ekonomik gücün büyük ölçüde dış ticaretin yoğunluğu ile ölçüldüğü koşullarda İngiltere’nin ekonomik/ticari  gücü ile rekabet edemeyeceklerini anlayan İskoç elitler İskoçya’nın ekonomik refahının İngiltere’nin iç ve “sömürgeleri” pazarına giriş ile sağlanarak çözüleceğini inanmışlardır. Ekonomik alanda İngiltere’nin koşulları İskoçya’dan daha iyidir; uluslararası ticarette Fransa ve Hollanda ile rekabet içindeki İngiltere ithalatı azaltmaya ve ihracatı artırmaya yönelik önlemler alırken ve İngiliz ticaretinin yabancı gemiler ile yapılması üzerine sınırlamalar getirirken, İskoçya da bu önlemlerden nasibini almıştır. İngiltere’nin İskoçya’dan yapılan ithalata ağır vergiler koymasının ve İngiliz ticaretinin İskoç gemiler ile yapılmasını yasaklamasının İskoçya’da yarattığı rahatsızlık nedeniyle İskoç Özel Konsey’i (Privy Council)  1665 yılında Kral II. Charles’a mektup yazarak, İskoçya’ya uygulanan ticari önlemlerin kaldırılmasını istemiştir. Üstelik taçların birleşmesinden sonra İskoçya’nın ticari ilişkilerinin yoğun olduğu Fransa ile ticareti de İngiltere-Fransa rekabeti ve savaşları nedeniyle olumsuz etkilenmiş, hatta İngiliz gemilerinin Fransa ile ticaret yapmaya çalışan İskoç gemilere el koyduğu olaylar yaşanmıştır. Burada İskoçya açısından tablo şu dur ki, taçları birleşmiş olduğu için uluslararası politikada İngiltere’nin yanında durması beklenirken, söz konusu ticaret olunca İngiltere tarafından “yabancı devlet” muamelesi görmektedir. Bu koşullarda  1668 yılında İngiltere ve İskoçya arasında ticaret birliği kurulması üzerine başlayan müzakereler sonucunu Birleşme Yasası ile alacaktır.

Birleşmenin İngiltere açısından başlıca nedeni ekonomik değil siyasidir, hem iç hem dış siyaset ile ilgilidir.  VIII. Henry döneminde (1509-1547) Roma Katolik Kilisesi ile bağlarını koparan ve Protestan reformasyon sürecine giren İngiltere’de 1685 yılında tahta çıkan II. James’in Katolik olması ülkede din kaynaklı huzursuzluğu artırırken, James’in Katolik eşi Modenalı Mary’nin 1688 yılında dünyaya erkek çocuk getirmesi ile İngiltere’nin Katolik bir hanedanlık tarafından yönetileceği korkusu II. James’in Protestan damadı William’ın (William of Orange) ülkeyi işgal etmesiyle sonuçlanmış (Şanlı Devrim), II. James İngiltere’den kaçarken taht James’in büyük kızı Mary ve eşi William’a geçmiştir.  Yani Katolik kral tahttan indirilmiş ve Protestan kral ve kraliçe tahta oturmuştur. Kraliçe Mary’nin vefatından sonra  ülkeyi tek başına yöneten William’ın vefatı sonrası tahta 1702 yılında Protestan Anne çıkmıştır (İngiltere-İskoçya birleşmesi Anne hükümranlığında gerçekleşmiştir); varisi olmayan  Anne’den sonra tahta  Kral VI(I). James’in torunu, Almanya Hanover hanedanlığından George çıkarılmıştır. Bu tablo bize İngiltere’de temel meselenin tahtın Protestan isimlere geçmesini sağlamak olduğunu göstermektedir;  Haziran 1701’de çıkarılan yasa ile (Act of Settlement) İngiltere tahtına sadece Protestanların çıkabileceği, Katolik olan ve Katolik ile evli olanların tahta çıkamayacağı hükme bağlanmıştır. O dönemde tek bir yasanın tahta Katolik bir ismin çıkmasına engel olamayacağı görüşü ve bu kuralın yabancı güçler tarafından ihlal edilmeye çalışılabileceği riskinin mevcudiyeti ticari rakip, siyasi düşman ve ayrıca Katolik olan Fransa’ya işaret etmekte idi. Fransa da beklentileri boşa çıkarmayarak,  II. James’in  1701 Eylül ayında vefatından sonra oğlu Katolik prensi İngiltere’nin kralı olarak tanıyıvermiştir.

William’ın İngiltere tahtına çıkmayı kabul etmesinin başlıca nedeni olarak İngiltere ve Hollanda’nın güçlerini birleştirerek  Kıta Avrupası’nın en güçlü devleti Fransa’nın yayılmacı emellerine karşı koymak olduğunu düşünen tarihçileri 1688-1697 yılları arasında süren 9 Yıl Savaşı haklı çıkarmaktadır ki, William tahta çıktıktan hemen sonra Fransa’ya savaş ilan etmiştir.

1700 yılında İspanya Kralı II. Charles varis bırakmaksızın vefat edince, Fransa Kralı XIV. Louis torunu Anjou Dükü Philip’in İspanya tahtına çıkacağını ilan etmesiyle –bu durum İspanya’nın Hollanda’da, İtalya’da ve Amerika’daki topraklarının Fransa’nın hakimiyetine geçmesi demekti-  İngiltere Fransa’ya karşı tekrar savaş açmıştır. 1700-1713 yılları arasında süren ve Hollanda, Avusturya ile Kutsal Roma İmparatorluğu’nun da dahil olduğu İspanya Veraset Savaşları’nda İngiltere açısından mesele İspanya tahtına hangi ismin çıkacağından öte Fransa’nın Avrupa’yı domine etme çabasıdır; William’ın İspanya tahtına çıkmak gibi bir niyetinin olmaması bile başlı başına İngiltere’nin Fransa’ya savaş açmaktaki başlıca amacının Avrupa’nın Fransa’nın hegemonyası altına girmesini önlemek olduğuna işaret etmektedir.  Ancak İspanya Veraset Savaşları İngiltere açısından bir dış politika meselesi olduğu kadar da bir iç politika meselesi idi; zira  "Şanlı Devrim" ile tahta Protestan isimler oturmuştu ama İngiltere’de hala Katolik-Protestan çekişmesi sürmekteydi ve  tahtan indirilen Katolik II. James’in taht üzerine hak iddia eden Katolik oğlu James sadece Fransa’dan değil İngiltere’de ve İskoçya’da Katolik isimlerden destek almaktaydı. İngiltere’de elitler İspanya Veraset Savaşları’nın olası bir İngiltere Veraset Savaşları’na dönüşmesi riskinden tedirgin olmaktaydı ve Fransa’ya karşı savaş kaybetmenin tahtın Fransa’nın destek verdiği Stuart hanedanlığının Katolik üyelerine geçmesine sebep olabileceğinin farkındalardı.   Birleşik Krallık açısından başarı ile sonuçlanan savaşlar dizisi neticesinde 1713 yılında imzalanan  Utrecht Barışı ile Fransa ve İspanya tahtlarının birleşmemesi garanti edilirken, Fransa İngiltere’de tahtın sadece Protestan varislere devredilmesini kabul etti; yani Fransa İngiltere tahtı için Katolik isimlerin hak iddiasına destek vermeyecekti. Bu noktaya gelinmeden evvel, İngiltere Fransa ve İspanya’nın birleşebileceği ihtimalinin mevcudiyetini hiç göz ardı etmemiştir; üstelik İskoçya ve Fransa arasındaki tarihi dostluk bağları dikkate alındığında kuzey komşusunun İspanya ile birleşmiş çok daha güçlü bir Fransa’nın müttefiki olmasının İngiltere açısından oluşturduğu güvenlik ve ticari risklerin de farkında olmuştur. Bu koşullarda en uygun karar zaten taçlarının birleşmiş olduğu İngiltere ve İskoçya’yı tek devlet çatısı altında bir araya getirmektir.

İskoçya büyük ölçüde ekonomik nedenlerle, İngiltere ise siyasi nedenlerle birleşmeye “evet” demiştir ve böylelikle Büyük Britanya oluşmuştur. İngiltere’nin ve İskoçya’nın birleşmesi aslında bir “olay” değil bir “süreç” olarak görülmelidir.  Bu süreçte İspanya Veraset Savaşları bu iki devletin tek devlet çatısı altında birleşmesine “hızlandırıcı” etki yapmıştır ve birleşmenin kesinlikle tek nedeni  değildir, ama birleşmenin zamanı geldiğini göstermiştir.  

Doç. Dr. Dilek Yiğit

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 12-02-2024

Kahire Ziyareti Sisi’nin Ocağına Düşmek mi?

Türkiye 2022 yılından beri Mısır ile bozulan ilişkilerini düzeltme çabası içinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır gezisinin hala bu kapsamda düşünülmesi ve bugüne kadar gibi sonuçlar alındığının değerlendirilmesi gerekir.