"Ege'de 12 Mil" Türkiye Adına İntihardır

Yazan  06 Aralık 2010
Karasularının 6 milin üzerine çıkartılması, bu denizin neredeyse bütün kaynakları Yunanistan'a bırakacak, Türkiye'nin uluslararası sulardan geçerek Ege'den Akdeniz'e ulaşması olanaksız hâle getirecek ve hava sahasında Türkiye'nin hiçbir hakkını bırak

Doç.Dr.Salim GÖKÇEN*

Yunanistan'da yayın yapan To Vima gazetesi, 20 Kasım 2010 tarihli "özel bilgilere" dayandırarak yazdığı "Ege'de 12 mil için köprü arıyorlar" başlıklı haberinde, "İki ülke arasında yapılan görüşmelerden çıkan sonuca göre, Yunanistan'ın karasularını, Trakya bölgesi hariç olmak üzere, anakara kıyılarında 12 mile çıkarması konusunda bir anlaşmanın ortaya çıktığını" duyurmuştur. Bu haberin doğru olması ihtimali yoktur. Aksi, yıllardır süregelen Ege'deki Türk hakları konusunda verilen mücadelenin tamamen Yunanistan lehine sonlanması anlamına gelir ki, bu da Ege'de gerek güvenlik gerekse turizm ve deniz taşımacılığı açısından Türkiye'nin çok sıkıntılı bir süreci kabullendiğini gösterir.

Türk-Yunan ilişkilerinde çok önemli bir sorunu oluşturan Ege'deki anlaşmazlıklara değinmeden önce "kıta sahanlığı" ve "karasuyu"nun ne anlama geldiğini ifade etmekte fayda vardır. Kıta sahanlığı, "sahillere bitişik, fakat kara sularının dışında, 200 metre derinliğe kadar, ya da bu derinliğin ötesinde, üzerindeki suların derinliğinin tabiî kaynakların işletilmesine imkân verdiği noktaya kadar uzanan deniz yatağı ve deniz altı bölgelerinin toprak altını; adaların sahillerine bitişik bu çeşit deniz altı bölgelerinin deniz yatağı ile toprak altını ifade eder."

1958 Cenevre Deniz Hukuku Konferansı'nda kabul edilen Kıta Sahanlığı Sözleşmesi'nin 4. maddesinde şöyle denilmektedir: "sahil devleti, kıta sahanlığı üzerinde araştırma yapmak, doğal kaynakları işletmek bakımından egemen haklarını kullanır."

Kıta sahanlığını korumaya değer olan çıkarlar, ölçülü bir ayrıma tabi tutulmuştur. Bu, gümrük ve vergi denetimi, emniyet ile birlikte asayişin sağlanması, deniz zenginliğinin korunmasını öngörür. Jeopolitik bakımdan Türkiye'nin tam bir uzantısı olduğu kesinlikle saptanmış olan Ege adaları üzerinde Yunanistan'ın kıta sahanlığı iddiası Ege deniz yataklarında tam manasıyla egemenlik hakkına yol açacaktır.

"Devletlerin kıyılarından itibaren egemenliği altında bulunan belirli genişlikteki su şeridine karasuları denir". Türkiye'nin karasuları 6 deniz mili olarak tespit edilmiştir. Bu, 15 Mayıs 1964 tarihinde 176 sayılı "Karasuları Yasası"nın birinci maddesinde belirtilmiştir. Maddede ayrıca, her deniz milinin 1852 metreye eşit sayılacağı da not edilmiştir.

Yasanın 2. maddesine göre, karasuları daha geniş olan devletlere karşı Türk karasularının genişliği mütekabiliyet ilkesine göre tayin edilir. Mütekabiliyet ilkesi, karasuları genişliği 6 mile kadar olan devletler bakımından uygulanmaz. Bazı durumlarda ise, Türk karasuları genişliği minimum kabul edilen 6 milin altına düşmekte, bu da yasanın 3. maddesiyle düzenlenmektedir. Bu maddede, "Türk kara ülkesinin, komşu devlet kara ülkesine uzaklığı, her iki devlet karasuları genişliği toplamından az olduğu takdirde, aksi bir anlaşma olmadıkça, ortak hat Türk karasularının dış sınırı olmuştur" denir. Yasanın bu maddesi, Türk karasularının özellikle Ege kıyılarındaki genişliğinin ölçümü bakımından önem taşımaktadır.

Klâsik deniz hukukunda karasuları 3 mil olduğu için, Lozan Antlaşması'nda kıyıdan üç mil uzaklıktaki adalar Türkiye'ye verilmiştir. 1936'da Yunanistan, karasularını 6 mile çıkarmıştır. Bugün, Ege'de Çanakkale ile Doğu Akdeniz arasında uluslararası geçiş yolu olarak Sakız adasının güneyinde dar bir koridor bulunmaktadır. Eğer karasuları 12 mile çıkarılırsa, Türk limanlarından ve Boğazlar'dan Türkiye'nin Akdeniz'deki limanlarına geçişi daima Yunan karasularından, Yunan kontrolü altında ve belirli şartlarda yapılacaktır.

Bugünkü duruma göre;

Ege'nin % 28'i Türk karasuları, % 35'i Yunan karasuları ve % 46.2'si açık denizdir. Eğer karasuları 12 mil olursa, Ege'nin % 73'ünden fazlası Yunanistan'ın karasuları, % 9'undan azı Türk karasuları ve % 15'ine yakını da açık deniz alanına dönüşecektir. Yunanlar tarafından karasularının 12 mile çıkarılmasının asla kabul edilemeyeceği ve bu hususun iki devlet arasındaki ilişkilere olumsuz etkisi olacağını Türk hükümetleri birçok kez belirtmişlerdir.

Gerçekten de Ege'de karasularının 6 milin üzerine çıkartılması, açık deniz alanlarını yok denecek kadar azaltacak, bu denizin neredeyse bütün kaynakları Yunanistan'a kalacak, Türk Deniz Kuvvetleri'nin uluslararası sulardan geçerek Ege'den Akdeniz'e ulaşması olanaksız hâle gelecek ve bu deniz ile üzerindeki hava sahasında Türkiye'nin hiçbir hakkı kalmayacaktır. Yunanistan, karasularını 12 mil olarak Türkiye'ye kabul ettirecek olursa, iki devlet arasında kıta sahanlığı sorunu da Yunanistan'ın istediği gibi çözülmüş olacaktır. Bu yüzden, Yunanistan'ın tek taraflı bir kararla Ege'deki karasularını genişletip Türkiye'nin ortak olduğu kıta sahanlığı ve karasuları haklarını elinden almaya kalkışması, uluslararası hukuka aykırı olacağı gibi, ayrıca Türkiye tarafından kabul edilemeyecek bir durum ortaya çıkartacağı için "savaş nedeni" de sayılacaktır.

Bu konuda Yunanistan'ın büyük sorumluluk taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Çünkü Yunanistan sürekli Ege Denizi'ndeki egemenlik haklarını genişletmek için bazı siyasi manevralar yapmaktan geri kalmamaktadır. Atina, 1930'larda hava sahasını Türkiye'ye duyurmadan bir iç düzenlemeyle genişletmiş bulunduğunu iddia etmekte, şimdi de karasularını 12 mile çıkarma hakkı bulunduğunu öne sürebilmektedir. Ayrıca 1960'lardan bu yana, Ege Denizi'nin doğu kısmındaki adaların, uluslararası düzenlemelerle saptanmış bulunan silahsızlandırılmış statüsünü de fiilen bozmuş bulunan Yunanistan, bu durumu hukukileştirmek istemektedir. Yunanistan'ın bu tutumu, Ege Denizi ile ilgili diğer konulara da aksetmektedir. Bu, sözde "egemenlik hakları"nı[1] Türkiye ile konuşmak eğiliminde olmadığını bildiren Yunanistan, yalnızca Ege Denizi Kıta Sahanlığı konusunu - o da "adaların, karalardan bağımsız kıta sahanlıkları olduğunu" kabul ettirerek - müzakere edilebileceğini ilan etmektedir. Ayrıca kara sularından büyük bir hava sahası iddiası, Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi'ndeki sivil ve askeri hava sahası kullanımı[2] konularına da yansımaktadır.

Lozan Barış Antlaşması ile Ege Denizi'nde kurulan karasuları dengesi, Yunanistan'ın 17 Eylül 1936 tarih ve 230 sayılı kanunu ile bozulmuştur. Bu kanun ile Yunanistan karasularının genişliğini 3 milden 6 mile çıkardığını ilân etmişti. Türkiye Lozan dengesinin bu şekilde bozulmasına, kanunun yürürlüğe girdiği dönemde Türkiye ve Yunanistan arasında, Atatürk ve Venizelos'un şahıslarında beliren dostane ilişkileri göz önünde bulundurarak itirazda bulunmamıştır. Türkiye açısından ise, 1964 yılına gelinceye kadar karasuları konusunda bir düzenleme yapılmamıştır. 24 Mayıs 1964 tarihinde yürürlüğe giren 476 sayılı Karasuları Kanunu[3] ile bu konudaki eksiklik giderilmeye çalışılmıştır.

1973 yılı sonlarında, Türkiye'nin TPAO'ya, Ege kıta sahanlığında petrol arama ruhsatları vermesinden sonra Türk-Yunan ilişkilerinde karasuları ve kıta sahanlığı tartışmaları yoğunlaşmıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'yla birlikte, her iki ülke de, bu konuyu ulusal güvenlik kaygıları çerçevesinde ele almaya başlamıştır. Buna göre; Türkiye, karasuları genişliğini 6 mil olarak belirlemiş, 1982 yılında Deniz Hukuku Sözleşmesinde azami 12 deniz mili genişlik esasının benimsenmesi üzerine de, bu konudaki tutumumuzu şüpheye mahal vermeyecek şekilde ortaya koymak ve özellikle karasularının genişliklerinin tespitinde, belirli denizlerin özel durumlarının ve hakkaniyet ilkelerinin göz önüne alınması gereğini vurgulamak üzere, Bakanlar Kurulu'nun 29 Mayıs 1982 tarih ve 8/4742 sayılı kararıyla; 2674 sayılı yeni bir Karasuları Kanunu'nu[4] yürürlüğe koymuştur.

1 Haziran 1995 tarihinde Yunanistan Parlamentosu'nda da kabul edilen yasayla Yunanistan, karasularının genişliğini 6 milden 12 mile çıkartmıştır. Türkiye'nin böyle bir oldu-bittiyi kabul etmesi ve onaylaması imkânsızdı. Çünkü Türkiye'nin Ege Denizi'ndeki çıkarları hayati önem taşımaktadır. Türkiye, dış ticaretinin % 90'ını denizyolu ile yapmaktadır ve Ege Denizi, Türkiye'nin Batı Anadolu, Marmara ve Karadeniz Limanları'na yönelik deniz ticaretinin %75'inin geçtiği çok önemli bir deniz durumundadır. Bununla birlikte Yunanistan'ın Karasularını 12 mile çıkarması ile;

¨ Türkiye'nin Batı kıyılarından Ege Denizi'nin açık deniz alanlarına çıkışı ile aynı şekilde, Ege Denizi'nden Akdeniz'e geçişi ciddi biçimde etkilenecek ve Yunanistan karasularına geçmeden Akdeniz'e çıkış mümkün olmayacaktır,

¨ Açık deniz alanlarının parçalanması ve küçülmesi sonucu Türkiye Ege Denizi'nde askeri eğitim ve tatbikat yapamayacak, güvenliğine ilişkin tertip ve tedbirleri alma imkânları kısıtlanacaktır,

¨ Ege Denizi Kıta Sahanlığının yaklaşık %90'ı Yunanistan'a ait olacak ve aynı oranda münhasır ekonomik bölge hakları da Yunanistan'a devredilmiş olacaktır. Bu kapsamda Türkiye'nin denize yönelik ekonomik faaliyetleri (bilimsel araştırma, balıkçılık/süngercilik ve turizm) büyük ölçüde sınırlanacaktır.

¨ Yunanistan 'kıta sahanlığı' konusunda da, mevcut karasuları çizgisini esas alma tezini ortaya atmakla, Türkiye'nin Ege'de petrol arama haklarını sınırlandırmak istemektedir.

Ege'de karasuları sınırının 12 mile genişletilmesi halinde, bu bölgede devletlerin egemenlik hakları açısından da bazı değişiklikler yaşanacak, Türkiye açısından ulusal kıta sahanlığı olarak kabul edilen bölgeler Yunan karasuları içerisinde kalacak ve Türkiye bu bölgelerde hak iddia edemeyecektir. Ege denizinin büyük bir bölümünün Yunan ulusal karasularını oluşturması ve uluslararası sular sayılabilecek bölgelerin Yunan karasularıyla çevrili olması, Türkiye'nin olduğu kadar, bu sulardan yararlanan diğer devletlerin de uluslararası sulardan yararlanma haklarını "zararsız geçiş" hakkına dönüştürecektir. Karasularının 12 mil olarak belirlenmesi durumunda Yunan hava sahası da buna bağlı olarak genişleyeceğinden, Türkiye'nin Ege üzerindeki askeri uçuşları, hava ve deniz tatbikatları gerçekleşemeyecektir. Türkiye, Ege balıkçılığında da ekonomik ve ticari kayıplara uğrayacaktır.

12 mil uygulaması, ancak başka bir devletin itirazı olmadığı takdirde geçerli olur. Uluslararası Adalet Divanı bu görüşü benimsemiştir. Yunan adalarının çizgisi, Türkiye'ye kıta sahanlığı bırakmamaktadır. Ege Denizi'ni kendi iç denizi haline getirerek Türkiye'yi kuşatmak ve Akdeniz'den ayıran bir duvar kurmak için Yunanistan'ın çeşitli zamanlarda tek taraflı aldığı bu önlemler, maalesef Türk hükümetlerinin 'dostluğa riayeten' protesto etmekten kaçınması sonucu, Türkiye'nin stratejik pozisyonu fazlasıyla zayıflamıştır.



* Erzincan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı

[1] 1958 Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi'nin 3. ve 4. ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 3-14. maddelerinde, Karasularının genişliğini ölçmeye yarayan hattın sahil boyunca uzayan en düşük cezir hattı olduğu belirtilmiştir. Girintili çıkıntılı sahillerde ve sahilin hemen yanındaki adaların burun noktalarını birleştiren düz hat yöntemi uygulanmaktadır.

[2] İki ülke arasında kısaca hava sahası sorunu olarak özetlenebilecek olan sorun, Ege Denizi Hava Sahasının kullanımı ve teknik bir konu olan FIR'ın (Flight Information Region-Uçuş Haberleşme (Bilgi) Bölgesi) Yunanistan tarafından bir egemenlik hakkı olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü Yunanistan, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) ilkelerine aykırı olarak FIR Hattını Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınır olarak kabul etmektedir. Oysa FIR teknik gayeler için kurulur ve sınır çizmeye veya egemenlik hakkı ileri sürmeye konu olmaz.

[3] Resmi Gazete, (24 Mayıs 1964), S.11711.

[4] Resmi Gazete, (29 Mayıs 1982), S.17708.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Nuray Bilgili   - 19-09-2019

Türk Kültüründe Kozmik At Mitolojisi

 Türk söylencelerinde Atın yaratılışı çok özeldir. Seçkin cins atlar Hz. Hızır eliyle gökyüzünde yaratılmıştır. Özellikle “Alacalı Atların” Türk kültüründe ayrı bir yeri vardır.