Türkçenin Balkan Dillerine Etkisi ve Balkan Dillerindeki Türkçe Kelimeler

Yazan  09 Temmuz 2007
Dil,insanlar arasında anlaşma ve iletişimi sağlayan tabii bir vasıta; kendine has kanunları bulunan ve bu kanunlar çerçevesinde büyüyen, gelişen,değişen canlı bir varlık;kökü tarihin karanlık çağlarına dayanan gizli bir anlaşma sistemi;seslerden örül

Diller, milletlere aittir. Her dil, ait olduğu milletin benliğinin, kimliğinin, kişiliğinin ve bunları oluşturan unsurların aynası, göstergesi durumundadır. Milletlerin insanlık tarihi içindeki macerasını dillerindeki gelişmelerden takip etmek mümkündür. Dolayısıyla şehirleşmiş, medenîleşmiş, kültür dili olma özelliğini kazanmış hiçbir dil doğduğu gibi kalmaz. Çeşitli kaynaklardan, çeşitli yollarla beslenir, büyür, değişir ve zenginleşir. Bu değişmeden dilin kendi imkânları kadar diğer bazı unsurları da etkili olur. Mesela, din değiştiren bir milletin diline, yeni kabul edilen dille ilgili kavram ve terimler yerleşir, çoğu zaman eski dilden kalan kavramlarla yan yana kullanılır. Bilim ve teknolojide geri kalmış toplumlar, üretici toplumların dilinden, bu alanlarla ilgili kavram ve terimleri, aldıkları teorilerle, hükümlerle, ürünlerle birlikte kendi dillerine naklederler. Coğrafya değişiklikleri, savaşalar, ticarî ve kültürel ilişkiler, dil unsurlarının alış-verişi konusunda diğer önemli etkenlerdir. Bu tür alışverişler, sık mekân değiştiren göçebe kavimlerde ve imparatorluklarda çok daha yaygın biçimde görülür. Nitekim İngiliz şairi Lord Byron, "İngiltere üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk kaybetti fakat İngiliz dili 30.000 kelime kazandı." sözleriyle bu gerçeği vurgulamaktadır.

Konuya Türkçenin Balkan dillerine etkisi açısından akıldığında, yukarıdaki gerçeklerden birçoğunun bu alan içinde geçerli olduğu görülür. Bir başka ifade ile Türklerin Balkanlarla ilişkileri tarihin en eski dönemlerinden beri yoğun bir biçimde sürmektedir ve bu ilişkilerin dile yansıması kaçınılmazdır.

Türkler, milat öncesi dönemlerden itibaren siyasî, sosyal, iktisadî sebepler başta olmak üzere birçok gerçeklerle Asya'dan göç etmişlerdir. Bu göçlerin bir bölümü Avrupa ve Balkanlara yapılmıştır. Bu yöreye gelen Türk boyları arasında Sabirler, Ogurlar, Hunlar, Avarlar, Peçenekler, Oğuzlar (Uzlar) ve Kumanlar ilk sıraları almaktadırlar. M.S. 4.yy.'dan itibaren Hunların, Macarların, Avarların ve Bulgarların doğu, orta ve güney-doğu Avrupa'da devlet kurdukları düşünüldüğünde, nüfuslarının yoğunlukları hakkında bir kanaate varmak mümkün olmaktadır. Ayrıca Türkiye Selçuklularından ve Anadolu beyliklerinden bazı grupların Avrupa'ya geçtikler bilinmektedir. Ancak Balkanlardaki asıl ve uzun süreli etkin Türk varlığı Osmanlı dönemine aittir.

Bölgede,14. yy. ortalarında başlayan Osmanlı fütuhatı 16. yy'ın ilk yarısında Balkan yarımadasının Türk hâkimiyetine girmesiyle sonuçlanmış, fütuhatla birlikte Anadolu'nun değişik yerlerinden çok sayıda Türk, bölgeye göç ederek yerleşmişlerdir. Özellikle sınır boylarına yönelen göç ve iskânlarda öncülüğü Türk dervişlerinin yaptığı görülmektedir. Beraberindeki Türkmen topluluğu ile 1262- 1263 yıllarında Dobruca'ya yerleşen Sarı Saltuk, gazilerle birlikte Rumeli'ye geçen Seyyid Ali Sultan ve Abdal Musa, kurdukları zaviyelerle, yeni yerleşim bölgelerinin ve bölgede kurulan Türk köylerinin öncüsü olmuştur.

Osmanlı hakimiyeti ve buna bağlı olarak Türk nüfusunun yoğunlaşmasıyla birlikte Balkanlarda Türk dili ve kültürünün de yaygınlaştığı görülür. Osmanlı Türkçesi siyasî, iktisadî, sosyal şartlardan ve sebeplerden dolayı itibar edilen, kabul gören dil olmuştur.

Güçlü bir devlet yapısı ve bu devlet bünyesinde ortak egemenlik altında yaşamak, toplumdaki hareketliliği ve geçişgenliği sağlayan ana unsur olarak ortaya çıkmış; bu egemenlik alanında serbestçe dolaşıp ticarî ve sosyal ilişkiler kuran topluluklar kültürel hareketliliği, değişmeyi, etkileşmeyi, ve benzeşmeyi müştereken gerçekleştirmişler; ortak bir dile, kültüre ve bunlarda sürekliliğe ulaşmışlardır. Esasen imparatorluk içinde hakim kültür olan Osmanlı Türk kültürünün, imparatorluk bünyesindeki diğer kültür ve dilleri etkilemesi tabiidir. Bu etkinin Balkan sahasında yayınlarla desteklenerek arttığı ve süreklilik kazandığı da bir gerçektir. Nitekim Osmanlı döneminden günümüze kadar sadece dergi alanında Yugoslavya'da 20, Batı Trakya'da 17, Bulgaristan'da 24, Romanya'da 5 Türkçe derginin yayınlandığı ve bu yayınların Türkçe'nin yaygınlaşmasında, Balkan dillerindeki Türkçe kelimelerin yerleşmesinde önemli rol oynadığı görülmektedir.

Balkan dillerindeki Türkçe kelimelerin varlığını, sadece yazılı kaynaklarla ve metinlerle sınırlamak doğru olmayacaktır. Süresi 500 yılı aşan müşterek yaşayış hayatın her safhasını etkilemiş, mimarîden askerî hayata, oda tefrişinden mutfağa, akrabalık isimlerinden tabiata, hukuk ve idareden edebiyata kadar bütün sahalarda dildeki kavram ve terimler aracılığı ile kültür aktarımı yapılmıştır. Sırp-Hırvat sahasında imar ve şehircilikle ilgili avlu, baca, bağlama, bahçe, basamak, bedesten, bodrum, bostan, çardak, çeşme, çarşı, dükkân, hamam, hendek, kahvehane, kafes, kapı, karakol, kasaba, kat, konak, kerpiç, köprü, kule, mağaza, mahalle, meydan, meyhane, oda, ocak, pencere, raf, sokak ve benzeri kelimeler; birçok bölgede tefriş ile ilgili olarak kullanılan yastık, yorgan, yatak, çarşaf, kilim, seccade, halı ve benzeri kelimeler, giyim-kuşam adları ve yemek isimleri bu konulara verilebilecek yaygın örneklerden sadece birkaçını oluşturmaktadır. Toplumlar arasında dil aracılığı ile yapılan kültür aktarımı elbette tek taraflı değildir. Ancak hakim kültürün daha çok etkilendiği de bir gerçektir. Muhtelif kaynaklar esas alınarak Balkan dilleri arasında Türkçe kelimeler bakımından yapılacak bir kıyaslama bu duruma açık bir örnek teşkil edecektir.

Türkçe'de Yunanca asıllı 900 kelime olmasına karşılık bugünkü Yunanca'da Türkçe asıllı kelime sayısı 3000'nin üzerindedir (C.Cookis, Türkçe'den Geçme Yunanca Kelimeler Sözlüğü, Atina 1960).

Romence, Bulgarca, Makedonca, Sırpça, Hırvatça ve Boşnakça'da Türkçe asıllı kelime sayısı, Yunanca'dan daha çoktur (Miklosich, Die Turkischen Elemente inden Südost-Europaeischen Sprachen, 2c., Viyana 1884). Bulgarca'da Türkçe asıllı kelime sayısı 5000 civarındadır (Türk Kültürü, Nu: 83, s.76). Sırpça'daki Türkçe kelime sayısı ise 9000'dir. (A.Skaljic, Turcizmi u Srpskohrvatskom Jeziku, Sarajevo 1966). Arnavutça'da ise her üç kelimeden birinin Türkçe olduğu bilinmektedir (Y.Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, cilt 11, s.55, İstanbul 1978). Bu konuda Stejan İlveç, Najden Gerov, Aliya Nametak, Popoviç, Abdullah Şkalyiç, Mile Körvezirovski ve Kevser Seyfullah'ın yaptıkları araştırmalar yukarıdaki rakamları teyid edici niteliktedir.

Türkçenin Balkan dillerine etkisi sadece kelime alışverişi ile sınırlı değildir. Balkan sahasında Türkçe atasözleri ve deyimler, ya bazı ses değişimleri ile aynen ya da kendi dillerine aktarılarak kullanılmaktadır. Mesela Makedonca'da yüzlerce Türk atasözü ve deyimi bulunmaktadır. Sadece Ustruga kenti ve civarında yaşayan Makedonlar arasında yapılan bir derlemede 300 civarında Türk atasözü ve deyimi bulunduğu belirlenmiştir (Mr. Melahat Hamza, Sesler Dergisi, sayı 314- 315, s:s Üsküp 1997). Çevren Dergisinde yayımlanan bir araştırmada ise Bulgarca'da kullanılan 638 atasözü ve deyim metinlerle birlikte verilmiştir.

Türkçe kelimelerin, ifade ettikleri kavram ve motiflerle birlikte Balkan sahası edebiyatlarında yaygın biçimde yaşadığı, edebî metinlerde kullanıldığı ve edebiyatı etkilediği, çeşitli örneklerde görülmektedir. Mesela, Türkçe'deki "hikâye" kelimesi Arnavutça'da "hikâhekeye" şeklinde bulunmaktadır, "mesel-mesele" şeklinin kullanıldığı da görülmektedir. Türk halk masallarından bir bölümünün Arnavut halk masallarına doğrudan gittiği de bir vakıadır. Ayrıca Türk Alp-Ereni Sarı Saltuk hakkındaki birçok efsane halk arasında söylenmekte; "Tahir ile Zühre" başta olmak üzere bazı Türk halk hikâyeleri; Nasreddin Hoca ve Bekri Mustafa fıkraları da yaygın bir biçimde yaşamaktadır.

Türkçe'nin daha canlı bir şekilde yer aldığı bir başka edebî tür türkülerdir. Kosova ve Makedonya bölgelerinde birden çok dilde söylenmiş halk türküleri oldukça yaygındır. Bu türe giren bazı Kosova türkülerinden Arnavutça, Hırvatça ve Türkçe kelimeler, tabirler, mısralar yer almaktadır. Bazı Türkülerde alıntı kelime seviyelerinde olan Türkçe varlığı bazı türkülerde mısralar, bazı türkülerde de nakaratlar şeklinde görülmektedir.

Türkülerin dışında, halk edebiyatında, özellikle epik şiirlerde önemli ölçüde Türkçe kelime bulunmaktadır. Yugoslav şair Grgo Martiç, 1858'de hazırladığı bir şiir antolojisinin önsözünde, şiirlerdeki Türkçe kelimelerin çoğunluğuna dikkat çekerek, bunların geniş halk kitleleri tarafın anlaşılması için kitabın sonuna bir sözcük eklemek ihtiyacı duyduğunu kaydeder.

Balkanlardaki eski dönem edebiyatçılarının yanında modern devir edebiyatçıları da kendi dillerinde yazdıkları eserde Türkçe kelimeleri önemli ölçüde kullanmaktadır. Bunların arasında en çok tanınanlardan birisi İvo Andriç'tir. Onun birçok hikâye ve romanında Türkçe kelimelere (ilmî tabiri ile Türkizmlere) çokça rastlanır. Türkizm sadece Saffet Basagiç, Musa Câzim Çatin, Hasan Kikiç, Ziya Dizdareviç, Hamza Humo, Musa Selimoviç, Kâmil siyariç gibi Müslüman asıllı yazarlarda değil, Sırp-Hırvat asıllı Petar Koçiç, Şantiç, Andriç, Samokovliya ve Çoroviç'in eserlerinde de görülmektedir. Sırp-Karadağ ve Makedon yazarları için de durum aşağı yukarı aynıdır. Anton Panov, Risto, Kirle, Vasil İliyaski, Gorgi Boyaciev gibi yazarların eserlerindeki Türkçe kelimeler bir sözlük oluşturacak kadar çoktur.

Şiirlerinde Marksist ideolojiyi işleyen şair Koço Raçin de çok sayıda Türkçe kelime kullananlardandır. Raçin, "Sturga'da Dükkanım Olsa" isimli şiirinde 23 Türkçe kelime kullanmış, bunların bazılarını da tekrarlamıştır. Bu kelimeler: Zanaat, çarşı, dükkân, pazar, mağaza, altın, çekmece, kundura, oda, bahçe, sevda, izbe, nemli, kule, kaynar, imam, nalin, kepenk, ustabaşı, borç, alet ve veresiyedir. "Raçin Tutuniberaçite (Tütün Toplayan)" şiirinde ise şiirin anlam ve mesajını yüklenmiş üç kelimeyi (kantar, tunç, tütün), Makedonca veyaSlav dillerinde karşılıkları olduğu halde Türkçe'den seçerek kullanmıştır. Bu tavır, Makedon bölgesinde Türkçe'nin yaygın olduğunu gösteren bir örnektir.

Bütün bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak mevcut örneklerden hareket ederek şu sonuca varma imkânı da bulunmaktadır:

Balkan sahasında kullanılan dillerde çok sayıda Türkçe kelime mevcuttur. Bu kelimeler, 14. yy.'dan başlayarak siyasî anlamda 1912 yılına, kültürel anlamda ise günümüze kadar süren birlikte yaşamın neticesidir. Tarihî yönden bu kadar uzun süre birlikte olan ve kültürel müşterekleri bulunan toplumların hayatın her safhasında olduğu gibi dil alanında da alışverişte bulunması gayet tabiidir. Özellikle kültürel alandaki alışverişler, dünde olduğu gibi, bugünde ve gelecekteki birlikteliklerin temeline oluşturması bakımından önemlidir.

Dursun DAĞAŞAN

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Üyesi

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Suinbay Suyundikov   - 30-09-2020

Dondurulmuş Sorun Dağlık Karabağ Erimeye Başladı

Dünyanın çözüme kavuşamayan en eski ihtilaflı bölgelerinden biri de hiç kuşkusuz Dağlık Karabağ sorunudur.