Kıbrıs’ta Kilise Siyaseti

Yazan  04 Mayıs 2011
Kıbrıs Rum Kilisesi, Türkiye üzerinde “dini özgürlükler” yoluyla uluslararası baskı oluşturulmasının peşinde...

Kıbrıs Sorunu'nun ortaya çıkışında ve adil bir çözüme ulaşılamamasındaki en önemli aktörlerden biri Kilise'dir. Ne var ki, Rum siyasiler ve Rum halkı üzerindeki etkisi; Ada'nın güneyinde artan milliyetçilikteki rolü ve kendi çözümünü geçerli kılmak üzere yaptığı girişimler çoğunlukla göz ardı edilir. Bir yönüyle Kıbrıs Rumları, devletleri, hükümetleri, bürokrasileri, siyasileri, hukukçuları, lobicileri ve din adamları ile aynı hedef için hep birlikte hareket ederler. Ancak bir yönüyle de çatışmalar yaşarlar. Karşılıklı suçlamalar genelde dile getirilen ve hayata geçirilenlerin hedefe ulaşmadaki yetersizliği üzerinden olur. Kilisenin ise hükümet ve siyasilerle çatışması, her zaman bu sebeple olmuştur. Kilise her dönemde siyasileri ve halkı yönlendirmiştir ancak Cumhurbaşkanı da olan Başpiskopos Makarios'tansonra en etkili girişimlerde bulunan din adamı, bugün Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu olan II.Hrisostomos'dur.

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, göreve geldiği 2006 yılından bu yana Helen hedefleri doğrultusunda Kilise'nin tespit ettiği eksiklikleri gidermek, Rum milli kimliğini canlı ve harekete hazır halde tutmak, Kilise'yi de yeniden milli davanın merkezi haline getirmek için aktif bir şekilde çalışıyor. Yaptığı sert açıklamalar ve çıkışların hedefinde kimi zaman Türkler, kimi zaman ise Rum siyasiler bulunuyor. Başpiskopos'un Türkleri "düşman" gösteren sözleri, Güney'de Türklere dönük saldırıların arkasında Hrisostomos'un bulunduğu yönündeki resmi açıklamaların yanında biraz önemsiz kalıyor. Ne var ki, Rum milli kimliğini Türk düşmanlığı ile canlı tutma hedefinin bir yönünü de GKRY Hükümeti ve Devlet Başkanı ile giriştiği mücadele oluşturuyor. "Maalesef hiç de iyi gitmiyoruz. Pek çok alakasız ve nafile tavizler verdik. Milli davamızı mahvettik. Siyasilerimizin çoğunda gereksiz bir yılgınlık var"[1] açıklamasında olduğu gibi Rum siyasileri suçladığı da Hristofyas ya da Papadopulos'a karşı muhalefet partisiymişçesine savaş açtığı da görülmüştür. Hrisostomos'un "Türkiye tarafına yüklenmek yerine Rum halkında suçluluk duygusu yaratıldı, Ada'nın Türkleştirilmesine yol açan yanlış politikalar izlendi"[2] açıklamaları da Kilise'nin siyasi etkinlikte hükümetle yarıştığının ve iktidar kavgasına giriştiğinin göstergesi olarak kabul edilmektedir. Dahası, Osmanlı İmparatorluğu döneminde edindiği Ulusal Liderlik[3] rolünü yeniden canlandırmaya ve yeniden Makarios tarzı bir siyasi otorite haline gelmeye çalıştığı izlenimi vermektedir. Ortaklığı bulunan pek çok şirkete iflasını açıklayan Eurocypria Havayollarını da eklemesi, hükümetle ve hatta devletle giriştiği güç mücadelesinde elinde sadece "cennet vaadi"nin değil mali gücün de bulunduğunu ispatlamaktadır.

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos'un Rum milliyetçiliğini canlandırmak üzere gerek Rum Milli Muhafız Ordusu'na hitaben gerekse Rum halkına dönük açıklamaları kadar uluslararası güçlerin desteğini almak üzere yaptığı ziyaretler ve görüşmeler de önemlidir. Tamamı bir hedef doğrultusunda gerçekleştirilen tüm bu girişimlerini ise KKTC topraklarını Kilise olarak ele geçirme çalışmaları taçlandırmaktadır. II. Hrisostomos, Başpiskopos olmasını izleyen yılları bu anlamda iyi değerlendirmiş ve Rum Ortodoks Kilisesi'nin ruhani bölgelerini KKTC topraklarını da kapsayacak şekilde yeniden düzenlemekle işe başlamıştır. Sen Sinod Meclisi'nde alınan kararlarla KKTC topraklarının parça parça Kilise'nin Diyakozluğu içinde ilan edilmesini, buralara metropolit, piskopos ve papazlar atanması ve bu adımı da atadığı din adamlarını, KKTC'deki ayinlerde görevlendirmesi izlemiştir. KKTC'nin izinsiz ayinler ile görev ve yetkileri akredite edilmemiş din adamlarına izin vermemesi ise Türkiye'nin "insan hakları ve dini özgürlüklere saygı göstermediği" suçlamasıyla Vatikan'da, Brüksel'de ve ABD'de şikayet edilmesi sonucunu doğurmuştur.

Hrisostomos'un öncelikli hedefi, Türkiye üzerinde bu kez Kıbrıs vesilesiyle "dini özgürlükler" yoluyla uluslararası baskı oluşturulmasıydı. Nihai hedefinin ise bunun ötesine geçerek "cemaatsiz kiliselerde ayin düzenlenmesi" aşamasına ulaşmak ve ardından eksikliği hissedilen cemaati taşımak olduğu kesin. Hrisostomos'un bu oldukça cesur, pervasız, nihai hedefe ulaşmada elini çabuk tutan ve açıktan yapılan girişimleri, Türkiye'deki cemaatsiz kiliselerde düzenlenen ayinleri hatırlatıyorsa da en büyük benzerlik "dini özgürlükler" söyleminin kullanılmasıdır. Henüz ortada olmayan cemaatin dini özgürlükleri…

Başpiskopos'un Çözüme Etkisi

Kilise yok olmamak, etkisizleşmemek için tüm gücünü eski Komünistler de dahil olmak üzere Rum siyasilerinin önüne geçebilmek ve Rumlardaki Kiliseyi besleyecek milliyetçilik duygusunu "öteki" vurgusunu Türklere yaparak güçlendirmek için sarf etmektedir. Kıbrıs'ta ilk Türk kanının dökülmesinden bu yana sürdürülen bu tutum, iki halkın bırakalım bir devlet içerisinde bir arada yaşama ihtimalini, yan yana iki komşu devlet olarak barış içinde yaşama ihtimalini dahi bertaraf etmektedir.

Rum Ortodoks Kilise Başpiskoposu II. Hrisostomos, en önemli misyon olarak Rum milliyetçiliğini aktif ve canlı tutmayı belirlemiştir. Kendisine ikinci misyon olarak da "siyasilerin beceremediği", "Kıbrıs'ın tamamını Rum toprağı yapmak" hedefine ulaşmayı seçmiştir. Bir yandan "Kıbrıs'ın Helen olduğu" fikrini gerçeğe dönüştürmek üzere KKTC topraklarını Kilise'nin ruhani bölgesi ilan ederek ve buralara ayin yapmak üzere Güney'den din görevlisi atayarak Ada'nın tamamını gerçekten Helenleştirmeye çalışmakta bir yandan da bu girişimleriyle siyasi çözümden önce gelecek bir Kilise çözümünü dayatmaya çalışmaktadır. Müzakereler yoluyla gelecek siyasi çözümün bir şekilde, öyle ya da böyle Rum taleplerinin tamamını karşılayamayıp hiç değilse "azınlık hakları" çerçevesinde Türklere bir takım haklar verilmesini gerektireceği düşünülecek olursa Kilise'nin seçtiği yolda gerçekten de Rum siyasilerin önünde gittiğini kabul etmek gerekir. Rum siyasilerin de muhataplarını müzakerelerle oyalayarak Rum taleplerine tam olarak uyacak bir çözüme kâh Türkiye'ye kafa tutan Kıbrıslı Türklerin sayısının artması, kâh Kıbrıs Türkünden vazgeçmiş bir Türkiye sayesinde ama illa ki Türkiyesizleştirilmiş KKTC ile ulaşabileceklerini hesapladıkları dikkat alınınca Kilise'nin girişimlerinin aslında isteksiz görünen kabullerle karşılandığı da düşünülebilir. Ancak Kilise'nin güçlenmesi, AKEL için milliyetçilik ve Ortodoks merkezli muhafazakârlıktan her koşulda rant sağlayan DİKO ve DİSİ karşısında gerileme anlamına gelecektir. Dolayısıyla iktidardaki AKEL de Mayıs ayındaki seçimlerde, son başkanlık ve parlamento seçimlerinde yaptığı gibi Makarios sembolü eşliğinde milliyetçi kanadın oylarına yönelecektir. Türkler, her halükarda milliyetçiliklerini daha da keskinleştiren iki grubun birbirleriyle giriştiği güç mücadelesinin "seçilmiş ötekisi" konumunu koruyacaktır.


(Makalenin tamamı için bkz. Gözde Kılıç Yaşın, Kıbrıs'ta Kilise Siyaseti ve Başpiskopos'un Çözüme Etkisi, 2023, Mayıs 2011, Y.9, S. 120)

[1] Rum Başpiskopos II..Hrisostomos: Tükler Ortadoğu'nun Tamamını İstiyor, 22 Mart 2011, Cihan Haber Ajansı

[2] Kıbrıs Rum Kesimi'nde Siyasi İrade ve Kilise Yönetimi Karşılıklı Güç Kavgasına Tutuştu, Bugün, 27 Aralık 2010

[3] Miladi 46'da Aziz Barnabas (Varnavas) tarafından kurulduğuna inanılan kilise 413'de bağımsız olmuştur. 1191'e kadar Bizans'a, dolayısı ile Patrikhaneye bağlı olan kilise, 1571'e kadar Katolik egemenliğinde kalır. Bu tarihten sonra adanın Osmanlıların eline geçmesi ile Ortodokslar kendi dini liderlerini rahatça seçebilirler. Osmanlıdaki düzenleme ile Kilisenin Başpiskoposu, Kıbrıs'taki Ortodoks halkın "ulusal lideri" konumuna gelir ve "Demosgerendos" adı verilen halk şurasının da başkanıdır. Bu statü 1878'den sonra adanın İngiliz hakimiyetinde olduğu yıllarda ve sonrasında da devam eder. Bu nedenle Kilise ve kilisenin başı olan Başpiskopos çeşitli dönemlerde adada meydana gelen siyasi olaylarda aktif olarak rol oynar. Nitekim Kıbrıs Kilisesi Başpiskoposu Makarios III'ün, Cumhurbaşkanlığına kadar yükselmiş olması da Osmanlıdan beri devam eden dini liderin bu konumu ile izah edilebilir. Bkz. Salih İnci, Dinler Tarihi Açısından Heybeliada Ruhban Okuluna Genel Bir Bakış, Yayınlanmamış Doktora Tezi (Prof. Dr. Mehmet Aydın) , Selçuk Üniversitesi, Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilimdalı, Dinler Tarihi, Konya 2007

Gözde Kılıç Yaşın

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Doç. Dr. Dilek Yiğit   - 26-05-2020

TRUMP, TALİBAN VE COVID-19

Afganistan'da son açıklanan verilere göre COVID-19 vaka sayısı 8.676'a ulaştı; can kaybı 193. Hem Afgan hükümeti hem de ABD hükümeti pandeminin Afganistan'da bir felakete dönüşme riskinden kaygı duymakta.