Srebrenitzsa’ya Doğru “Ölüm Yürüyüşü”

Yazan  11 Temmuz 2010

Srebrenitzsa (Srebrenica) Soykırımı’nın 15. yıldönümü, 11 Temmuz 2010’da, binlerce kişinin katılımıyla Potiçari’deki Anıt Mezar’da anılıyor. Bu sene yapılan büyük törene Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da ilk kez katılacaklar. Srebrenitzsa Anneleri ve tüm Bosna Müslümanları için Türkiye’den sağlanan bu denli üst düzeydeki katılım çok önemli. Eğer bir “anavatanları” olsaydı Avrupa’nın ortasında soykırıma maruz kalmayacaklarını düşünen Boşnaklar için arkalarında güçlü bir devletin bulunması ve onların haklarını uluslararası platformda güçlü bir şekilde savunması en büyük beklentileri. Bu konuda en fazla değil; “tek güvendikleri ülke” de Türkiye. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun girişimleri ile Sırbistan ve Bosna Hersek arasında başlatılan yakınlaşma sürecinin kendileri lehine olacak sonuçlarını büyük bir umutla bekliyorlar. Törene katılacak diğer bir isim olan Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadiç, her ne kadar Srebrenitzsa Anneleri’nce büyük bir protestoyla karşılanacaksa da, aslında bu yeni bir üçlü zirve anlamına geliyor. Tadiç, parlamentodan ancak “Srebrenitzsa’da yaşanan acı olayları kınama” kararını geçirebildiği söyleminde samimiyse törende açık bir şekilde soykırımı ifade etme ve gerçek bir özür dileme fırsatı bulmuş olacaktır. Türkiye yetkililerinin ise sözde Ermeni Soykırımı kararının Sırbistan parlamentosunda, onlarca devletin parlamentosunda olduğu gibi beklemekte olmasını önemsemeyip gerçek bir uluslararası mahkeme kararına da dayanarak Srebrenitzsa’da yaşananları tam mahiyeti ile dile getirmeleri bekleniyor.

Potiçari’deki Anıt Mezar’a 11 Temmuz 2010’daki törenle 800 cenaze toprağa verilecek ancak hala 2000 kayıbın cesetlerine ulaşılamadı. Bosna Hersek'in doğusunda, Sırbistan sınırına 10 km. uzaklıktaki Boşnak kenti Srebrenitzsa, savaş öncesinde resmi rakamlara göre 10 binlik nüfusunun yüzde 80’i Müslüman Boşnaklardan oluşan bir şehirdi. Sırbistan sınırına yakın tüm bölgeler gibi Srebrenitzsa da Sırp planlarında Boşnaklardan temizlenmesi gereken bölgelerden biriydi. Nitekim 1992-1995 yılları arasında süren savaşta en ağır soykırımın yaşandığı şehir de Srebrenitzsa oldu. Srebrenitzsa’yı diğerlerinin önüne çıkaran sadece üç günlük bir sürede 8 bin 372 Müslüman erkeğin öldürülmesi değildi. Birleşmiş Milletler ve özellikle de Srebrenitzsa’da Sırp zulmünden kaçan insanları korumakla görevli olan Hollanda Askeri Birliği’nin bu katliama sadece seyirci kalmayıp Boşnakları zorla Sırplara teslim ederek soykırımın bir parçası olması dünyanın unutamayacağı birkaç günü tarihe yazdırdı.

Boşnaklar, Sırplarca her taraftan kuşatılan şehirde ellerindeki derme çatma silahlarla bir buçuk yıl direnmeyi başarmıştı. BM Güvenlik Konseyi’nin, Bosna-Hersek'te, Saraybosna, Zepa, Tuzla, Gorazde ve Bihaç'ı "güvenli bölge" ilan eden 819 ve 824 sayılı kararı oybirliğiyle kabul etmesi üzerine Boşnakların ellerindeki tüm silahlar toplandı. “Güvenli Bölge”, BM’ce sivillerin yaşamının garanti edilmesi anlamına geldiği için 16 Nisan 1993'ten, soykırımın yapıldığı Temmuz 1995 yılına kadar kentin nüfusu oraya sığınan göçmenlerle 60 bine ulaştı. Nitekim soykırım da BM’in kontrol ve koruması altında yapılmış oldu. Hollandalı BM Barış güçlerinin Srebrenitzsa şehir girişindeki Potoçari bölgesinde, kendilerine sığınmış olan 5 bin savunmasız Müslüman'ı, esir bulunan 14 Hollandalı askeri kurtarmak karşılığında Sırp güçlerine teslim etti.

Müslüman Boşnaklar, saldırıya karşı koymak için, daha önce teslim ettikleri silahları Hollandalı askerlerden geri istedilerse de Hollandalılar bunu reddederek Sırp katliamına zemin hazırladılar. Hollandalı askerler tek bir kurşun ile atmadan Srebrenitzsa’yı boşaltarak yakındaki Potoçari kampına çekilirken yaklaşık 25.000 Boşnak da kampa doğru kaçmıştı. Bunlardan 6 bin kadarı kampa girmeyi başarırken geri kalanı ya kampın çevresinde toplandılar veya Tuzla’ya gitmek üzere dağlara kaçtılar. Sırpların Hollandalı BM Barış Gücü askerlerinden teslim alıp kadınları ve çocukları ayırdıktan sonra çoğunu hemen kampın çıkışında öldürdükleri genç ve yetişkin Boşnak erkekler çaresizce BM’ye bir kez daha sığınanlardı. Sırplara teslim edileceklerini anlayarak yine bir Güvenli Bölge olan Tuzla’ya veya Kladanj’a ulaşabilmek için dağlara kaçan 15 bin kadar Müslüman Boşnak erkeği ise Sırpların ormanda kurduğu pusular bekliyordu. Bazıları için yol 6 gün 6 gece sürdü; bazıları ise neredeyse 6 ay saklanarak yürüdükten sonra Tuzla’ya ulaştı; çoğu ise yolu bitiremedi. Kızılhaç’ın raporlarına göre 8 bin Boşnak da ormanlık alanlarda pusuya düşürülerek hunharca öldürüldü. Bu kaçış “ölüm yürüyüşü” idi. Öleceğini bilerek kaçmaya çalışmak. Yola çıkanlardan çok azı için “kurtuluş yolu” oldu.

Temmuz 1995 yılında Srebrenitsa'dan Tuzla'ya varmak için dağların içinden geçen orman yolunu takip eden Boşnakların kullandığı ve "ölüm yolu" olarak bilinen güzergâh 2010’da da ters istikametten takip edilerek yeniden yüründü. Unutmamak, unutturmamak ve Batı hükümetlerini önlemediği soykırımla yüzleştirmek için Boşnaklar son 6 yıldır Ölüm Yürüyüşü’nü tekrarlıyorlar. Yürüyüşe 1995’te o yolu kullanarak Sırplardan kurtulmayı başaranlar, çocuklarıyla ve kendilerine eşlik eden binlerce gönüllüyle katılıyorlar. Bu yıl da, Tuzla kantonuna bağlı Nezuk köyünden 8 Temmuz 2010’da başlatılan yürüyüş, 10 Temmuz’da Potuçari’deki Anıt Mezar’a ulaşılmasıyla sona erdi. Srebrenitzsa'ya varmak için 110 kilometrelik yolun üç günde katedildiği yürüyüşe geçen yıl katılımcı sayısı 2500 civarındayken bu yıl sayı 5500’e ulaştı. Yürüyüşe, savaş yıllarında Srebrenitsa'da görev yapan ve "Boşnakları Sırplara teslim etmekle suçlanan" Hollandalı askerlerden bir grup da katıldı. Bosna Hersek ve Türkiye bayraklarının taşındığı yürüyüşe Türkiye’den gönüller de katıldı. İzlenen güzergâh 1995’te yakalanan Boşnakların toplu olarak katledildiği, ilk gömüldükleri ve cesetlerin bu ilk toplu mezarlardan çıkarılarak taşındığı ikinci toplu mezarların 7’sini de içeriyor.  Güzergâh üzerinde tespit edilebilmiş en büyük toplu mezarın bulunduğu Crnivrh (Sirnivırh/Siyah Tepe) başında açıklama yapan Kayıp Kişilerin Araştırılması Enstitüsü Başkanı, 4,5 metrelik derinlikte 620 kişinin bedeninin bulunduğunu aktardı. Bulunan cesetlerin 500’ünün bedeni bütün haldeyken geri kalanlarının bazı vücut uzuvları farklı toplu mezarlarda bulunmuştu. Nitekim toplu mezarlar konusundaki en büyük sıkıntı, daha sonra anlaşılmaması ve suçu gizlemek için mezarların Sırplar tarafından karıştırılması ve bir mezardaki kemiklerin bazen dört ayrı toplu mezara dağıtılmasıydı.

Kimlikleri DNA laboratuarlarında tespit edilebilen 800 cenaze bu yıl ki törenle toprağa verilecek. Köyünün yarısının cenaze namazını bu Pazar günü kılabileceğini söyleyen Ramo Kadric de,[1] 1995’te bu yürüyüşü yaparak sağ kurtulan Boşnaklardan biri. Hep aynı duygularla 6 yıldır bu yolu yürüdüğünü anlatan Kadric, “Tek fark etrafta top seslerinin ve yardım çığlıklarının olmaması ve ölülerin üzerine basmamam” diyen Kadric, “20 Nisan 1992 yıllında ilk kurşuna dizilen Müslümanlarla birlikte olduğunu ve şans eseri kurtulduğunu” da ekliyor. Çıkanoviç ise 16 yaşındaki oğlunu da babasının yürüdüğü yolu bilmesi için yanında getirdiğini söylüyor. Gerçekten de yapılan yürüyüşün en önemli özelliği, katılımcıların büyük çoğunluğunun 15-20 yaş arasındaki gençlerden oluşması. Nitekim yine Kadric, Sırpların asıl amacının tüm Boşnakları yok etmek olduğunu söyleyerek şu anda bile Sırpların keşke çocukları ve kadınları da öldürseydik dediklerini çünkü o zaman beş yaşında olan bir çocuğun bugün asker yaşına gelmiş bir delikanlı olduğunu sözlerine ekliyor.

Soykırımın başarıya ulaştığının bir delili olarak Srebrenitzsa bugün, Bosna Hersek içerisindeki Sırp Cumhuriyeti’nin (Republika Sırpska) yönetimi altında. Sırplar bu toprakları savaşarak kazanmadı. Güvenli bölge olduğu inancıyla bölgeye sığınan Müslümanları, hiç zorlanmadan teslim alıp onlara kazdırdıkları büyük çukurlara canlı canlı iterek ya da birbirlerine bağlayıp kurşuna dizerek ya da ormanda çarmıha gerip öylece ölüme bırakarak ya da vakitleri varsa vücut uzuvlarını yavaş yavaş keserek öldürdüler. Sırpların evlerine zafer kazanmış gibi yerleşmesini istemeyen ve evlerine dönmek isteyen Boşnaklar ise büyük bir baskıya ve açıkça yapılan tehditlere maruz kalıyor.

Srebrenitzsa’dan yükselen sessiz çığlık hiç bitmeyecek. TRT, her yıl olduğu gibi bu seneki törenleri ve sessiz çığlıkları, Mavi Kelebeğin İzinde programıyla tören alanından gün boyu ekranlara taşıyor. Bu sene törenlere ilk kez katılan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da binlerce kişiyle birlikte soykırımın görünen yüzüne bizzat şahitlik edecekler. “Lanet olsun” nakaratı ile dillere dolanan marşı, binlerce mezar ve onların binlerce yakınını görerek dinleyecekler. Tadiç’e hiç değilse Dayton Anlaşması’nın “göçmenlerin geri dönüşü” ile ilgili maddelerinin uygulanması ve dönenlerin insanca yaşamasına izin verilmesi konusunda Bosnalı Sırpların ikna edilmesi mesajının iletilmesine yetecek kadar vakit olacaktır. Bosna Hersek halkları arasında kalıcı barışın tesisi için ön şart olan sorumluların tutuklama ve yargılanma sürecini hızlandırmak amacıyla tüm ilgili yerel ve uluslararası yetkililerin dikkatini çekmek için de 11 Temmuz’daki tören iyi bir fırsat olacaktır. Konuşma fırsatı bulduğumuz Boşnakların Türkiye Başbakanı’na iletmemizi istedikleri mesaj hep aynıydı: “Bizi unutmayın, bizi burada yalnız bırakmayın”

 

Srebrenitzsa-Bosna Hersek



[1] Ramo Kadric ile Crnivrh’da 8 Temmuz 2010’da yapılan söyleşiden.

Gözde Kılıç Yaşın

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-08-2019

Kıbrıs'ta Türk kimliğini silme operasyonu

2007 sonrasında başlayan açılım politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta, Ocak 2013'te başlayan sözde çözüm süreci gerçekte büyük bir yıkım süreci olan PKK terör örgütüyle müzakereler olmuştu.