Biden ile İran’da bir İlkbahar Beklentisi


Biden ile İran’da bir İlkbahar Beklentisi

Yazan  07 Aralık 2020

Biden yaklaşık bir ay içinde,Beyaz Sarayı Trump’dan devir alacak. Ama şimdiden hem dışişleri ve savunma ekibi, hem de dış politika stratejisi belli.

İran ile ilgili olarak yine üç ana başlık gündeme damgasını vuracak: Bunlardan ilki ABD nin JCPO (Joint Comprehensive Plan of Action) yani nükleer anlaşma ile ilgili tutumu ve 2015 anlaşmasındaki tarafların yeniden anlaşmaya davet edilmeleri.  İkincisi, ABD nin İran’a karşı uygulanan yaptırımları ne kadar zamanda ve hangi koşullara bağlı olarak kaldıracağı. Nihayet üçüncüsü, İran’ın, İsrail ve Körfez Arapları ittifakına karşı tutumunu yumuşatması ve İsrail’i tanımaya ikna edilmesi.Tabii bu üçüncü başlık becerebilirse Biden farkı olarak tarihe geçecektir.

Biden yönetiminin çok taraflılığı yeniden rayına oturtması şimdien büyük beklenti. Trump’ın “ Önce Amerika (America First)”söylemi, Biden döneminde ABD nin küresel çıkarlarının kollanması söylemi ile yumuşatılacaktır.Önce ülke içi sorunlara yönelecek gibi gözüken Biden yönetimi için bu,küresel platformda, bencilikten arındırılmış bir yaklaşımın ifadesi. Eğer dünyanın netameli bölgelerinde barış ve normalleşme süreci başlarsa, bu önce o bölgelerde bulunan ülkelerin, sonra gerek NATO aracılığı ile gerekse kendi başına dünyanın jandarması görevini üstlenen ABD nin askeri ve siyasi yükünü azaltacaktır. Biden yönetiminin yeni sorunlar çıkarmaktansa, mevcut sorunları çözmeye yönelik yaklaşımını bu mantığın şekillendireceğini sanıyorum. Bu bağlamda, eğer İran’ın küresel iktisadi ve siyasi sistemle bütünleşmesi, Orta Doğu’da bölgesel barışa daha fazla hizmet edecekse, Biden yönetiminin elbette ön koşullarla bu ülke ile uzlaşmacı bir sürece yönelmesi beklenmeli. İyi yetişmiş insanı ve sahip olduğu yüksek teknoloji de dâhil kaynaklarını yaptırımlar olmadan değerlendirebilmesi, İran’ı şimdi karşısında yek pare duran komşuları ile daha iyi ilişkiler kurmaya teşvik eder mi? Belki evet, belki hayır. Ama İran öyle sonsuza kadar küresel sistemin dışında tutulacak bir ülke değil. Biden yönetimi bunu takdir ediyor olmalı.

Salgın ve Yaptırımların Pençesinde ve Yeni bir Seçim Arifesinde

Tahminen 450 milyar dolarlık Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla düzeyi olan İran’ın 82 milyon nüfusu var. Ekonomisi büyük ölçüde hidrokarbon ağırlıklı, tarımsal özellikler taşıyan, ama imalat sanayi dallarında sınırlı da olsa çeşitlendirmesi olan bir ülke.  2019-2020 dönemi için resmi olarak bildirilen ekonomik küçülme yüzde 7. Ama sadece petrol sektöründeki yüzde 38.7 oranındaki daralma bile, ülkedeki gayri resmi ekonomik küçülme için bir fikir vermeye yeterli. Aynı dönemde enflasyon oranı yüzde 41.9, işsizlik ise yüzde 10.7 olmuş. Artan işsizliğin yarattığı faaliyet daralması kadar neden olduğu refah kaybı ve artan yoksulluk da şimdi salgın ve yaptırım pençesinde kıvranan İran için önemli sorunlar.  İran Riyalinin değer kaybı mezkûr dönemde İran ihracatı için bir rekabet üstünlüğü imkânı olarak görünse bile dış piyasa sınırlı olduğu için faydasız. İran dışardan yasal kanallarla borçlanamaz, yabancı sermaye gelemez. Yaptırımlar bunların önünde en önemli engel. Mali transferlerin yasal yollardan yapılamaması sarrafiye ile yürütülen işler dolayısı ile hem İran, hem de bu işe aracı olan komşu ülkeler ve eşhas için hala baş ağrısı.

İran 2016 yılından bu yana piyasa reformları yapma gayreti içinde. Ama doğru dürüst bir dış piyasa açılımı olmadan, geniş bile olsa sadece iç piyasasının sınırları içinde bunu başarı ile sonuçlandırması mümkün değil. Özellikle 2019 ve 2020 yılı önce dozu giderek artan “akıllı” yaptırımların, sonra salgının etkisiyle ile İran’ın sürdürülebilir bir ekonomik refah beklentisi bir hayli irtifa kaybetmiş durumda. Bilim, teknoloji ve kültürel mükemmeliyet planları da bir başka bahara ertelenmiş gibi.Ama şimdilik geçtiğimiz Ağustos ayında,18 Haziran 2021 de yapılacağı ilan edilen Başkanlık seçimleri ile ilgili bir erteleme yok.

Salgın gölgelese bile İran’daki reform rüzgârları, hali hazırda görevde bulunan yönetimi, acilen ülke ekonomisini biran öce düze çıkaracak, ülkenin kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirecek, sağlık sektörlerini güçlendirecek ve tahrip olmuş alt yapıyı yeniden inşa edecek önlemleri en rasyonel biçimde almaya zorlamaya devam ediyor. Petrol ve doğal gaz sektörlerinin bu bağlamda, reform ve yeniden yapılanma listesinde yer alması fevkalade önemli. İran’ın ülkede henüz kullanıma açılmayan 14 petrol kuyusunu faaliyete geçirmesi gerekiyor. Yaklaşık 500-600 milyon dolarlık bir harcama ile bunları yapabileceği iddia ediliyor. İran sınır kapılarında sıraya girmiş pek çok yabancı ülke var. Özellikle İngiltere ve Fransa böyle bir fırsata çoktan hazır. Açıkçası İran da yabancı ortaklıklara hazırsa, Biden’ın ön ayak olacağı yumuşama, İran’ın nabzına şerbet olabilir. Bu arada 2020 boyunca üretim kısıtlamasına giden OPEC+ nın, 2021 de üretimi arttıracağını açıklaması, İran için de sağlanacak yeni uzlaşma döneminde, üretime açacağı ve ıslah edeceği kuyulardan uluslararası piyasalara satış imkânı anlamına gelecektir. Ancak bu konuda İran’ın da mutlaka OPEC+ dan üretim kotası artış kararlarında adalet beklentisi olacaktır. Halen günde yaklaşık 3.4 milyon varil petrol pompalayan İran, bu açıdan da hem ABD ile yumuşayacak ilişkilere, hem de OPEC+ nın karar ve yaklaşımlarına odaklanmış olmalı.

ABD den Esecek Bad-ı Saba İran’a Baran-ı Nevruz Bırakır mı?

Salgın ve kış, geçmiş yıllarda sesini duyduğumuz barışçı “Etiraz” hareketinin yeniden canlanmasını engellemiş gibi. Bu sürerse İran nispeten daha sakin bir seçim sath-ı maili yaşayabilir. Ama geçmiş yıllarda olduğu gibi insanların “önce İran. Neden kıt kaynaklarımızı, Hizbullah’a, Hamas’a, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki milislere harcıyorsunuz da, İran refahının hizmetine vermiyorsunuz?” diye haykıramaması büyük bir eksiklik.Tabii reform sözü ile işbaşına gelen Ruhani hükumetinin, çok da başarılı olamaması, beklendiği gibi dışarıdaki asker ve milisleri çekerek savunma bütçesini rahatlatamaması da reformist adaylara karşı duyulan güveni aşındıran bir etken oldu. Ayrıca, halen başkanlık seçimleri için adı geçen( veya adı resmen açıklanan) adaylar arasında Ruhani çizgisinde pek az reformist adayın olması, Orta Doğu’da yeni şekillenen Arap-İsrail ittifakına karşı İran’da sessiz ve derinden bazı tepkilerin de gelişmekte olduğuna işaret edebilir. Bu da İran’a zeytin dal uzatma eğiliminde olan Biden yönetimi için bir motivasyon eksikliği yaratabilir. Trump yönetiminin giderayak İran’a karşı uygulamaya başladığı yeni yaptırımlarda bir taraftan bu karşı tepkileri güçlendirebilir. Diğer taraftan Biden yönetimine daha fazla umut bağlanmasını sağlayabilir.

Ama Biden’ın müttefikleri ile uzlaşarak yaptırımları yeniden gözden geçireceğini ve bir kısmını iptal edeceğini açıklamasınına İran’da karşılık bulması için yeni ABD yönetimi ile İran arasında bir güven tesisine ihtiyaç olduğu muhakkak.Geçen hafta İran Dışişleri Bakanı Zarif, Biden Yönetimi JCPOA e geri dönmedikçe, İran’ın müzakere masasına oturmaya niyeti olmadığını açıkladı. İran’ın talebi JCPOAin çok taraflılığının korunması ve yeniden başlayacak müzakerelerin sadece ABD ile değil, P5+1 de yer alan diğer ülkelerle aynı anda yürütülmesi. Bu aslında Biden yönetiminin işini kolaylaştıracak makul bir talep. Güven tesisi için de önemli bir ilk adım olabilir. Bu arada tabii Zarif, dış politikada dereyi görmeden paçayı sıvamayacaklarını açıklarken, aslında görüşmelere hazır olacaklarını da duyurmuş oldu.

Eğer, Biden yönetimi ve BM güvenlik konseyindeki ortakları Nevruz’a kadar, anlaşmaya eklenecek yeni hususların hazırlığını tamamlayabilirlerse ve hazırlanan yeni uzlaşma zeminine dayanarak yaptırımlar kaldırılmaya başlanırsa, bu İran’da, seçim öncesinde reform yanlısı adaylara destek sağlayabilir. Yine de bahar aylarında başlaması muhtemel olan yeni nükleer görüşmelerin İran seçimlerinde nasıl etkili olacağını şimdiden kestirmek kolay değil.

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar